Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Tales of Demons & Gods - Bölüm 141: Gümüş Kanat Kabilesi


 

Çeviri: AllenWalker Düzenleme: Kharsmi

 

 

Şeytan Lordu, dokuz kelimenin üstünü çizip mühürledikten sonra bu dokuz kelimeyi hatırlayamamıştı. Bu durumu gören birisi İmparator Kong Ming’in niyetinin ne kadar güç barındırdığını rahatlıkla hissedebilirdi.

 

Bu dokuz sözcüğü gördükten sonra hatırlayabilen kişiler İmparator Kong Ming’in bu dünyadaki mirasçıları oluyordu.

 

Bu beş mirasçı arasından sadece birisi hayatta kalıp İmparator Kong Ming ile karşılaşmayı başarabilecekti.

 

Nie Li kalbini kısa sürede sakinleştirmişti ve biraz düşündükten sonra; gelecekte her kiminle karşılaşırsa karşılaşsın bu dokuz kelimenin anlamını biraz da olsa kavradığını bilmelerine izin vermeyecekti. Hatta Ye Ziyun ve Xiao Ning’er’e bile söylemeyi düşünmüyordu, olur da bu mesele hakkında birilerine bir şeyler söylerlerse sonuçları felakete yol açabilirdi.

 

Şu anda Nie Li hala yeterince güçlü değildi. Üstüne Kong Mng’in bahsettiği dört kişinin kim olduklarına dair herhangi bir bilgisi yoktu.

 

Nie Li ne zaman bu dokuz kelimeyi sessizce mırıldansa ruhunun alevlendiğini hissediyordu. Bu alevlenme onun ruh bölgesinde büyüyen bir tomurcuğa neden olmuştu.

 

Bu tohum sanki Nie Li’nin ruh bölgesinin büyükçe büyümeye başlıyordu.

 

Nie Li bu tomurcuğun ruh bölgesinin derinliklerinde saklandığını hissediyordu. Ne zaman bu dokuz kelimeyi kavramayı başarsa o zaman bu tohum biraz biraz büyümeye başlıyordu.

 

Bu şey tam olarak neydi?

 

Du Zei Lu Piao ve diğerleri Nie Li’yi uzun zamandır bekliyorlardı. Nie Li daha yeni gelmişti.


“Antik anıtta herhangi bir şey keşfetmeyi başarabildin mi?”
diye sordu Lu Piao. Sonuçta Nie Li bu antik anıtın yanına gittiğinde uzun bir süre orada kalmıştı.

 

“Birkaç şey keşfetmeyi başardım fakat bu ipuçlarını hala tam olarak birleştiremedim. Işık Taşlarını aramaya devam edelim haydi!” dedi.

 

“Tamam.” Du Ze’nin kafası Nie Li’nin söylediklerini duyunca biraz karışmıştı yine de daha fazla soru sormak istemedi.

 

Grup ilerideki dağa doğru yürümeye kaldıkları yerden devam ettiler.

 

Nie Li, Wei Nan’a döndü ve “Wei Nan, şeytan ruhunla birleş ve çevrede başka antik anıta benzer yapı olup olmadığını araştır. Ama güvenliğini hat safhada tut ve bir bölgede çok uzun süre kalma!” dedi.

 

Wei Nan’ın şeytan ruhu Tanrı Seviyesi Gelişim Kapasitesine sahip Rüzgar türü bir şeytan ruhuydu. Şeytan ruhuyla birleştikten sonra onun bedeni biraz küçülmüştü bu da onun fark edilmesini biraz zorlaştırmaya yarıyordu. Aynı zamanda hızı da baya bir artıyordu. Sıradan Şeytan Canavarlarının onu yakalaması hiçte kolay değildi.


“Tamamdır. Anladım.”
Wei Nan kafasını onaylama anlamında sallamıştı. Hemen Şeytan ruhuyla birleşti. Birleşimden dolayı onun bacaklarındaki güç eskisine göre birkaç kat artmıştı. Rüzgar gibi ileri atıldı.

 

Wei Nan etrafı iyice gezdi. Onun duyuları bin metre çapında bulunan alanı taramıştı yine de hiçbir şey bulmayı başaramamıştı.

 

Yavaş yavaş hedeflerindeki dağa yaklaşmaya başladılar. Dağın yamacında parlayan ışıklar grup tarafından iyice seçilmeye başlanmıştı.

 

“Ben gidip bir bakacağım.” dedi Nie Li. Hızlıca Gölge İblisi ile birleşti ve ilerlemeye başladı. Şeytan Ruhu ile birleştikten sonra onun bedeni karanlık tarafından tamamen yutulmuştu.

 

Tıpkı Nie Li’nin düşündüğü gibi bu ışıkların bulunduğu yerde bir köy vardı. Ama köy o civarda göklere kadar yükselen ağaçların üstüne inşa edilmişti. Bazı bölgelerde açık platformlar yer alıyordu ve platformun yakınlarında Yıldırım Kuşu Şeytan Canavarları bulunuyordu.

 

Yıldırım Kuşlarının başlarında karanlıkta parlayan taç benzeri bir nesne yer alıyordu.

 

Az önceki gökyüzüne doğru parlayan ışıklar bu Yıldırım Kuşlarından gelmiş olmalıydı.

 

Şu anda önünde duran yerleşim yeri on binlerce insana ev sahipliği yapıyordu. Üstelik bu yerleşim yeri dağdaki tek yerleşim yeri gibi de gözükmüyordu keza dağın tepelerine doğru başka ışık dalgaları da yayılıyordu.

 

Bu uzun ağaçlardan bazılarının kenarında gri renkli deri giymiş birkaç muhafız bulunuyordu. Bulunduğu yerden pekte uzak olmayan bir yerden metal sesleri geliyordu sanki birileri kazı çalışması yapıyordu.


“Sen tembellik etmeye cüret mi ediyorsun? Sen basitçe ölümüne susadın galiba?”
Muhafızlardan bir tanesi Orman İmparatorluğu dilinde konuşmuştu. Bu kelimeleri söylerken madencileri acımasızca kırbaçlıyordu.

 

Madencilerden bir kaçı daha fazla ayakta durmayı başaramayıp yere kapaklanmıştı. Görünüşe göre muhafızlar bu madenciler son nefesini verene kadar onları çalıştırmaya devam ediyorlardı. “Yere düşenleri buradan götürün!” 


Madenden çıkan cevherler Kan Kristallerinin ham maddesiydi!!

 

Kan Kristallerinin kullanımı şüphesiz çok fazla etkiliydi. Birkaç yüz kilo ham cevherden sadece bir tane Kan Kristali meydana geliyordu. Nie Li bu bölgede hiçbir tane Kan Kristali madeni göreceğini düşünmemişti.

 

Nie Li tam madene göz atmaya karar vermişti ki arkasından bir öldürme niyetinin yayıldığını fark etti. Hemen eline Yıldırım Tanrısının Meteor Kılıcını aldı ve arkasında bulunan çimlere doğru bakmaya başladı.

 

Çimenler hareket etmeye başladı ve bir figüre Nie Li’nin önünde belirmeye başladı.

 

“Kimsin sen?” çimlerin içinden elinde uzun bir kılıç tutan bir kabile kızı çıkmıştı. Gözlerinde düşmanlık ifadesi taşıyan kız dik dik Nie Li’ye bakıyordu.

 

Nie Li karşısında duran kıza baktı. Görünüşü hiçte sıradan bir insana benzemiyordu. Kızın sırtında bir çift gümüş renkli kanat bulunuyordu. Bu kanatlar bir şeytan ruhuyla birleştiğinden dolayı oluşmamıştı, direk olarak bu şekilde doğmuş gibi görünüyordu. Üstünde gümüş bir zırh vardı ve kızın yeşil gözleri karanlıkta hafif bir ışık yayıyordu.

 

Nie Li aniden bu kızın hangi kabileden olduğunu hatırlamıştı. Onun kabilesi Orman İmparatorluğu zamanından kalma Gümüş Kanat Kabilesiydi.

 

Gümüş Kanat Kabilesinin ilk patriği bedenine bir Yıldırım Kuşu Şeytan canavarının kanatlarını sıkıca yerleştirmişti ve bu durum ondan sonra gelen nesillere direkt olarak aktarılmıştı. Sadece kabiledeki en asil torunlarda bu gümüş renkli kanatlar gözüküyordu.

 

D.N: Lamark reise selamlar :D

 

Karşısında duran kabile kızı en azından Beş Yıldız Altın Seviye bir uzmandı!

 

Nie Li hemen kendini düzledi, öne doğru biraz eğilerek Orman İmparatorluğu dilinde konuşmaya başladı “Saygıdeğer ekselansları tanıştığımıza memnun oldum. Ben sadece sıradan bir gezginim ve kazara buraya geldim. Eğer sizi rahatsız ettiysem özür dilerim. Umarım ki fazla sinirlenmemişsinizdir.” dedi.

 

Ç.N: Ne Yavşadı beeee! Yavşamanın Hakkını verdi adam.

 

Nie Li’nin normal bir şekilde Orman İmparatorluğu dilinde konuştuğunu gören kız biraz şüpheli şekilde “Kimsin sen? Ve nereden geliyorsun?” diye sordu.

 

Nie Li, Gümüş Kanat Kabilesinin Karanlık Çağın başlangıcından bu zamana kadar bu bölgenin içinde yaşadıklarını düşünmüştü. Sonuçta Orman İmparatorluğu Karanlık Çağın başladığı sıralar ayakta duran bir imparatorluktu ve Karanlık Çağın başlamasıyla Şeytan Canavarları tarafından tamamen ortadan kaldırılmıştı.

 

Nie Li hızlıca karşısında duran kızın soyunu düşündü ve “Benim ailemin kurucu Silverlit Ailesine mensuptur. Karanlık Çağın başlamasıyla kaçmaya başladık ve şanslıydık ki bu zamana kadar sağ salim yaşamayı sürdürebildik. Ben sizin bölgenize yanlışlıkla girdim.” dedi.


“Silverlit Ailesi!”
Gümüş Kanat Kabilesinin kızı bir an için hayrete düşmüştü ve gözlerinde heyecan parıltıları rahat bir şekilde görülebiliyordu. Orman İmparatorluğu zamanlarında Silverlit Ailesi, Gümüş Kanat Kabilesinin en iyi müttefiklerinden birisiydi. Her iki ailede birbiriyle yakın ilişkilerde bulunuyordu. Ayrıyeten birbirleriyle çok sayıda evlilik yapmışlardı bundan dolayı bu iki aile arasındaki bağ çok yakındı.

 

Gümüş Kanat Kabilesinin kızı merak içinde kalmıştı ve “Benim atalarım bu alana taşındığından beri dış dünyayla hiç temas kuramadılar. Ana karaya bir daha hiç dönemedik ve bu karanlık bölgede şimdiye kadar yaşamayı başarabildik. Burada bulunmanızı memnuniyetle karşılıyorum. En hızlı biçimde babamı da bilgilendireceğim. Lütfen beni takip edin!” dedi.

 

Nie Li bir an merak içinde kalmış gibi bir tavır takındı ve hemen ardından kafasını onaylama anlamında sallayarak “Tamam.” dedi.

 

Nie Li kızı arkadan takip ederek iç kısımlara doğru yürümeye başladı.

 

Kız Nie Li’ye baktı ve “Benim adım Hongyue. Senin adın ne peki?” diye sordu.

 

“Ben Lei Zhou.” dedi Nie Li.

 

Kız hafifçe başını salladı. İlk başlarda Nie Li’den şüphe duyuyordu ama onun soy adını duyduktan sonra daha fazla şüphe duymamaya başladı. Silverlit Ailesinin soy ismi ‘Lei’ idi. Karanlık Çağ başladıktan sonra Silverlit Ailesinin şanı daha fazla devam etmemişti. En iyi ihtimalle bir veya iki aile başarıyla kaçmayı başarabilmiştir. Ancak zaman geçtikçe bu kaçmayı başaran ailelerde yavaşça ortadan kaybolmuştu. Bundan dolayı Lei soy ismi çok fazla insan tarafından bilinmiyordu.


“Majesteleri Hongyue, size bir soru sormak istiyorum. Siz Gümüş Kanat Kabilesinden misiniz?”
Nie Li temkinli bir şekilde bu soruyu sormuştu.

 

“Evet.” dedi Hongyue.

 

“Gümüş Kanat Ailesinin soy adı Sikong değil mi?” diye sordu Nie Li.

 

“Doğru. Benim adım Sikong Hongyue.” dedi Hongyue. Kızın Nie Li’ye dair olan şüpheleri git gide azalıyordu. Görünüşe göre Nie Li, bu kızın Gümüş Kanat Kabilesinden geldiğini görünüşünden çıkarmayı başarmıştı.

 

Sikong Honyue gümüş bir zırh giyiyordu ve tüm bedeninden güçlü bir aura yayılıyordu. İnce ve güç dolu uzun bacakları vardı. Nie Li karşısındaki kişinin bir kız olmasına rağmen fiziksel gücünün çok fazla olduğunu hissetmişti.


“Neyse ki yanlışlıkla geldiğiniz bu bölge benim Gümüş Kanat Kabileme ait bir bölgeydi. Bu dağın yamacında toplamda on üç aile yer alıyor. Bu ailelerin tümü Karanlık Çağdan kaçıp buraya yerleşmişlerdir. Bu aileler çeşitli yıkılan imparatorlukların içinde yer alan ailelerdi. Gümüş Kanat Kabilemin bu dağda toplamda beş tane düşman ailesi vardı. Eğer yanlışlıkla düşman ailelerin topraklarına girseydiniz ve Silverlit Ailesinin mensubu olduğunuzu öğrenselerdi hemen katledilirdiniz.”
 dedi.

 

“Anladım. Demek durum böyle.” dedi Nie Li başını sallayarak. Karanlık Çağdan bu kadar çok kurtulan ailenin olacağını hiç düşünmezdi. Nie Li başka bir bölgeye girseydi o aileye göre bir yalan söyleyebilirdi.

 

Bir süre yürüdükten sonra Nie Li’in önünde muhteşem bir saray gözükmeye başladı.

 

Bu saray birkaç ağacın dallarının üstüne kurulmuştu. Sarayın duvarlarının yüksekliği düzinelerce metreye ulaşıyordu. Bu yükselen yapı altından baktığın zaman insan da müthiş bir baskı bırakıyordu.

 

Nie Li, Sikong Hongyue’yi takip ederek sarayı içine girdi. Bir çok holden geçtikten sonra sonunda büyük bir salona giriş yaptılar.

 

Pa! Pa! Pa!

 

Keskin sesler duydular.

 

Salona girdikten sonra Nie Li’nin gördüğü ilk şey önünde duran iki büyük köle olmuştu. Kölelerden birisi diğerine göre daha gençti. Vücudu kırbacın etkisinden dolayı kan lekeleri ile kaplanmıştı fakat derisinin hiçbir yerinde yara gözükmüyordu.

 

Bu iki kölenin de sırtın da bir çift kanat yer alıyordu. Fakat bu iki kanat Gümüş Kanat Kabilesinin kanatları gibi gümüş renkte değil de siyah altın rengindeydi.

 

İki muhafız kırbaçlarını sürekli bu iki gencin bedenine doğru sallıyordu. Hissettikleri acıdan dolayı bu iki gencin yüzü de buruşmuştu fakat bu iki genç dişlerini sıkarak herhangi bir ses çıkarmıyordu. Gözlerinde kararlı bir bakış vardı.

 

Nie Li, Sikong Honyue’ye baktı ve meraklı bir tonda “Majesteleri Hongyue, bu iki kişi …” diye sordu.

 

“Hmph, şu ucuz piç..” dedi ve somurtarak “Onun annesi Gümüş Kanat Kabilesinin bir üyesiydi fakat düşmanımız olan Kara Ejder Ailesiyle ilişki kurdu ve onu doğurdu. Bu olay benim ailem tarafından öğrenildikten sonra bu piçin anası ve babası takip edildi ve öldürüldü. Asıl komik olan ise bu iki piç onları bırakmamız için bize yalvarmışlardı. Fakat biz onları yavaş yavaş işkence yaparak öldüreceğiz.” dedi.

 

Ç.N: Bir de utanmadan anlatıyor amk karısı :( Gıcık kaptım. Bu devran da bir gün döner elbet!!

 

Sikong Honhyue’nin sesi son derece ürkütücüydü. Ona göre ailesinin kiri olan bu iki kişi hemencecik öldürülmeliydi.

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 860

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 744

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 695

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 450

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 116

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17371 Üye Sayısı
  • 465 Seri Sayısı
  • 23433 Bölüm Sayısı


creator
manga tr