Bölüm 6 Karakol

avatar
175 0

Zoraki kahraman - Bölüm 6 Karakol


Tıngır mıngır at arabasıyla birkaç saat yolculuk yaptık. Ya da bana öyle geldi buradaki zaman hakkında en ufak bir fikrim yok. Yollar düzgün olmadığı için doğru dürüst uyuyamadım bile.

“HOOOOOOOO"

Ho amk ho. Ne bağrıyosun uyumaya çalışıyoruz 

“Kıpırdayın!”

Manyak herifler bi durun anladık. Bizim şişko yolda 2 kere kustu her taraf kusmuk içinde zaten. Doğru düzgün bir hayat yaşayamayacak mıyım ben.

“Kıpırdayın dedim size!”

Ben zaten arabadan indim sarhoş şişkoya söylüyor bunu

“Kıpırda dedim sana şişko. Ne diye uyuyorsun yolda da kusup durdun! Arabayı dilinle temizleteceğim sana!”

Haha görmek isterdim gerçekten 

“Sen niye gülüyorsun!”

Tutamadım kendimi ya sikiyim

“Afedersiniz kendimi tutamadım.”

“Evet evet her neyse"

Sonunda şişko uyandı ve bizi yaka paça koca binaya götürdüler. Burası şehrin dışındaydı. Ya da şehir kocamandı? Emin değilim yani yeni geldim bu dünyaya sonuçta

“Rapor veriyorum! İhbar üzerine Sarhoş olup insanları rahatsız edeni yakaladık!”

“İçeri tıkın şu şişkoyu ayılana kadar tokatlayın!”

“Emredersiniz!” dedi ve şişkoyu da alıp götürdü.

“Kanlar içindeki adam kim?”

Masum bir adamım

“O bir katil! Şehir meydanında gezerken yakaladık!”

Hay sikiyim al başına belayı

“Afedersiniz ben bir katil değilim.”

“Kanıtlayabilir misin?”

“Efendim bu kan benim kanım. Köy dışında canavar ağacın altında uyuyordum. Efendi Radis ve Kalin o canavarla savaştı ve onu öldürdü. Ben ağaç tarafından bir darbe aldım. Ceketimdeki ve gömleğimdeki yırtık da böyle oluştu (o sırada sırtımı dönüp gösterdim) “

“Yara izin nerede yalan söylediğin çok açık!”

Hayır aptal piç doğruyu söylüyorum. Ayrıca buna mı takıldın amk canavar ağacın altında uyudum dedim az önce

“Efendim benim becerim ölümsüz beden. Yaralarım hemen iyileşiyor. Efendi Radis parlama ile kolumu kopardı ama kolum geri geldi. Inanin bana doğruyu söylüyorum!”

“Ölümsüz beden mi. Yalan söyleme ilk defa böyle bir beceri duyuyorum!”

“Efendim doğruyu söylüyorum. Rahibe Ophelia bile görünce hayretlere düştü. Benim seçilmiş birisi olduğumu söyledi”

“O zaman kolunu kesip koparabilirim öyle değil mi?”

“Evet yapabilirsiniz. Tekrar çıkacak. Bu da benim masumiyetimi kanıtlar.”

“Pekala doğruyu söylüyorsan gitmene izin vereceğim. Yalan söylüyorsan kesik bir kolla ölmeyi bekleyeceksin.”

Amma uzattın kes gitsin işte.

“Urban! Kılıcımı getir!”

“Emredersiniz!”

“Efendim etraf kan olacak isterseniz dışarıda kesin.”

“Kaçmaya mı çalışıyorsun!”

Nezaketten de anlamıyor bu

“Siz bilirsiniz.”

Daha sonra 2 metre uzunluğunda bi kılıç geldi. Adam Berserk herhalde tipe bak çok korkutucu herkes çok korkutucu

“Kolunu uzat!”

Kolumu yana doğru uzattım. Kılıcını son sürat savurdu ve kolumu dirseğimden kesti. Kılıç binanın zeminine çarptı ve zemine gömüldü. Kolumdan kanlar fışkırıyordu. Ben de yeteneğimi anlamak için koluma dikkatlice bakıyordum. Her taraf kan içindeydi ve zemin resmen parçalanmıştı. Ne düşüncesiz adam.

“Götürün bunu kolunu da köpeklere yedirin!” 

Urban hemen yere düşen kolumu aldı ve selam durdu

 Sabırsız herif 

“Efendim lütfen bekleyin birazdan geri gelecek.”

İçimden saniyeleri sayıyordum 

“Dalga mı geçiyorsun benimle! Aptal herif doğruyu söyleseydin kolundan olmazdın! Götürün dedim size şu...”

12 saniye geçti ve kolum tekrar çıktı. Resmen dirseğimden kol çıktı. Çok iyi lan. 

“Ca-Canavar! Nasıl yaptın bunu!”

Salak Urban altına işemek üzereydi. Kopan kolumu tutuşundan belliydi acemi olduğu. ( parmaklarımdan tutuyordu. )

“Sakin ol urban yeteneğim olduğunu söyle...”

Etraf karardı. Kör mü oldum ne oluyor yine. Hay sikiyim aptal herif kesin beni ortadan ikiye yardı. Bu şehirdeki herkes Radis gibi herhalde. Ah görüntü geri geliyor.

Adamın ağzı beş karış açılmış kılıcı da elinden düşürmüş

“Yakalayın şunu!”

Bu arada herkesin üstü kan doluydu. Bu manyak Radis gibi sadece kafamı ortadan ikiye ayırmamıştı. Belime kadar indirmiş kılıcı. Hasta ruhlu herif

“Lütfen sakin olun. Bunun yeteneğim olduğunu söyledim!”

Herkes gibi ben de bağırıyordum şimdi. Hay sikicem ya. Nasıl bir bela bu. Bir kurtulamadım amk. Daha gece bile olmadı başıma gelenlere bak.

Derken insanlar üstüme çullanmaya başladı. 

“Lütfen sakin olun Tanrı gözünü kullanarak statüme bakın yeteneklerimi görünce anlayacaksınız!”

“Evet doğru söylüyor. Daha önce konuşan bir canavar da görmemiştim efendim. Denemekten zarar gelmez. Statü ayinini yapalım"

Yine mi saçma ayin

“Ayin mi? Şu statümüzü gösteren tanrım bana güç ver bilmemne ayini mi"

“Kutsal seronomiyle nasıl dalga geçersin piç kurusu! Statü gösterimi bize tanrının bir hediyedir.”

“Ah anladım özür dilerim. Statü gösterimi önem..”

Evet tanrının hediyesi. Doğru. Unutmuşum.

Ta-daaaa statü pencerem göz önüne çıkmıştı. Sırtıma oturup beni zapt etmeye çalışan adamlar da bi anda dona kaldı. Bu kan gölünün ortasında çatlak zeminde bir taraflarımın kırıldığını hissederken siz öyle izleyin. Aynen böyle devam

“Üstümden kalkar mısınız artık.”

Niye herkes dondu amk. Hareket etsenize.

“Bırakın onu!”

Oh be çok şükür üstümden kalktılar.

“Lütfen bizi affedin seçilmiş olan! Bu adam isterseniz affedilmek için kellesini sunuyor.”

Noluyor lan? Ayrıca niye çinli mangasındaymışız gibi konuşuyor bu Xu feng

“Efendi Falezur! Ben de kellemi sunuyorum!”

Sen de mi Urban

“Sakin olun ne oluyor? Delirdiniz mi siz az önce beni öldürmeye çalışıyordunuz?”

“Efendim! Tanrı gözü olmadan statü gösterimini kullandınız! Siz seçilmiş insansınız! Lütfen kellemi alın!”

Banane ne lan senin kellenden

“Kellenizi istemiyorum sadece gitmek istiyorum.”

“Emredersiniz!”

Her dediğimi yapacak mı lan bunlar?

“Bir de temiz kıyafetler. Kıyafetlerim sizin yüzünüzden ya yırtıldı ya da kanla kaplandı.”

“Emredersiniz efendim! Bu kadar affedici olduğunuz için size teşekkür ederiz!”

Para istesem verirler mi acaba

“Biraz da paraya ihtiyacım var.”

“Efendim burası kraliyete bağlı size para vermek için kraliyete bildirmem gerekli. Biraz bekleyebilir misiniz”

Kraliyet mi. İş oraya giderse bir sürü şeyle uğraşmam gerekir.

“300 zenit verseniz yeter. Aranızda toplasanız da olur. Bir de tavşan avlanma alanına götürmenizi istiyorum. Bir de bir harita. Neyin nerede olduğunu ögrenmek için.”

Çok havalı hissediyorum lan kendimi hahahahaha. Gülmemek için zor tutuyorum kendimi

“Emredersiniz efendim! Urban Para kesemi getir!”

“Emredersiniz!”

“Gripos Efendiye giyecek bir şeyler getir!”

“Emredersiniz!”

“Lopus Haritayı ve at arabasını hazırla!”

“Emredersiniz!”

Her biri selam verip ayrılıyordu.

“Aslında biraz açım yiyecek bir şeyler var mı acaba?”

“Ne arzu edersiniz efendim? Hemen hazırtalabilirim.”

Hahahaha çok eğleniyorum az önce bi katildim şimdi ordu hizmetçim oldu şehir lorduyum resmen

“Özel bir şey istemiyorum sadece karnım doysa yeter. Bir de buralarda ayna var mı?”

“Diroloz yiyecek bir şeyler hazırla ve bir ayna getir!”

“Emredersiniz!”

Son asker de çıkmıştı. Bu garip isimler de ne böyle minecraft oynuyoruz sanki yok diroloz yok lapus lazuli. Neyse neyse. Bu garip kılıklı berserk ile başbaşa kaldık iyi mi. 

“Isminizi ögrenebilir miyim?”

“Ben şövalye Rayter efendim! Emrinizdeyim!”

Of yeter emredersiniz emredersiniz başım şişti. Habire bağırıyorlar bu ne böyle.

“Anlıyorum efendi Rayter. Bana şehrimizi anlatabilir misiniz? Buralarda yaşamak istiyorum biraz.”

“Bu büyük bir onurdur efendim!”

Yine bağırdı amk 

“Şehrimiz iblis lordun aske...”

Sözünü kestim.

“Efendi Rayter heyecanınızı anlıyorum ancak lütfen artık bağırmayın.”

“EMREDERSİNİZ!”

Deli orospu çocuğu bakışı attım.

“Afedersiniz.”

“Lütfen devam edin.”

“İzninizle.”

İzin verdim ya amk. Ne salak bunlar ya

“Şehrimiz iblis lordun askerleri tarafından yaklaşık 150 yıl önce kuşatılmıştı. Kahraman maceracılar tarafından kuşatmayı kaldırdık  ve şehrimizi savunduk. Ben o zamanlar henüz doğmamıştım. Burası genelde huzurlu bir yerdir. Ancak tehlikeli bölgeye de çok yakındır. Şehrin kuzeyinde Ölüm Ormanı, Doğusunda Barbar dağı ve dağın ardında Cehennem çölü, Güneyinde Zalimler bahçesi bulunur. Batısında ise huzurlu kraliyetimiz bulunuyor.”

Şu isimlere bak kesin giden bir daha dönmüyor falandır.

“Kraliyetin batısında ne var?”

“Kraliyetin batısı Engin Denizle doludur. 4 Tarafımız da kapalıdır ve hiç kimse bizi rahatsız etmez. Bazen bulunduğu bölgeden kaçan canavarlar şehrin etrafında dolaşmaya başlar. Kraliyet yolunda ise daha çok avlanmalık hayvanlar bulunur. Avlaması zor olsa da 10 yaşındaki çocuklarımızı buralarda eğitiriz.”

“Tavşanlar falan mı yaşıyor oralarda"

“Tam da seçilmiş kişiden beklenildiği gibi çok bilgilisiniz efendim!”

Ne yalaka adammış. Az önce beni ortadan ikiye yardı oysaki

“Bu yerlerin ardında ne bulunuyor Rayter?”

“Efendim daha önce kraliyet bölgesinden ayrılıp geri dönebilen olmadı. İblis lordun bölgesi olduğunu tahmin ediyoruz. Burada durduğumuz sürece iblis lord veya askerleri bize bulaşmıyorlar. Sadece madenler ve canavar malzemeleri için bazı maceracılar şehri terketmeye cesaret edebiliyor.”

“Bilgiler için teşekkür ederim efendi Rayter.”

Biraz sonra elindeki para kesesiyle içeri Urban girdi. Selamını verdi ve para kesesini Raytere uzattı.

“Çıkabilirsin!”

“Emredersiniz!”

Ne formalite ama

“Efendi Falezur! Bu para sizindir! Lütfen kabul edin!”

Ohhhhooooo zengin oldum. Kapak olsun sana Ryujin sen bana para vermezsen kölelerinden alırım.

“Ne kadar var burada?”

“Tam 3 puan 379 zenit efendim!”

Hani puanlar skordu iffetsiz resepsiyonist. Para birimiymiş işte.

“Bu çok fazla puanları geri alın lütfen zenitler bana yeter.”

“Çok cömertsiniz efendim! Ama teklifinizi kabul edemem! Bu benim özrümdür!”

Ne inatçı çıktın sende al işte aq

“Rayter! Bu bir emirdir!”

Uf acayip gaza geldim. Şu berserke emir verdiğime inanamıyorum hahahaha

“EMREDERSİNİZ!”

Puanları nasıl geri alacak ki.

“Para transferi! 3 puan!”

Tabiki bağırarak. Para transferi ha. Anladım. 

Bunları söyledikten sonra keseden üç kağıt çıktı. Anlaşılan puanlar kağıt para.

“Cömertliğiniz için minnettarım efendim!”

Evet evet her neyse. Lafını  bitirdikten sonra içeri Lopus girdi.

“At arabası hazır efendim!”

Dedi ve haritayı Raytere uzattı

“Arabayı sürecek birisini bul!”

“Emredersiniz!”

Çıktı ve hemen ardından kıyafetlerle Gripos geldi

Selamını verdi ve kıyafetleri Raytere uzattı 

“Çıkabilirsin!”

“Emredersiniz!”

Tam bir askeriye gibi. 

“Rayter. Bu oda ne olacak böyle. Her taraf yıkıldı resmen.”

“Sizi uğurladıktan hemen sonra tadilata başlayacağım efendim!”

“Anlıyorum.”

“Efendim, izin verirseniz bir soru sormak isterim.”

“Evet Rayter. Lütfen sor.”

“Kılıcınız olmadan nasıl avlanıyorsunuz. Büyücü müsünüz yoksa?”

Kalin bir büyücüydü. Radis de bir şövalye. Acaba büyüye hiç yatkınlığım var mı benim.

“Kılıcımı ve para kesemi uyurken çaldırdım ve daha önce hiç büyü yapmayı denemedim.”

Gözleri büyüdü

“Kılıcınızı çalan şerefsizi yakalayıp öldüreceğim efendim!”

Umarım kimse boş yere ölmez.

“Hayır Rayter buna gerek yok. Sanıyorum ki kılıcımı alan kişinin buna ihtiyacı vardı. Tanrıça Ryujinden kılıcımı o kişiye armağan etmesini istedim.”

“Çok yüce birisiniz efendim!” Ve gözyaşı pıt. 

“Rayter niçin ağlıyorsun?”

Koskaca adamsın amk bana niye inanıp ağlıyorsun. Suçlu hissettim kendimi durup dururken

“Siz çok merhametlisiniz efendim! Kendimi tutamadığım için üzgünüm!”

Artık buradan kurtulmak istiyorum. Dedim ve ayak sesleri duyuldu. Işte kurtarıcım geliyo. DİROLOZ

Yiyecekle dolu olduğunu düşündüğüm torbayı ve aynayı teslim edip selam verdi.

“Çıkabilirsin!”

“Emredersiniz!”

Sonunda gidicem.

“Rayter kıyafetlerimi nerede değiştirebilirim?”

“Lütfen rahatınıza bakın efendim. Ben şimdi dışarıya çıkıyorum. At arabasının yanında sizi bekleyeceğim. Birazdan kapıya birilerini gönderirim. Size yolu gösterirler.”

"Pekala teşekkürler.” Dedim ve selam verdikten sonra kapıyı kapatıp çıktı.

Aslında bayağı kibar bir adam. Her neyse. Şu kıyafetlere bir bakalım.

Gömlek ceket pantolon ve bir uzun çizme. Rahat görünüyorlar. Acaba statüleri var mıdır. Umarım bir gereksinim yoktur.

Ortadan ikiye ayrılmış gömleğimi ve ceketimi çıkarttım.

Getirilen gömleğe baktım. Aslında kötü durmuyor. Klasik bir havası var hoşuma gitti.

“Analiz”

[Antrenman  Gömleği]

Tüy kadar hafiftir. Askerler bu gömlek ile rahatça antrenman yapabilirler

Çeviklik: +1

Oha bu çok iyiymiş. Bir çırpıda giydim gömleği. Adı gömlek ama bildiğin tişörttü bu. Yakasında 3 tane düğme vardı o kadar. Acaba diğer eşyalar da böyle mi. 

Ceketi elime aldım. Oha bu ne eşek ölüsü gibi

“Analiz"

[Antrenman ceketi]

Kaya kadar ağırdır. Ceketi giyerken antrenman yapan askerlerin dayanıklılıkları artar

Dayanıklılık +1

Gereksinimler: Dayanıklılık: 3

(Gereksinimler karşılanmazsa kullanması zorlaşır.)

Bunu hayatta giyemem. Benim dayanıklılığım 1! Ama giysem dayanıklılığım artar mı ki acaba. Belki o yüzden gereksinim vardır. Gerçekten kaya kadar ağır bu bileğim ağırdı tutarken

Neyse bunu kolumda taşırım. Pantolonumu giyeyim. 

Bildiğin lastikli don bu dizime kadar anca geliyordu. Öyle ahım şahım bir şey değil yani.

“Analiz”

[Antrenman pantolonu]

Beli sıkmaz ve koşarken terletmez. Antrenman yapan askerler koşarken bu pantolonu kullanır.

Çeviklik +1


Pantolon da gömlek gibiymiş. Sevdim bunları. Ceket biraz sorunlu ama hoşuma gitti. Galiba buradaki insanlar külot gibi şeyler giymiyorlardı. Garip algılanmamak için kendiminkini çıkartıp envanterime koydum. Her neyse pantolonumu da giydim. Ceketi masanın üzerine bıraktım ve uzun çizmeleri elime aldım. 

“Analiz”

[Havalı çizme]

Yürümesi rahattır ve bileği sıkmaz. Genel askeri çizmedir.

Hoşuma gitti ama lastikli donla biraz garip durabilir. Fazla söylenmeden köseli kunduramı çıkarıp çizmeyi giydim ve masadaki aynayı elime aldım. En çok merak ettiğim şey yüzümdü. Öldüğümde 28 yaşındaydım sakalım uzundu saçım uzundu. Kendimi çok boşlamıştım ama buraya gelir gelmez sakalımın olmadığını fark ettim ve saçım da kısalmıştı. Görünüşümün değişip değişmediğini merak ediyorum.

Aynayı kaldırdım ve şaşkınlığa uğradım. Suratım kanla kaplıydı ama acayip havalı görünüyordum. Ayrıca kendimi çok yakışıklı buldum. Gençleştiğimi bile söyleyebilirim. 20 Yaşında falanım herhalde. Çok havalıyım ya. Niye daha önce fark etmedim ki? Etrafta aylak aylak gezeceğime kız falan tavlardım hehe. Neyse neyse. 

Aynayı bıraktım ve yemek dolu torbayı sırtladım. Tam kapıdan çıkacakken ceketi unuttuğumu fark ettim. Ve kafamdan bi düşünce geçti. Eğer bunu giymezsem askerler beni küçük görür müydü? Ben olsam seçilmiş kişinin bir ceketi giyemediğini görsem hayal kırıklığına uğrardım. Hay sikiyim. El mecbur giyicez. 

Para kesesini yemek dolu torbanın içine attım ve ceketi giydim. Ceketi giyer giymez sırtıma bir yük bindi. Ölecek gibi hissettim. Canım acımıyordu ama üstüme sanki Urban, Diriloz, Gripos ve Lopus atlamış gibiydi. Daha sonra gözümün önünde bir yazı belirdi

[Antrenman seti tamamlandı]

Bütün seti giyen askerlerin antrenman yaptıkça statları artar.

Set 3/3 

Set faydaları:

Çeviklik +2 

Dayanıklılık +1 

Bonus: +1 güç

Stat limiti:

Güç: 0/3

Çeviklik: 0/5

Dayanıklılık: 0/5

(Limit dolduktan sonra setin bonusları ortadan kalkar)


Yani bu kıyafetlerle antrenman yaparsam statlarım artacak? Harika. Limiti doldurduktan sonra da bunları yüksek fiyattan satabilirim. Çok güzel oldu.

Bu baskıya sanırım dayanabilirdim. Haritayı da yemek torbasının içine koydum. Eski kıyafetlerimi de katlayıp üst üste koydum ve orada bıraktım. Yemek torbasını aldım ve kapıyı açtım.

Kapıyı açınca Urban beni karşıladı.

At arabasına kadar bana eşlik etti. At arabasına gelince de Rayter beni karşıladı. 

“Yaptıkların için teşekkür ederim Rayter.”

Gerçekten minnettar hissediyordum.

“Efendi Falezur! Sizin yapacaklarınız benim yaptıklarımın yanında küçük bir karınca kalır! Dilediğiniz zaman buraya gelip herhangi bir şey isteyebilirsiniz!” dedi ve önümde eğildi. Bu vahşi berserkin önümde eğildiğini görünce utandım doğrusu

“Haha bunu yapmanıza gerek yok Efendi Rayter. Siz onurlu şövalyeler ülkemizi koruyorsunuz. Lütfen önümde eğilmeyin.”

“Çok yaşayın yüce efendi!”

Ne büyük adam. 

“Öyleyse hoşcakalın. Ah unutmadan, ne yapacağımı bilmediğim için eski kıyafetlerimi masanın üzerine bıraktım. İstediğini yapabilirsin.” Neyse ki donumu orada bırakmadım bu insanların görüp kafalarına geçirmesini istemiyorum haha

“Emredersiniz efendim!” diyip selam verdi ben de arabaya binmek için harekete geçtim.

Hemen arkamdan geldi ve 

“Efendi Falezur! Lütfen bu kılıcı kabul edin! Bu benim Acemiyken kullandığım kılıçtı. Bunu uzun yıllar sakladım lütfen bu kılıcı kullanın. Size hizmet etmek istediğimin bir göstergesi olarak kabul edin!” diyip kılıfıyla birlikte bir kılıç uzattı.

“Buna gerek yoktu Rayter. Teşekkür ederim.” Dedim ve kılıcı kabul ettim.

“Lütfen ülkemizi gururlandırın! Umarım en yakın zamanda Efendi Falezurun ismi bütün kıtada duyulur!”

Gülümsedim ve teşekkür ettim.

Bütün askerler araba hareket ederken beni selamladılar. Onları gözden kaybedene kadar verdikleri selamı izledim. Yemek torbasından ekmek ve elma çıkarıp yemeye başladım. Yemeğimi bitirdim ve gökyüzüne baktım. 

Bu arada suratımdaki kurumuş kanı temizlemeye başlamam gerekiyordu.








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18416 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37643 Bölüm Sayısı


creator
manga tr