Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Tales of Demons & Gods - Bölüm 153: Kutsal Patlama Yazıtı?


 

Çeviri: AllenWalker Düzenleme: Accoladia


Tehlike duygusu Nie Li’nin kalbinde uzun bir süre sürmeye devam etti.

 

Nie Li ve Duan Jian hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ettiler. Yaşlı adam gözden kaybolana kadar yürümeye devam ettiler.

 

“Usta, herhangi bir şey mi fark ettiniz?” diye sordu Duan Jian. Nie Li uzun bir süre boyunca tek kelime bile etmemişti bundan dolayı Duan Jian bir şeylerin yanlış olduğunu hissetti.

 

“Az önceki yaşlı adam bir uzmandı.” dedi Nie Li karanlık gökyüzüne bakarak. Cehennemi Hapsi bölgesi, on üç ailenin uzmanları dışında burada galiba çok daha fazla uzman bulunuyordu.

 

Duan Jian kafasını onaylama anlamında ileri geri salladı. O da az önceki adamın bir uzman olduğunu hissetmişti fakat gücünün ne kadar fazla olduğunu kestirememişti.

 

‘Ben Antik Düzenin hiç Cehennem Hapsi bölgesiyle bağlantılı olduğunu düşünmemiştim. Eğer buraya girmeden önce bu durumu bilseydim buraya hiç gelmezdim’ diye düşündü Nie Li. O aslında bu düzenin içinde bir hazine saklı olduğunu düşünüyordu. Aksi halde Kara Lonca bu düzenin içine girmeye neden bu kadar fazla takmıştı? O Antik Düzenin asla bu kadar tehlikeli bir bölgeye açılacağını düşünmemişti. Şanlı Şehre geri döndükten sonra Kara Altın Seviyeye ulaşmadan önce bir daha buraya gelmek istemiyordu.

 

“Du Ze, Lu Piao ve diğerlerini kurtardıktan sonra konuşalım.” dedi Nie Li.

 

Yıldızlar bu kapkara gökyüzünde parıldıyordu.

 

Gökyüzünde ara sıra uçan şeytan canavarlarını görüyorlardı ve aynı zamanda dağlarda yanan ateşlerin ışıkları da uzaktan gözüküyordu. Bu ateşlerden yayılan ışıklar insanların şeytan canavarlarıyla savaştıklarının bir işaretiydi.

 

Gümüş Kanat Kabilesinin bölgesi her zaman ki gibi muhafızlar tarafından korunuyordu. Sonuçta bu Kabilenin yaklaşık olarak bin üyesi vardı. Bu bölge binlerce yıldır varlığını devam ettirdiği için bölgeye liderlik eden ailelerden bir tanesi de Gümüş Kanat Kabilesiydi bu kadar adamın olması gayet normal bir durumdu.

 

İki kişi ormanın derinliklerinde gözükmeye başladı.

 

“Başlıyor.” dedi Nie Li gülümseyerek. Her şey hazırlanmıştı ve başladığı zaman Gümüş Kanat Kabilesini bir şoka uğratacaktı.

 

Ağaçların tepesindeki sarayda, Sikong Yi sessizce yanındaki hatunlarla birlikte eğleniyordu. Hayatının sona ermesine az bir süre kalmıştı ve bundan dolayı günlerini daha fazla eğitime ayırmayıp eğlenmeyi tercih ediyordu.

 

“Ben şu Lei Zhuo veledinin ne zaman geleceğini merak etmeye başladım.” dedi Sikong Yi.

 

Bacağına masaj yapan hatunlardan bir tanesi bir anlık dikkatsizlik sonucu bir bardağı yere düşürdü. Bardak zemine düşüp parçalara bölündü ve içindeki şarap zemine yayılmaya başlamıştı. Bir anda hatunun yüzü korkudan kıpkırmızı oldu.

 

Hemen diz çöktü ve yalvarmaya başladı “Lord Patrik, ben bilerek yapmadım. Lütfen bu hatamı bağışlayın.” dedi.

 

“Oru*** sen benim bu güzel ruh halimi nasıl bozmaya cüret edersin!” Sikong Yi’nin yüzü karardı ve hatuna bir tokat attı. Tokadın gücünden dolayı hatun birkaç metre ötedeki ağaç sütununa kadar uçtu ve sütuna çarpıp yere düştü. Ağzından kanlar akmaya başladı.

 

“Lord Patrik. Ben kesinlikle bilerek yapmadım. Lütfen size hizmet ettiğin uzun yılları göz önünde bulundurarak bu hatamı bağışlayın. Yalvarıyorum size!” hizmetçi hatun secde etmeye başladı ve her secdesinde kafasını yere hızlıca çarptı. Bundan dolayı kafası kanamaya başladı ve her taraf kan içinde kaldı.

 

Sikong Yi soğukkanlılıkla bağırdı “Muhafızlar! Onu buradan götürün ve idam edin!” dedi.

 

K.N: İnsan bu kadar da şerefsiz olmaz ki

 

Sikong Yi’nin sesi cehennemden gelmiş gibiydi. Onun sesinde herhangi bir duygu belirtisi bulunmuyordu.

 

Hizmetçi hatun hala secde etmeye devam ediyordu ve muhafızlar onu tutup götürürken bile secde etmeye devam etmişti.

 

“Lord Patrik, lütfen hatamı bağışlayın. Bir daha bu hatayı yapmayacağıma yemin ediyorum.” Hizmetçi hatunun sesi git gide azalmaya başladı.

 

Sikong Hongyue içeri girdiği zaman ağlayan hatunun sesini duymuştu. Bir anlığına kaşlarını çattı daha sonra biraz eğildi ve “Baba son zamanlarda canın neden bu kadar sıkkın?” diye sordu.

 

“Hongyue, bu Lei veledinin bize yalan söylediğini düşünüyor musun?” diye sordu.

 

“Muhtemelen söylemiyor. Sonuçta onun arkadaşları hala elimizde.” dedi. “Baba bu kadar endişelenmene gerek yok. Lei Zhuo kesinlikle tedavi ile birlikte geri dönecektir.”

 

Hongyue’nin konuşması tam bittiği anda büyük bir patlama sesi duyuldu ve bu patlamadan dolayı bu büyük ağaç titremeye başladı.

 

“Neler oluyor?” Sikong Yi aniden ayağa kalktı. Bu korkunç patlama sanki bir yıldırım çarpması gibi bir ses çıkarmıştı. Kulaklarının bir süre çınlamasına sebep olmuştu.

 

“Ne oldu?” Honyue’nin yüzünde de garip bir ifade oluşmuştu.

 

Booom!! Boooom!! Booom!!

 

Patlamalar Gümüş Kanat Kabilesinin bölgesinin her yerinde gerçekleşiyordu. Bir patlama olduktan sonra bir sonraki patlamada bir saniye geçmeden gerçekleşiyordu.

 

Rumble! Rumble!

 

Bu ağacın tepesinde bulunan saray çok fazla sallanmaya başladı. Neredeyse çökmek üzereydi.

 

“İyi durmuyor. Hemen buradan gidelim!” Sikong Yi’nin yüzü değişti ve Hongyue ile birlikte sarayı terk etmeye başladılar.

 

Korkunç patlamalar karanlık gökyüzünü aydınlatmaya yetecek kadar ışık saçıyorlardı. Çok uzakta yaşayan diğer aileler bile bu patlamaların etkilerini hissetmişlerdi.

 

Diğer ailelerin üyeleri uykularından uyanıp Gümüş Kanat Kabilesinin olduğu taraftan gelen patlama sesleri hakkında konuşmaya başlamışlardı.

 

“Gümüş Kanat Kabilesinin bölgesinde neler oluyor?”

“Muhtemelen bir parti yapıyorlar ve havai fişek patlatıyorlardır!”


Ç.N: He amk.

 

“Bu havai fişekler çok korkutucu görünüyor. Onlar bu kadar mesafeden bile duyulabiliyor.”

Bazı çocuklar heyecanlı bir şekilde bağırmaya başlamıştı “Çok güzel!!”


Gümüş Kanat Kabilesinin bölgesinde her yer duman altı olmuştu. Her yerde koşan muhafızlar vardı, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorlardı. Muhafızlardan birkaç tanesinin arka tarafı yanıyordu ve havuzlara doğru bağırarak koşuyorlardı.

 

Pshhhhh! Pshhhhh!

 

Havuzlar muhafızlarla dolmuştu. Muhafızların kafaları suyun üstünde duruyordu bedenleri ise içinde. Yanmış elbiseleri çıkarttıkları zaman bedenlerinde siyah lekeler gördüler. Aniden büyük bir patlama sesi duyuldu ve havuzun derinliklerinden büyük bir ısı dalgası göğe doğru yükseldi.

 

Büyük dalgalar muhafızları havuzdan dışarı atmıştı. Muhafızlardan bazıları simsiyah olan arka taraflarını tutup çılgınca bağırarak otlaklara doğru koşmaya başladı.

 

“Bu havuzun içine hangi piç İlahı Patlama yazıt desenini yerleştirdi?”

“Götüm yandı!!”


Muhafızlar deliler gibi koşarken aynı zamanda avazları çıktığı kadar bağırıyorlardı.

 

Bu sıralarda çimenlerin içinde saklanan Nie Li, bu sesleri duyduğu zaman gülmeye başlamıştı. Duan Jian bile gülüyordu.

 

İlahı Patlama deseni mi? Birisi havuzun içinde olan patlamanın İlahı Patlama deseninden kaynaklandığını mı görmüştü? İlahı Patlama yazıt deseni özel bir taşın üstüne Patlama deseni çizilerek yapılırdı. Bu patlama küçük bir alanda etki ederdi. Fakat Nie Li, Ateş Patlaması yazıt desenini kullanmıştı. Her şeyin üstüne oyulabilirdi ve istediğin zamanda aktif hale getirebilirdi.

 

Gümüş Kanat Kabilesinin her yerinde Nie Li’nin oyduğu Ateş Patlaması yazıt desenleri aktif hale geliyordu. Normalde bu Ateş Patlaması yazıt deseni saklanabilirdi ve bulunması oldukça zor bir hal alırdı. Bir anda İlk yazıt dese aktif edilebilirdi ve sonraki patlamalar ilk patlamanın hemen ardından aktif hale gelirlerdi.

 

Nie Li çimlerin içinden çıkıp Duan Jian’a doğru “Haydi gidelim!” dedi.

 

Daha sonra kayıtsız bir ifadeyle Xiao Ning’er ve diğerleriyle sözleştikleri yöne doğru ilerlemeye başladılar.

 

Duan Jian biraz şaşırmıştı. Nie Li bu bölge de bu şekilde yürüyecek miydi? Yine de onu takip etmeye başladı.

 

Booom!!! Boooom!!! Boooom!!!

 

Duan Jian ve Nie Li’nin yürüdükleri yol boyunca çokta uzak olmayan bir alanda bombalar patlıyordu. Onlar yürürken havadan çok sayıda altın zırhlı muhafızlar her tarafa doğru uçuşa geçiyordu. Yere düştükleri zaman sesli bir çakılma sesi etrafa yayılıyordu ve bir daha hareket edemiyorlardı. Nie Li ve Duan Jian bu muhafızların yanından pervasız bir şekilde geçip gidiyorlardı.

 

Bu ikilinin yol boyunca herhangi bir aksiyona girmelerine gerek kalmıyordu. Muhafızlar Nie Li’nin daha önce her tarafa oyduğu Ateş Patlaması yazıt deseninden dolayı ardı ardına havaya uçuruluyorlardı. Patlamalardan sonra çok sayıda muhafız havaya uçuyor, yere çakılıp bir daha hareket edemez hale geliyorlardı.

 

 

Avluda;

 

XiaoNing’er, Lu Piao, Du Ze ve diğerleri etrafa yayılan patlama seslerini duymuşlardı. Bugün Nie Li ile sözleştikleri gündü.

 

“Ning’er, Lu Piao ayağa kalkın. Buradan gidiyoruz.” dedi Du Ze gülümseyerek.

 

Lu Piao heyecanlı bir şekilde zıpladı ve “Bugüne kadar burada ev hapsine tabi tutulduk. Artık bu şeye katlanamıyordum. Eğer NieLi bizim için geri dönemeseydi, başka bir yol düşünmeye başlayacaktım.” dedi.

 

Xiao Ning’er dışarıya baktı, elindeki haritayı çıkarttı ve “Nie Li bize bu rotayı izlememizi söyledi.” dedi.

 

Altı kişi Nie Li’nin onlar için çizdiği kaçış rotasını kullanarak kaçmaya başladı. Onlardan çokta uzak olmayan alanlarda patlamalar meydana geliyordu ve orada bulunan muhafızlar patlamanın etkisiyle havaya uçuyordu.

 

Bir muhafız bu altının önüne düştü ve onları korkuttu. Tam onlar şeytan ruhlarıyla birleşeceklerdi ki önlerinde duran muhafızın bedeninin simsiyah olduğunu fark ettiler. Muhafız bir daha ayağa kalkamadı.

 

Gruptaki herkes birbirine bakmaya başladı.

 

Aniden önlerindeki muhafızlar birbiri ardına düşmeye başladı ve bir daha ayağa kalkamadılar.

 

“Bu çok komik. Hahaha. Her biri sanki bir aborijin kabilesinin adamına dönüşmüş gibiler.” Lu Piao gülerek bir o yana bir bu yana zıplıyordu.

 

K.N: Sen aborjini nereden biliyon?

 

Altı kişilik grup herhangi bir düşmana rastlamadan rotayı takip etmeye devam ettiler. Tüm Gümüş Kanat Kabilesinin bölgesinde patlamalar meydana geliyordu.

 

Birkaç yüz metre ileride Nie Li ve Duan Jian’ın boş bir alanda beklediklerini gördüler.

 

“Geldiler.” Nie Li nazikçe gülümsedi. Her şey onun planına göre gelişmişti.

 

Hepsi bir araya geldikten sonra sekiz kişilik grup karanlıkta hızlıca ilerlemeye başladı.

 

Bu son birkaç dakikadır, Gümüş Kanat Kabilesinin bölgesinde büyük bir karmaşa vardı. Sikong Yi ve Sikong Hongyue kabilelerinin topraklarında hızlıca etrafa bakarak geziniyorlardı. Çok uzun bir süre geçmeden, aniden büyük bir patlama gerçekleşti ve patlamadan dolayı etrafta bir titreşim dalgası yayıldı.

 

“Kutsal Patlama yazıt deseni mi?” SikongYi kaşlarını çatmış vaziyette üstüne gelen alevleri engelledi ve “Hayır, Kutsal Patlama bu kadar fazla güç içermiyor.” dedi.

 

Tam Sikong Yi’nin konuşması bitmişti ki, yanlarında bulunan ağaçlar birden patlamaya başladı. Bu ikilinin her yanından alevler geliyordu. Sikong Yi alçak bir sesle bağırdı ve önlerinde bir bariyer belirdi. Bu bariyer kendilerine doğru gelen alevleri engelledi.

 

“Baba, Neler oluyor?” diye sordu SikongHongyue. Çevresine baktığı zaman yüzüne bir şaşkınlık ifadesi yerleşmişti. Patlamalar, Gümüş Kanat Kabilesine ait olan bölgenin her yerinde gerçekleşiyordu. Alevler gökyüzüne kadar yükselmişti ve her tarafta kabileye ait muhafızların acı içindeki bağırışları yankılıyordu. Üç Ağaç sarayı da bu alevlerden nasibini almıştı ve sürekli olarak sallanmaya başlamıştı, sanki yakında yerle bir olacakmış gibi görünüyordu.

 

“Bunu yapan kişi kesinlikle Lei Zhuo olmalı.” Sikong Yi’nin öfkesi gökyüzüne kadar ulaşmıştı sanki. Bu anda Nie Li tarafından kandırıldığını anlamıştı.

 

Sikong Yi, Nie Li’yi ilk gördüğü zamandan beri ondan şüpheleniyordu, fakat Nie Li’nin tüm Gümüş Kanat Kabilesinde bu kadar karmaşaya sebep olacak bir taktiği kullanacağını düşünmemişti. Sikong Yi’nin yüzü kararmıştı. Tüm bedeninden şiddetli bir öldürme niyeti yayılıyordu ve nefret dolu bir ses tonuyla “Görünüşe göre seni küçümsemişim!” dedi.

 

“Tüm bunları Lei Zhuo’mu yaptı?” SikongHongyue’nin kaşları çatılmıştı. “Doğru, onun arkadaşları hala buradalar.” dedi.

 

“İşe yaramaz. Lei Zhuo, çoktan onları kaçıracak bir metot düşünmüştür.” Sikong Yi’nin yüzü daha da kararmıştı. O asla Nie Li tarafından kandırılacağını düşünmemişti.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1210

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1050

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 809

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 686

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 640

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 624

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 339

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14691 Üye Sayısı
  • 447 Seri Sayısı
  • 19323 Bölüm Sayısı


creator
manga tr