Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Sevimli Mary'nin Katliam Hikayesi - Kitap 1-B8


Bugün haftanın ilk günüydü. Mary ve takımı güneşle birlikte uyanmış, kasabanın kapısında yerlerini almak için harekete geçmişlerdi.

İlk gelen Erlan oldu. Bir kolunda kalkan, belinde bir kılıç ve sırtında kamp eşyaları ile göründü kasabanın kapısında. Vahşi canavar öldürmek, onun için para kazanma yollarından biri olduğu gibi, düşlerini süsleyen, bir hayaldi. Korkmuyor değildi. Korkuyordu. Annesini kaybettiği günü hatırlıyordu her zaman. İntikam almak istiyordu. Babasının, annesini öldüren kılıç dişli aslanın arka bacağına bıraktığı o yara izini hala hatırlıyordu. Nasıl unutabilirdi ki? Bir insan, annesini unutabilir miydi hiç?

Korkmasının ardındaki sebep ise o aslanın 3. Çırak seviyesinden 1. Rütbeye geçmiş olabileceğiydi. Eğer başarıyla geliştiyse, ona karşı hiç şansı olmadığını biliyordu. Neyse, tüm bu düşünceleri bir kenara bıraktı ve ellerini çapraz yaparak diğerlerini beklemeye başladı.

İkinci gelen Mary oldu. Kılıcı sırtında yan bir şekilde duruyor, kollukları bileklerine iyice sabitlenmişti.

Bugün özellikle ayrı bir güzeldi. Altına bir keten pantolon, bileklerinin bir avuç üzerine kadar uzanan deri bir ayakkabı, içinde ipek bir gömlek olan deri bir zırh giymişti üstüne.  Tam bir savaşçı gibi görünüyordu.

Elinde bir çanta taşıyordu, içerisinde kamp için gerekli malzemeler vardı. Bu malzemeler Erlan’ınkilerden farklı olarak saklama kapları, tencere ve tabakları içeriyordu. Sonuçta ormanda birkaç gün kalacaklardı.

“Al.” Diyerek fırlattı çantayı Erlan’a.

Erlan bir şey demeden aldı ve sırtına yükledi.

Daha önce iş paylaşımı yapmışlardı. Malzemeleri sürekli Mary ve Erlan taşıyacaktı. Bu onlar için yorucu bir iş değildi. O yüzden çok da engel olmayacaktı. Bir gün Erlan, bir gün Mary diye kendi aralarında dönüşümlü taşıyacaklardı.

Sırada Torim vardı. Sırtında yayı, belinde hançeri ve kafasında küçük sivri şapkasıyla tam bir izci gibi görünüyordu. Zaten onun takımdaki rolü buydu. Keskin kulakları, keskin görüşü ve rüzgâr elementinin verdiği çeviklikle önceden etrafı kolaçan edip, yol göstermekti görevi.

Üçlü Aila’yı yarım saat bekledi.

En sonunda gelmeyecek diye düşünüp yola koyulmuşlarken, arkadan Aila’nın sesi geldi.

“Beni bekleyin. Beni bekleyin. Geldim!”

Üçlü beklediler. Onu görür görmez üçü de suratını asmıştı.

Hiç de puslu ormana gidiyormuş gibi görünmüyordu. Sanki evinin arka bahçesinde oyun oynayacakmış gibi bir görünümü vardı. Uzun büyücü cübbesi yere kadar uzanıyor. Onun koşmasına engel oluyordu. Elindeki uzun ve ağır asa, ona yük oluyordu.  Eğer iyileştirme büyüsü olmasa, onu direk evine geri gönderirlerdi.

Aila, üçlünün yanına gelince.

“Huff, üzgünüm geciktim. Huff, uyuyakalmışım.”

“Bu ne umursamazlık!” diye düşündü üçü de içinden. Ama katlandılar. Sonuçta iyileştirme büyüleri yapabiliyordu.

“Hadi gidelim, bir daha kine bu kadar beklemeyiz haberin olsun.” dedi Erlan.

Böylelikle dörtlü av ve gelişim yoluna çıkmış oldular.

Süreç içerisinde avlanacaklar, güçleneceklerdi. Şanslılarsa da para kazanacaklardı.

Yarım gün boyunca yürüdükten sonra puslu ormanın girişine ulaştılar. Aslında bizim üçlü koşsa, buraya bir saat içinde varacaklarına eminlerdi. Fakat takımda Aila’nın olması onların yol süresini beşe katlamıştı. Sürekli sızlanıyor, zorla küçük molalar verdirtiyordu. Mary’nin aklına bu kızı Dorran’ın yanında çalışması için bir ay vermek geldi. Sonra boş verdi. Bir dahakine gerekli şifalı iksirleri kazandıkları parayla alır, şifacı olmadan yollarına devam ederlerdi.

Puslu ormanın girişinde, ormandan gelen sürekli, hayvan ulumaları, böcek cızırtıları ve çalıların sebepsiz hışırdama sesleri dörtlüyü biraz gerdi.

Aralarında en çok Aila korkmuştu. Bugüne kadar el üstünde yetiştiği için biraz saflık ve korku vardı içinde. Ama önündeki arkası dönük üç genci görünce, bir güven duygusu hissetti. Bunlar kendi ekip üyeleriydi. Savaştan korkup korkmadıklarını henüz bilmiyordu ama sırtlarının genişliği, ona bir baba gibi güven aşılıyordu.

Sonunda cesaretini topladı ve üçlüyle birlikte ormana giren son kişi olarak adımını attı.

Orman adından da anlaşılacağı gibi, hafi bir pusla kaplıydı. Bunun sebebi ormanın önceden bir yanardağa ev sahipliği yaptığı ve hala dibinde kalan biraz lavın, ormanın altındaki kaynak suyunu ısıtmasından kaynaklandığı düşünülüyordu. Zaten arada bir gayzerler oluşur. Eğer gerçekten şanssızsanız o gayzerlere yakalanıp, kaynar suda haşlanırdınız.

Bu yolla ölen çok maceracı olmuştu.

Ama en tehlikeli kısım henüz bu değildi. Puslu orman gündüzleri nispeten sakindi.  Gündüzleri ortaya çıkan avcılar genelde düşük seviyeye sahip yaratıklardı. Genellikle hepsi 3. Kademe çırakların halledebileceği bir seviyedeydi. 

Ama geceleri? Geceleri öyle miydi?

Çoğu güçlü yaratığın kendi bölgesi, kendi ailesi vardı. Gece olduğunda, bu 1. Seviye Vahşi yaratıklar bölgenin hükümdarının kim olduğunu göstermek için, avlanmaya başlarlardı. Kendi ailesi olanlar daha kötüydü. Gündüz hiç avlanmazlar, geceleri ise ailesiyle birlikte çıkıp, sürü ile avlanırlardı. Bu ormanda 1.Rütbenin altındaysanız, gece dolaşmak, ölüm anlamına geliyordu.

Grup sessiz bir şekilde ormana girdi.

Gündüz çok fazla tehlike olmadığını bildikleri için biraz da rahatlardı. Fakat hala tetikteydiler. Onları neyin karşılayacağını kim bilir?

Ormanın içine on kilometre yürüdükten sonra, zehir pençeli vaşakla karşılaştılar. Yakaladığı avın tadını çıkarıyordu.

Avı bir domuza ya da ortalama bir öküze benziyordu. Tam net anlayamamalarının sebebi, yakalanan hayvanın yüzü zehirden erimişti.

Zehir pençeli vaşak 2. seviye çırak gücündeydi. Üçlü bunu hayvanın çıkardığı kışkırtıcı aurasından anlamıştı.

“Bu av benim! Gelme!” der gibi bakıyordu vaşak.

Mary, Erlan’a başını salladı.

Erlan, sırtındaki çantaları sessiz bir şekilde yere bıraktı. Sırtındaki kalkanı sol koluna taktı. Kılıcını kınından çekti ve çalılıkların arasından vaşağa doğru sessizce yürümeye başladı. Üçlü kendi aralarında sanki telepatiyle iletişim kuruyorlar gibiydi. Herkes ne yapması gerektiğini anında anlamıştı. Aila dışında.

Mary, Aila’ya sağ işaret parmağını dudağına götürerek bir, şşş!  Sesi çıkardı. Bununla birlikte Aila’yı işaret edip beklemesi için eliyle ağacı işaret etti. Bunu anlayan Aila, sessizce arkasındaki ağacın yanında yerini aldı.

Mary sağ taraftan Erlan’ı takip ederek yavaşça yaklaşmaya devam etti.

Torim ise sessizce bir ağacın tepesine çıkmış, yayının kirişine oku yerleştirmiş, vurmak için işaret bekliyordu.

Mary vaşağa on metre kala durdu. Büyüsünü hazırlamaya başladı. Sağlam bir darbe vurmak istiyordu, onun savaşma yeteneğini kısıtlamak, o yüzden arka ayaklarına nişan aldı. Henüz gündüz olduğu için iki yumruk büyüklüğündeki ateş topu fark edilmiyordu. Ateş topu, ateş okundan biraz daha güçlüydü, fakat ateş okunun delici özelliğine sahip değildi. Ateş topunun amacı, değdiği bölgeyi, ateş okundan daha fazla olan, yüksek bir sıcaklığa ve daha büyük patlamayla yıkıcı hasar vermesiydi.

Mary, Erlan’ı bekledi. Erlan’ın öncelikle ilk saldırı yapması ve yaratığın dikkatini üzerine çekmesi gerekiyordu. Tam o saldırı yaparken, Mary de saldırırsa, vaşak hangisini engelleyeceğine karar vermesi gerekecekti.  Sonra ikisi arasında bir seçim yapmak zorunda kalacak, iki saldırıdan birine mecburen katlanmak zorunda kalacaktı.

Erlan, Mary’ye son bir bakışında, kafasıyla bir tamam işareti yaptı, vaşağın üzerine doğru sessiz bir şekilde atladı ve uzun kılıcını vaşağın boynuna doğru savurdu. Avını yemekle meşgul olan vaşak, bu saldırıyı görünce bir saniye sersemledi. Sonrasında kanlı dişlerini Erlan’a doğru bir hırlamayla sergiledi. Saldırıyı atlatmak isteyen vaşak sol tarafa doğru ufak bir zıplamayla kaçındı. Erlan orada durmadı, saldırısının vaşağı sıyırdığını görünce, elinin bir hareketi ile kılıcını hançer tutarmış gibi pozisyona getirdi ve tekrar savurdu. Mary boşta durmadı, vaşak tam onun bulunduğu tarafa doğru kaçınmak için zıplamıştı. Tam vaşağın ayakları hala havadayken Mary büyüsünü serbest bıraktı.

Bu vaşak belli ki daha önce hiç insan düşmanla karşılaşmamıştı. Büyünün ne olduğunu bilmediği kesindi. Ama o ateşi biliyordu. Turuncu, parlayan ve dalgalanan bir şey. Bu yakıcıydı. Acıtıyordu. Daha önce küçük bir alev kaplanı yavrusu ile karşılaşmıştı. Onun kuyruğunun bir hareketi neredeyse gövdesindeki bütün tüyleri yakmaya yetmişti.  Bu yüzden bu alev topundan kaçmayı seçti. Alev topu onun bacağının yan tarafını sıyırdı. Bacağının yanı biraz da olsa yanmıştı, tüyler tamamen erimiş, alttaki yanan kırmızı deriyi açıkta bırakmıştı. Acılı bir kükreme bıraktı, fakat o esnada Erlan’ın uzun kılıcı hala onun kafasına doğru geliyordu. Erlan’ın kılıcını çevik hareketlerle atlatmak istedi. Başını aşağı eğmek en makul çözümdü, o an için. Fakat acıdan bıraktığı kükreme onun gecikmesine sebep olmuştu. Erlan’ın kılıcı onun sağ kulağını ve yanağını kesti. Çok derin bir kesik değildi ama bu beslenme zincirindeki yerini, yeni yeni keşfeden bir 2. Seviye çırak gücündeki vaşak için ağır bir darbeydi. Mary ateş topunu attıktan sonra boşta durmadı. Hemen alev oklarını hazırlamaya başladı iki elinde de birer ateş oku oluşturdu. Bu sırada bir saniyeliğine arkasını döndü.

İşareti alan Torim, okunu hedeflediği yöne doğru atmaya başladı. Vaşağın gözü!

İlk atış karavanaydı, ama ikinci atış vaşağın sağ gözünü sıyırmıştı. Bu vaşağın sağ gözünün kör olmasına yetmişti. Kanayan sağ gözünü kapatmak zorunda kalan vaşak, çok fazla vaktinin kalmadığını anladı. Aralarında en zayıf görünen uzaktan büyü atan ve canını en fazla yakan Mary’yi hedef aldı. Vaşak, kalan son gücünü bir tanesi yanmış görünen iki arka bacağına yükledi.  Tek zıplamada Mary’ye ulaşmak istiyordu anlaşılan. Mary bunu görünce fazla uzatmadı. Ellerindeki alev oklarını tam hedef almadan vaşağa fırlattı. Biliyordu, yakın dövüşe katılma sırası gelmişti. İki alev oku da ıskaladı bir tanesi arkadaki insan bacağı kalınlığındaki ağaca saplandı ve patladı. Bu patlamayla ağaç okun delindiği yerden ikiye kırıldı.

Havadaki vaşak kanlı dişlerini Mary’nin boğazını tek bir seferde yutacakmış gibi açmışken, Mary sol elini boynu ile vaşağın tam arasına yerleştirdi. Bunu gören vaşak, çaresiz Mary’nin kolunu ısırmak zorunda kaldı. Eğer vaşağın dişlerinden bir tanesi bile, ufacık sıyırsaydı, bu zehir, bir gün boyunca onu dinlenmek zorunda bırakabilirdi. Fakat Mary, kolluklarına güveniyordu. Tam vaşağın ısırmasıyla birlikte metalin metale sürtme sesi geldi kolluktan. Kanlı dişler, en azından bir öküzün kafatasını tek ısırıkta parçalayacak kadar güçlü ve sertti. Fakat nereden bilebilirdi ki insanların büyülü eşyalar konusunda uzman olduğunu. Normalde bu cevher, bu gibi yırtıcı yaratıkların ısırmasını önleme yeteneğine sahip değillerdi. Fakat gerek dövme tekniği gerekse üzerine işlenen rünler bu kollukları yırtıcılara karşı avantajlı bir konuma sokuyordu.  Vaşağın ısırmasıyla birlikte, Mary’nin sağ elinin sırtındaki kılıca ulaşmayı başardığını görebilirdiniz. Gerçekten kılıç çekme konusunda hızlıydı. Kılıcını çekerken birlikte, kılıcını savurmasıyla vaşağın boynuna derin bir yarık açtı. Kan bir şelale gibi yarıktan fışkırıyordu. Yakın olduğu için Mary’nin suratı kızıla boyanmıştı. Vaşak bu darbeyle birlikte yere düştü. Seğirmeye başladı. Kalkmak istedi ama vücudu izin vermedi. Kafasını yerde sürekli sağa sola oynatıyordu. Ama sanki alt tarafı felç olmuş gibi, onun isteklerine cevap vermiyordu. Torim ve Aila mevzilerinden çıkıp, vaşağın yanına geldiler. Torim, Mary’ye bir mendil uzattı. Bulaşan kanları silmesi için.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1385

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1162

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 960

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 889

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 781

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 740

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 698

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 594

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 554

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 520

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 214

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 129

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 127

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 124

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 122

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Site İstatistikleri

  • 20213 Üye Sayısı
  • 570 Seri Sayısı
  • 28275 Bölüm Sayısı


creator
manga tr