Bölüm 167

avatar
1876 19

Solo Leveling - Bölüm 167



ÇEVİRMEN:SNBURAK

EDİTÖR:BLACKLOTUS

 

“Gerçekten sizsiniz.”


Arabada oturan adam, onunla yüzleşmek için arkasını dönen kişinin Jin-Woo olduğunu doğruladı ve hemen araçtan indi. Aslında Jin-Woo için de oldukça tanıdık bir yüzdü.


Bu adamın adını hatırlamak için hafızasını kurcalamasına bile gerek yoktu. Çünkü bu adam Güney Kore’nin finans haberleri bölümlerinde neredeyse hiç durmadan görünüyordu. Jin-Woo'nun kelimenin başka bir anlamıyla da ‘aşina’ olması bir yana.


“Ben Yujin İnşaat’tan Yu Myung-Han. Benim için bir zevk, Seong Jin-Woo Avcı-nim.”


Yu Myung-Han'ın sırtı, başını hafifçe indirirken düz kaldı.


Ne saygısız ne de güvensiz bir selamdı.


Sanki birini doğru şekilde selamlamanın bu olduğunu öğrenmiş gibi, eylemi düzenli ve disiplinliydi. Jin-Woo içinden şaşırdı.


Bunun nedeni, büyük bir şirketin bir başkanının kendisi gibi tamamen bir yabancıyı böylesine temkinli bir şekilde karşılamasını beklememesiydi.


Karşı taraf çok ağırbaşlı ve saygılı olduğu için Jin-Woo da temkinli bir selam verdi.


“Ben Seong Jin-Woo. Benim için de bir zevk.”


Kısa tanışmaları bittikten sonra, Yu Myung-Han konuya girdi.


“Önceden iletişim kurmadan sizi görmeye geldiğim için özür dilerim ama sorun olmazsa özel olarak konuşabilir miyiz?”


Tam o sırada Jin-Woo’nun beyninden küçük bir şüphe geçti.


‘Beni görmek istiyorsa…’


Başkanın, şahsen burada görünmek yerine oğlu aracılığıyla Jin-Woo ile iletişime geçmesi daha uygun olurdu. Yine de Yu Myung-Han neden değerli zamanı pahasına buraya kadar gelmeyi seçmişti?


Jin-Woo, zihninde oluşan bu tür şüpheleri yuttu ve başka bir şey sordu.


“Size nasıl yardımcı olabilirim?”


Yu Myung-Han, bunu bu şekilde yapmaktan başka seçeneği olmadığını ima eden özür dileyen bir yüzle cevap verdi.


“Burada tartışılması zor bir konuyla ilgili.”


Jin-Woo etrafına göz attığında, şu anki kapüşonlu rahat bir eşofmanıyla kimse onu tanımasa da birkaç meraklı bakışların hızla Başkan Yu Myung-Han'a indiğini görebiliyordu.


Sokaklarda yoldan geçen oldukça az insan vardı, bu yüzden gerçekten de böyle bir yerde önemli bir şeyi tartışmak mümkün değildi. Jin-Woo bu noktayı çok iyi anladı.


Tek sorun…


‘…Başkan Yu Myung-Han ile görüşeceğim önemli bir işim yok.’


Burada çılgınca bir tahmin bile yapamadı.


Gerçekten düşünürse o zaman belki Başkan'ın ikinci oğlu ve Ah-Jin Loncası Başkan Yardımcısı Yu Jin-Ho ile bir ilgisi olabilir miydi?


Jin-Woo’nun yanıtı gecikirken giderek daha fazla insan Yu Myung-Han’a bakmaya başladı. Hatta bazıları anlık görüntü almak için akıllı telefonlarını çıkardı.


Başkan, üstüne giderek daha fazla göz yöneltildiği için eskisine göre biraz daha telaşlı hissetmeye başladı.


‘Bu fırsatı kaçırırsam onunla konuşmam daha da zorlaşacak.’


Jin-Woo ile konuşması için çok iyi bir nedeni vardı. Bu yüzden cesaretini topladı ve bu iyiliği istedi.


“Seong Avcı-nim. Zahmet olmazsa bir süre bana eşlik etmek ister misiniz? Söz veriyorum, asla saygısız bir konu hakkında konuşmayacağım.”


Jin-Woo önce arkasına baktı.


Çocuk muhabirlerin aşırı ilgisiyle çevrelenmişken Yu Jin-Ho’nun mutlu, hayır, ‘dertli’ suratını gördü. Jin-Woo, kahkahasını bir kez daha aceleyle bastırdı.


‘Görünüşe göre Jin-Ho günün geri kalanında meşgul olacak.’


Diğer büyük Loncaların düşünceli davranması sayesinde son zamanlarda yüksek seviyeli Kapıları tekelleştirdiği için, bir süreliğine baskınlara ara vermek için şimdi iyi bir zaman olabileceğini düşündü.


Jin-Woo başını salladı.


“Olur.”


“Teşekkür ederim.”


Başkan Yu Myung-Han hafifçe eğildi ve süper bir VIP’ye davranıyormuş gibi Jin-Woo için arabanın arka kapısını bile açtı.


“Lütfen binin.”


Jin-Woo önce bindi ve Başkan yanındaki arka koltuğa oturmak için diğer tarafa gitti. Araba o kadar büyüktü ki arka koltukta oturan iki iyi yapılı adam olsa bile hala bol miktarda yer vardı.


Araba hareket etmeden önce Jin-Woo sordu.


“Nereye gidiyoruz?”


“Bir varış noktasına karar vermedik. Gitmek istediğiniz bir yer var mı, Seong Jin-Woo Avcı-nim…?”


Jin-Woo başını salladı ve Başkan'ın şoförüne sinyal vermesini istedi. Daha sonra misafirine baktı.


“Başkalarının bölmesi konusunda endişelenmeden sohbet edebileceğimiz bir yer biliyorum. Sizi oraya götüreyim.”


Jin-Woo koltuğun arkasına yaslandı. Belki de bu gerçekten pahalı bir araba olduğu içindi, yastıkların esnekliği tarif edilemeyecek kadar şaşırtıcıydı.


Araba hiç ses çıkarmadan ileri doğru süzüldü ve sonunda hedeflerine ulaştılar.


“Geldik, Avcı-nim.”


Şoför, Başkan'ın kapısını açmak için yürüdü ama Yu Myung-Han başını salladı ve şoförün Jin-Woo'nun kapısına yaklaşmasını istedi. Daha sonra genç için kapıyı açtı.


Jin-Woo araçtan indi ve öndeki yüksek, uzun gökdelene baktı.


‘Yani başkaları hakkında endişelenmeden sohbet edebileceğimiz yer burası, öyle mi…?’


Jin-Woo orada tamamen suskun dururken bir grup görevli aniden onu çevrelemek için binadan dışarı fırladı ve 90 derece eğildiler.


“Tekrar hoş geldiniz, efendim!”


“Tekrar hoş geldiniz, efendim!!”


Jin-Woo, bu altı kişinin tam bir uyum içinde bağırdığını duydu ve hayranlığını yalnızca içten ifade edebildi. Birbirlerinin zamanlamasını bu kadar iyi denk getirmek için kaç kez birlikte antrenman yapmak zorunda kalmışlardı?


“İçeri girelim, Avcı-nim.”


Başkan Yu Myung-Han, hava atmakla ilgili tek bir ipucu bile göstermedi ve liderliği ele geçirerek doğrudan binanın içine girdi. Binanın çatısının tepesine yakın pencerelerde ‘Yujin İnşaat’ kelimeleri açıkça okunuyordu.


‘……’


Kısa süre sonra Jin-Woo, Yu Myung-Han'ın peşinden gitti ve binaya girdi. Başkan, gencin içeri girmesini bekliyordu ve kendi hızını gencin yürüme hızına eşleştirmişti.


“Bu taraftan.”


Çalışanlar, Başkanlarını fark ettikten hemen sonra eğildiler.


Yu Myung-Han ifadesiz bir yüze sahipti ama yine de önüne gelen tüm selamlara basitçe başını sallayarak cevap vermeyi unutmadı.


Gerçekten önemli biri – Jin-Woo'nun bir zamanlar Avcı Birliği Başkanı Goh Gun-Hui’den hissettiği atmosfer, Başkan Yu'dan da hissedilebilirdi.


Jin-Woo, ona yürekten güveniyor gibi görünen bu çalışanların bakışları aracılığıyla Yu Myung-Han'ın karakterini kabaca anlarken sessizce peşinden gitti.


Bu arada, Yu Myung-Han'a başlarını eğen çalışanlar doğal olarak Jin-Woo'nun patronlarının yanında yürümesiyle ilgilenmeye başladı.


‘Kim o?’


‘Ha? O…?’


‘Yoksa o…?’


Her çalışanın çenesi binaya girerken kapüşonunu çıkaran S-Seviyeli Avcı'yı tanıdıktan sonra yere düştü.


Ulusun en iyi Avcısı ve ulusun en iyi iş adamı. Yujin İnşaat'ın genel merkezine böyle iki kişi girmişti, öyleyse kim bu şaşırtıcı olaya şaşırmazdı ki?


‘Heok!’


Çalışanların gözleri neredeyse yuvalarından düşüyordu.


Kadın çalışanların kalpleri dengesiz bir şekilde çarpmaya başlarken erkek çalışanlar Jin-Woo'nun yönünde başlarını salladılar.


Avcı Seong Jin-Woo'nun neden Başkanlarının yanında durduğunu bilmiyorlardı. Ancak, kendi alanlarında en iyisi olarak kabul edilebilecek iki adam yan yana durduğunda, kayda değer yaş farkı artık önemli görünmüyordu ve bu göz kamaştırıcı imge artık izleyicinin görüşüne mükemmel ve eksiksiz geliyordu.


Eğer bir erkekseniz bu muhteşem manzaranın bir parçası olmayı çok isterdiniz.


Ve böylesi sevecen bakışlar üzerlerine düştüğünde iki adam sadece yöneticilerin kullandığı açık kapılarla onları bekleyen asansöre tırmandı. Görevlilerin yardımı buraya kadar sürdü.


Kapılar sessizce kapanırken asansörde yalnızca Jin-Woo ve Başkan Yu kaldı.


“…”


“…”


Başkan Yu ağzını kapalı tutarken Jin-Woo onu takip etti ve hiçbir şey söylemedi. Asansör durmadı ve doğrudan Başkan’ın Ofisi olan en üst kata çıktı.


Ting.


Başkan Yu'nun sağ kolu olan Sekreter Kim, ofisin önüne gelmelerini bekliyordu. Selamlama olarak Jin-Woo'ya başını hızlı bir şekilde salladı ve belini patronuna eğdi.


“Özür dilerim, Başkan. İçeride sizi bekleyen bir misafiriniz var.”


“Misafir?”


Başkan Yu Myung-Han'ın ifadesi sertleşti.


“Ofiste olmadığım zamanlarda kimseyi içeri almamamı söylememiş miydim?”


Sekreter Kim, nadiren hata yapardı. Yu Myung-Han’ın yüz ifadesinin sertleşmesinin nedeni öfke duygusu değildi, şaşırmaya çok daha yakın bir şeydi.


Sekreter Kim sıkıntılı bir ifade oluşturdu ve cümlesinin sonunu bulanıklaştırdı.


“Efendim, konuğunuzla dileklerinizle ilgili çoktan konuştum, ama o kadar ısrar etti ki…


“H-mm.”


Yu Myung-Han'ın konuğun kim olduğunu hemen anlamak için bu kadarını duyması yeterliydi. Çaresizce başını salladı ve Başkan ofisini Jin-Woo'ya işaret etti.


“Endişelenecek bir şey yok, bu yüzden hiç dikkat etmeniz gerekmiyor. Lütfen, bu taraftan.”


Wheeeiiing…


Başkanın ofisine açılan kapı kayarak açıldı.


Kanepede oturan bir gazeteye göz atarak zaman geçiren yaşlı bir beyefendi, bakmak için başını kaldırdı.


“Hyung-nim, seninle iletişime geçmek neden bu kadar zor? Hatta bugünkü randevumuzu bile iptal ettin.”


Düzgün ve yansıtıcı saçsız bir alnına sahip olan adam, Yu Myung-Han'ın küçük kardeşi Yu Seok-Ho'dan başkası değildi.


Ağabeyini parlak bir yüzle selamlamak için kalktığında Yu Myung-Han biraz kaşlarını çattı.


“Sana bugün ilgilenmem gereken önemli bir sorun olduğunu söylememiş miydim? Şu anda meşgulüm, o yüzden daha sonra tekrar gel.”


“Ne demek istiyorsun? Hyung-nim, programını baştan sona biliyorum, bu yüzden ne kadar önemli olabilir…??”


Yu Seok-Ho'nun sözleri, Jin-Woo’nun bakışlarıyla karşılaştığında durdu.


“Ha? Ha, ha???”


Bu genç adamın yüzü bir şekilde tanıdık gelmiyor muydu?


Diğer insanlar televizyon haber yayınlarındaki gazeteleri veya görüntüleri hatırlardı, ancak Yu Seok-Ho'nun hatırladığı ilk şey, kızı Yu Soo-Hyun'un sosyal medya profiliydi. Birbirleriyle oldukça rahat görünen iki gencin fotoğrafını gördüğünü hatırladı.


‘Bu gerçekten Avcı Seong Jin-Woo mu??’


Gerçeği teyit etmek için elindeki gazeteyi ön sayfaya çevirdi. Ön sayfa fotoğrafı ile Jin-Woo’nun gerçek yüzünü karşılaştırırken gözlerini kırpmaya devam etti.


Bu durum Jin-Woo'yu bir şekilde kızdıracak kadar tuhaftı, ama nedense bu yabancı, yarı kel amcayı tiksindirici bulmadı.


‘Gözleri Yu Jin-Ho’ya çok benzediği için mi?’


Çok daha yaşlı ve saçsız bir Yu Jin-Ho gelecekte bu adama benzeyebilir miydi?


Başkan Yu Seok Ho, anında Jin-Woo’nun zihnindeki yaşlı Yu Jin-Ho haline geldiğini bilmiyordu. Ağabeyinin keskin bakışlarını umursamadı ve yüzünde parlak bir gülümsemeyle elini uzattı.


“Aigoo! Seong Jin-Woo Avcı-nim!”


“Oh, merhaba.”


Jin-Woo istemeden sunulan eli kavradı ve salladı.


Yu Seok-Ho, yıllarca süren zorluklardan sonra karşılaştığı birini tekrar selamlıyormuş gibi enerjik bir şekilde el sıkıştı. Daha sonra kendini tanıttı.


“Hakkımda çok şey duymuşsunuzdur, ama ben Yu-il Tıbbi Ürünler’den Yu Seok-Ho.”


“….??”


Peki, Jin-Woo şimdi bu amca hakkında nereden çok şey duyacaktı?


Yine de sizi böyle mutlu bir şekilde selamlayan birini rencide etmek hoş değildi, bu yüzden Jin-Woo cevabı olarak uygun bir şey söyledi.


“Ah, evet. Merhaba. Tanıştığıma memnun oldum.”


Yu Myung-Han endişeyle yandan izliyordu ama şimdi onun yerine şaşkın bir ifade oluşturuyordu. Bu sırada Yu Seok-Ho'nun sırtı gururla doğruldu, biraz gösteriş yapmak istiyordu ve göğsünü biraz daha açtı.


‘Gördün mü? Hyung-nim, küçük kızımın erkek için standartları bu seviyede.’


Yu Seok-Ho, Yu Myung-Han’ın kızının müzikte dahi düzeyinde bir yeteneğe sahip olduğu gerçeğinden ötürü küçük bir aşağılık kompleksi hissediyordu. Ama şimdi, bu olayla kesinlikle özgüvenini yeniden kazanabileceğini düşündü.


Çünkü sonuçta, Güney Kore'nin tamamında bu genç kadar harika erkek olamazdı.


‘…Seok-Ho’nun bağlantıları oldukça derin.’


Yu Myung-Han, Jin-Woo gittikten sonra küçük kardeşine sesini yükseltmeyi planlıyordu, ancak şimdi, bu ikisinin birbirini ‘duymuş’ göründüğünü gördükten sonra öfkesi hızla eridi ve tamamen kayboldu.


Görünüşe göre konuşma bundan dolayı olumlu yönde gidebilirdi.


“Aman Tanrım. Tavırlarım nerede?”


Yu Seok-Ho sonunda Jin-Woo'nun elini serbest bıraktı.


Doğru, ikinizin tartışacak bir şeyiniz olduğunu söylediniz, değil mi? Görünüşe göre ben çıkmalıyım, bu yüzden lütfen bana aldırmayın.”


Memnuniyetle gülümsedi ve ofisten çıkmak için arkasını döndü ama Jin-Woo'nun yanında durdu.


"Ah, bu arada Seong Avcı-nim?"


“Ah, evet?”


“Kısa zamanda biraz zamanınız varsa lütfen evime uğrayın. Bizi ziyaret ederseniz sizi hevesle bekliyorum!”


“…..??”


Zamanı olsaydı uğrar mı?


Hevesle bekler miydi??


“Huhuhuhuht!”


İyi huylu amca esrarengiz şeyler söyledi ve geçen canlandırıcı bir esinti gibi ofisten çıktı.


Gürültülü sesi ve parlak ifadesi, onun hoş olmayan biri olarak görülmemesini sağlasa da o amca hala Jin-Woo için garip bir ikilem olarak karşısına çıktı.


Orada biraz başını eğerek durdu ve Başkan Yu Myung-Han dikkatle ona sordu.


“Erkek kardeşimle olan ilişkiniz…?”


Söz konusu amca artık ortalıkta olmadığına göre artık duygularını önemsemek için bir sebep var mıydı?


Jin-Woo'nun cevabı oldukça basitti.


“Bugün onunla ilk karşılaşmam.”


Cevabı Yu Myung-Han’ın ifadesinin anında sertleşmesine neden oldu.


‘Yu Seok-Ho, seni aptal...’


Tıpkı şüphelendiği gibi. Maalesef burada önemli bir konuk vardı. Yu Myung-Han, ‘Pokerface’ takma adına yakışan bir şekilde duygularını hemen maskeledi ve oturmalarını önerdi.


“Lütfen oturun.”


Yu Myung-Han, Jin-Woo'nun karşı tarafına yerleşti. Sekreter Kim, mükemmel bir zamanlamayla ofise girdi ve Başkan'a sordu.


“Efendim, biraz çay ister misiniz?”


“Ben böyle iyiyim, lütfen Avcı-nim'e sor.”


“Ben de iyiyim, teşekkür ederim.”


Jin-Woo başını salladı.


Yu Myung-Han, Kim'e ciddi bir ses tonuyla hitap etti.


“Burada Avcı-nim ile özel olarak konuşmak istiyorum, bizi bir süre yalnız bırakabilir misin?”


“Anlaşıldı, efendim.”


Sekreter Kim ofisten çıktı ve korumak için kapının önünde durdu. Bunu yapmak için emirleri daha önce almıştı.


Şu andan itibaren devlet Başkanı ziyarete gelse bile kimse ofise giremezdi. Bugünkü meselenin ağırlığı böyleydi.


“…”


“…”


Tıpkı asansördeki gibi Jin-Woo ve Yu Myung-Han arasında başka bir sessizlik oluştu. Ancak bu sefer sessizliğin ağırlığında belli bir fark vardı.


Yu Myung-Han'ın kendini toparlaması için biraz zamana ihtiyacı vardı. Bu eski zamanları anmak için falan kaygısız bir konuşma olmayacaktı.


Bu yüzden Başkan Yu Myung-Han, bu kadar uzun bir süre geçtikten sonra ağzını ancak açabildi. Karşısındaki kişi ondan biraz sıkılmaya bile başlayabilirdi.


“Seong Avcı-nim.”


Jin-Woo o zamana kadar sabırla bekliyordu ve sakince cevap verdi.


“Evet?”


Yu Myung-Han, iç cebinden Yujin İnşaat ile sık sık iş yapan bir banka tarafından kendi adına düzenlenen bir çek çıkardı.


Ancak bu çek normalden biraz farklıydı.


Bu kâğıt parçasının temsil ettiği paranın değerini belirten sayısal harflerin olması gereken yerde, hiçbiri yoktu.


“İşte.”


Çeki uzattı.


Jin-Woo, başını tekrar kaldırmadan önce bir süre bu boş çeke baktı.


Yu Myung-Han zorlanıp devam etti.


“Parayla her şeyi satın alabileceğini düşünen kibirli bir aptal değilim. Dahası, sizin gibi S-Seviyeli bir Avcı ile uğraşırken.”


Ağzı daha da kurumuştu.


İlk konuşmasını on binlerce çalışanının önünde yapmak üzereyken yüzlerce muhabir tarafından kuşatıldığında ve ona karşı alçakça hakaretlere maruz kalmak zorunda kaldığında bile babasını gömüp şirketi miras aldığı zamana kıyasla – bu an onu geçmişte olduğundan daha fazla titretmesine neden oldu.


Ama nedeni belliydi. Ne de olsa bu konunun önemi, geçmişindeki o anları büyük ölçüde geride bırakıyordu.


Çünkü yaşama arzusu, tüm gençliğini feda ederek büyüttüğü şirketin geleceğini görme arzusu ve ardından biraz daha uzun süre yavrularının büyümesini görmek isteyen bir babanın açgözlülüğü – hepsi şu anda tehlikedeydi.


“Bu yüzden... Bunu samimiyetimin küçük bir jestinden başka bir şey olarak görmezseniz çok memnun olurum.”


Başkan Yu’nun gözleri kararlı bir ışıkta yanıyordu.


Jin-Woo artık bu konuşmayı yapmak için bu mekânı seçmesinin nedenini tahmin edebilirdi. Bundan sonra konuşulacak şeyler bu duvarların dışına sızdırılamazdı.


‘Bu benim onun Loncasına katılmamla veya bunun gibi bir şeyle ilgili değil.’


Bu nedenle Başkan, başlarına bir tür doğal afet gelmedikçe yüzde 100 kontrol edebileceği kendi bölgesini seçmişti.


Jin-Woo her zaman hızlı kavrayan biri olmuştu


Bu yüzden bu soruyu basitçe sordu.


“Başkan. Benden satın almak istediğiniz şey nedir?”

 

Egemenler Listesi

1) Gölge Egemeni-Ölülerin Kralı ( Seong Jin-Woo)

2) Beyaz Alevlerin Egemeni - İblis Kralı ( Baran) (öldü)

 


BL: Evet bugünlük de geç oldu ama güç olmadı. Kimler tahmin etmişti bu adamın geldiğini? :D 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 19349 Üye Sayısı
  • 809 Seri Sayısı
  • 39145 Bölüm Sayısı


creator
manga tr