"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Sımer - Bölüm -7- Sarı Gözler


Engrid’in dört bir yanında çanlar çalıyordu, tıpkı her kutsanma döneminde olduğu gibi. Tanrılar kutsama dönemlerini hatırlatmak için sadece bu dönemde çalacak çanlar yaratırlardı. Böylelikle tek tek kutsama yapmak yerine çan sesi ile birlikte tanrılar toplanır ve layık olan kullarına kutsamalarını bahşederlerdi. Çanı duyan tanrılar kısa süre sonra ortak salonda toplandılar. Sevillan’ın yüzü son saldırıların ardından gülüyordu, Elrax ve Ilkar ise gergindiler. Rayur kazanılmış bir savaşından ardından garip bir şekilde sakinliğini koruyordu. Zafer onu etkilememiş gibiydi, sanki ilgilendiği farklı bir şey varmış gibi.

 

“Elrax, kötü bir haber almış gibisin. Bir şey mi oldu?” diyerek alaycı bir tavırla söze girdi Sevillan. Uzun durgunluktan sonra alınan bu zafer Sevillan’a çok tatlı gelmişti, Elrax’ın yenilişini görmek onu beklediğinden daha fazla tatmin ediyordu. Elrax istifini bozmadan konuşmaya başladı “Senin boş laflarını dinleyecek vaktim yok Sevillan, bir an önce seçimi yapalım.” Ilkar Elrax’ın laflarından sonra gergin görünüşü üzerinden atarak kendine çeki düzen verdi “Önce kim başlayacak?” diye sordu tanrılara. Rayur sakince söz aldı “Borgart’ın oğlu Bosgar’ı savaştaki başarılarından dolayı kutsayacağım.” diyerek açılışı yapmış oldu, hemen ardından ise Sevillan konuştu “Sevgili kulum Borgart’ın oğlu Segard’ı kutsayacağım.” dedikten sonra “Sıra sizde.” diyerek Ilkar’ı eli ile işaret etti. Ilkar “Astran’ın yokluğunda orduyu bir tutan Tentrum’un oğlu Fedun’u kutsamayı tercih ediyorum.” dedi.


Tanrılar yuvarlak masanın etrafında toplanmış ve kutsayacakları kulları açıklarken Elrax biraz daha geride kara kara düşünüyordu. “Hadi Elrax, vaktin olmadığını söylemiştin oysa ki. Bütün burada bekletme bizi.” diyerek çıkıştı Sevillan. Elrax’ın tanrıları, özellikle de kendisini bu şekilde bekletmesinden rahatsız olmuştu. Elrax sonunda masaya döndü, başlarda pek de emin olmadığı bu kararı konusunda şu an oldukça memnun görünüyordu. Kararına öylesine güveniyordu ki sarı gözleri diğer tanrıların gözleri ile birebir aynı olmasına rağmen şu an onlarınkinden daha fazla parlıyordu “Seçeceğim kişi biraz garip olabilir ama zamanla neden seçtiğimi anlayacaksınız.” demesinin ardından seçimini açıkladı…

 

Reindall gecenin karanlığında yönünü izini bilmeden koşarken bir anda su sesleri duymaya başladı. Nefes nefese bir süre daha ilerledikten sonra kuzeye doğru geri çekilmek yerine doğuya ilerlediğini fark etti. Denizin ilerisindeki ışıklardan oranın Tanrı Evi adası olduğunu anladı, Galdar Liman’ı Miltar kıyısına daha uzaktı bu yüzden ışıkları hiçbir zaman Tanrı Evi adasınınki gibi parlak olmuyordu. Astran’ı sırtından indiren Reindall Astran’ın ağzına elini uzatıp nefes alıp almadığını kontrol etti. Astran’ın nefesi düzensizdi, kan kaybı ise durumu daha da kötüleştiriyordu. Reindall Astran’ı olduğu yerde bırakıp bir kayık aramaya koyuldu.

 

Gece karalığında bulmak zor olsa da burada kaçakcılar çokça bulunurdu. Miltar ve Borgart arasında malları kaçırmak için burayı bir nevi liman gibi kullanırlardı. Sağda solda bırakılmış birkaç kayık illaki olması lazımdı. Kısa bir arayışın ardından Reindall aradığını buldu ve Astran’ın bulunduğu yere kadar kayığı çekti. Ardından Astran’ı kayığa yükleyip Tanrı Evi adasına doğru yola çıktı.


Tanrı evi adasında her türden tanrıya tapan dindarlar olurdu. Elrax ve Sevillan’a tapan insanların bile yan yana uyuyabildiği tarafsız bir topraktı burası. Dindarlar sadece tanrılar ve din konusunda değil tıbbi konularda da ustalardı. Savaş konusunda pek de becerikli olmadıkları için kendilerini farklı alanlarda güçlendirmişlerdi. Astran için nefes aldığı müddetçe hâlâ daha bir umut vardı. Tek gereken şey oraya ulaşmaktı.

 

Yorgunluktan harap olmuş Reindall hızlı kürek çekemiyordu. Kolları ve ciğerleri aşırı şekilde ağrıyordu, Astran’ı kurtarmak için canını vermeye bile razıydı. Astran Reindall’ı sadece boktan bir handan değil aynı zamanda ölümden çekip almıştı. Reindall doğuştan bir Miltarlı değildi aslen Tüccar Loncasında doğmuştu. Oradan ise zengin bir hancı tarafından köle olarak alınmış ve Miltar’a getirilmişti. Astran onu bulana kadar 3 kuruş için canını dişine takarak çalışıyor ve karşılığında aldığı para ile handa karnına doyuracak birkaç lokma yiyecek alıyordu. Hancı Reindall’ın hizmetini beğenmediği aylarda ise ödeme yapmıyor ve Reindall’ı aç bırakıyordu. Bu zamanlar da ise Reindall sağda solda bulduğu ne varsa yiyerek hayatta kalmaya çalışıyordu.

 

Reindall yaşadıklarından ötürü Miltar’dan ölümüne nefret ediyordu, böyle bir yerde ömrünü harcamaktansa ölmeyi tercih ediyordu. Tabi bu fikri Astran’ı tanıyana kadardı. Astran Reindall’a insan gibi davranan ilk Miltarlı idi, Reindall’a halini hatrını sorar ve çoğu zaman ona da bir şeyler ısmarlardı. Zamanla Astran Reindall’ın en güvendiği kişi oluvermişti, Astran’a o kadar güveniyordu ki burada yaşadığı şeyleri ve Miltar’a karşı olan nefretini açıkca Astran’a itiraf etti.

 

Astran duydukları karşında büyük bir hüzne kapılmıştı, Reindall’ın tek bir kişi yüzünden oluşan bu nefretini kırmak istiyordu, Miltar’ın doğru, dürüst ve onurlu bir krallık olduğunu Reindall’a kanıtlamak istiyordu. Miltar kanunlarına göre orduya katılan kişilerin her türlü suçu, borcu, alacağı ve namı silinirdi. Ayrıca kim olduğu fark etmeksizin bir Miltarlı olarak kabul edilir ve ona göre davranılırdı. Astran bir ordu görevlisi olduğu için Reindall’ı kolaylıkla orduya kabul ettirebilirdi. Dostu için yeni bir hayat kurabilirdi.

 

Astran Reindall’a bunları anlattıp bir kurtuluş, bir umut olduğunu söyledi. Reindall başta şüphe ile yaklaşmıştı ancak şu anki yaşamından daha kötü ne olabilirdi ki. Bu fikirler doğrultusunda vereceğini kararın getireceği riskleri göze alıp Astran’ın teklifini kabul etti ve bir gece Astran ile gizlice kaçıp orduya katıldı. Ardından bir ordu görevlisi olarak Astran Reindall’ın sorumluluğunu üstlendi ve yıllarca onu eğiterek bu güne getirdi. İşte bu yüzden Reindall hem Astran’a hemde Miltar’a kendini borçlu biliyordu, onu ölümün kıyısından alanlara borcunu ödemek canına mal olacaksa bunu yapmaya razıydı.

 

Güneş yavaş yavaş doğmaya başlarken Reindall Tanrı Evi adasına varmıştı. Astran’ı kucaklayıp adada tek yapı olan Tanrı Evi'ne doğru yol almaya başladı, aynı zamanda etrafına sesleniyor ve birilerinin onu duymasını bekliyordu. Bir süre yürüdükten sonra Tanrı Evi'ne ulaşan Reindall dışarıdan dindarlara “Yardım edin, yaralı var!” diye bağırdı. Sesi duyan dindarlar hemen dışarı fırladılar. Dışarıda neredeyse 15 kişi çıkmıştı, siyah cübbeleri ile oldukça mistik görünüyorlardı. Dindarlar bir çırpıda Astran’ı Reindall’ın kucağından alıp koca taş binanın tahta kapısından içeri soktular, aynı zamanda da yaralar hakkında bir şeyler geveliyorlardı. Geride kalan dindarlar ise Reindall’a omzundan destek olup onu da yavaş yavaş içeri aldılar. İçeride 50’den fazla kişi vardı, çoğunluğu Astran’ı taşıyanların peşine gidiyor ve Astran’ın yaralarına müdahale etmeye hazırlanıyordu. Bir kısmı ise Reindall’ın yanına geldi ve neler olduğunu sordu. Reindall bir süre nefesini topladıktan sonra dindarlara olan biteni anlatmaya başladı.

 

Astran binanın bodrum katlarına götürüldü, burada etrafını saran dindarlar Astran’ı büyük uzun bir taşın üzerine yatırarak yaralarını inceleyip müdahaleye başladılar. Birkaç dindar alt kattan çıkıp diğer dindarları ormanda bitki toplamasına yardımcı olması için çağırdı, binadan ayrılmadan önce ise Reindall’a “Arkadaşının durumu çok kötü, elimizden geleni yaparız ama kurtulabileceğinin garantisini veremeyiz.” dedi. Reindall sözleri duyar duymaz ayağa kalktı ve hızla alt kata indi.

 

Alt kata geldiğinde Astran’ın kanlar içinde ki bedenini gördü, bir süre sessizce dindarları izledi ardından “Durumu nasıl?” diye sordu donuk bir ses ile. Dindarlardan biri cevapladı “Şu anlık sadece ağrısını kesecek ilaçlar veriyoruz, yaralarını kapatmadan önce onu uyuşturmayı düşünüyoruz, çıraklardan birkaçını yolladık gerekli bitkiler ile geleceklerdir.” dedi, ardından sordu “İsimlerinizi öğrenebilir miyim?“ Reindall cevap verdi “Ben Reindall, o da Eran oğlu Astran.” dedi. “Sen kimin oğlusun peki?” diye sordu adam, Reindall “Bilmem.” diyerek cevap verdi. Dindar “Ben üstat Heahdon, memnun oldum Reindall.” dedikten sonra temiz bir bez aldı ve Astran’ın yaralarını temizlemeye başladı. Reindall adama “Sen kimin oğlusun?” diye sordu, Heahdon gülümsedi “Tanrının oğluyum, burada ki herkesin babası tanrıdır evlat. Senin bile.” dedi ve Astran’ın yarasını temizlemeye devam etti.

 

Astran’ın dindarlara getirilmesinin üzerinden çoktan günler geçmişti. Kanaması durmuş, yaraları kapatılmıştı ancak bedeni enfeksiyon kapmıştı. Sürekli ateşler içinde yanıyor ve ağrı kesici bitkilere bağımlı şekilde yaşıyordu. Reindall, Astran kendi gelirse diye gecelerdir uyumuyordu. Ara sıra kısa süreli olarak uykuya dalıyordu ancak uyuduğu vakitler uykusuz kaldığı vakitlerden çok daha huzursuz geçiyordu. Astran’ın durumu ise gittikçe kötüleşmişti, dindarlar Reindall’a bahsetmiyordu ancak artık Astran için bir umut kalmamıştı. Hasta ve yorgun bedeni tüm bu acıyı kaldıramayacak durumdaydı.

 

Dindarlar günlük rutin olarak Astran’ı kontrol eder, ıslak bezleri değiştirir ve yeni ağrı kesici bitkiler yedirirlerdi. Yaptıkları her şey tanrı adınaydı, tanrının kullarına kucak açarak tanrıların merhametini yansıttıklarını düşünürlerdi. Tanrılarını gururlandırmak isteyen ancak savaşamayacak kadar güçsüz ve zayıf olanlar tanrılarına yaranmak için buraya gelirlerdi. Çıraklardan birisi Astran’ın bezlerini değiştiriyordu, eski bez atılıyor yerine yeni temiz ve soğuk su ile ıslatışmış bez konuluyordu. Her şey normal ilerler ve çırak yeni bezleri hazırlarken arkasında derin ve hiddetli bir nefes sesi duydu. Sanki birisi boğulmaktan kurtulmuş ve var gücü ile nefes alıyor gibiydi. Çırak arkasını döndüğünde Astran’ı gözlerini açık tavanı izler bir şekilde gördü. Astran korkmuş görünüyordu bir kabustan uyanmış gibiydi. “Uyandı, uyandı!” diye bağırdı çırak ve üstatlarının yanına koştu. Üstat Heahdon haberi aldıktan sonra Astran’ın yanına gitmeden önce çıraklara “Reindall’a haber verin!” diye emir verdi.

 

Reindall o sırada sahilde denize bakarak düşüncelere dalmış haldeydi. Son birkaç gündür sürekli hüzün ve yastaydı. Çırakların sesini duyduğu an ayağa kalkıp neler olduğunu sordu, haberi aldığında ise Tanrı Evi’ne doğru koşmaya başladı. Bir süre sonra Tanrı Evi’ne varmış ve hızlı adımlar ile bodrum kata ilerliyordu. Dostu Astran’ı yeniden sapasağlam görmek için heyecanlanıyordu. Bodruma girdiğinde dindarların şaşkın şaşkın Astran’a baktığını gördü, kalabalığı aşıp Astran’ın yattığı yere geldiğinde gördüğü şeye Reindall’da şaşırmıştı. Astran’ın gözleri güneş sarısı bir renkte parlıyordu. Astran şaşkın bir halde “Burası neresi?” diye sorarken Heahdon Astran’ın gözlerine iyice yakınlaşarak inceledi.

 

“Gözlerin tıpkı tanrıların ki gibi sarı sarı parlıyor. Tanrılar seni seçti evlat, sen kutsanmış olansın.” dedikten sonra heyecan ile kalabalığa dönüp “Tanrılar bu kulu seçti, onu ölümün kıyısından alıp kutsadılar. Bu adam ölümün eşiğinde kutsandı, Astran tanrılar favorisidir!” diyerek bağırdı. Dindarlar yıllardır tanrılarına karşılıksız hizmet ederlerdi ancak daha önce hiçbir zaman böyle bir ödül ile karşılaşmamışlardı. Tanrılar dindarların çabasına ses vermiş ve onların yakından ilgilendiği bu kulu kutsamışlardı. Yıllar sonra tanrılardan böyle bir karşılık almak onları Reindall’dan hatta ve hatta Astran’dan daha da mutlu etmişti. Ancak bu sadece dindarların düşünceleriydi gerçekte olan ise Elrax Astran’ı dindarların çabalarına karşılık değil, Sevillan ve Rayur’un ordularına karşı savaşması için ölümün kıyısından çevirmişti.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1318

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1118

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 930

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 851

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 737

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 690

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 667

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 540

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 436

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 146

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 84

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 72

Site İstatistikleri

  • 17107 Üye Sayısı
  • 473 Seri Sayısı
  • 23026 Bölüm Sayısı


creator
manga tr