Korku dağları bekler. #Atasözü

Sevimli Mary'nin Katliam Hikayesi - Kitap 1-B9


“Temizlemelisin. Kokusuyla diğer yaratıkları çekmeyelim.”

“Hm” diye başını salladı.

Erlan hala ilk avlarına bakıyordu. Mary gibi öldürücü bir darbe yapamamış olsa da katkısı büyüktü. Ölmek üzere olan iki metrelik vaşağı görünce yine annesini hatırladı. Duygusuz bir surat ifadesi ile uzun kılıcını vaşağın kalbine sapladı.

Üçlü hemen işe koyuldu. Diğer yaratıklar gelmeden önce, avlarının değerli parçalarını hızlı bir şekilde ayırmaları ve paketlemeleri gerekiyordu.

Erlan hemen sırt çantasına koştu ve gerekli malzemeleri getirdi. 

Torim belindeki hançeri çekerek, vaşağın üst damağını kesmeye başladı.  Vaşağın en değerli bölgesiydi. Zehir kesesi. Bu vaşak, zehrini uzaktan fırlatamasa da kesesinden, sürekli dişlerine ve pençelerine zehir pompalayabiliyordu.

Mary vaşağın direk pençelerine yöneldi. Kılıcıyla, dört pençesini de kesti.

Bütün toplanan malzemeleri Erlan’ın getirdiği Çantalara koydular. Zehir kesesini ise, canlı kalması için beraberinde getirdikleri içi sıvı dolu cam şişeye koydular. Zehir kesesi çok büyük değildi zaten. Sıradan bir hayvanın safra kesesi büyüklüğündeydi.

Malzemelerin hepsini topladıktan ve sonra yemek için, vaşağın iki arka budunu aldıktan sonra hızlı bir şekilde o bölgeden ayrıldılar.

Daha fazla o bölgede kalmak, daha fazla bela demekti.

Dörtlü yarım saat boyunca sessiz bir şekilde, sığınmak için ağaçlarla kaplı dağlarda mağara aradılar.

Güvenilir ve yeterince geniş gördükleri ilk mağaraya sığındılar. Herkes girdikten sonra Torim, mağaranın girişinde, Erlan’ın sırtında taşıdığı çantadan bezden bir bohça çıkardı. Bohçanın içinde beyaz bir toz vardı. Bu tozu mağaranın girişine geniş bir şekilde yaydı. Beyaz toz, yaratıkları uzak tutmak için üretilmiş, yaygın ve ucuz bir tozdu. 1.Rütbenin altındaki tüm yaratıkları uzak tutabilir. Uzak tutabilmesinin sebebi ise yaydığı iğrenç ötesi kokuydu. Öyle bir kokuydu ki bu, 3. Seviye çırak gücündeki alevli kaplanı bile uzak tutabilirdi.

Dörtlü mağaraya girince ganimetleri tekrar gözden geçirdiler. Hasılat ilk güne göre fena değildi.

Zehir kesesi yüz katkı puanı ve pençeler ise yirmişer katkı puanıydı. Mary, ilk avlarından hatıra olarak bir de dişlerini sökmüştü. Bu dişler bir parmağın yarısı uzunluğunda ve gerçekten keskinlerdi.

Her öldürdüğü hayvandan birer diş alarak kolye yapmayı istiyordu.

Herkese birer diş verdi. Bu dişler katkı puanı ile değiştirilemeyecek olsalar da hatıra olarak saklanabilirdi. Ayrıca Torim, bu zehirli dişi okunun ucuna takarak, zehir etkisi gösteren bir ok yapmayı da düşündü.

Aila hala gözlerine inanamıyordu. Üçlünün ne kadar sakin olduğu, vahşi bir yaratığı ne kadar duygusuz bir şekilde, vahşice öldürmelerine inanamıyordu.

Onlar sanki bu iş için yaratılmışlardı. Grubun lideri belli ki Mary idi. Aila onda, lider olmanın getirdiği aurayı ve ciddiyeti görmüştü. Ayrıca sanki doğduklarından beri birlikte çalışıyormuş gibi takım çalışmasına da alışıklardı.

Bu takım çalışması, öyle üç aylık eğitimle olacak bir şey değildi. Tabi ki de eğitimin katkısı vardı. Dorran’ın onlara öğrettiği ve iki ay boyunca üzerinde durduğu en önemli ders, takım çalışmasıydı. Üçlü de buna alışmıştı, ne zaman biri yorgunluktan düşse ‘genelde Torim olurdu’ diğeri onu sırtlar ve bitirmeleri gereken göreve devam ederlerdi. 

Kişi başı kırk beş katkı puanı, onların sadece bir kitap, birkaç tane de ucuz işlevsel iksir almalarına yeterdi. Bu sebeple avlanmaya devam etmeleri gerekiyordu.

Torim, mağaranın girişine yöneldi. Güneşin konumuna baktı.

“Yeni bir av bulmak için vakit geç oldu. Güneşin batmasına birkaç saat kaldı. Bence avlanmak için değil, değerli malzemeler bulabilir miyiz diye mağaranın çevresini incelemeliyiz.”

Fikrini sundu.

Mary kabul etti.

“Tamam. Aila mağaranın girişe sarmaşıklarını yerleştir ve biz dönene kadar sakın ayrılma, ayrıca ateş yakma bir-iki saat içinde döneriz.”

Aila sessiz bir şekilde “Tamam” dedi.

Mary’nin takım lideri olmasını kabullenmişti.

Üçlü mağaranın dışına çıktı. Akşam olmasına yaklaştığından mıdır bilinmez, havadaki pus artmaya başlamıştı. Bu gece-gündüz sıcaklık değişiminden kaynaklanıyordu. Herkes acele etmeleri gerektiğini anladı.

Torim batıya, Mary dümdüz kuzeye, Erlan ise doğuya doğru acele adımlarla yürümeye başladı.

Bir saat sonra, hiçbir sorunla karşılaşmadan döndüler.

Hava neredeyse karanlıktı, güneşin batmasına dakikalar kalmıştı. O yüzden gökyüzü bulutlarla birlikte kızıla boyanmıştı. Kırmızı bir gökyüzü saklanma vakti anlamına geliyordu.

Mağaranın içince bir çukur kazdılar ve çukurun içinde ateş yaktılar. Yanlarına baharat almak akıllarına gelmemişti. Bu yüzden pençesiz, iki arka vaşak budunu ateşe atıp üzerini yaprak ve toprakla kapattılar.

Bu dünyada, yenmeyen et diye bir şey yoktu. İçinde yeterli element enerjisi bulunduğu sürece hem savaşçılar hem de büyücüler için faydalıydı. Onların vücutlarının gücünü ve içsel enerjilerini yenileyip güçlendirmeleri için, tadı fark etmeksizin yemek normaldi.

“Neler buldunuz bakalım?” Mary sordu.

İlk konuşan Torim’di. Belinden bir adet bez torba çıkardı ve içindekileri dökerek,

“Bunları, bulunduğumuz dağın sol arka tarafında, nehir yatağının bir kilometre kadar ilerisindeki kayalık bölgede buldum. Menekşe metaline benziyor. Başka da bir şey yok. Fakat nehirde yosunlu timsahlar var. Eğer gideceksek dikkatli olmalıyız.”

“Hm.”

“Ya sen Erlan? Bir şey bulabildin mi?”

“Evet. Bulunduğumuz yerden kuzeye, yaklaşık yarım saatlik mesafede büyük bir bataklık var. Bataklığın çevresinde ise irili ufaklı, inlere benzeyen mağaralar var, sanıyorum ki insan dövmeli örümceklere ait. Ayrıca bataklığın çevresi, şeytan asmaları ile kaplı. Yaklaşık on tane saydım. Tek başıma girmeye cesaret edemedim.”

“Anlıyorum. Kuzey yönünde yarım saat boyunca aradım. Fakat doğru düzgün görebildiğim tek şey, bir alev pençeli ayı yavrusu ve yanında 3 metrelik annesi. Fazla ilerlemeye cesaret edemedim. Sanırım orada bir alev pençeli ayı yuvası var. Bir yuva varsa, 1.Rütbe yaratık ta vardır. Eğer onun bölgesine girersek bizi hissedebilir ve varlığımızı tehdit olarak algılayabilir.”

Derin bir nefes aldı ve,

“Oraya gitmesek iyi olur. Sonuçta 1. Rütbe vahşi yaratık ortalama bir insan gibi bir zekaya sahip.”

“O zaman işe koyulalım.” Dedi Erlan.

Sırt çantasından kuş tüyü bir kalem ve uzun bir deri parşömen çıkardı.

Üçlü parşömenin üzerinde sürekli karalamalar ve çizimler yaptı. Bulundukları bölgenin detaylı bir haritasını çiziyorlardı.

Kendisini dışlanmış hisseden Aila, daha fazla böyle hissetmemek için etin bulunduğu çukuru kazdı ve eti tek tek küçük yapraklara yerleştirdi. Fazla bir seçenekleri yoktu, elleriyle yiyeceklelerdi.

Son eti de yaprağa yerleştirdikten sonra, “Yemek hazır.” Diye seslendi.

Bunu duyan üçlü günlerdir bir şey yememiş gibi hemen Aila’nın yanına koştu.

Erlan yine çantasından ufak bir bez torba çıkardı. Bunun içerisinde çeşitli baharatların olduğu bir karışım vardı. Günlerce tatsız tuzsuz şeyler yemek, onların psikolojik olarak kötü yönde etkilenmesine sebep olabilirdi.

Tüm ekip neşeyle ilk avlarını yedi. Bu et normalde en zevksiz insanın bile yemeyeceği derecede kuru ve tatsızdı. Fakat bu dörtlünün ilk avıydı. İlk av. İlk avın etinin, her bir lifi onlara dünyadaki en güzel yemekmiş gibi geldi. Güzel bir sohbet eşliğinde hızlı bir şekilde yediler.

Yemekten sonra, üçlü haritalandırma işlemine devam ettiler. Yarım saate, puslu ormana ilk girişlerinden beri gördükleri her şeyi, detaylı bir şekilde kaydettiler.

Aila mağaranın girişine, fazladan güvenlik önlemi olarak dikenli sarmaşık büyüsü de yaptı. Hem de iki kez. Giriş güvenli, herhangi bir ışık sızıntısı söz konusu değildi.

Dörtlü haritalama işini bitirdiler. Çok fazla keşif yapamamışlardı zaten. Yarın, güneşin ilk ışıkları ile uyanıp keşfe devam edeceklerdi.

Hepsi meditasyon yapmak için köşelerine çekildi. Mağarada kaldıklarından, çadır kurmadılar. Sadece daha yumuşak bir his için evlerinden getirdikleri hayvan derilerinin üzerine oturdular. Hepsi günlük meditasyonuna başladı.

Aila burada daha hızlı bir şekilde mana havuzunu genişletebileceğini görünce mutlu oldu. Burası bitki elementine sahip insan büyücüleri için cennet sayılırdı.

Mary yine rahatsızdı. Yeterli ateş elementi yoktu. Ama garip bir şekilde metal elementi çok yoğundu. Bu da büyük ihtimal yakınlarda bir yerlerde metal madeni olduğuna işaret ediyordu. Menekşe metali bu bölgede bulunabilecek en sağlam metaldi. Menekşe dendiğine bakmayın, rengi mor değildi. Yeşimi andırıyordu fakat arasındaki mor ince çizgiler ona bu ismi vermelerini sağlamıştı.

Eğer buralarda bir yerlerde menekşe metali varsa ve birde metalin gözü varsa bu Mary’nin mana havuzunu ve içsel enerjisini en az on kat daha hızlı artırabilirdi. Çünkü metal gözleri genelde çok yoğun element konsantrasyonu olan elementlerin birbirini çekmesiyle oluşurdu. Menekşe metalinin gözü ise tamamen mordu. Bu ona neden metalin gözü dendiğini açıklar.

Dörtlü hayvan ulumaları ve şiddetli çarpışmaların sesine aldırmadan, meditasyondan sonra, yorgun bir şekilde uykuya daldı. Mağara yeterince güvenli olduğundan nöbetçiye gerek yoktu.

Not: Kitabı sıradan bir novel gibi her bölümünü ayrı ayrı isimlendirmiyorum aynıca bölümlerin sonu ve başlangıçları novellere alışmış insanlar için farklı gelebilir. Bir kitap kafasında yazıldığı için tek bir kitap adı altında uzun bölümler olucak, o yüzden bölüm aralarını kafanıza takmamanızı tavsiye ederim. Betimlemeler daha da artacak bir on bölüm sonra. Tekrarlıyorum yorumlarınız çok değerli, iyi de olsa kötü de olsa yorum yaparsanız çok memnun olurum. Teşekkürler.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1387

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1169

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 961

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 889

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 783

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 741

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 700

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 595

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 555

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 527

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 215

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 201

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 130

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 130

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 124

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 122

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 122

Site İstatistikleri

  • 20420 Üye Sayısı
  • 580 Seri Sayısı
  • 28617 Bölüm Sayısı


creator
manga tr