Bölüm 3 2. Seviye Temel Kaynak Alemi

avatar
65 0

Sammael - Bölüm 3 2. Seviye Temel Kaynak Alemi


“sammael.” Diye mırıldandı kendi kendine. “Benim adım sammael”

“Evet buna alışırsan senin için iyi olur. Bundan sonra adın Sammael.”

“Peki ne olacak bundan sonra?”

“Bu saray farklı bir boyutsal yarıkta bulunuyor. Sen bir süre bu sarayın içinde eğitim yapacaksın. En azından belirli bir düzeye ulaşana kadar. Bu süre en az 1 yıl.”

“Ne zaman başlıyorum?”

“Bu sarayda kullanabileceğin 3 şey var. Bunlar Lucifer’ın 3 tohumu olarak bilinir. Ateş tohumu, ışık tohumu ve karanlık tohumu. Her tohum bir elementin gücünü içinde taşıdığı gibi, her tohumun içinde bir teknik var.”

“Senin şu an için kullanabileceğin tek tohum, ateş tohumu. Işığın tohumunu kullanabilmek için çok büyük bir güce ulaşman gerek. Ayrıca karanlığın tohumunu hemen kullanabilirsin. Ama karanlık enerjiyi bu dünyada açığa çıkarman pek akıllıca olmaz. Bu yüzden, karanlık tohumu da ancak bu dünyadaki en güçlü insanlardan biri haline gelirsen kullanmana izin veririm.”

Sammael (burdan itibaren luke yok. Sammael devri başladı.) taht odasının ortasında dikilmiş ve Mania’nın söylediklerini idrak etmeye çalışıyordu. Birden önünde kırmızı bir top belirdi. Bu top bir göz büyüklüğündeydi. Ayrıca yüksek bir ısı saçıyordu etrafına. Bir süre bu kırmızı top Sammael’in gözlerinin önünde havada asılı kaldı. Bir anda iki kaşının arasından kafasına girince büyük bir çığlık sesiyle kendinden geçti Sammael.

Yaklaşık 5 dakika sonra kendine gelen sammael ayağa kalkmadı. Oturduğu yerde bağdaş kurdu. Kafasının içinde bir teknik ismi belirdi. “Beelzebab’ın alevleri”.

Bu teknik 5 ayrı kısma ayrılmıştı.

1.     Kısım Beelzebab’ın öfkesi adlı kısımdı.

2.     Kısım Alevin Dansı

3.     Kısım Cennetin Kudreti

4.     Kısım Son ışık Damlası

5.     Kısım Cehennemin Gazabı

Her kısım ise kendi içerisinde 5 seviyeye ayrılmıştı. Bu tekniğin sadece ismine bakan bir kullanıcı bu tekniğin kutsal bir teknik olduğunu söyleyebilirdi.

“Bu teknik, Cehennemin Lordu Lucifer’ın kendisi tarafından bizzat yaratılan bir teknik ve böyle fani bir dünyada onu kolay bir şekilde geliştirebilecek hiçkimse yoktur. Eğer hızlı bir şekilde bu teknikte ustalaşacağını düşünüyorsan tam bir aptalsın demektir. Eğer 1 yıl sonra bu tekniğin 1. Kısmının 1. Seviyesini yüzde yüz oranında anlarsan seni bu dünyadaki en büyük dahi ilan ederim.”

Sammael, kıdemli Mania’nın söylediklerini duyunca yüzü biraz kederli bir hal aldı. Aslında o da bu tekniğin çalışılması aşırı zor bir teknik olduğunu tahmin etmişti. Ki zaten kendisi çok uzun zamandır kaynak damarları sakat bir uygulayıcı olduğundan hep fani tekniklere çalışmıştı. Bu yüzden bu tekniği öğrenmenin onun için daha zor olacağını biliyordu. Ama kıdemli Mania’nın dediği kadar uzun süreceğini düşünmemişti. Üstelik 1 yılda 1. Kısmın 1. Seviyesini anlarsa dünyadaki en büyük dahi olduğunu söyleyecekti kıdemli Mania.

Fakat bunca zamandır zorluklara göğüs geren Sammael’in kalbi birkaç söz ile ağrımamıştı elbette. Onun kalp daosu bir ejderinki kadar güçlüydü.

Kendine güvenen bir edayla kafasını kaldırdı ve göremediği kadına seslendi. “Ben yine de denemek istiyorum kıdemli Mania.”

“Hah, cesaretin takdire şayan çocuk. O zaman artık boş konuşmanın anlamı yok demektir. Teknik ile ilgili bir şey dememe gerek yok. Zaten tüm bilgiler senin hafızanda, onu anlayabilmek tamamen senin yeteneğine ve potansiyeline bağlı. Neyse artık yetişime başlamalısın. Lord Lucifer’ın tahtının yanında bir kol var onu çek. Orada gizli bir kapı açılacak. O kapıdan gir orası özel bir yetişim odası o odada bulunan enerji hiçbir zaman eksilmez ve saflığı sizin kokuşmuş dünyanızdan en az yüz kat fazladır. Bu odada yapacağın 1 yıllık eğitim, dış dünyada yapacağın 100 yıllık eğitimden daha faydalıdır. Ama bu odaya her zaman girebileceğini zannetme bu kapı sadece 10 yılda 1 kez 1 yıllığına açılabiliyor. Yani bu odadaki zamanını çok iyi değerlendirmelisin.”

Sammael, kıdemli Mania’nın dediklerini iyice dinledikten sonra yüzünde bir gülümseme oluştu ve hızlı ama aceleci olmayan adımlarla tahtın önüne geldi. Tahtın sol tarafında küçük bir kol gördü. O kolu yavaşça aşağı çekince hafif bir sarsıntı oluştu taht odasında. Hemen ardından tahtın arkasındaki duvar bir kapı gibi açıldı. Kapıdan dışarıya çok yoğun bir enerji dalgası geliyordu. “Enerji buradan bu kadar yoğun hissediliyorsa içerisi kim bilir nasıldır.” Diye mırıldandı kendi kendine.

Daha fazla oyalanmadan kapıdan içeri girdi.

Sammael kapıdan içeri girdiğinde tahtın önünde yavaş yavaş bir silüet belirdi. Bu Tanrıçanın güzelliğine sahip bir kadındı. Bu kişi kıdemli Mania’ydı. Gerçek bir vücudu yoktu, sadece bir ruh formunda duruyordu.

“Saray 10.000 yıldır kendine bir aday seçmiyordu. Bu sefer seçti ve bu izbe düşük seviyeli fani dünyadan fani bir uygulayıcıyı seçti. Bu çocuk göklere yükselip Lordumun intikamını alabilecek kadar yükselemez ki? Potansiyeli yüksek olsa bile 100 senelik ömürle Tanrı’nın potansiyeline bile sahip olsa yine de bu kadar yükselemez. Saray bu çocuğu sadece karanlık enerjiyi kontrol ettiği için mi seçti yani? Ama bu imkansız, bu dünyadan daha yüksek seviyeli dünyalarda da karanlık enerjiyi kontrol edebilen onlarca ırk var. Her neyse, bu saray Lorduma ait ve ona ait bir bilinç taşıyor, yanılmış olamaz. Bekleyip göreceğiz. Belki de bu fani dünyanın fani uygulayıcısı şaşırtıcı işlere imza atabilir.” Diye kendi kendine uzun uzun mırıldandı mania. Ama aslında içten içe hiç ümitli değildi bu fani genç için. Yavaş yavaş silüeti ortadan kaybolurken yüzünde hala düşünceli bir ifade vardı.

Sammael kapıdan girdiğinde ilk önce normal bir odanın içerisine gireceğini düşünmüştü. İlk başta 2-3 dakika kadar karanlıkta yürümüştü ve ardından ileride ışığı görünce hızla oraya doğru ilerlemişti. Fakat gördüğü şeyle birlikte donup kalmıştı. Çünkü geldiği yer hayal ettiği gibi normal bir oda değildi. Burası cennetin bir bahçesi gibiydi resmen. Her taraf yemyeşildi, etrafta değişik türden güzel kuşlar, birkaç küçük tepe, güzel yetişmiş ağaçlar, küçük bir dağın yamacından akan şelale ve tabiki iliklere kadar hissedilen kaynak enerjisi.

“Burası resmen cennet.” Diye mırıldandı kendi kendine. Buradaki her şey muazzamdı, daha önce hiçbir yerde görmemişti bu ilahi güzelliği. Kendisi anlatmaya kalksa yapacağı betimlemeler buranın yüzde birini bile anlatamazdı. Burası tek kelime ile Cennetti.

Bir süre daha etrafa hayran hayran bakan Sammael, yaklaşık 15 dakika sonra kendine gelebilmişti.

“Ne yapıyorum ben, hemen yetişimime başlamalıyım. Buradaki bir dakikayı bile boşa harcamamalıyım.” Kendi kendine konuşan Sammael hemen etrafa bir göz gezdirdi. Amacı 1 yıl boyunca en rahat şekilde yetişim yapabileceği yeri seçmekti. Bir süre etrafa bakan Sammael sonunda şelaleye yakın bir tepelikte bir oyuk keşfetmişti. Hızla oraya yöneldi. Oyuğun önünde birkaç ot parçası vardı o otları kaldırınca oyuktan içeriye baktı. Yüzüne çarpan enerji dalgalarıyla gülümsedi. Oyuk 2 insanın sığabileceği kadar genişlikteydi. Oyuğun bulunduğu yerde bir mağara yapılmıştı. Bu mağaranın sonradan yapıldığı belli oluyordu. Ama bu mağarayı seçmesinin nedeni bütün alandaki enerjinin burada daha yoğun hissediliyor olmasındandı.

Hızlıca mağaraya girdi. Bu mağaranın daha önce de kullanıldığı belli oluyordu. Çünkü etrafta dal parçaları vardı. “Bu cennet bahçesinde yaşayan bir kaynak canavarı var mı acaba?”

Bunun hakkında çok fazla düşünmedi. Hemen yere oturdu ve meditasyon pozisyonu alıp yetişimine başladı. Enerjiyi hissetmesine rağmen enerjiye yön verip meridyenlerine aktarmakta zorluk çekiyordu. Ne de olsa bunu daha önce hiç yapmamıştı. Kıdemli Mania da yetişim konusunda kendisine hiç yardımcı olacak bilgiler vermemişti kendisine. Bu yüzden deneme yanılma yoluyla kendi kendine öğrenmeliydi.

Yaklaşık yarım saat uğraştıktan sonra enerjiyi hareket ettirebilmişti. Lakin hala vücuduna yönlendirememişti. Bu durum üzerine sinirlenmiş ve sinirli bir şekilde kendini sakinleştirmek amacıyla yumuşak ve derin bir nefes çekti.

Aldığı nefesi bırakırken bir anda kaşları havaya kalktı. Gözlerini açmamıştı. Ama kaşlarının hareketlerinden şaşırdığı ve sevindiği anlaşılıyordu.

Nefes alırken enerjiyi de burun deliklerinden içeri çekmişti çünkü. Bu yüzden hem şaşkın hem de mutluydu. Birkaç defa daha derin nefesler çekti fakat bu sefer işe yaramamıştı. Bu sebeple biraz üzüldü. Ancak hemen kendini düzeltip ilk seferde neler yaptığını hatırladı. Enerjiyi kendi vücuduna yönlendirirken derin ve yavaş bir nefes çekmişti. Bunu tekrar yaptı ve tekrar başarılı oldu. Burnundan içeri girip meridyenlere yol alan enerji miktarı çok az olmasına karşın bu da bir başlangıçtı.

Bir süre daha bunun üzerinde çalıştı. Aradan yaklaşık 2 saat geçtiğindeyse çok rahat bir şekilde burnundan enerjiyi alıp meridyenlerine gönderiyordu.

 

2 gün sonra..

Sammael 2 gündür yaptığı meditasyon eğitiminde çok yol katetmişti. Artık burnuyla enerjiyi çekip meridyenlerine daha rahat gönderdiği gibi bu oran ilk yaptığı ana nazaran 9-10 kat artmıştı. Hala temel kaynak aleminin 1. Seviyesindeydi, ama o seviyenin zirvesindeydi. İsterse şu an 2. Seviyeye geçebilirdi ama kaynak damalarını enerjiye daha uyumlu hale getirmek ve temelini daha sağlam yapmak için birkaç gün daha bekleme niyetindeydi.

 

Aslında kıdemli mania şu an sammael’in nasıl meditasyon yaptığını görse şaşkınlıktan dilini yutabilirdi. Çünkü aslında sammael’in kendi kendine öğrendiği burnundan enerji çekme metodu aslında Tanrı’nın nefesi isimli kutsal bir teknikti. Bu teknik sadece cennette bulunurdu. Ayrıca sadece cennette yaşayan varlıklar bu tekniği bilirdi. Bu fani uygulayıcının bu teknikle yetişim yapması çok garip ve şaşkınlık ötesinde bir durumdu.

Sammael 2 gün daha kaldığı mağarada yetişim yapmaya devam etti. Öğle vaktine doğru gözlerini açtı. Atık temel kaynak aleminin 2. Seviyesine geçmişti. Aslında sabah karşı 2. Seviyeye geçmişti lakin 2. Seviyenin temelini düzgün bir şekilde yerleştirebilmek için öğle vaktine kadar meditasyondan çıkmayıp 2. Seviyenin temelini sağlamlaştırmıştı.

Sammael ayağa kalktı ve kaldığı mağaradan ayrıldı. Biraz etrafı araştırmaya karar verdi. Ayrıca uzun süredir yemek yemiyordu bu yüzden etrafta yiyecek bir şeyler aramaya karar verdi. Bu bahçe neredeyse Nizak ailesinin tüm yerleşim alanı kadar büyüktü. En azından gözünün alabildiği kadarıyla gözünün alamadığı yerlerde vardı tabi, bulunduğu yerden birkaç km uzakta görebildiği sıra dağların ardı. Bu dağların ardını göremiyordu elbette. Fakat şimdilik o dağların ardını görmek gibi bir planı da yoktu. Şimdilik etrafta biraz turlamaya karar verdi. İlk önce mağarasının biraz ilerisindeki şelaleye doğru ilerledi. Şelalenin indiği küçük güzel bir gölet vardı. Bu göletin yanına ilerledi ve göletin içerisinde balık gibi canlılar var mı yok mu diye kontrol etmek istedi. Su güzel ve sakin görünüyordu. Suyun bir kısmı görüyor olmasına rağmen derinliğini ölçemedi sammael çünkü dibi görünmüyordu. Su da herhangi bir canlıya rastlamadığı için ağaçlık alana doğru ilerledi. Orada bir şeyler bulmayı umarak.

Ağaçlarda meyve de yoktu, bu durumu biraz garipsemişti. Bir süre daha etrafta dolandı lakin karşısına yiyebileceği hiçbir şey çıkmamıştı. 2 saatte yiyecek bir şey bulamadığından geri döndü. Mağarasına dönmek yerine şelaleye ilerledi. Pantolonunun paçalarını sıvadı ve göletin kenarındaki taşa oturup ayaklarını göletin suyuna soktu. Ayaklarını bir ileri bir geri sallamaya başladı ve kafasını hafifçe geriye attı. Yüzünde bir gülümseme vardı. Bir anda hiç ummadığı bir zamanda, her şeyden umudunu kesmişken kaderin karşısına çıkardığı bu fırsat onun için bir fırsattı. Ömrü sadece 100 sene bile olsa bu yüz sene içerisinde bu dünyanın zirvesine oturmaya niyetliydi. En azından kendisine bu nimeti veren göklere bunu borçluydu.

Sammael keyifli keyifli ayaklarını suda sallarken suyun yüzeyinde bir hareketlenme oldu. Sammael bunu hemen farketti ve ayaklarını hızla sudan çıkardı. Oturduğu taşın üzerinden ayrıldı ve toprağın üzerinde bekleyip suya baktı. Suda ki hareketlenme arttı ve bir anda suyun içinden yukarıya bir şey zıpladı. Zıplarken aşağıya indi yer ise az önce sammael’in oturduğu kayalıktı. Bu yaratık sammael’in 2 katından daha büyük bir boyuta sahipti ve bir balıktı. Ama sammael’in dış dünyada gördüğü balıklar gibi küçük bir balık değildi.

Sammael korkuyla 10 adım kadar geri çekildi hızla. Şu an durduğu yer aslında balığın saldırdığı yerden uzakta olsa bir anda gerçekleşen bu olay nedeniyle biraz korkmuştu.

Koca balık yüksekten bir anda taşa doğru dalışa geçtiğinde kafasını sertçe kayaya vurdu. Bu darbeyle kayaya bir şey olmamıştı lakin koca balığın kafa bölümü kan içerisinde kalmıştı. Ayrıca bu darbeyle kendinden geçmişe benziyordu çünkü kayanın üstünde kanlar içerisinde hareketsiz bir şekilde bekliyordu. Belki de öldü diye düşündü sammael.

Bir süre tereddüt ettikten sonra yerde gördüğü yumruk büyüklüğündeki taşı aldı ve balığa yavaş yavaş yaklaştı. Balığın yanına ulaşınca taş elinde tetikte bekledi. Az bir süre sonra ayağını hafifçe kaldırıp balığa ayağıyla dokundu.

O anda balık hareket etti. Sammael ani bir refleks ve korkuyla elindeki taşı balığın kanlı kafasına geçirdi. Bu darbeden sonra hareket etmeyi kesi koca balık.

Sammael balığı eliyle hafifçe dürttü. Hareket etmediğini görünce öldüğünü anladı.

Sammael bu balıktan 3. Seviye temel kaynak enerjisi yayıldığını farketti. Ama bu güçteki bu balığın bu kadar düşük bir yetişime sahip olmasına da şaşırdı. Gerçi bu balığın gücü en az 5 seviye temel kaynak alemindekilerle karşılaştırılabilirdi. Zaten yaratık kendi aptal saldırısı yüzünden kendi kendini öldürmüştü aslında. Son darbeyi sammael vurmuştu ama zaten canavarın da tek nefeslik canı kalmıştı.

Sammael bu balığa gülümseyerek bakıyordu. Bu balık bu gölde yaşadığına göre gölde başka balıklar da yaşıyor demekti bu. Kendini geliştirebilmek için bir fırsat daha bulmuştu. Ama şimdilik açlığını gidermesi gerekiyordu.

Koca balığın kuyruğundan tuttu ve sürükleye sürükleye mağarasına götürmeye başladı.



Yazar Notu:  Uzun bir süredir yeni bölüm gelmiyordu. Bazı sıkıntılardan ötürü. Kitap kaldığı yerden devam edecek. Umarım beğenirsiniz. 

Puan vermeyi ve oylamayı unutmayın :)






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18160 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37433 Bölüm Sayısı


creator
manga tr