Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Seeking the Flying Sword Path - Bölüm 49: İki Kibirli Genç


 

Çeviri: Xanaphia Düzenleme: Kharsmi

 

Şeytan Dağı Kampı’ndaki şeytanlar ve liderleri uzaktan gelen at sırtındaki çifte bakıyordu.

 

“Yeşil Diş Dağı’nda, Beyaz Kaplan’ın pençesini kesenler de bir adam ve bir kadın çiftiymiş. Yüzlerce şeytan saldırdığı halde kılıç ölümsüzü adama dokunamamışlar bile.” Şeytanlar kendi aralarında fısıldaşıyorlardı. Yeşil Diş Dağı’ndaki çiftin efsanesi tüm Ulu Hakimiyet Eyaleti şeytanları arasında yayılmıştı.

 

Küçük bir şeytan yeşil gözlerini kısarak Qin Yun’a doğru baktı, “Bu adamın da kılıcı var!”

 

“Kılıcı var.”

 

Şeytanların korkusu daha da artmıştı.

 

Eğer bunlar Yeşil Diş Dağı’ndaki çiftse, saldırmaları intihar anlamına geliyordu.

 

Bir fare şeytanı sakalını kaşırken konuştu, “Sıradan ölümlü olsalar bu yasak bölgeye gelmeye cesaret edemezlerdi. Yetişimci olmalılar! Bir adam ve bir kadın. Üstüne adamın kılıcı var. Tesadüf olamaz bu. Bunlar muhtemelen Yeşil Diş Dağı’ndaki çift.” Sesi kesildiği anda, Qin Yun ve Yi Xiao, atlarından inip hızla Şeytan Dağı Kampı’na doğru ilerlemeye başladılar.

 

Sou! Sou!

 

Şeytanlar panik içindeydi, “Geliyorlar!”

 

“Burayı tutun. Bunu rapor edec—” Zayıf şeytan lideri sözlerini bitirememişti.

 

Boom! Boom! Boom! Boom! Boom!

 

Üzerlerine doğru gelen Yi Xiao elini uzatmasıyla avucunda aniden beş renkli yıldırım belirdi. Beş yıldırım okuna dönüştükten sonra havada ilerleyip beş şeytanı vurdu! Aralarında 700-800 feetlik bir mesafe olsa da beş elementli yıldırım dharma’sının hızı sayesinde anında hedefe ulaşmıştı. Zayıf şeytan lideri sözlerini bitiremeden yıldırım tarafından vurulmuştu.

 

Diğer dört küçük şeytan da çarpıldığı anda çıtır çıtır olup gerçek formlarına dönmüşlerdi. Şeytan liderinin derisi kömür karası olmuştu ve vücudundan oluk oluk kan akıyordu ama gene de o halde bağırabildi, “Dağılın!” hemen arkasını döndü ve çılgınca koşmaya başladı.

 

Yıldırımla vurulduktan sonra şeytan kısa süreliğine afallayıp kalmışlardı. İlahi Geçiş Tılsımı Muskası’yla Qin Yun hızını arttırmış ve kampın girişine gelmişti.

 

“Hua!”

 

Qin Yun hemen kılıcını çekti. Kılıcını kınından ayırdığı anda, yedi bulanık kılıç ışını parladı. Çevresindeki yedi şeytan anında ölmüştü.

 

İçsel Uçan Kılıç son derece güçlüydü. Sekizinci sınıf bir Dharma hazinesi olmasına rağmen, Qin Yun onu altıncı sınıf bir hazine gibi kullanabiliyordu. Küçük şeytanlara karşı Sisli Yağmur Kılıcı Niyetini kullanmasına bile gerek yoktu, birkaç basit kılıç ışını onları ortadan kaldırmaya yetiyordu.

 

“Phew! Phew! Phew…” Qin Yun hayalet gibi şeytanların arasından geçip gidiyordu. Kaçışan şeytanlar birbiri ardına yere yığılıyordu.

 

“Boom! Boom! Boom!”

 

Yi Xiao da kaçışan şeytanları beş elementli yıldırım dharmasıyla indiriyordu.

 

Hem kısa ve hem uzun mesafedeki saldırılarıyla, kamptaki yirmiden fazla şeytanın işi çoktan bitmişti. Kaçmaya çalışan zayıf şeytan lideri de Qin Yun tarafından tek vuruşta katledilmişti.

 

Qin Yun yerdeki kapkara hale gelmiş şeytan liderine bakıyordu, gerçek formu ortaya çıkmıştı, bir sincap şeytanıydı. “Kendinle gurur duymalısın. Kanıyla İçsel Uçan Kılıcımı lekeleyen ilk şeytan oldun.” Diğer küçük şeytanlarsa, tamamen kılıç ışınları tarafından öldürülmüştü! Sadece şeytan lideri ışınlardan kaçabildiğinden, sonu içsel uçan kılıcın kendisi tarafından getirilmişti.

 

Yi Xiao, Qin Yun’un yanına yürüdü, “Tamamı ortadan kaldırıldı.”

 

Qin Yun sonuçtan memnun gibiydi, yüzü gülüyordu, “Neyse ki Bayan Yi’nin yıldırım dharması vardı. Yalnız olsaydım sadece yakın dövüşe girebildiğimden, birkaç tanesi kaçabilirdi.”

 

Sonuçta her yerde aniden beliremezdi. Şimdilik tek yapabildiği yakın dövüşe girmekti. Ancak kılıç devinimlerinde ustalaşırsa düşmanlarını uçan kılıcıyla uzak mesafeden öldürebilirdi.

 

Yi Xiao kamptaki bir tarafı işaret ederek, “Dharma Gözlerime göre şurada bir çok insan olmalı.” dedi.

 

“Bir bakalım.” Qin Yun işaret edilen tarafa doğru ilerledi.

 

Dharma Gözlerinden hiçbir şey gizlenemezdi, bu sayede kolayca hapsedilmiş insanları buldular. Qin Yun kilidi kılıç ışınıyla kestikten sonra gördüler ki, paramparça olmuş kıyafetler içinde ondan fazla insan kadın vardı. Korkuyla kendilerini bir köşeye atmışlardı. Bazılarının vücudunu kapamaya kıyafeti bile yoktu, otları bu amaçla kullanmışlardı.  Qin Yun yavaşça başını salladı. Ardından diğer üç hücreyi de açtı.

 

Hücrelerden ikisinde kadınlar vardı, bir tanesindeyse erkekler. Erkekler tamamen bağlı haldeydi.

 

“Phew! Phew! Phew!” Kılıç ışınları havayı ıslık sesiyle yararak erkekleri bağlayan ipleri kesti.

 

“Şeytanlar öldü. Hepiniz buradan ayrılın,” dedi Qin Yun.

 

Adamlar heyecan ve sevinçle ayağa kalktılar ama çoğunun kalkıp yürümeye yetecek gücü olmadığından tekrar düştüler.

 

 

Qin Yun ve Yi Xiao, kampın içinden insanların hücrelerinden çıkışını izliyordu. Coşkuyla ikilinin önüne kapanıyorlardı. “Ölümsüzler! Hayatımızı kurtardınız size minnettarız!”

 

İstisnasız hepsi minnet içindeydi.

 

Qin Yun şeytanlardan geriye kalan su mataralarını ve yemekleri insanlara uzatıyordu. “Hepiniz buradan ayrılmalısınız, mümkün olduğunda hızlı kaçın. Sonuçta hala bu bölge Su Tanrısı’nın kontrolü altında.”

 

“Evet, evet!”

 

İnsanlar aceleyle kendilerine verilenleri alıyordu. Kimisi yiyeceklerini yerleştirecek yer arıyordu kimisi de mataraları aldığı gibi kana kana içiyordu. Nihayet hepsi birbirine destek oldu ve ayrıldılar.

 

Qin Yun ve Yi Xiao insanların ayrılışını izlerken Yi Xiao sessizliği bozdu, “Yetişimci mezheplerince açıkça belirlenmiştir ki, insanları tüketen her türlü varlık zalim bir şeytandır, ve bağışlanamaz.”

 

Qin Yun da onayladı, “Dünyadaki şeytanların yüzde yetmiş kadarı bu zalim şeytanlardan oluşuyor.” Qin Yun yolculuklarında iyi şeytanlarla da karşılaşmıştı ama onların çok az rastlanır kişiler olduklarını biliyordu.

 

Yi Xiao’nun gözleri keskin ve parlaktı, “Küçük şeytanlar tehdit oluşturmuyor. Şu büyük şeytanın işini bitirdiğimizde,  küçük olanlar insanlardan korkar hale gelecek.”

 

“Hadi gidip o büyük şeytandan kurtulalım o zaman.” Qin Yun aniden kamptaki bir binanın tepesine zıpladı. İkinci bir zıplayışla dağ yamacına ulaşmıştı. Yi Xiao da onu takip etti.

 

Su Tanrısı’nın mekanı titizlikle seçilmişti. Konağı Langyang nehri kıyısının boyuna inşa edilmişti.

 

Malikane sadece nehirler tarafından değil aynı zamanda dağlar tarafından da sarılıyordu. Dağlar, Yeşil Diş Dağı kadar büyük olmasa da gene görkemliydi. Beş kilometre boyunca uzanıyordu. Dağlar sayesinde şeytanlar saklanıp, insan ordularının saldırılarına karşı koyabiliyordu.

 

Phew! Phew!

 

Qin Yun ve Yi Xiao kısa sürede dağın zirvesine ulaşmıştı. Oldukları yerden manzarayı görebiliyorlardı. Vadide gürleyen bir nehir ve nehir boyunca üç kilometre kadar uzanan heybetli bir ormanın içindeki malikaneyi görebiliyorlardı.

 

“Kardeş Qin, sana güveniyorum,” dedi Yi Xiao gülümseyerek.

 

Qin Yun başıyla onayladı. Dağın zirvesinde durup Su Tanrısı’nın malikanesine doğru bakarak bağırdı, “Su tanrısı! Benimle kapışacak cesaretin var mı!?”

 

Qin Yun sesini En Saf Öz ile desteklemişti ve sesin gök gürültüsü gibi Su Tanrısı’nın malikanesine ulaştığını biliyordu.

 

 

“Su tanrısı! Benimle kapışacak cesaretin var mı!?” Bu haykırış malikanede yankılanacak kadar güçlüydü. Duyan şeytanların ve insan kadınların yüz ifadeleri değişmişti. Kim Su Tanrısı’na meydan okumaya cesaret ediyordu?

 

Yeşilliklerle çevrelenen malikanede, Beyaz cüppeli Su Tanrısı ellerini arkasında birleştirmiş şekilde sesin geldiği yöne doğru bakıyordu. Havada görüşünü engelleyen bir sis vardı. Uzaktaki dağın zirvesinde iki noktayı zar zor görüyordu.

 

“İlginç. Benim bölgeme girmeye cesaret etmişler ve kamptaki şeytanları öldürebilmişler mi? Çift Kipli Sukalbi Dizilişi’nden hissetiğime göre, ikisi de anca ölümsüzlüğün kapısından geçmiş, daha kaynak alemine girmemiş gençler mi?” Su Tanrısı’nın yüzünde alay edercesine gülümseyen bir ifade vardı. “Bu ne küstahlık..”

 

“Pangolin.” dedi Su Tanrısı.

 

“Su Tanrısı.” Pangolin derhal Su Tanrısı’nın yanına koştu ve talimatlarını bekledi.

 

“Git şu iki yetişimciyi incele. Neyine güvenip beni kışkırtmaya kalkıyorlarmış görelim.” Su Tanrısı daha kaynak alemine bile girmemiş zayıf gençler için bile keşif ekibi gönderecek kadar tedbirliydi.

 

“Emredersiniz Su Tanrısı.” Pangolin derhal kafasını yere gömdü ve hızlıca malikanenin dışına bir tünel kazdı.

 

Dakikalar sonra.

 

Dağın yamacındaki çayırda Pangolin kafasını çıkartıp Qin Yun ve Yi Xiao’nun nerede olduğuna baktı.

 

“Bunlar onlar mı?” Pangolin gördükleri karşısında telaşlanmıştı. “Bunlar o Qin Yun ve Yi mi?”

 

Üç şeytani köle Qin Yun ve Yi Xiao tarafından öldürülmüştü. Bu olayı Su Tanrısı’na rapor eden Pangolin doğal olarak onları tekrar görünce tanımıştı.

 

Phew.

 

Pangolin hemen geri girdi ve malikaneye doğru yola koyuldu.

 

 

Çok geçmeden malikaneye varmıştı.

 

“Su Tanrısı, iki yetişimciyi inceledim ve kimliğini belirledim,” dedi Pangolin saygıyla. “Erkek olan, Qin Yun adındaki kılıç ölümsüzü ve dişiyse, Yi. İkisi ayrıca Yeşil Diş Dağı’nda beraberdi.”

 

“Onlar mı?”

 

Su tanrısının uzun kaşlarının altında küçümseyici bir bakış vardı. “Yeşil Diş Dağı’nda planlarımı bozdukları yetmedi, Beyaz Kaplan’ın pençesini de kestiler. Yetişimimle meşgul olduğumdan intikam peşinde koşmadım. Ama kendileri geldiler baksana, başka bir saldırı mı düzenliyorlar akıllarınca? Beyaz Kaplan’ı yaraladıkları için beni de yenebileceklerini mi düşünüyorlar?”

 

Su Tanrısı aşağılayıcı bir şekilde konuşmasına devam etti, “Bu iki genç daha Kaynak Alemi’nde bile değil! Hmph!”

 

Üst mezheplerdense ne olmuş?

 

Su Tanrısı’nın kendisi zalim şeytanların dünyasındaki en güçlü güruh olan Bulut İblisi Dağı’ndan geliyordu! Üstelik iki asır boyunca, ne İmparatorluk Hükümeti ne de Daositler ve Budistler onun hakkından gelebilmiş miydi?

 

Su Tanrısı sakince konuşmaya devam etti, “Genç olduklarından bir tarafları kalkmış bunların, her şeyi başarabileceklerini sanıyorlar! Biraz gezintiye çıkacağım. Yolda şu iki kibirli genci de ortadan kaldırırım.”

 

Etrafındaki şeytanlar ve insan kadınlar Su Tanrısı’nın arkasından kibarca seslendi.

 

“Yolunuz açık olsun Su Tanrısı”

D.N: Desteğimizi esirgemiyoruz arkadaşlar :D https://www.youtube.com/watch?v=X7dRRQnJnKg

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 979

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 921

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 761

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 723

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 604

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 531

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 519

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 496

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 447

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 426

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 213

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 195

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 159

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 132

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 96

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 71

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 63

Site İstatistikleri

  • 8872 Üye Sayısı
  • 223 Seri Sayısı
  • 13798 Bölüm Sayısı


creator
manga tr