Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Sımer - Bölüm -13- Şüphe


Reindall birkaç günlük yolculuğun ardından adamları ile beraber Liyrat’a varmıştı. Yol boyunca olabildiğince suskun kalmıştı Reindall, düşüncelerine gömülmüştü. Miltar’da şu ana kadar yaşadıkları ile Linkor’un anlattıkları birbirinden tamamiyle zıt şeylerdi, evet köle iken kendisine yapılan şey işkenceden farksızdı ancak Miltar’ın kendi vatandaşlarına böyle bir şey yapabileceğine ihtimal vermiyordu. Kafası allak bullak şekilde Kral’ın karşına çıkarak kendini küçük düşürmek istemiyordu Reindall, bu yüzden aklındaki şüphelerden kendini uzaklaştırıp kışlaya doğru ilerlemeye devam etti. Garnizon kumandanı ile buluşup askerleri teslim ettikten sonra hiç beklemeden saraya doğru hareket etti.

 

Reindall’ın saraya varması ile 3. Miltar’ın yüzünde güller açtı, isyanın bu kadar kısa sürede bastırılmış olması onu mutlu etmişti “Beklediğimin hızlı çıktın Reindall.” diyerek selamladı Reindall’ı. Reindall eğilerek cevap verdi “İsyan kısa sürede bastırıldı lordum. Zayiat verilmedi, sadece birkaç yaralı asker var ancak durumları ağır değil.” Kral başını salladı “Pekala, şimdi cepheye dönmeni emrediyorum. Gönderdiğimiz takviye birlikler çoktan oraya varmıştır, cephedeki askerlere iyi dileklerimi ilet ve her daim onlarla olacağımı söyle. Başka bir şey yoksa çıkabilirsin.” dedi. Reindall bir süre yerinden kalkmadı, aklındaki bu şüpheleri Kral’a sorup bir cevap öğrenmek istiyordu “Lordum…” diye seslendi Reindall, Kral ise sessizce Reindall’ın söyleceklerini beklemeye başladı.

 

Reindall aklındakileri anlatmaya başlayacakken duraksadı, yavaşça ayağa kalkarak 3. Miltar’a “Kusura bakmayın lordum, önemli bir durum değildi. Vaktinizi boşa harcamak istemem.” dedi ve kapıya doğru ilerlemeye başladı. İçinden ise kendine hakaretler ediyordu, Kral’ından bir köylünün yalanlarından ötürü şüphe ettiği için, kendini Kral’dan hesap soracak nitelikte biri gibi gördüğü için kendine kızıyordu. Hızlıca sarayı terk edip Kral’ın emirlerini gerçekleştirmek üzere yola çıktı. Kordat’a gitmeden önce bir günlüğüne dinlenmeyi düşünüyordu Reindall, böylelikle daha dinç bir şekilde yola çıkabilirdi. Bu yüzden evine doğru yola koyuldu, dakikalar sonra evine vardığında üzerinde ki zırhı çıkartıp yatağa uzandı, henüz akşamüstü olmasına rağmen yorgunluktan ayakta duracak hali dahi kalmamıştı.

 

Gece boyu binbir türlü kabus görmüştü Reindall, hepsi Linkor’un anlattıklarıyla ilgiliydi. Askerlerin gelip Linkor’u götürmesini, kızının ve karısının ağlayarak Reindall’dan yardım istediklerini görmüştü. Yüzlerce insanın elleri ve ayakları kelepçelenmiş vaziyette Zindan Vadisi’ne götürülürken Reindall’a yalvarışını görmüştü. Gece boyunca defalarca uykusundan uyandı Reindall, ne zaman başını yastığa koysa farklı bir kabus tarafından uyandırılıyordu. Reindall daha fazla kabus görmekten korkutuğu için sabaha kadar uyanık kaldı, evin hemen dışına bir tabure koyarak gece boyunca dışarıda gökyüzünü ve Liyrat’ın sokaklarını izledi.

 

Güneş yavaş yavaş doğarken Reindall’da ayaklandı, eve girip hazırlanmaya başladı. Zırhını ve baltasını alıp ahıra ilerledi, ardından atına binip şehrin güney kapısından çıkış yaptı. Gün boyu yol aldıktan sonra gecenin bastırması ile kamp yapmaya karar verdi. Ertesi gün yahut ondan sonra ki günün şafağına Kordat’a varacağını tahmin ediyordu, önünde fazla bir yolu kalmamıştı. Kordat’a vardığında ne ile karşılaşacağını bilmiyordu bu yüzden normalden daha erken bir vakitte uyuyup iyice dinlenmeyi umuyordu. Ne yazık ki istediği gibi olmadı, dün gece gördüğü kabuslar bu gece de Reindall’ı rahat bırakmıyordu. 6 adet elma gördü rüyasında Reindall, elmalardan birini alıp ısırmaya başladığı vakit Linkor’un etlerinin koptuğunu gördü. Korkup elindeki elmayı bırakıp farklı bir elmayı ısırdığında Linkor’un karısının etlerinin koptuğunu gördü. Elma yemeden duramıyordu ancak Linkor ve ailesinin de acı çekmesini istemiyordu, sonunda tüm elmaları bitirmiş Linkor ve ailesinin cesetleri karşısında dikilmiş surette bir süre kaldı Reindall, ardından kabustan uyandı. Eli yüzü ter içinde nefes nefeseydi Reindall, gördükleri o kadar gerçek gibiydi ki gözleri sulanmış, ağlamaklı olmuştu.

 

Saraydan çıktığında aklındaki bu düşüncelerden kurtulduğunu, Kral’a olan güveninin böyle bir olay ile sarsılamayacağını düşünmüştü Reindall. Gördüğü bu rüyalara anlam veremiyordu, Kordat’a vardığında yine bu rüyaları görecek olursa düzgün savaşamayacağından korkuyordu. Bu gece de uyku çekemeyeceğini anlayarak kamp ateşinin yanına iyice yaklaştı Reindall ve düşüncelere daldı. Bir tarafta koca Miltar Krallığı diğer tarafta ise bir avuç suçlu varken Reindall neden suçlulara sempati gösteriyordu? Miltar Krallığına ve 3. Miltar’a güvendiğini düşünürken aslında kendisine yalan mı söylüyordu? Kafasında yüzlerce tilki dolaşıyordu Reindall’ın, hışımla oturduğu yerden kalkıp baltasını kaptı ardından yakındaki bir ağaca ve sağa sola baltasını savurmaya başladı. İçinde büyük bir öfke vardı Reindall’ın ancak kime karşı olduğunu bilmiyordu, böylesine iki arada bir derede kalmak onu çok öfkelendiriyordu. Uğruna savaşmaya gönüllü olduğu Krallıktan şimdi şüphe duyması onu öfkelendiriyordu.

 

Gece boyunca düşünüp bir karara varmıştı Reindall, böylesine çıkmaza düşmüş bir vaziyette Miltar’a hizmet edebilmesi mümkün değildi. Kodan kızı Neanda’yı bulmaya karar vermişti, hikayeyi bir de o kadından dinleyecek ve pek tabi Linkor’un söylediklerinin yalan olduğunu teyit ettikten sonra gönlü ferah bir şekilde cepheye dönecekti.

 

Reindall kamp ateşini söndürüp eşyalarını toplayarak yola çıktı, geldiği yönden geri dönecekti. Gün ve gece boyunca yol aldı, daha fazla kabus görmek istemediği için gece boş boş beklemek yerine yola devam etmenin daha iyi olacağını düşündü. Böylece sabaha yakın şehre vardı, güney kapısı aydınlıktı kapıdan geçerken muhafızlar tarafından fark edilmesi kesindi. Gündüz vakti giriş çıkışlar serbestti ancak geceleri şehre giriş ve çıkışlarda insanlar mutlaka kontrol edilirdi. Reindall şehre giriş yapmadan önce durdu ve atından indi, semere koyduğu baltasını çekip aldı ve atın nallarından birini zorla çıkardı. At bu sırada sesler çıkarıyor huysuzluk yapıyordu, Liyrat ile Reindall arasındaki mesafe sayesinde muhafızların at seslerini duyması mümkün değildi. Nalı çekip çıkardıktan sonra toprağa gömüp şehre doğru ilerledi.

 

Reindall şehre giriş yaptığı an muhafızlar tarafından çevrildi, “Cepheye gittiğini sanıyorduk Reindall, neden geri döndün?” diye sordu muhafızlardan biri. Reindall atından inmeden “Atın nallarından biri çıktı, yola devam edemezdim ben de geri dönmek zorunda kaldım.” diyerek cevapladı muhafızları. Muhafız sakince atın yanına yanaştı ve “Hangisi?” diye sordu, Reindall eli ile işaret ederek atın ayağını gösterdi. Muhafız biraz uğraştıktan sonra atın ayağını kaldırıp bakmayı başarmıştı. Reindall’ın doğruyu söylediğini görünce “Peki o halde, geç.” dedi ve Reindall’ın yolunu açtı. Reindall ilerlemeden önce “Geri döndüğümü Kral’a rapor edecek misiniz?” diye sordu, muhafız başını sallayarak onayladı “Yapma, atının nalına bile sahip çıkamıyor der Kral, rezil olurum. Bu seferlik bir istisna yap, az buçuk olan itibarımda zedelenmesin.” dedi Reindall.

 

Muhafız bir süre Reindall’ın suratına baktı, ardından “Yere birkaç altın düşmüş olsaydı belki geldiğini göremezdik.” dedi. Reindall güldü “At bayağa huysuzluk çıkartıyor, aman semerdeki altınlarım dökülmesin.” diyerek elini kesesine atıp yere birkaç altın fırlattı. Muhafızlar altınları toplamak için eğildi an ise Reindall atı ile yoluna devam etti. Şimdi sırada marangoz Kodan’ın kızı Neanda’yı bulmak vardı, bulması ne kadar sürerdi bilmiyordu ama Reindall nereye bakacağını iyi biliyordu. Öğlene kadar evinde vakit geçirdi, öğleden sonra ise tek tek marangozları dolaşıp Kodan’ı araştırmaya başladı.

 

Tam bu sıralardaysa Bosgar ile Segard’ın ortak kararı ile Borgart ordusu bekleyişini devam ettiriyordu. Kaynaklar bu bekleyiş sırasında hızla tükeniyordu, günler önce Segard ve askerlerin getirdiği av etleri çoktan tükenmişti. Yiyecek depoları bakımsızlıktan girilemeyecek haldeydi, askerler açlıktan ölmemek için kendilerini çürük, ezik yahut pislik içindeki yiyecekleri yemeye zorluyorlardı. Bosgar Sengol’a bir ulak göndererek taze yiyecekler almayı planlıyordu, mesajını yazmak için mürekkebini ve parşömenini hazırlamışken çadıra Segard girdi.

 

Bir derdi var gibiydi Segard’ın, abisine yaklaşıp “Abi durumlar karıştı, kampta hastalık ortaya çıktı ve çok hızlı yayılıyor.” dedi. Bosgar elleri ile yüzünü kapayıp yanaklarını sertçe kaşıdı. “Ne hastalığı, ölen var mı? Anlat hadi!” diyerek çıkıştı, tam işler güzel giderken bu sorunun ortaya çıkması Bosgar’ı sinir etmişti. Segard abisinin masasının yanına, yere oturdu “Bayağa asker hastalandı, hastalananların hepsinde ateş, karın ağrısı var. Sürekli kusuyorlar, bir de vücutlarında bir ton kabarcık çıkmış.” dedi.

 

Bosgar’da Segard’da bu hastalığın ne olduğunu çok iyi biliyorlardı, askerler çiçek hastalığına yakalanmıştı. Odaya suskunluk hakimdi, Segard abisinin ağzından çıkacak emri bekliyordu. Her ne kadar onun emrinde olmayı sevmese de komuta onda olduğu için boyun eğmek zorundaydı. “Ee ne yapacağız?” diye sordu Segard, abisi “Ne demek ne yapacağız, hastalıklı olanları öldür gitsin ama başka kimseyi bulaştırma bu işe. Sen de benim gibi kutsandın sana bir şey olmaz, hastalık falan değmez. Ölüleri al kamptan uzakta bir yerde yak gitsin.” diyerek cevap verdi.

 

Bosgar mektubu yazmaya devam ederken Segard sessizce bir süre düşünde. Ardından yerinden kalkıp abisinin elindeki kuş tüyünü kaptı, Bosgar şaşkın bir şekilde “Ne yapıyorsun Segard?” diye sordu, sesi oldukça sertti. Segard lafa girdi “Bırak şimdi mektubu bilmem neyi, dinle beni.” dedi ve lafa devam etti “Tamam ben askerleri öldürürüm, ama leşlerini yakmam. Bunun yerine leşlerini Kordat’ın surlarından içeri mancınıklar ile fırlatır Miltarlıları da hasta ederiz. Bir de üstüne şehri kuşatırsak hekim falan giremez şehre, yavaş yavaş hastalıktan kırıla kırıla ölürler.” dedi. Bosgar’ın yüz ifadesi Segard’ın anlattıklarından sonra değişmeye başladı, “Güzel!” dedi heyecanla ve kardeşinin kafasını avuçlarının arasına alarak “Aferin Segard, güzel fikir çok güzel. Miltarlılar var ya neye uğradıklarını şaşıracaklar!” diyerek güldü. Beklemek yerine Miltarlılara böylesine bir yöntem ile saldırmak hem işgal sürecini hızlandırır hem de olabilecek zayiatı azaltırdı.

 

“Ama çok kontrollü olmamız lazım” dedi Bosgar, “Ne kadar adam gerekiyorsa bırak o kadarı hastalık kapsın. Daha sonra hekime gidiyoruz diyip adamları kamptan uzakta bir yere yerleştir. Kordat’a olabildiğiniz kadar yaklaşın, işimiz kolaylaşsın. Daha sonra adamları öldür gitsin, hepsi ölünce gelir buraya rapor verirsin. Biz de o sırada mancınıkları sana ulaştırmanın bir yolunu bulmaya çalışırız.” dedi Bosgar. Bu emir üzerine Segard başını sallayarak çadırdan ayrıldı, Bosgar ise mektubunu yazmaya devam etti…




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1324

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 937

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 858

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 742

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 694

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 445

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 86

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17322 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 23446 Bölüm Sayısı


creator
manga tr