Bölüm 1: Prens Olmak

avatar
4608 2

Release That Witch - Bölüm 1: Prens Olmak


 

Çevirmen: Lodos

  Cheng Yan birisi onu çağırıyormuş gibi hissetti.

 

  "Majesteleri, uyanın…"

 

  Başını çevirdi, duyduğu sesler yine de dinmemişti. Aksine daha da güçlenmişti. Birinin nazikçe kolundan çektiğini duyumsadı.

 

  "Majesteleri, Prensim"

 

  Cheng Yan aniden gözlerini açtı. Tanıdığı eşyalardan hiçbirini göremedi  —perde yoktu, sıra yoktu, sayısız post-it yapıştırdığı duvar da yoktu ve birçok şey daha. Onların yerine gözünün önünde garip bir manzara uzanıyordu—  bir dizi tuğla ev, insanlarla dolu yuvarlak bir meydan ve de meydanın ortasına kurulmuş bir darağacı. O ise meydanın tam karşısında yüksek bir platformda oturuyordu. Üstüne oturduğu sandalye onun bilindik yumuşak döner sandalyesi değildi, onun yerine soğuk ve demir bir sandalyede oturuyordu. Yanında bakışları ona sabitlenmiş bir grup vardı. Grubun arasında ancak kovboy filmlerinde görebildiği kıyafetleri giymiş birkaç genç kadın vardı, kendi aralarında kıkırdamakla meşgullerdi.

 

  "Burası Dünya’nın neresi? Taslaklar üzerinde çalışmam gerekmiyor muydu?"  Cheng Yan’ın zihni bulanmıştı. Muhtemelen art arda üç gün çalışmak onun psikolojik ve zihinsel sınırlarını zorlamıştı. Tek hatırladığı,kalbi düzensiz atmaya başlayınca sonunda bir mola verecek olmasıydı ve masanın üstünde kısa bir dinlenmeden daha çok istediği bir şey yoktu…

 

 "Majesteleri, lütfen artık kararınızı ilan edin."

 

  Konuşmacı, az önce Cheng-Yan’in kolundan sessizce çeken kişiydi. Yüzü yaşlıydı, ellilerinde veya altmışlarındaydı ve beyaz bir elbise giymişti. İlk bakışta Yüzüklerin Efendisi'ndeki Gandalf’a benzetiyordunuz.

 

 Cheng Yan kurumuş dudaklarını yalarken "Rüyada mıyım?"  diye düşündü. "Karar mı, ne kararı?" Ve fark etti. Meydandaki insanların hepsi darağacına doğru bakıyordu. Yumruklarını sallıyor ve bağırabildikleri en yüksek sesle bağırıyorlardı. Hatta bazıları taş bile atıyordu.

 

Cheng Yan böyle antik ölüm aletlerini sadece filmlerde görmüştü. Darağacı, yükseltilmiş bir tabandan dört metre yukarı doğru uzanan iki sütun şeklindeydi. Sütunların ucundan sarı renkli kenevir halatları uzanıyordu. Halatlardan biri darağacının tahtasına bağlanmışken diğeri de suçlunun boynuna dolanmış durumdaydı.

 

  Bu garip rüyada, görüşünün olağanüstü derecede iyi olduğunu fark etti. Bilgisayar ekranındaki kelimeleri okumak için bile genellikle gözlüğe ihtiyaç duyardı, ama şimdi, gözlükleri olmadan elli metre uzağındaki darağacının en ince detaylarını açıkça görebiliyordu.

 

  Suçlu, kapüşon takmıştı ve elleri arkadan bağlıydı. Eski püskü gri giysisi bir paçavra parçasına benziyordu. Vücudu öyle zayıftı ki ayak bilekleri —görünen bir tek orası vardı— çimdik atınca bile kırılacak gibiydi. Göğsünün hafifçe şişkin olması onun kadın olduğunu gösteriyordu. Soğuktan fenaca titredi, yine de güçlü duruşunu korumak için uğraşmaya devam ediyordu.

 

  Cheng Yan kendi kendine düşündü "Acaba bu kadın nasıl bir suç işledi ki kalabalık öfkeyle onun idamını bekliyor?"

 

  Bunu düşünürken, hatıralar aniden beynine akmaya başladı ve birdenbire sorusunun cevabı önünde beliriverdi. Cheng Yan’ın anıları canlandı, sanki zihni açılmış gibiydi. Ve hemen hemen aynı anda bu durumun sebebini ve sorusunun cevabını öğrendi.

 

  Kadın bir cadıydı.

 

  Cadılar şeytanın cazibesine kapılınca dağılmışlardı fakat şu sıralar kirli bir şekilde vücut buluyorlardı.

 

  ‘Gandalf’ dikkatlice dürttü. "Majesteleri?"

 

  Cheng Yan yaşlı adama baktı. Oh, aslında onun ismi Barov idi, Gandalf değil.  Maliye Bakanıydı ve buraya bana hükümet meselelerinde yardım etmesi için gönderilmişti.

 

  Bana gelince, Ben Roland. Graycastle Krallığının dördüncü prensiyim ve buranın da  —buraya Sınır Kasabası denir—  başındaki kişiyim. Cadıyı yakalayıp acilen adalet sarayına getirenler, bu kasabanın yerlileriymiş. Cadının idamı için gerekli izin belgesi genelde psikopos veya lord tarafından verilir. Bu durumda bu ben oluyorum.

 

  Anıları her soruyu gelişigüzel cevaplıyordu. Gerçi bu anıları, okuduğu şeylerden değil de direk yaşadığı tecrübelerinden geliyordu. Bu onun kafasını karıştırdı. Bir rüya bu kadar detaylı olamazdı. Ama ondan da öte 'Bu bir rüya mıydı ki? Gerçekten de zamanda geriye gidip Orta Çağ’ın karanlık zamanlarındaki Prens Roland mı olmuştum? Aşağılık bir tasarımcıdan asil bir prense mi dönüşmüştüm?'

 

  Gerçi buralar da çorak ve geri kalmış görünüyordu ve hiçbir tarih kitabında Graycastle Krallığı diye bir şey duymamıştım.

 

  'Peki, şimdi ne yapmalıyım?'

 

  Zamanda yolculuğun bilimsel olarak imkânsız olup olmadığı sorusunu bir kenara bırakmam gerektiği kesin. Bu sirke bir son vermem lazım. Medeniyetten önce bile felaketlerin ve talihsizliklerin cezalarının bu zavallı cadılara kesildiği gerçeği yaygındı, ama Cheng Yan onların idam edilmelerinin sebebinin seyircileri tatmin etmek olduğunu kabul edemezdi.

 

  Barov’un ellerinden idam emrinin yazılı olduğu kağıdı kaptı ve yere attı. Kollarını esnetti ve baygın bir şekilde şöyle dedi: "Ben yoruldum. Yargılama başka bir güne ertelenecek. Mahkeme dağılmıştır!"

 

  Cheng Yan dikkatsizce ya da düşünmeden hareket etmemişti. Aksine bu onun hafızasında prens olduğu zamanlardaki davranışlarıyla uyumluydu ve bile bile eskiden yaptığı şeyleri tekrarlamıştı. Dördüncü Prens Roland istediği şeyi yapmıştı ama aslında berbat şekilde batırmıştı. Ama şüphesiz, yirmi küsür yaşlarında asi bir prensten mükemmel davranması beklenemezdi.

 

  Onunla beraber oturan soylular şaşırmamış görünüyordu, ama zırh giymiş uzun bir adam kalkıp itiraz etti: "Majesteleri, bu bir şaka değil! Bütün cadılar yakalanır yakalanmaz acilen ölmelidir, öbür türlü, ya diğer cadılar onu kurtarmaya çalışırsa ne yaparız? Kilise bunu bilseydi kesinlikle müdahale ederlerdi!"

 

  Cheng Yan somurttu ve cevapladı: "Carter Lannis. Bu yakışıklı adam benim baş şövalyem."  "Neden? Korktun mu?" Bariz alayla dolu sesi doğal çıkmıştı. "Kolları bir insanın vücudundan kalın olan bir adam nasıl olur da birkaç cadının hapishanemize girmesi konusunda endişeli olur? Yoksa O,  gerçekten cadıların şeytanın sözcüsü olduğunu mu düşünüyor?" "Birkaç cadı daha yakalasak fena olmaz mıydı?"

 

  Carter’ın sessizliği sürerken Cheng Yan muhafızlarına işaret yaptı ve çıktı. Carter muhafızlara yetişip prensle beraber yürümeden önce biraz düşündü. Diğer soylular ayağa kalkıp prense saygı gösterdiler fakat Cheng Yan gözlerindeki küçümseme ve aşağılamayı görebiliyordu.

 

  Kale kasabanın güney tarafında bulunuyordu, askerlerine huzursuz Maliye Bakanı’nı kaleye almamalarını emretti böylece kendine bir soluklanma vakti bulabilecekti.

 

  Zamanının yüzde doksanını bilgisayar başında geçiren biri için o kadar seyircinin önünde konuşma yapmak kendini aşmak demekti. Yeni edindiği anıları kullanarak yatak odasını bulan Cheng Yan kendini yatağa attı ve kalp atışlarının normale dönmesi için kendine izin verdi. Tam o anda bir noktayı aydınlığa kavuşturması gerekti. "Prens neden rahatça Kralın yanında ikamet etmiyor ve bu ıssız yere neden gönderilmiş?"

 

  Cevap pat diye geldi ve onu biraz hayrete düşürdü.

 

  Roland Wimbledon buraya taht için savaşmaya gönderilmişti.

 

  Bunların hepsi Graycastle Kralı’nın, Wimbledon III, alaycı bir şekilde bundan sonra verasetin yaşa göre değil de yönetme kabiliyetine göre olacağını ilan etmesiyle başladı. Sonra bütün yetişkin kız ve oğullarını ülkenin farklı yerlerine dağıttı. Beş sene sonra ise hangisinin veliaht olduğunu seçecek.

 

  Meritokrasi ve cinsiyet eşitliği her ne kadar ilerici ve fütüristik hissettirse de bunu uygulamak zor. Kim beş çocuğun beşinin de aynı şartlarla yüzleşeceğini garanti edebilirdi ki? Hepsinden öte bu bir strateji oyunu değildi. Yeni bilgilerine göre ikinci prense sınır kasabasından çok daha iyi bir arazi verilmişti. İşin aslı kardeşlerinden hiçbirine sınır kasabası kadar kötü bir arazi verilmemişti ve bu nedenle çok büyük bir dezavantajı vardı.

 

  Bununla beraber acaba yönetme yeteneğini neyin belirleyeceğini merak etti. Nüfus mu? Askeri kuvvet mi? Ekonomik olarak güçlü olan mı? Wimbledon III kriterlerini belirtmediği gibi en ufak rekabet yöntemlerine de kısıtlama koydu. Ya birisi gizlice diğer taht adaylarından birine suikast düzenlerse o zaman ne yapacak? Peki ya kraliçe öylece durup çocuklarının birbirini öldürmesini mi izleyecek? "Dur…"  Dikkatlice başka bir anıyı hatırladı. "Kötü bir haber daha, kraliçe beş yıl önce ölmüştü."

 

  Cheng Yan iç çekti. Bu kesinlikle feodal dönemdeki karanlık bir vakitti. İnsanların cadıları umarsız şekilde öldürme isteği ona bazı ipuçları vermeye yetti. Bunlardan da öte eğer taht kavgasına katılmazsa Graycastle Krallığı için sonsuza kadar kan bağı olan bir prens ve yaşadığı sürece de saygın bir Lord olacaktı.

 

 'Hem sanki kral olsam ne olacak? İnternet ya da modern toplumlarda var olan diğer imkânlar yok. Eğlenmek için yapacağım tek şey, yerliler gibi cadıların yanmasını izlemek olacak. Ve insan dışkısının her yere yapıldığı bir şehirde yaşamak… En sonunda vebadan ölmeyecek miyim ki?'

 

  Cheng Yan kaotik düşüncelerini bastırıp yatak odasındaki aynaya yürüdü. Aynada görünen adamın açık gri saçı vardı ki bu kraliyet ailesinin en belirgin özelliğiydi. Buna rağmen yüz özellikleri sıradandı, yüzü düzenden ve kraliyet ailesinin yüz yapısından yoksundu. Soluk yüzü egzersiz yapmadığını açık ediyordu. Kadın ve şarapa çok meyilli olmadığını anımsadı yeni hatıralarından. Kralın şehrindeyken birkaç kez cinsel ilişkiye girmişti fakat onların hepsi rızaya dayalıydı. O kimseyi ilişkiye girmek için zorlamamıştı.

 

  Zamanda yolculuğu için de muhtemel bir sebep buldu. Çalıştığı şirketin bir projede acilen ilerlemeye ihtiyacı olduğu için, patronu art arda gece mesaileri ayarlamıştı. Öyle ki bu onu yorgunluktan öldürmüştü. Böyle bir olayın kurbanları genellikle kodlayıcılar, makine mühendisleri ya da programlayıcılar olmuştu.

 

  "Unut bunu. Ne olursa olsun karşılık olarak başka bir hayatım var ve bazı şeylerden bu kadar da çok şikayet etmemeliyim." İlerleyen günlerde bu hayata alışacağını ama şimdilik en önemli işinin prens Roland gibi davranmak ve böylece fark edilmemek olduğu gerçeğini kabullenmeye başlamıştı. Öbür türlü şeytanın gerçek prens Roland’ı ele geçirdiğini düşünüp onu bir biftek gibi yakabilirlerdi. "Yani en önemlisi, iyi yaşa. " Cheng Yan derin bir nefes aldı ve aynaya karşı fısıldadı: ”Şimdiden itibaren, Ben Roland’ım.”

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18332 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr