Bölüm 56

avatar
635 2

Solo Leveling - Bölüm 56


 

ÇEVİRMEN:SNBURAK

EDİTÖR:BLACKLOTUS

 

Artık mali durumunu teyit etmeyi bitirdiğine göre…


Jin-Woo, bir mağazada güzel görünümlü bir takım elbise giydi. Hala yeterince boş vakti olduğu için yakındaki bir kuaförde uğradı ve saçını kestirdi.


“Hmm.”


Evden çıkarken olduğundan tamamen farklı birine dönüşmüştü.


‘Bu yüzden paraya sahip olmak, hiç olmamasından çok daha iyi.’


Ve iyi giysilerin de kişinin kanadı olacağını söylerlerdi.


Jin-Woo, sokaktaki bir dükkânın penceresinin önünde durdu ve omuzlarını silkmeden önce yansımasını biraz kontrol etti.


Hazırlığı olabildiğince mükemmeldi.


‘Arkamda kötü bir ilk izlenim bırakmayacağıma eminim.’


Telefonu aracılığıyla saati onaylamadan önce giysilerini biraz düzeltti. 16.20 yazıyordu.


‘Oraya beşten önce varmam gerekiyor, değil mi?’


Şimdi giderse zamanında varması gerekiyordu.


"Taksi!"


Jin-Woo bir taksiye bindi ve yeterli vaktiyle Jin-Ah’ın okulunun önüne geldi. Ve şans eseri, Jin-Ah'ın okulun ön kapısının yanında durduğunu gördü.


"Seong Jin-Ah-!"


Ağabeyini geç fark edince saf bir şok içinde nefesi kesildi.


“Oppa??”


Jin-Ah dikkatle sorduğunda gözleri bir tavşanınki gibi fazladan yuvarlaklaştı.


“Siz… Siz gerçekten Bay Seong Jin-Woo musunuz?"


"Kendi ağabeyini tanıyamıyor musun?!"


Jin-Ah bakışlarını Jin-Woo'nun her yerinde gezdirdi ve yüzünde hala şaşkın bir ifade vardı, sesi doğal olarak yükseliyordu.


"Çünkü sen çok değişmişsin, biliyorsun!"


"Ne yani, yeni sınıf öğretmeninle tanışırken eşofman ve terliklerimle gelmemi mi istiyordun?"


"Vay canına…"


Jin-Ah hala açık olan çenesini kapatamadı.


"Hey, çenen bu gidişle düşebilir. Her neyse, ben önden gidiyorum. Tamam?"


Kız kardeşi yolu gösterme konusunda herhangi bir işaret göstermediği için Jin-Woo liderliği ele aldı. Beş yıl önce Jin-Woo da bu okulda öğrenciydi. Avcunun içi gibi biliyordu.


Şimdi normal olarak eğer öğretmenler ebeveynlerle konuşmak isterse buluşma yeri ya öğretmenler odası ya da danışma bürosuydu. Ancak bugünün konusu Jin-Ah’ın gelecekteki kariyer yolunu içerdiği için danışmanlık bürosuna gitmesi gerekiyordu.


Ve böylece Jin-Woo’nun adımları hızlandı.


“O-Oppa! Beni bekle!"


Jin-Ah aceleyle ağabeyinin peşinden koştu.


“Merhaba, öğretmen-nim.”


"Evet? Ah, oh, sana da merhaba. "


Jin-Woo, giderken karşılaştığı birkaç öğretmeni selamladı. Hepsi istisnasız olarak durdu ve Jin-Woo giderken arkasından baktı.


‘Kimdi o?’


‘Bu okuldan mezun muydu? Ama böyle göz alıcı bir öğrenciyi unutmamın hiçbir yolu yok.’


‘Yeni bir öğretmen mi?’


Yine de ona bakan sadece öğretmenler değildi.


“Vay canına, yakışıklı, değil mi?”


"Kim o?"


"Bekle, yanındaki Jin-Ah değil mi?"


“Jin-Ah’ın oppası olmalı. Vay, çok havalı.”


İyi yapılı bir vücut ve şık bir takım elbise – yüz hatları sade olmasına rağmen bu iki nokta arasındaki sinerji kız öğrencilerin dikkatini çekecek kadar güçlüydü.


Ne yazık ki söz konusu adam hiç ilgilenmiyordu.


‘.......’


Jin-Woo, kızların fısıltılarının bir kulağından girip öbüründen çıkmasına izin verdi. Aslında gerçekten heyecanlanan kişi Jin-Ah'dı.


Kulaklarını dikti ve çevreden gelen ağabeyinin değerlendirmesini mutlu bir şekilde kıkırdayarak dinledi. Daha sonra Jin-Woo'nun yanına yaklaştı ve onu dirseğiyle hafifçe dürttü.


"Hey~, oppa, bugün gerçekten popüler olduğunu kanıtlıyorsun, değil mi?"


Bunu görmezden geldi.


"Bekle, şimdi aklıma geldi de oppa, henüz bir kız arkadaş bulamadın, değil mi?"


Bunu da görmezden geldi.


"Ben, güvenilir küçük kardeşin, seni sevimli bir liseli kızla tanıştırmalı mıyım?"


Ve bununla Jin-Woo, kardeşinin yanaklarını duygusuz bir yüzle sıkıştırmaya başladı.


“Şirin olmayı bırak, tamam mı?”


"Özür... Özür dilerim."


Jin-Woo sonunda yanaklarını serbest bıraktı. Jin-Ah, kızarmış yanaklarını ovuşturdu ve mutsuz bir şekilde surat astı.


“Che. Yine de ilgiyi sevdiğini biliyorum..."


Birbirleriyle hafifçe çekişerek yürürken hedefe çoktan ulaşmışlardı. Jin-Ah, Jin-Woo'yu geçti ve danışma bürosunun önünde döndü.


“Oppa, burası.”


Ofise girmeden hemen önce Jin-Woo kız kardeşine baktı. Yerinden kımıldamadı.


"Ya sen?"


"Bugün yalnızca öğretmen ve ebeveynler. Sen içeri girer girmez sınıfıma geri dönüyorum. "


“Ah.”


Jin-Ah'ı dinlerken daha lise son sınıf öğrencisi iken benzer bir şey olduğunu hatırladı. O zaman kimse gelmemişti tabii.


‘Annemin hareket etmesinin gittikçe zorlaştığı bir zamandı, değil mi?’


Annesi o sıralarda hastaneye gitmeye başlamıştı.


Kendini çok zorlayabileceğinden korktuğu için ona öğretmen-veli görüşmesinden bahsetmemişti. Ve bu nedenle, sınıf öğretmeninin derslerinden epey bir süre acı çekmişti.


O anları hatırlarken, Jin-Ah'ın bugün bu kadar endişeli olmasının nedenini anlayabiliyordu. Jin-Woo nazikçe gülümsedi ve ona sordu.


“Bugün gece dersi de alıyor musun?”


“Evet. Oppa, beni bekleme ve eve git."


"Tamam."


Jin-Woo ona bulaştı ve saçını tamamen karıştırdı.


“Sıkı çalış, tamam mı? Sonra görüşürüz."


“Ah! Kes şunu!”


“Daha sonra evde görüşürüz.”


Jin-Woo sırıttı ve danışma bürosuna girdi.


Jin-Ah saçlarını düzeltirken yanakları şişti.


"Hala bana küçük bir çocukmuşum gibi davranıyor..."


Elbette, bundan hoşlanmadığına dair herhangi bir ipucu göstermedi.


Belki biri her şeyi görmüştü? Jin-Ah hızla çevresini taradı ve etrafında kimsenin olmadığını doğruladı. Rahatlayarak içini çekti ve koşarak sınıfına gitti.


***


Jin-Ah’ın sınıf öğretmeninden edindiği ilk izlenimi kelimelere dökecek olsaydı?


‘Mm…’


Biraz ‘cömert’ görünüyordu.


“Jin-Ah’ın oppası olmalısınız.”


Orta yaşlı bir öğretmendi. Verdiği genel izlenimle yüzünde nazik ve sıcak bir gülümsemeyle diğer insanları daha iyi hissettirebilecek biriydi.


Belki de hikayesini biliyordu, çünkü Jin-Woo'nun Jin-Ah’ın velisi olarak burada olduğunu görünce en ufak bir şaşkınlık yaşamamıştı.


"Nasılsınız? Ben Jin-Ah’ın sınıf öğretmeniyim. Dürüst olmak gerekirse, Jin-Ah'ın ağabeyi kadar havalı birini saklamasını beklemiyordum. Ahahah.”


Cana yakın ve misafirperver sözlerini duyan Jin-Woo da kibarca başını eğdi.


‘Onu daha önce görmedim.’


Bu okuldan mezun olduktan sonra öğretmenliğe başlamış olmalıydı.


İlk görüşmede bir kişinin izlenimine karar verileceğini kimse söylememiş miydi? Selamlaştıktan sonra kendini biraz daha rahatlamış hissetti.


‘Pekâlâ, kendisinden yaşça küçük olan birine karşı kibar bir konuşma yapıyor.’


Görünüşe göre küçük kız kardeşinin lisedeki üçüncü yılı o kadar da travmatik olmayacaktı, çünkü oldukça iyi bir sınıf öğretmeniyle karşılaşacak kadar şanslıydı.


“Lütfen, buraya oturun.”


Ona bir sandalyeyi gösterdi. Jin-Woo, büyük bir masanın karşısında Jin-Ah’ın sınıf öğretmeninin karşı tarafına oturdu.


“Artık Jin-Ah konusunda rahatlayabiliriz.”


Bir süre bir sınıf öğretmeni ve ebeveynlerin normalde paylaşacağı tipik konulardan konuştular, atmosfer sohbet boyunca samimi ve oldukça neşeliydi.


Jin-Ah örnek bir öğrenci olduğu için, ne Jin-Woo'nun ne de öğretmenin birbirlerine seslerini yükseltmeleri için bir neden yoktu.


"Jin-Ah'ın tıp fakültesine girmeyi planladığını biliyor musunuz?"


"Evet, biliyorum."


Kadın öğretmen hazırlanan bilgileri okumaya başladı.


“Deneme sınavındaki puanları mükemmel. Ve normal notları da çok iyi, bu yüzden çok fazla sorun yaşamadan girmeli. Yine de lütfen evde ona çok fazla baskı yapmayın."


Jin-Woo sessizce başını salladı.


Öğretmenin heyecanlı yüzünden, Jin-Ah’ın geleceğiyle ilgili yüksek beklentileri kolayca anlaşılabilirdi.


Mesele şu ki lise son sınıflarına bakmakla görevli sınıf öğretmenleri de muazzam bir stres altındaydı. Bu üçüncü sınıf öğrencilerinin hayatlarının geri kalanından sorumlulardı, nasıl strese girmezlerdi?


‘Bu yüzden çoğunun, dördüncü sınıfta sınıf öğretmeni olmaktan kaçınmaya çalıştığını duydum.’


Jin-Woo ayrıca erkek öğretmenlerin sorumluluklarını kadın meslektaşlarına bıraktığı birçok vaka olduğunu da duymuştu. Bunu düşünürken Jin-Ah’ın sınıf öğretmeninin öğrencileri için hırs ve tutku dolu olduğunu söyleyebilirdi.


Jin-Ah’ın velisi olarak Jin-Woo bunun için minnettar olabilirdi. Çünkü dürtü ve tutku, öğrencilerinin geleceğine büyük ‘ilgi’ duyacağı anlamına geliyordu.


Belki 15 dakika geçmişti? Toplantı sorunsuz bir şekilde sona eriyordu.


"Peki o zaman, eğer hepsi buysa..."


Jin-Woo ruh halini inceledi ve ayrılmaya hazırlanıyordu ama sonra öğretmen temkinli bir şekilde onunla konuştu.


"Avcı olduğunuzu duydum."


Aniden öğretmen oldukça ciddileşti.


Burada bir şeyler oluyordu. Jin-Woo hemen bunu hissetti.


"Evet, öyleyim."


"Eğer… Jin-Ah'ın da Uyanmış olduğuna karar verilirse onun da Avcı olarak çalışmasına izin verir misiniz?"


"Asla."


Ona asla izin vermezdi.


Jin-Woo kararlı bir şekilde konumunu belirtti. Bunu yeniden düşünmesine bile gerek yoktu.


Tam olarak tahmin ettiği gibi, burada bir şey vardı ve kanıt olarak öğretmenin ifadesi daha da ağırlaştı.


"Düşündüğüm gibi..."


Jin-Woo şaşkın bir ifadeyle ona baktığında öğretmen kararlı bir ses tonuyla konuştu.


"Zahmet olmazsa sizden bir iyilik isteyebilir miyim?"


Jin-Woo başını salladı.


"Güçlerim dâhilinde olduğu sürece..."


Önce onu dinlemeye karar verdi.


Şey, kız kardeşinin sınıf öğretmeniydi, bu yüzden onu bir kez bile dinlemeden onu tamamen reddederse kötü bir izlenim bırakabilirdi.


Jin-Woo'nun fikrini değiştirebileceğinden endişelenen öğretmen hızla ağzını açtı.


"Öğrencilerimden biri, Uyanış sürecinden geçtikten sonra tam zamanlı bir Avcı olmak için okulu bırakmayı düşünüyor. Aslında artık okula bile gelmiyor."


'Aha.'


Bu tür şeyler oldukça yaygındı.


Gerçek Avcıların ne yaptığını hiç deneyimlememiş birkaç yeni Uyanmış, gerçekliğin ne kadar acımasız olabileceğine dair en ufak bir fikre sahip olmadan kendilerini özel biri, seçilmiş biri, diğerlerinin üzerinde bir kesim vb. olarak düşündüğü durumlar olabilirdi.


…Ama yine de ünlü Avcılar olmaya devam eden ve dünyada çok para kazanan o kadar çok Uyanmış olmasa da.


Öğretmen uzun bir iç çekti.


“Okulu bu şekilde aksatmaya devam ederse yönetimin harekete geçmekten başka seçeneği kalmayacak, anlıyor musunuz? Avcı olmak istese bile en azından liseden mezun olsaydı daha iyi olmaz mıydı?"


Jin-Woo aynı fikirde başını salladı. Olumlu cevabıyla öğretmenin yüzü birazcık aydınlandı.


"Sağlam ve sağlıklı bir şekilde mezun olması için o çocuğu ikna etmeme yardım edebilir misiniz?"


Öğretmen gülümsemek için elinden geleni yaptı.


Jin-Woo burada bir şeyi merak ediyordu.


"O öğrenci... Uyanmış seviyesi neydi?"


"Duyduğuma göre... En düşük seviye..."


Başka bir deyişle, bir E-Seviyeli.


‘…O halde fazla uzun yaşamayacak.’


Jin-Woo içinden cıkladı.


Bu, bir zindana girerken özellikle dikkatli olunması gereken seviyeydi.


Biri aşırı heyecanlı bir zihniyetle ve üste üstlük fazla hazırlık yapmadan girerse, o zaman neredeyse istisnasız bir sakat veya ölü olurdu.


Küçük kız kardeşiyle aynı yaştaki bir çocuğun başına böyle bir şey gelmesi üzücü bir şeydi. Maalesef günün sonunda bu seçim o kızın yapması gereken bir şeydi. Kimse aksini söyleyemezdi.


Aslında oldukça üzücü bir şeydi, ama yoğun programından başka birinin hayat seçimlerine müdahale etmek için zaman ayırmak istemiyordu.


‘Ayrıca, onu ikna etme konusunda kendime güvenmiyorum.’


Elbette, söyleyeceği şeylerin çoğu duymak için güzel şeyler olmayacaktı.


Jin-Woo öğretmeni reddetmeyi ve gitmeyi düşünüyordu.


Ancak….


"Jin-Ah onu tanıyor, çünkü adı..."


Kızın adı öğretmenin ağzından çıktığında Jin-Woo, bulunduğu yerden kolayca kalkamayacağını fark etti.


Jin-Woo kızın adını bir kez daha sordu.


“Öğretmen-nim. Yine, öğrencinin adı neydi? "


"O... Acaba onun kim olduğunu biliyor musunuz?" (ÇN: Kızın adı orijinalinde de yok.)


“... ..”


Evet, Kore Cumhuriyeti gerçekten de küçücük bir yerdi.


‘Hah.’


Jin-Woo oldukça suskunlaştı.


***


Aynı zamanda.


Yujin İnşaat'ın sahibi Yu Myung-Hwan'ın özel konutu.


Sabahın erken saatlerinden itibaren sayısız pahalı lüks araç içeri girmeye devam etti.


Bunun tek bir nedeni vardı.


Yujin Grubunun ilk başkanı Yu Byung-Cheol için törenleri akşamın ilerleyen saatlerinde yapılacaktı.


Yu Myung-Hwan, Kore'nin finans sektöründe bir numaraydı. Ve Yu Byung-Cheol onun babasıydı.


En büyük oğul Yu Myung-Hwan, ne kadar meşgul olursa olsun töreni her yıl yaptırırdı. Ve onun etkisi bu kadar büyük olduğu için Yu ailesinin kayıtlarında bulunan her bir akraba, burada toplanmak zorundaydı.


- XX Yatırımın CEO'su.


- XX Tıbbi İlaçlar'ın Başkanı.


- XX mağazasının CEO'su.


.


Her misafir nüfuz sahibiydi. Ve onların çocukları da elitlerin elitiydi. Tek istisna dışında.


Ve bu istisna, kimse ondan istemese bile sessiz ve uzak köşede oturuyordu.


Ve o Yu Jin-Ho'dan başkası değildi.


'Sıkıldım.'


Zamanın daha hızlı ilerlemesini diledi.


‘Hyung-nim’i ile zindanları yağmalaması bundan yüz kez, bin kez daha zevkliydi.


Hyung-nim şu anda ne yapıyor olabilir?


Şimdi düşünmüştü, hyungn-iminin boş günlerinde ne yaptığını hayal bile edemiyordu.


Ve... Herkesin bakışlarından uzak bir köşede işe yaramaz şeyler düşünürken gelen masum ikramları her zaman reddediyordu….


...Bugün özellikle duymak istemediği bir ses duydu.


“Hey.”


Beklenildiği gibi.


Yu Jin-Ho'nun arkasında, toplumun üst sınıf elitlerinin nasıl davranması gerektiğine dair mükemmel bir model duruyordu. Onun da hemen hemen her şeyi yapabileceğini herkes görebilirdi.


Bir çift pahalı gözlük; uzun, erkeksi bir vücut. O, Yu Jin-Ho’nun biyolojik ağabeyi Yu Jin-Seong'dan başkası değildi.


Yu Myung-Hwan'ın gelecekte istifa etmeye karar vermesinden sonra Yujin İnşaat'ı devralacak olan varisti.


Yu Jin-Seong, Yu Jin-Ho'nun çok yakınına geldi ve küçük erkek kardeşine baktı.


“Akrabalar geldi, onları karşılamalısın. Daha ne kadar küçük bir çocuk gibi davranmayı planlıyorsun?"


"…Her neyse."


"Çocukça davranışlarının sadece babamızın itibarını onursuzlukla boyadığını unutma."


Yu Jin-Seong’un ses tonunda tek bir kardeş sevgisi izi yoktu. Hayır, oldukça küçümseyiciydi.


Tabii ki, Yu Jin-Ho ağabeyinden hoşlanmıyordu, ama yine de karşılık verecek cesareti yoktu.


“....”


Gerçekten elinden bir şey gelmiyordu.


Yu Jin-Seong, okulda her konunun tepesinde durmayı başaran dâhiler arasında bir dâhiydi. Üstelik sadece mükemmel notları da değildi.


Okuldan mezun olduktan sonra çeşitli iş girişimlerinde Yu Myung-Hwan'a yardım etmişti ve dokunduğu her şeyde inanılmaz başarılar elde etmişti.


Ona kıyasla, Yu Jin-Ho'nun gösterecek hiçbir şeyi yoktu. Örneğin üniversiteye zar zor girmeyi başarmıştı.


Ağabeyi yanında durduğunda Yu Jin-Ho doğal olarak küçük ve önemsiz hale geliyordu.


“…”


“Hala olabildiğin kadar acınasısın. Cık, cık."


Yu Jin-Seong, Yu Jin-Ho'nun eğilen başına bakarken ifadesini değiştirmeden ve acele adımlarla uzaklaşmadan önce kaşlarını çattı.


"Amca!"


"Oh, Jin-Seong, sen misin?"


Yu Jin-Seong gittikten sonra Yu Jin-Ho başını tekrar kaldırdı. Eve gelmek istememesinin sebeplerinden biri de buydu.


Sadece aptal bir tören olmasaydı…


Yu Jin-Ho uzun bir inilti çıkardı ve tam arkasından seksi ama aynı zamanda keskin bir sesin geldiğini duyduğu zamandı.


“Bağnazlar. Ne pislik. Bu adam, buranın eğlencesini berbat ediyor. "


Yu Jin-Ho arkasına baktı.


Ve bir yaş büyük kuzeni/ablası Yu Soo-Hyun'u orada dururken buldu.






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18434 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37673 Bölüm Sayısı


creator
manga tr