"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Şebek Edebiyatı - 9.Bölüm - Sahne(Bölüm) Oluşturmak(Altı üstü 1000 kelimecik yazmak 2 saatten uzun mu sürüyor)


Meehhh. Geldik son ve en önemli bölüme. Herkesin yazarlık yapabileceğini ispatlayacağım gibi bir şey demiştim teee ilk bölümlerde. Tamamen bu bölümde anlatacaklarıma güvenerek söyledim. İnsanları zihnimizin içine alma meselesi de bu bölümle alakalı.

Şu ana kadar anlattıklarım ve bu bölümde anlatacağım yazım teknikleri, tavsiyeler kısmı benim gözümde yazarlığın sadece yüzde biri. Zihinde canlandırma ile ilglili anlatacaklarım ise yüzde soksan sekizini oluşturuyor. Geri kalan yüzde bir ise son sözler kısmında.
-----------------------

Bundan aylar aylar önce birşeyler yazmaya çalışan bir genç vardı. Zaman zaman bağdaş kurduğu koltuğun üzerinde üst vücudunu hareket ettirerek dakikalarca elips çizen, zaman zaman da sağ dizinde üst üste koyduğu ellerinin üstüne alnına koyup hayata küsmüşcesine gözlerini kapatarak öylece bekleyen, sürekli şarkı açıp kapatan...

Kendisini ne kadar zorlasa da aklına yazacak bir şey gelmiyor, aşırı derecede bulanıkta olsa bir şeyler canlandırmayı başardığında hemen yazıyordu.

----------------------

Akşam 7-8 gibi başlardım yazmaya, 1500-2000 kelimeyi yazdığımda gece 1-2 olurdu. Zannedersin böyle çok detaylı, mantıklı, şahane bir bölüm çıktı ortaya... 1-2 tane mantıksız, detaysız, bulanık görüntüden oluşan saçma şeylerdi...

Şimdi ise 1000 kelimelik bir gözlemci sahnesini yazmam bir buçuk saat falan sürer. Yazım tekniklerimi de çoğaltırsam iyice kısalır.

Söz veremem fakat birazdan anlatacağım şeyleri yaparsanız, kafanızdaki görüntü kalitesinin sadece bir kaç günde yüzde ikiyüz artacağına inanıyorum.

Bölüm yazma hızı, görüntü kalitesi, mantık... Herşey aşırı derecede gelişecek..

Ses var görüntü yok sorununa TAM ÇÖZÜM!

-----------------
Öncelikle bildiğiniz gibi beyin elektrikle ve kimyasallar ile çalışan birşeydir. 5 duyu organı, elde ettikleri verileri elektrik sinyallerine çevirerek beyne yollar ve beyin, sinyalleri yorumlayarak görür, duyar, hisseder. Hepsi beyinde gerçekleşir.

Bakınız halisülasyonlar, bedende bir yerlerin uyuşması...

Elektrik mi üretiyoruz?

Yanlış okumadınız, evet. Anesteziklerin çalışmasını anlamak için önce biraz sinir sistemini tanıyalım. Sinir sisteminde bir hücre boyunca bilgi iletimi elektrik sinyalleri ile sağlanır. Bu elektrik sinyallerinin başlaması ise sinaps denilen bağlantı noktalarındaki kimyasal sinyaller ile mümkündür. Sinapsa gelen hücre sinir iletimcisi (“neurotransmitter”) denilen kimyasallar salgılar. Sinapstan çıkan hücre ise yüzeyinde bulunan iyon kanalı (iyon taşınımı yapan proteinler) da denilen alıcılar ile bu kimyasallara bağlanarak hücre içine yüklü parçacıklar taşır. Hücre içinde biriken bu yüklü parçacıklar da elektrik sinyalleri oluşturur. İşte anestezikler, ve hatta depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, kimyasal sinyalleri elektrik sinyallerine çeviren bu alıcılara bağlanarak etki ederler. Bu ilaçların kimi, vücutta doğal olarak bulunan sinir iletimcilerini taklit edip onların yerini alırken; kimi de bu iletimciler ile birlikte çalışarak onların etkisini arttırır [4].
https://noroblog.net/2018/05/22/anestezi-nasil-calisir/

---------------------------

Bilinçaltı bilince itaat eder. Siz pembe bir güneş, gökkuşağı renginde deriye sahip bir insan veya benzeri şeyler düşünmek istediğinizde sorgulamaz, sadece yapar.

10 milyon nüfusa sahip bir şehir düşünmek istediniz diyelim. Zenginleri-fakirleri, güzellikler-çirkinlikleri, yollar, binalar, kanalizasyon, evlerdeki çatal-bıçak setleri... Herşey.

Tüm bunları göz önünde canlandırmak bilinçaltı için iş bile değil fakat kilit nokta şu.

"alice: hangi yoldan gideyim?
tavşan : nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok!"

Siz tam olarak gözünüzün önünde ne canlandırmak istediğinizi bilmiyorsanız bilinçaltının yapabileceği bir şey yok.

-------------------------------------

Tüm bunların konumuz ile ne alakası var?

Aslında ses var görüntü yok diye birşey yok. Hayalinizde canlandırmak istediğiniz şey çok kısa bir sürede bilinçaltı tarafından canlandırılır. Asıl sorun şu. Canlandırılan şey aslında yorumlanmamış bilgidir.

Misal bir odayı HAYALİNİZDE CANLANDIRIN. böyle yataklı, halılı, perdeli... normal bir oda.

Şimdi bir de daha önce görmüş olduğunuz bir odayı HATIRLAYIN.

Hatırladığınız mekanın, kafanızda canlandırmaya çalıştığınız mekana kıyasla daha kaliteli görüntüye sahip olmasının nedeni bilgilerin beyin tarafından yorumlanmış olması.(Öyle olmadıysa şehir, orman... daha büyük yerler düşünün. Kafanızda canlandırdıklarınızla anılarınızı kıyaslayın...)

Kafanızda canlandırdığınız şeyleri yorumlattırmadıkça ses var görüntü yok devam edecektir. Çözüm ise basit.

Kafanızın içerisinde kullanabileceğiniz bir beden yaratın. Kendinizi birinci kişi gözünden görmeye zorlayın fakat sadece görmeyin. O bedenin içine girin. Tuttuğunuz eşyaların ağırlığını, sertliğini, soğukluğunu hissedin. Soluduğunuz soğuk hava içinizi serinletsin. Aniden karanlığın içinden çıktığınızda yüzünüze vuran güneş ışığı gözlerinizi ağrıtsın. Yaralandığınız zaman acıyı hissedin. Şu an kullandığınız bedeni, kendinizi, kafanızın içerisinde oluşturduğunuz dünyaya sokun.

Hangi bölümde yazdım hatırlamıyorum, on bin kelimelik kahraman anlatıcı tarzının bana kattıklarına ileride değineceğimi söylemiştim. İşte o bu kısımdı. Yaklaşık 10 bölüm yazdım. Her seferinde elimden geldiği kadar o bedeni iyi şekilde hissedebilmek için kendimi zorladım. Böylece imajinasyon tekniği geliştirmiş gibi bir şey oldum.
------------------------------------------------------------
HATIRLATMA - 3. BÖLÜMDEN

-Labrotuvar çalışmaları kısa süreli hafızada ne kadar çok bilgi varsa geri çağırmanın (hatırlamanın) o kadar yavaş olacağını gösterir. Yapılan çalışmalar sonucunda bu sürenin her yeni öğe çağırma (hatırlama) süresinin saniyenin 1/25 yani 40 milisaniye olduğudur. Bu öğelerin ne olduğuyla ( harf, sözcük, ses ya da insan yüzlerini gösteren resim ) ilgili değildir. Her zaman aynı sonuç alınacaktır.

Bu bilgide dikkatimi çeken şey çağırma (hatırlama) süresinin saniyenin 1/25 yani 40 milisaniye olduğudur. Abicim bak orada kısa süreli hafıza diyor... kardeşim, kısa süreli hafıza topuğunda, kalıcı hafıza da beyninde değilya...

Siz kendinizi o bedeni hissetmeye zorladıkça beyin yardıma gelecektir..

NOT - Karakterlerin içine girebilir veya oluşturduğunuz beden ile hayalet gibi gezinebilirsiniz. Kilit nokta kafanızdaki dünyayı bilinçaltına yorumlatmak ve hissetmek. 5 duyu organı.

5 duyu organını zihnimizdeki dünyaya sokmak benim gözümde yazarlığın altın kuralıdır. Yazarlığın yüzde doksan sekizidir. Özellikle gözlemci tarzı gibi sadece gördüğümüz şeyleri yazdığımız bir tarz için olmazsa olmazımızdır.

----------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------
2. KISIM - sahne/bölüm oluşturma ve ezberleme

Beden oluşturup içine girmenin faydasını anlattık. Şimdi sahneleri oluşturuyoruz.

Bu işlemin kişiden kişiye göre değişeceğine inanıyorum. Benim 1000-1500 kelimelik bir sahne oluşturmam eğer, karakterler, senaryo, içerik vs... kafamda hazırsa ortalama yarım saat sürüyor.

Bu işlem tamamen ezbere dayalıdır. Sahneyi kafamızın içinde baştan sona kurguluyor ve ezberliyoruz. Bu işlem biraz uzun sürdüğü için oluşturma ve ezberleme aynı anda gerçekleşiyor.

NOT- Sahneden kastım savaş sahneleri, kovalamaca, gezmece, cartmaca falan işte, bildiğiniz bölüm . Kafada film gibi oluşturuyoruz. Mekanlar, hareketler, diyaloglar...

Kulaklığım bozulmadan önce müzik dinleyerek kendi odam ile mutfağın balkonu arasında volta ata ata oluşturuyordum.

Yarım saat size uzun gibi gelmesin. Aslında düşüncelere dalıp gitmek gibi. Sahneyi bitirdiğinizin farkına bile varamıyorsunuz.

Bittikten sonra tek yapmanız gereken şey kafanızın içindeki görüntüye baka baka yazarak yardırmak. On parmağınıza ve yazım tekniklerinize göre yarım saat ile 1 saat arasında bölümü yazmış olacaksınız. Yani baştan sona toplamda bir buçuk - iki saat falan sürüyor.

NOT - Diyaloglar soyut olduğu için, çok fazla diyalog koyarsanız ezberleme işlemi kelimesi kelimesine gerçekleşmez. Onun yerine o diyalogların açığa çıkardığı genel anlam ezberlenir.

NOT2 - Bu ezberleme aşamasına sıcaklık, ağırlık, sertlik gibi şeylerde dahildir. Onları da ezberlersiniz. Tabancayla ateş ettiğinizde çıkan kıvılcımları sayısı gibi şeylerde hatırlanır fakat o kadar detaya girip yazacağınızı sanmıyorum xD
--------------------------

Faydalarına gelirsek... Yazım teknikleriniz oldukça artacaktır. Bölümün ilerleyen kısımlarında biraz değincem.

Sahnelerdeki mantık alabildiğine artacaktır. Ufak dokunuşlarda çok fazla artacaktır. Çünkü bölüme bir resme bakar gibi bakıyorsunuz ve kendinizi vermişliğinize göre en ufak mantık hatası zihninize batıyor.

NOT - Bu resme bakar gibi bakma olayını şey gibi düşünün. Okuduğunuz bir bölümü bitirdikten sonra aklınızda şuraya gitti, şunu yaptı, şöyle oldu gibi videomsu küçük bir görüntü oluşurya. Veya izlediğiniz bir filmi hatırlamaya çalıştığınızda bütün mekanlar, hareketler, diyaloglar tek seferde aklınızda canlanırya...

Bu yöntemi ilk kullandığımda bölümü yazmak birazcık sıkmıştı beni. Önceden aklımdaki şeylerin sadece 100-200 kelimecik olmasından, hemencecik bitmesinden şikayet ederdim. Şimdi 1500 kelimelik bir sahne kafamda hazır olunca yazmaya bi başlıyorum. Lan yaz yaz bitmiyor. Boynum rahatsızlaşınca durup bi bakıyorum, daha yarılardayım.

NOT - Bu yöntemin kötü yanı başlarda ÖZ ELEŞTİRİ imkanınızı azaltması. Sahne ezberinizde olduğu için yazdığınız cümlelerin, kelimelerin gücünü, etkisini hissedemiyorsunuz. Anca böyle yazdıktan 2-3 saat sonra veya ertesi gün kafanız dağılmışken okuyacaksınız da öyle öz eleştiri yapabileceksiniz ki 2-3 kere okuduktan sonra zaten cümleleride ezberlemeye başlıyorsunuz ve öz eleştiri imkanınız bu sefer tamamen dibe vuruyor. Fakat sorun değil, kısa süre sonra içgüdüsel olarak bölümü hiç bilmiyormuş gibi okumayı beceriyorsunuz.

----------------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------------
3. KISIM - BİR KAÇ TAVSİYE

Bu kısımla ilgili bilmeniz gereken ilk şeyi, ilk defa duyduğum yer, sitedeki - Yazarın el kitabı - isimli rehberdeki bir kısım.

Bir tıpçı olarak beni bu teoride etkilendiğim taraf ise bu teorinin insan beyninin işleyişine çok uygun olması. Bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere beynimiz bir bilgisayar gibi çalışıyor ve her bölgenin birbirinden ayrı işlevleri var. ÖRNEĞİN BİR BÖLGE FİKİRLERİNİZİ KONUŞMA HALİNE GETİRİYOR, diğer bir bölge konuşmalarınızı ahlaki olarak kontrol ediyor, bir başkası konuşma emrini veriyor, öbürükü dil kaslarınızı oynatıyor... bu süreç böyle gidiyor ve ağzınızdan “Selam” lafzı çıkıyor. Bu şekilde işlemleri çok ufak parçalara bölmek beyimize enerji tasarrufu sağlıyor..

Büyük haflerle tekrar yazdığım kısım. Başta hiçbir şey anlamadım fakat şu an ne olduğunu tamamen biliyorum.

Bunu beyninize yaptırabilmeniz için yazacağınız veya anlatacağınız şeyi baştan sonra tamamen biliyor olmanız gerekli.

Yani yazım tekniklerinizin temelini, bir önceki kısımda söz ettiğim SAHNEYİ EZBERLEME bölümü oluşturuyor.

İnsanları zihnimizin içine alma meseleside bu bölüm ile alakalı.

Misal bir yazıyı mausunuzla sol tıka basılıp tutup seçtiğinizde üstü mavi renkle kaplanırya... Mantık aynı. Yazmak istediğiniz kısmı zihninizin içerisinde seçiyorsunuz ve beyniniz bunu kelimelere döküyor. Okuyucu o yan yana getirilmiş kelimeleri okuyor ve sizin yazdıklarınız okuyucunun kafasında canlanıyor. Tamamen aktarma...

----------------------------------------------------------------

-GÖREMEDİĞİNİZ, HİSSEDEMEDİĞİNİZ ŞEYİ YAZMAYIN

Bu ne yazıkki ispatlayamayacağım birşey fakat demek istediğimi hepinizin anlayacağına inanıyorum.

Bazen bazı romanları okurken, ne kadar çok başa sarıp okusanızda bir türlü kafanızda mantıklı bir şeyler oluşmaz. Yazar gerekli detayları vermemiştir ve sizin zihniniz bu boşlukları mantıklı bir şekilde dolduramaz. Sonuç olarak ortaya 160p kalitesinde bir görüntü çıkar.

Temel neden yazarın kafasında canlandıramamasıdır. Okuyucunun zerre suçu yoktur.

Yukarıda söz ettiğim kısmın çalışmadığı anlamına gelir bu.

Eğer siz kafanızda 1080p kalitesinde bir görüntüye sahipseniz beyniniz bunu kelimelere dökmenin bir yolunu kesinlikle bulur.

Eğer siz, şunu yazdığımda insanlar şunu düşünür, bunu yazdığımda bunu düşünür gibi kafanızda canlandırmadan görsel detaylar vermeye çalışırsanız, OKUYUCUNUN BİLİNÇALTI KARAKTERLERİN TEPKİLERİNE VE ÇEVRE ETKİLEŞİMİNİN OLMAMASINA BAKARAK BUNU KESİNLİKLE FARKEDECEK VE MANTIK DUYGULARI ARKA PLANDAN ZART ZURT Bİ TARAFIYLA GÜLECEKTİR.

Bu çok derin, duygusal, sezisel birşey olduğu için tam örnek veremiyorum.

NOT - Bu durumu daha çok fantastik ve VRMMO romanlarında görüyorum. O YILDIRIMLAR, ATEŞ PÜSKÜRTMELER, FİZİKSEL GÜÇLENDİRMELER... İNKAR ETMEYİN, HİÇBİRİSİNİ KAFANIZIN İÇİNDE ADAM AKILLI GÖREMİYOR, HİSSEDEMİYORSUNUZ. Bende yaptım, oradan biliyorum xD

NOT 2 - Diyalogları yazarken ağız hareketlerine kadar kafanızda canlandırmanız gerekli. Veya etraftaki diğer insanların diyaloglarını ve hareketlerini.

NOT 3 - Not bir ve ikinin amacı bilinçaltını tatmin etmektir. Karakterizasyonu tamamen bilinçaltına bırakacağımızı söylemiştim. Eğer siz mekanın soğuk olduğunu hissedemezseniz, bilinçaltı anlamaz ve karakterlerin hareketlerini o soğuğa göre ayarlamaz. Soğuk yüzünden üşüyen nokta nokta şuraya girmişti... gibi kestirip atmaz bilinçaltı. Bana güvenin. Yazmayacak olsak bile en ince detayına kadar her şeyi düşünmemiz karakterlerin ve yaratıkların hareketlerini oldukça mantıklı hale getirecektir.
------------------------------------------------------------------------------------

-MEKAN, SİLAH, ZIRH, KIYAFET... GİBİ DETAYLARI ÖNCEDEN VERİN. MANTIK HİÇBİR ŞEKİLDE OKUYUCUYA BIRAKILAMAZ.

Mekan detayları tabiri caizse bizim kağıdımızdır. Bütün diyalogların ve aksiyonun gerçekleşeceği yerdir. Etraftaki insanlar, binalar, taş-toprak ne varsa... Hepsi karakterlerin hareketlerini çok büyük derecede etkileyeceği için kesinlikle detaya inilmelidir. Kaldırım taşının üstündeki çiziklere kadarda değil hanny.

Bunun başlıca iki nedeni var. Bunlardan bir tanesi bilinçaltının bir kısmının kişisel, bir kısmınında evrensen olmasıdır. Evrensel olan kısım yüz ifadeleri, ses tonları, beden dili gibi konulardır. Kişisel olan ise daha çok mekan ve silah-zırh gibi detaylardır. Deneyim farklılıklarından doğar...

---
ÖRNEĞİN

'' KAÇIIIIIIN, BOMBAAAA, İNTİHAR BOMBACISII! ''

Bu söz köyün büyük camisinin içinde yankılanmış, on bin kişi hızla caminin çıkışlarına yönelmişti.
---

Ne kadar saçma değil mi? Bir yerleşim yerinin nüfusu iki bini geçtikten sonra zaten kasaba olur. Bir köyde on bin kişi ne arar sorusu bir yana bir köye on bin kişiyi ağırlayabilecek cami yaptırmak ne demek?

Oraya özellikle yazdım - BÜYÜK CAMİ - diye fakat ben size ne kadar büyük dersem diyeyim o büyüklük, - KÖY - sınırlarını aşamayacaktır.

Eğer bunun gibi mantıksız mekanlar yazıyorsanız, yapmanız gereken tek şey o mekanı ta en başta göstermeniz.

--
Köyün hemen dışındaki, altı minareye, 200 metre genişliğinde avluya ve 70 metre yüksekliğinde kubbeye sahip, 3 katlı bembeyaz caminin orta katına girmişlerdi.
--

Şöyle veya böyle, olaylar başlamadan önce mekanları göstermek bütün meseleyi sonlandırır.

E o köyde öyle bir caminin olması mantıklı mı oldu şimdi? Tabikide hayır xD fakat sorun mantıklı olup olmaması değil, mantığın okuyucuya bırakılmasıydı. Biz mantık işini okuyuca bırakmadık. Yaaa işte on bin kişi vardı içeride, kendisi öyle bir mekanı kafasında canlandırsın... demedik. Onun yerine biz gösterdik işte mekanı. Biz göstermezsek, '' 10 bin kişilik caminin köyde ne işi var? '' der ve okumayı bırakır. Tek suçlusu da yazarın kendisi olur. Biz gösterirsek demekki adamın hayal dünyası böyleymiş... olur.

Bu mekan, bir şehir olabilir, meydan muharebesinin gerçekleşeceği orman, düzlük, buz tutmuş deniz olabilir. Bir gemi veya karavanda olabilir. Herşey...

NOT - Mekan detaylarını, karakter o yerlere gittikçe parça parça vermek görüntüyü aşırı derecede bulanışlaştırır. Age of empires gibi strateji oyunlarında olurya, etrafta asker gezdirdikçe harita açılır, kalan yerler karanlıktır... Bu yüzden mekanınız mantıklı olsa bile en başta genel detayları vermek görüntü için oldukça faydalı olacaktır. Bu detaylar konusunda taaa tuvaletin yerine kadar yazın demiyorum. 15-30 kelimelik bir şey yeter. Eğer bir çeşit çatışma, kapışma gerçekleşecekse onu 50 kelime yapmakta fayda var.
------------------------------------------------------------------------------------------------

Aynısı silah detayları içinde geçerli. Geçen bölümlerde yazdığım bir sahneyi kopyalayacağım.
--
Zanrax'ın çift elli kılıcı ile yaptığı bütün küçük hamleleri savuşturan Safa, bıçaklarıyla her seferinde kollara ve bacaklara ufak kesikler atmayı başarıyor, Zanrax'ın canı ise her saniye gıdım gıdım azalıyordu ta ki Safa'nın ayağı taşa basana kadar.

Vücudundan aniden sarı ışıklar çıkmaya başlayan Zanrax, çift elli kılıcını hızla yukarı kaldırıp, dengesi bozuk olan Safa'nın boynuna doğru sol yukarı çaprazdan, sağ aşağı çapraza doğru savurdu ve Safa'yı çaprazlama şekilde ikiye ayırarak ortaya organ salatası çıkardı.
--

Çift elli kılıç...

Misal katana çift elli bir kılıçtır. Claymore kılıcı çift ellidir. Eğer okuyucunun kafasında bu silahlardan bir tane canlandıysa sahne tamamen çöpe dönüşür çünkü bu silahlarla yapılan ufak saldırılar savuşturulsa bile sonradan karşılık olarak kesikler atılamaz.

Benim ta en başta göstermem gerekirdi kılıcın bir metre yetmiş santim olduğunu ve on beş santimlik bir genişliğine sahip olduğunu... Böylece okuyucu derdi ki: " Lan bırak savurmayı, kaldırana kadar canı çıkıyordur "... Böylece sahne biraz daha mantıklı bir hale gelişmiş olur.

Etraftaki insanların zırhları ve silahları ile ilgili bilgileri verin ve bu bilgilere yönelik adam akıllı sahneler yazın.

Başka bir örnek vermeye çalışayım.

--
İki buçuk metrelik ağaç gövdelerinden yapılmış duvarın üzerinden, duvara yapışmış durumda olan 1000 düşman askerinin arasına atlayan Zanrax her savuruşunda etrafını saran düşmanları üçer üçer doğruyordu.
--

1 - Duvara yapışacak kadar birbirine yakın değil miydi bunlar? Sağa sola nasıl açılıp daire içine aldılar?
2 - Sonra niye daire içine alıyorlar ki? Tamam, kafasına atladığı adamı öldürdü, bu sırada diğerleri mal mal baktı mı?
3 - Elindeki silah ne ki her savuruşta 3 kişiyi doğrayabiliyor?
4 - Düşman askerlerinde kalkan-mızrak yok mu? hepsi bir saplasa ölür zaten?

Bu böyle gider bir kaç soru daha. Sen hiçbir detay verme, sonra de ki kafasında canlandırsın işte...

Düşman askerlerinin arasına atlayan Zanrax daha ayağa kalkamadan 10 mızrak tarafında delik deşik edildi...

Al, canlandırdım, bitti roman. GG WP...

La oğlum ben sana düşmanın elinde mızrak var dedim mi? Kılıç kalkan var onların elinde...

Kalkanlar tarafından yaptığı her hamlesi bloklanan Zanrax, yorulup yere düştüğünde üzerine çullanıp etkisiz hale getirdiler ve ellerini ayaklarını bağlayıp kamptaki bir çadıra götürdüler.

Yine GG... Mantığı hiçbir şekilde okuyucuya bırakmayın.

Şöyle yazarsam akıllarında şu canlanır işte yaeeee... diyerek bir şeyler yazarsanız, olacak olan şey budur. Okuyucuyu değil kendinizi suçlayın efenim.

ÖRNEĞİN
https://www.youtube.com/watch?v=IJSrJVQmNM8
KÜFÜRLÜDÜR...

Haklı mı değil mi bilmem fakat kafa yapısı bu.

-------------------------------------------------------------------------------

BİR KAÇ YAZIM TEKNİĞİ VE CÜMLE YAPISI

--------

DİYALOGLAR ve HAREKETLER

Bilinçaltı ilişkilendirmeler yapar. Örneğin evinizde kapıları, dolapları, ışıkları kapatırken ÇAT ÇUT yüksek sesler çıkaran birisi varsa o kişinin sinirli olduğunu hissedersiniz çünkü bu sizinde yaptığınız bir şeydir. Bu davranış sinirli olmakla ilişkilendirilmiştir. Aynısı bağırmak içinde geçerli.

Mesela göz altları ve kenarları kırışan birisi muhtemelen gerçekten gülümsüyordur. Sahte değildir. Aynısını bizde yaptığımız için biliriz karşıdakinin mutlu olduğunu.

Kaşların çatılması öfke, gözler kısılıyor, elmacık kemiğindeki deri hafifçe yukarı kalkıyorsa tiksinme, vesayre vesayre...

Özetle düşüncelerimiz ve duygularımız yüz ifademize ve ses tonumuza yansır. Bu beden içinde geçerlidir. Bazı çarpık düşünceler, içe atmalar falan insan vücudunu kötü yönde etkileyerek bozukluklara neden olur...

Diyaloglar ve hareketler, duyguların ve düşüncelerin dışa vurumudur. Bu yüzden DİYALOGLARI VE HAREKETLERİ AÇIKLAMAYA GEREK YOKTUR.

Diyaloglardan çıkan genel anlam bize konuşanın ruh halini hissettirir. O hissettiğimiz duygu ise konuşan kişinin o anki yüz ifadesini ve ses tonunu anlamamıza yardımcı olur.

DİYALOG VARSA YÜZ İFADESİNİ VE SES TONUNU YAZMAYA GEREK YOK!!!

Bir çeşit taklit, rol durumu varsa, öncesi-sonrası ile anlar millet, çok dert etmeyin.
----------------------------------
Hareketlerde dediğimiz gibi duyguların dışa vurumudur. Bloklanacak olan ufak bir kılıç hareketinin ortasında - PAUSE - tuşuna basıp şu yüzden şöyle şöyle yaptı gibi saçmalıyorsunuz, görüyorum, YAPMAYIN! xD
---------------------------------
Diyaloglarla ilgili olarak bildiğim kadarıyla asyalıların alfabesinde büyük harf yok. Bizim, birisinin bağırdığını göstermek için yapmamız gereken tek şey büyük harflerle yazmaktır. Eğer bu bağırış bir çeşit küfür-tehdit içerikliyse sonuna ünlem atarız.

'' AHHHMEEETTT, Bİ BAHH HELEEE ''

'' AHMEEET! SENİ BİR DAHA BURADA GÖRÜRSEM ANANI ATANI S*****M O*****U ÇOOCUĞU!!! ''

İşte asyalılar bunu yapamıyor xD

Eğer cümlenin içeriğinde tehdit varsa bu karakterizasyonla, kiminle ve nasıl bir ortamda, durumda konuştuğu gibi şeylerle anlaşılır. Cümlenin sonuna ünlem atarsanız iyice netleşir. Buz gibi sesiyle.... gibi bir şey yazmaya gerek yok. Özellikle görüyorum bazılarında, her cümlenin ses tonunu yazmaya çalışıyor xDxD böyle sakince konuştu, sertçe konuştu, tereddütlü bir sesle konuştu... Tamam asyalı romanlarının içeriğini, senaryosunu arakladınız da, niye yazım tekniklerinide çalıyorsunuz xD Şey gibi oluyor, internetten bakarak ödev yapan çocuğun - yukarıdaki Şekil 1 A resminde gözüktüğü gibi - yazısınıda yazması gibi bir şey...

Bizim türkçe bu konuda çok rahat. Şiveli bile yazabilirsiniz. Günlük hayatta nasıl konuşuyorsa karakter, olduğu gibi yazılabilir ki bu durum bence karakterizasyonun hissedilmesi açısından büyük bir nimet.
---------------------------------------------------
YÜZ İFADELERİ

Söyleyecek çok bir şeyim yok çünkü yukarıda yazdım. Duygular ve düşünceler yüz ifadesini değiştirir. Şu kişi şöyle hissediyordu demek yerine yüz ifadesini yazmanız yeterli. Çünkü yüz ifadesi SOMUT, duygular SOYUTTUR ve bildiğiniz gibi somut şeyler daha akılda kalıcıdır.

Lie To Me dizisi sizlere bu konuda yardımcı olabilir. Ayrıca GÖZ İFADELERİ gibi bir araştırma yaparsanız eğer... Gözlerde belli duygulara-düşüncelere tepki verirler. Misal bir anısını hatırlamaya çalışan kişinin gözleri aşağı taraflara bakacak şekilde sağ sol yapar falan. Gerçi - YÜZ İFADELERİ - gibi bir araştırma yaparsanız, göz hareketleri, tepkileri, büyüyüp küçülmeleri falanda karşınıza çıkacaktır.

------------------------------------------------------

RANDOM DİYALOGLAR

Bu yarıda bıraktığım romanda istemeden deneyimlediğim bir şeydi. Oyunda millet ordular kurmaya başlamıştı.

Şöyle düşünün. 300 kişilik minik bir birlik savaşmak için bir yere gidiyor. Ve o kadar kişi içerisinden sadece ana karakter ile beraber bir kaç kişiyi canlı olarak hissedebiliyorsunuz. Geri kalan NPC gibi, karakteri, benliği yok. Onlarla ilgili hiçbir diyalog, hareket vs olmadığından hissedilemiyorlar. Bu durum açıkca tiksinti vermişti bana. Çünkü öyle bir oyuna girsem doğal olarak oradaki herhangi bir oyuncudan bir farkım olacak değil. İster istemez onlarla empati yapınca tiksindim.

Bu random diyaloğun çıkış noktasıda burası. Etraftaki bu insanların karakterlerini nasıl hissettirebilirim?


- Yağmur sesi -
- yağmur sesi -

Hana doğru koşan Zanrax, vardığı zaman yavaşca kapıyı açtı.

- Keman sesi -

- Kahkahalar -

- Sertçe masaya vurulan bardak sesleri -

" MUAHHAHAHAHHA "

" Gülmesene lan ibne, seninki de aldatınca görürüz seni. "

" Son zamanlarda köyün yakınlarında kurt sürüleri görünmeye başlamış. "

" Doğrudur, son zamanlarda kurt postu satmaya gelen avcı sayısı arttı. "

" ŞŞŞŞŞŞ, KÜÇÜĞÜM, BURAYA 2 LİTRE BİRAAA "

" Anma şu s***timin çocuğunun ismini. Resmen musallat oldu p*ç. İyiki babası iş veren a***a k****yım "

" Tamam kardeşim, yarın devriyede biz varız, sabah geç kalma sakın, hadi görüşürüz. "

" Babaaa, ben eve gidiyom "

--------------------------------

Şu " Tamam kardeşim..." kısmında ufak bi kim konuşuyor hatası olduya gerçi xD

Neyse, bunu böyle hanlarda yapabilirsiniz. Bir yerden bir yere giden askerlerin konuşmaları şekilde yapabilirsiniz. Ana karakter/ler pazar gibi bir yerden geçerlerken yapabilirsiniz. Bildiğiniz gibi karakterizasyonu hissettirmenin 2 yolu var. Bunlar diyalog ve hareketler. Etraftaki karakterlerin bu şekilde konuşmasına izin verirseniz ortamın canlılığını hissettirebilirsiniz. Konuşma şekilleri, şiveleri, üslüblarıyla falan o yerleşim yerinin ahlak/kültür anlayışını hissettirebilirsiniz. Buna ek olarak kurtların çoğalması misali bir takım - BİLDİ EDİNME YERİ - oluşturabilirsiniz.

-------------------------------------------------
-------------------------------------------------

SES EFEKTLERİ

Bu kısım kısa olcak.

Bazı sesler vardır, yazmaya çalışıldığında ne olduğu anlaşılamayan. Yöntem basit. Sesi yazmak yerine tarif edin.

Önceki bölümlerden bir alıntı
--

- PAT... PAT.. PAT. PATA PATA PATAPATAPATAPATA -

- Sur duvarına ve zemine çarpan boş kovan sesleri -

Silahların ucundan bir hışımla fırlayan kırmızı izli mermiler, sayborglara ve beraberinde getirdikleri savaş araçlarına isabet ettiklerinde ısılarını beş bin dereceye kadar artırıyor ve metali, katı yağı eritir gibi eriterek delip, yarım metre uzunluğunda delikler açıyorlardı.

- Ardı ardına patlayan sayborgların ve tankların oluşturduğu uğultu -

--

Şimdi ben şu ardı ardına patlayan şeylerin sesini nasıl yazayım? veya boş kovan seslerini?

BOOOOM, BOOOOOM, GÜÜÜÜÜM, ÇAAAAAT, BOOOOOM, FİUUUUVV

Diye mi? Kabul edin, tarif etme yöntemi bir kaç bin kat daha iyi.

- Kapı gıcırtısı -

- Yatak gıcırtısı -

- Halıya sürten terlik sesi -

- Islık sesi -

- Zil sesi -

- İniltiler -

- Sifon sesi -

- Teşebir takırtıları -

Falan filan böyle işte.
-----------------------------------------------------------
-----------------------------------------------------------

CÜMLE YAPILARI

Teee en üstlerde beynin, zihinde canlandırılan şeyleri kelimelere döktüğünü söylemiştim.

Geçen bölümlerden alıntı.

--
Siyah takım elbiseli adamın belini parçalamadan önce, önünde diz çökmüş sarışın kadının kafasını karpuz gibi patlatacak olan mermi, 2 kilometre ötedeki binanın çatı katındaki diz çökmüş kel adamın uzun namlulu silahından ateşlenmek üzereydi.

-PAAT-

--

33 kelime...

Buna SONUÇ-GELİŞME-GİRİŞ cümlesi diyorum, nasıl tarif etsem bilemedim. Sondan başlıyorum yazmaya. Baştan başlasam muhtemelen şöyle bir şey olurdu.

---
- PAAT -

Bir binanın çatı katında diz çökmüş kel adamın uzun namluluğu silahından ateşlenen mermi, iki kilometre ötede bulunan başka bir binadaki diz çökmüş sarışın bir kadının kafasını karpuz gibi patlattıktan sonra önündeki siyah takım elbiseli adamın belini parçaladı.
---
37 kelime...

Bence ilk yazdığım her şekilde daha anlaşılır. Buna ek olarak, -PAAT - şeklindeki ateş etme efektini sonradan verince aynı sahne aniden ikinci defa kafada canlanıyor xD TEKRAR-VURGU dediğin öyle olmaz, böyle olur efenim... Ben buldum xD

Neyse, asıl olay şu. Benim olayı sondan başa doğru yazabilmem.

--
Kaburgaları ve iç organları parçalayan yumruğu göğsüne yemesiyle, arenanın duvarına gömülerek tozu dumana katması bir oldu.
--

Bakınız burada da önce gelişmeyi yazdım sonra giriş kısmını...

Bu tarz şeyleri daha önce okuduğunuzu pek sanmam. Şu ana kadar tut web romanlarından, kısa romanlara okuduklarımın hepsi GİRİŞ-GELİŞME-SONUÇ şeklinde ve tek cümle halinde değil pek çok cümle halinde ilerliyordu.

Bu şu anlama geliyor.

BÖLÜMLER KLAVYENİN BAŞINA GEÇİLDİKTEN SONRA TASARLANMAYA VE YAZILMAYA BAŞLANMIŞ.

Sahnenin klavye başında tasarlandığının en büyük kanıtı cümlelerin 5-15 kelime arası olmasıdır. Adam o an aklında bir şeyler canlandığı gibi direkt yazmaya başlıyor bu yüzden cümleler kısa kısa oluyor. Bir de bana bak... 33 kelimeyi çıkartıp vuruyorum masaya. Çünkü yazacağım şeyi baştan sonra biliyorum. Bu sayede beynim bunu kelimelere dökmenin bir yolunu buluyor.

Uzun cümlelerin düzgün yazıldığı taktirde çok daha akıcı olduğunu hissediyorum. Siz sevmeyebilirsiniz. Eğer seviyorsanız yöntemimiz basit. YAZACAĞIMIZ ŞEYİ KLAVYE BAŞINDA DEĞİL ÇOK DAHA ÖNCESİNDE DÜŞÜNÜYOR/TASARLIYOR/OLUŞTURUYORUZ.

Hani demiştimya sahneyi ezberliyoruz diye... ve bu bizim yazım tekniklerimizin temelini oluşturuyor diye.
--------------------------------------
KARAKTER İSMİNDEN SONRA EYLEM GELMEYECEKSE, İSMİ BAŞA ALIN.
--
Giriş kapısındaki muhafızları öldürdükten sonra cesetleri sırtlayıp dışarı çıkardı Zanrax.
--

Bu aslında şöyle birşey.

Aniden tuvaleti gelen Zanrax, aklındakileri unutmamak için aceleyle yazdıktan sonra kalkıp tuvalete gitti.

Böyle bir his veriyor bana.

--
Giriş kapısındaki muhafızları öldürdükten sonra sırtladığı cesetleri kapının dışına çıkartan Zanrax, ki enerjisini aktardıktan sonra parlayacak olan kristali pantolonunun cebinden çıkardı ve beş yüz metre ilerideki çalılıkların arkasında duran ekibine doğru yönelip, elbisesinin altına sokup sokup çıkarmaya başladı.
--

İsimden sonra eylem gelmesi de böyle oluyor. Sonlara doğru elbise kısmında pürüz oluştuğunun farkındayım.

Uzun cümle için şu ana kadar bulabildiğim 3 altın kelime var. Bunlar bir çeşit gizli nokta işlevi görür ve bunlar, kullanılmadıkları zaman oluşacak olan pürüzü giderirler. Az veya çok, değişiyor...

-Karakterin ismi

-Sonra kelimesi

-Ve kelimesi.

Önceki bölümlerden alıntı
--
Sonrasında, ucunu, şarjörün alt kısmındaki ufak deliğe yerleştirdiğinde enerji formuna geçerek mermilere nüfus edecek olan yarı şeffaf, kırmızı sictium kristalini - 8 - tuşuna basarak kullandı ve pencerenin biraz gerisinden doğrulttuğu silahın dürbününü açarak meydandaki savunma hattının biraz ilerisindeki arabalara ve evlere siper almış düşmanların açıkta kalan ayak, dirsek, kafa gibi ufak yerlerine ateş etmeye başladı.
--

Burada direkt sonra ile başlamış, ortaya da - ve - koymuşum. Gerçi bu da çok pürüzlü olmuş.

Neyse cümle yapısı olayına çok fazla değinmeyeceğim çünkü dediğim şu sahneyi ezberleme işini yaparsanız kendi yazım tekniklerinizi ve cümle yapılarınızı kolaylıkla oluşturacaksınız.

Açıkcası şu aralar uzun cümleler üzerine yoğunlaşıyorum, dediğim gibi düzgün yazabilirsem çok akıcı olacaklarına inanıyorum.

Fakat bu kişiden kişiye göre değişecektir.

Mesela korku-gerilim yazmak isteyen birisi muhtemelen kendisine şu soruyu soracaktır: Cümleleri nerede başlatıp, nerede bırakırsam, her cümle bir sonraki cümleyi merak ettirir?

Kahraman ile yazsam kendime şu soruyu sorardım: Ne tür cümleler, okuyucuyu karakterin içine hapsedip, onun gözünden görmeye, hissetmeye zorlar.

Ki cevap bence, olabildiğince yaptım-ettim, gördüm-duydum gibi kelimelerle cümleyi sonlandırmaktır fakat çok denemedim.

Olayı anlamışsınızdır. Sahneyi baştan sona bildiğiniz taktirde cümle yapılarınızı, yazım tekniklerinizi alabildiğine çoğaltabilir. Yazma hızını ve bölüm akıcılığını artırabilirsiniz.

Gerçi her ne kadar sahneyi ezbere bilmek desemde, işin içinde yazma deneyimide var xD Yani seksen bin kelimelik bi deneyimim olmadan direkt teknik oluşturmaya girişsem, ortaya herhangi bir şey çıkarmıydı bilemiyorum.

Bu arada yazım tekniklerini bulmak 1 saat ile 1 gün sürebilir. Veya kısa bir otobüs gezisi sırasında aniden aklınıza gelebilir... Fakat bir kez tekniğiniz olduğu zaman olay bitmiştir. Daha sahneyi oluşturma aşamasındayken aklınıza gelir ' Bak şurayıda şöyle yazarım ' diye. Daha klavye başına geçmeden nereyi nasıl yazacağınızı bilirsiniz yani. Çok pratik.

Neyse... Bu bölümlük benden bu kadar canlar. Son sözler gibi bir bölümle sonlandıracağım. hadiğn gırşk...

----------------------

EKSTRA

Mekan ve silah-zırh gibi detayları önceden vermenin 2 faydası olduğunu söylemiş fakat bir tanesini yazmamışım. Bölümü atmadan önce şuraya koyayım.

Kollarını arkasındaki masaya koymuş siyah takım elbiseli adamın belini parçalamadan önce, önünde diz çökmüş kırmızı elbiseli sarışın kadının kafasını karpuz gibi patlatıp bütün ofisi kana bulayacak ve geride görgü tanığı bulunmasını istemeyen iş veren ile rekabet içerisinde olunan şirketler, mafya ve satılık polisler arasında savaş başlatıp, bütün bir şehri koasa sürükleyecek olan mermi, iki kilometre ötedeki on beş katlı binanın çatı katında diz çökmüş, siyah takım elbilesi, kırmızı kravatlı kel bir adamın steyr iws 2000 isimli nişancı tüfeğinin grizzly tarzı ağızlık takılmış namlusundan fırlamak üzereydi.

85 kelime...

Seninki kaç diye sonra olursa cevabım bundan sonra 85

Neyse... Kitabın cümlesi ne diye sorduklarında ben xD

Tamam, tamam. Mekan, silah-zırh, kıyafet gibi detayları önceden vermeyip, aksiyonun ortasında verince böyle b*k gibi bir cümle çıkıyor karşımıza. Gereksiz yere uzuyor. Zihnin kafada canlandırılan şeyleri kelimelere döktüğünü hissettiğimde başladığım ilk çalışmalardan bir tanesi buydu. Mantık ve akıcılık aramayın. Sadece test amaçlı yazdım ve bunu farkettim. Sonradan da saydığım detayları ta en başta vermem lazım diye düşündüm işte.

Ta en başta verince de farkettimki her tarafı belli olan bir mekan üzerinde karakterleri hareket ettirmek, kafada canlandırmak daha kolay.
----------------------------------------------------

NOT 2 - Yukarıda bu tarz tekniklerin karşınıza pek çıkmadığından söz etmişim fakat bunun çevirinden kaynaklı olduğunu söylememişim. Niye düzeltmek yerine buraya yazıyon diyen olursa canım öyle istedi xD

Arzu edilen, akıcı cümle için kimi zaman yarım saat, kimi zaman 5 saat bekleniliyor olması, buradaki emek... Çeviri yapanların anlayabileceklerini zannetmediğim bir şey. Elbet onlarında 'Bu ne ***** adam gibi yazsana **** yazarı, böyle cümle mi olur **** ' dedikleri yerler oluyordur fakat oradaki tekniği anlayıp, olduğu gibi çevirebileceklerini zannetmiyorum. Dil bilgileri yetse bile diller arasındaki farklılıkları bilirsiniz.

Yap bir güzellik ayağımız alışsın... Bunu ingilizceye tam anlamıyla nasıl çevrilebilir mesela. Bu çevrilebiliyor olsa bile illaki vardır tamı tamına çevrilemeyen.

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1008

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 932

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 769

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 735

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 542

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 532

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 230

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 111

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9288 Üye Sayısı
  • 246 Seri Sayısı
  • 14326 Bölüm Sayısı


creator
manga tr