“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Şeytan Akademisi - Bölüm 2


( İlk Bölümün 7 Parçaya Ayrılmış Halidir.)

Alduin’in sözleri, kızın kalbine saplanan bıçaklar gibiydi. Önceki darbelerden aldığı yaralarını ve ağrıyan vücudunu unutmuştu. Mavi gözleri açık buz mavi rengini almıştı. Artık göremeyen gözlerinden, gözyaşları akmaya başladı.

‘’Lütfen, lütfen gözlerim olmaz. Ben özür dilerim. Yapmamalıydım, saygısızca davrandım. Haddimi aşan isteklerde, tehditlerde bulundum. Kadim Mavi, lütfen bana bir şans ver.’’

Alduin normalde ölümlü canlıların hayatlarına müdahale etmezdi. Ama bu kıtanın insanları daha çok gençti ve kız azda olsa geleceği görme yeteneği ve büyü gücü ile hepsine boyun eğdirebilirdi. Bu yüzden iki tarafında eşit bir şekilde savaşmalarını istiyordu. ‘’Sana yardım edeceğim küçüğüm. Gözlerini aldım, arkadaşlarını veriyorum. Onları çağırman için tek yapman gereken Gaia’nın Kalbi’ne dokunmak. Böylece arkadaşlarınla buluşabilirsin. Onu göremesen bile hala hissedebiliyor olmalısın. Tam karşında ve sana birkaç adım uzakta.’’ Alduin’in bedeni daha sonra buzdan bir heykele dönüştü.

Büyü kaynağı ile baş başa kalan kızı gören Kasparov yardım etmek istedi. Ama sanki Kasparov;  yanındaki ağaç gibi köklere sahipti ve hareket edemiyordu. Burada o sadece bir izleyiciydi. O sırada ufuk çizgisinden bir baykuş çığlığı geldi. İkiz Dağlar’ın arasında hafif bir yankı oluşturmuştu. Anlaşılan kızın düşmanları gelmişti.

Kız çığlığı duymasıyla irkildi. Geri kalan duyularını kullanarak arkasındaki beyaz kar baykuşunu farketti. O zamana kadarki bütün hüznü ve acısı aynı anda başka bir amaca yönelmişti; ilerlemeye! Her hareket etmeye çalışında ağzından acı dolu sesler ve ıkınmalar çıkıyordu. Kafasını yerden biraz yüksekte tutabiliyor ve anca fare adımlarıyla ilerleyebiliyordu. Bir yandan da ağlıyordu. Bu belki de çektiği acı yüzünden değil gözlerini kaybettiği içindi. Artık karanlığa hapsolmuştu. Görüşünü kaybetmesiyle diğer duyuları güçlenmişti. Önündeki büyü kaynağını hissedebiliyordu. Parlaklığı, ona karanlığında bir yol gösterici olmuştu. Birkaç adımlık bu mesafe onun için sanki bir maratondu ve arkasındaki dev baykuşun giderek yaklaştığını hissedebiliyordu. Şuan büyü kullanabilmeyi her şeyden çok istiyordu. Ama tüm gücünü kendini korumak için harcamıştı. Şuan, üzerinde durduğu buzlardan vücuduna geçen soğuğu engelleyecek kadar bile ısı üretemiyordu.

Sağ eli ve sol bacağıyla kendini büyü kaynağına iyice yaklaştırdı. Baykuş da artık gökyüzünden dalışa geçmişti. Keskin pençeli ayakları kıza doğru yöneldi. Bu mücadeleyi kimin kazanacağı belli değildi. İkisi de hedeflerine çok yaklaşmışlardı. Kız tüm gücünü bir anda toplamaya çalıştı ve uzuvlarıyla, ayağa kalkarmış gibi kendini biraz yukarı doğru itti. Kasparov’un gördüğü en beceriksiz zıplayıştı ama bu güzel kızın, çabalayışından etkilenmişti. Kızın son çabaları, dev baykuş onu tam yakalayacakken sonuç verdi ve eliyle Gaia’nın Kalbi’ne dokunmayı başardı. Bir anda kız büyü enerjisine dönüştü ve büyü kaynağından gökyüzüne yükselen ışık sütunu içinde kayboldu. Etrafa güçlü bir büyü dalgası yayıldı. Dev baykuşu ve üstündeki binicisini, Kasparov ile birlikte geriye doğru itti.

--------------------

Akademideki lord odalarından biri.

Kasparov darbenin etkisiyle uyanmış ve yataktan doğrulmuştu. Eliyle sanki ileri doğru bir şeyi yakalamak için atılmış gibiydi. Vücudu terlemiş ve kalbi hızla çarpıyordu. Bu onun bu hafta aynı kızı üçüncü kez görüşüydü. Genelde farklı şekillerde olsa da her seferinde son anda kurtuluyordu. Gördüğü rüyanın birçok anlamı olabilirdi. Sonuçta okuduğu okul, Hagbar’dan sonraki Gaia’nın Kalbi’ne en yakın olan Osenhaym şehriydi. Kadim Ejderha’nın bu kadar yakın olduğu bir şehirde; Alduin, insan ve diğer ırklara gerçekmiş gibi görünen rüyalar gösterirdi. Bu rüyalar o kadar gerçek hissettirirdi ki nice kral rüyalarında gördükleri servet veya güzel kadınlar uğruna tüm diyarı dolaşan gezginlere dönüşmüşlerdi. Her ne kadar böyle olsa da Kasparov, aynı rüyayı neden üçüncü kez gördüğüne anlam veremiyordu.

Yatağında oturmuş, odanın karşı tarafındaki aynada kendi yansımasını gördü. Kaslı bir vücudu olan, uzun boylu, 15-16 yaşlarında, yeşil gözlü ve siyah dağınık saçlı bir çocuktu. Saçları uçlarına doğru göz rengini alıyordu. Yarı uykulu ve düşüncelere dalmış bir haldeyken kapısı çaldı. Kasparov elini kapıya doğru savurdu.

Kapı aynı anda Kasparov’un büyüsüne yanıt verip kilitlerini açtı. Kilitlerin ve gıcırdayan menteşelerin sesiyle birlikte içeri giren çocuğun sesi duyuldu. ‘’Günaydınlar Lord Kasparov.’’

İçeri giren çocuk Kasparov’un uşağı Leo’ydu. Yetenekli üst sınıf büyücülerin her zaman okulun alt sınıf öğrencilerinden uşakları olurdu. Yeterince soylu ailelerin çocuklarının birkaç uşağı olması bile normaldi. Kasparov’un yardımcısı kısa bir çocuktu. 10-12 yaşları arasında; sarı saçlı, mavi gözlü ve neşeli bir çocuktu. Ama bugün her zamankinden biraz daha heyecanlıydı. Bunun sebebi mezuniyet seremonisiydi. Ellerinde taşıdığı bir sürü eşya ve kıyafet vardı. Odadaki, üstü eşyalarla dolu olan masaya elindekileri koymak için yürürken bir yandan konuşmaya devam etti. ‘’Kıdemlinin seremonide giyeceği üniforması geldi. Ayrıca birisi babanızdan olmak üzere birkaç mektubunuz da var. Büyük ihtimalle babanız ne zamandır başkente uğramadığınız için merak etmiştir. Ayrıca mezun olmanızı kutlayan, lordlardan gelen tebrik mektupları da var.’’

Leo, çoktan elindekileri masaya bırakacak kadar yaklaşmıştı.

‘’Benim için onları cevapla, her birine ayrı ayrı teşekkür et ve senin bana kıyafetlerdense bir kahvaltı getirmen gerekmez miydi?’’

Leo şaşkınca, masum gözleriyle Kasparov’un yüzüne baktı. ‘’Efendim kahvaltınızı sabah getirirken arkadaşınız Guts’a rastladım ve kahvaltınızı size getirmek için o aldı. Ama bu sefer tepsiyi size ulaştıracağına Merlin’in üstüne yemin etmişti.’’

Kasporuv ayağa kalkarken gözlerini devirdi ve seslice bir nefes verdi.

‘’Boş versene, eminim boş tepsiyi getirdiğindeki yüz ifademi görmek için uyanmamı bekliyordur.’’

Sözlerini bitirirken sesinde hafif bir öfke vardı. Leo, suçsuzluğunu kanıtlamak için hemen kendini savundu.

‘’Efendim, arkadaşınız beni hep sıkıştırıyor ve o son sınıf bir kıdemli. En son bir kıdemliye karşı geldiğimde kendimi kızlar tuvaletinin duvarına asılmış halde buldum. Belki de lordum sabahları aç kalmak istemiyorsa daha iyi arkadaşlar seçmeliydi.’’

Kasparov aynanın yanındaki komidine doğru yürüyüp, üstünde duran kâseden bir elma alıp ısırdı.

‘’Belki de daha iyi bir uşak seçmeliydim.’’

Gözleriyle uşağına kinayeli bir bakış attıktan sonra, odasının duvarı olmayan bölümüne doğru yürüyüp dışardaki manzaraya baktı.

Kaparov’un odası büyük ve güzeldi. Odanın içinde çok fazla bir eşya yoktu; odanın ortasında büyük bir yatak, duvarlara yaslanmış birkaç dolap ve büyük bir çalışma masası harici boştu. Kapının olduğu duvarın karşı duvarı tamamen açıktı. Sadece duvarların kenarlarına yakın iki kolon geniş manzarayı kısıtlayan tek şeylerdi. On adımdan daha büyük olan açıklık şehrin manzarasını tamamen içine almıştı. Odasının bulunduğu bina şehrin kuzey kıyısındaydı. Şehrin canlılığı bu kadar yüksekten bile anlaşılabiliyordu. Şehrin kuzey kıyısıyla güney kıyısını ayıran büyük boğaz hayranlık uyandıran cinstendi. İki kıyısında da büyük limanlar bulunuyordu ve onlarla etkileşimde bulunan birçok gemi, oyuncakları andırıyordu.

Osenhaym diyardaki en büyük ticaret merkeziydi. Şehir o kadar kalabalıktı ki, ona en yakın diğer 3 şehrin nüfusundan fazla bir nüfusu vardı. Ki bunlarda Doğu İmparatorluğu’nun en büyük diğer şehirleriydi. Bu şehirlerden başkent olan Hagbar ve onları ayıran büyük deniz, manzaranın sol tarafında ufuktan belli oluyordu. Onunda arkasında Ejder Dağları ve Gaia’nın Kalbi ile Kadim Mavi Ejderha vardı.

Kasparov, odanın sol tarafındaki sütuna yaslanmış manzarayı izleyip elmasını yerken, Leo yanına geldi. Elinde seremoni için giymesi gereken siyah elbisesi vardı.

Leo bir tepsi tutarmış gibi elbiseyi tutarken o da manzaranın güzelliğine teslim oldu. Elbise katlanmışken bile güzel görünüyordu. Tamamıyla siyah tonları içeren bu elbisenin üzerindeki altın renkli ipek yaka işlemeleri elbisedeki tek renkli şeylerdi. Kasparov odasının manzarasına son kez baktıktan sonra elbisesini Leo’nun elinden alıp, hazırlanmak için aynanın karşısına yürüdü.

Leo, elindekilerin gittiğini fark edip birkaç saniye sonra Kasparov’u takip etti.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1219

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1053

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 643

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 599

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 547

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 343

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14818 Üye Sayısı
  • 455 Seri Sayısı
  • 19491 Bölüm Sayısı


creator
manga tr