Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Rein - Bölüm 37: Sinsi Plan


 

  1. ayın 6. günü

 

 

Ayame ve Bertuğ, ufak bir yelkenli saldaydılar. Yelkenlide birkaç tane lamba vardı ve yelkenlinin içini aydınlatıyordu. Ayame ve Bertuğ karşı karşıya oturmuşlardı. Çoktan sohbet etmeye başlamışlardı.

 

-Garip bir hikâye Bertuğ, ölmediğine sevindim. Peki üç aydır neredeydin?

-Master Bardolph adında yaşlı bir adamla tanıştım. Bana yeni dünya ile ilgili bilgiler verdi ve gücümden bahsetti.

-Bilgelik gücü dediğin şey ne oluyor gerçekten? Büyü mü?

-Hayır. Ne olduğunu ben de bilmiyorum fakat büyü değil.

-Ne işe yarıyor?

-İnsanüstü bir değerlendirme ve algılama yeteneği, sabır, irade gücü gibi senin yabancı olduğun şeylere yarıyor.

-Sağ ol ya! Bana bir özür borçlu olduğunu unutma omzum hala acıyor! Acısından dolayı uyuyamıyorum.

-Sürdüğüm karışım kısa bir süre sonra ağrını azaltacak o zaman uyuyabilirsin. Yarayı sıkıntı yapma bir su büyücüsü bulup hallederiz.

-Bu yolculuk ne kadar sürecek? Küçük bir sala yelken takarak bizi denize gömmeyi düşünüyorsun herhalde.

-Yarın biraz rüzgâr estirirsin. Sabaha kadar kıyıdan fazla uzaklaşamadığımız için açıktaki gemilere gözükmeyiz. Bütün gün uyu, gece boyunca şu yelkene rüzgâr vuracaksın. Yelkeni bu yüzden büyük yaptım.

-Nereye gidiyoruz?

-Ava’nın şehrine gireceğiz. Bizim aranıyor posterimiz olmadığı için sıkıntı olmayacaktır. Seni orada iyileştirip Kan’ın topraklarındaki piramide gideceğiz.

-Piramit mi? Niye? Yoksa bir daha mı fedakârlık yapacaksın? Sakın böyle bir şey denemeye kalkma!

-Kapgan bizim yanımıza geldiğinde bana, bulunduğu piramidin yerini tarif etmişti. Kapgan’ın yanına gitmeliyiz. Böyle çok güçsüzüz ve Encephalon’ un adamlarından birisi gelirse ölürüz.

-Puhonem’i öldürdün diğerlerini de öldürebilirsin.

-Puhonem’i öldürmek için çok hazırlık yaptım ve adil bir dövüş değildi.

-Anlamadığım şey şu. Puhonem kapana takılınca neden büyü yapıp kurtulmuyor?

-Puhonem’de ejder kanı yok bu yüzden iyileşemezdi. Kapanların ucuna büyülü bir bitki özütü sürdüm. Bana Master Bardolph’un öğrettiği bir teknik bu. Bu dünyada büyüleri tamamen iptal edemeseler de ciddi anlamda güçlerini azaltabilen canlılar ve nesneler var.

-Nereden topladın otları peki?

-Bardolph usta verdi. Kapgan’dan sonra onu da alacağız.

-O nerede yaşıyor?

-Acc’ın şehrinde.

-Sınırları nasıl geçeceğiz?

-Kaygılı mısın?

-Evet.

-Olma. Yat sadece. Ben her şeyi planladım.

-Of Bertuğ of. Balık yemekten de sıkıldım zaten, umarım fazla uzun sürmez.

-Sana bağlı.

-Sen yatmıyor musun?

-Nöbet tutacağım.

-İyi geceler.

 

 

 

[Geçmişe dönüş – İki ay önce Acc’ın şehrinde Bertuğ ve Bardolph]

 

Ahşap bir evin içerisindeydiler. Şehrin sınırları içerisinde olduğu için şehirde sayılan fakat şehrin en uzak köşesinde, etrafı tahta çitlerle ve çınar ağaçlarıyla kaplı olan küçük ahşap bir evdi bu ev. Bertuğ ve Bardolph, evin kapısını açtığınızda karşınıza çıkan odada oturuyorlardı. Odanın içi Çin ejderleri motifleri olan bezler ve perdeler ile kaplıydı. Perdelerde çok hafif pembemsi bir renk vardı fakat güneş ışığı içeri girerken içeriyi pembeyle kaplamaya yetiyorlardı. Bertuğ ve Bardolph yerde bir kilimin üzerinde bağdaş kurarak oturmuşlardı ve önlerinde ufacık bir masa vardı. Masanın üzerinde birkaç saman kâğıdı, kuş tüyü ve mürekkep dolu küçük bir kap duruyordu. Bardolph iki elini birleştirmişti ve Bertuğ’a bakıyordu. Beyaz, uzun ince bir sakalı vardı ve siyah bir Tangzhuang giyiyordu. Tangzhuang’ın üzerine sarı renkli bir Çin ejderinin motifi işliydi. Kısık gözleri, küçük burnu ve kırışmış yüzüyle birlikte kıyafetleri de dikkat çekiyordu bu coğrafyada. Kafasında hasır bir Çinli şapkası vardı, şapka saman rengiydi. Bardolph sakin bir şekilde konuşmaya başladı.

-Sakin bir adamsın Bertuğ, sana gerçekten bir şeyler katabilirim. (Bardolph)

-[Suskun]

-Ne için feda ettin gözlerini? (Bardolph)

-Feronia’nın Gücü için. (Bertuğ)

-Onu sormuyorum. Ne için feda ettin? İntikam mı?

-İntikam.

-Erdemli bir adamsın Bertuğ. Senin intikam peşinde koşman mantıksız değil mi?

-Dünya böyle dönüyor usta.

-Sevdiğin birisini mi kaybettin?

-Sevdiğim her şeyi kaybettim. Annemi, babamı, eşimi, çocuğumu, ülkemi… Son olarak da kendimi.

-Çalışmaya razıysan seni güçlü yapabilirim.

-Ben 30 senedir sürekli çalışıyorum. Artık benim için bir rutin.

-Başlayalım o zaman.

-Başlayalım.

-Bilgelik gücüyle alakalı seni bilgilendirmekle başlamalıyım Bertuğ, sahip olduklarını bilmezsen onları kullanamazsın.

-Evet usta.

 

Bardolph, kâğıda şunları yazdı ve Bertuğ’a çevirdi.

 

Çöl – Yıkıcı güçler

 

Orman – Mental güçler

 

Okyanus – İyileştirme güçleri

 

Dağ- Savunma güçleri

 

Bu dünyada dört doğal yerden alabileceğin güçler bunlardır. Birden fazla güç alamazsın. Dünyada dağda, ormanda, okyanusta ve çölde gizlenmiş dört adet kutsal mekân vardır. Başka kutsal yerler de var aslında fakat sadece bu dört yerden bu güçler elde edilebilir. Güçler, kendi aralarında farklı farklı özellikler verebilirler. Fakat bu güçleri sınıflandıran bir kitapla karşılaşmadım bu yüzden konuşmam pek uygun olmaz. Sen orman gücünden “Bilgelik” almışsın.

-Bilgelik ne işe yarıyor?

-Güçlü karar verme yeteneği, sabır, erdemli davranışlar, sonuçları düşünerek hareket etme becerisi, ani ve etkili kararlar alabilme, strateji ve benzeri güçler kazandırıyor. Bir komutanda, liderde veya senin gibi bir adamda olması gereken ince eleyip sık dokuma yeteneği. Feronia bunu sana uygun görmüş olmalı fakat “Bilgelik” sağa sola saldırmak için yaratılmış bir güç değil evlat. Sürekli ince eleyip sık dokuyacaksın, tetikte olacaksın. Bu yüzden “Bilgelik” yeteneğine sahip olan insanlarda insanüstü bir hızlanma, görüş mesafesi artışı ve daha iyi ses duymak gibi olaylar gözleniyor. Çünkü daha uzağı görüp daha iyi duyup ve daha hızlı olup aynı zamanda çok çalışarak yeteneğini ön plana çıkartacaksın. Yani bir destek gibi düşün. Algını arttırmak için verilen tüm güçler aslında en başta saydığım karar verme mekanizmanı geliştirmeni ve güçlendirmeni sağlamak için varlar.

-Peki nasıl çalışacağız?

-Fiziksel olarak bir antrenman yapman şu an için gereksiz çünkü zaten fazlasıyla iyisin. Sana, avcılığın ve izciliğin en iyi tekniklerini anlatacağım. Sonra da kendine yeni bir silah bulacaksın.

-Yeni bir silah mı?

-Flora’nın Yaban Yayı. Efsanevi bir silah ve tam senin mizacına uygun. Orman adasında Puhonem’in …

 

 

 ----------

 

 

 

 

Üçüncü ayın 15. günü

01.00

 

 

Büyülü sokak lambalarıyla aydınlatılmış sokaklardan hızlı şekilde geçen insanlara baktı adam. Gece olduğu için insanlar biraz çekiniyorlardı ve hızla evlerine gidiyorlardı. Taştan yolların koşarak ahşap evlerine gireceklerdi ve uyuyacaklardı. Adam , evlerin bulunduğu yerden biraz uzaktaydı ve birisini bekliyordu.

 

Yeşil sweatshirt giymiş zenci bir adamdı. Ağzında yamuk şekilde duran bir puro vardı. Boynundaki iki  büyük zincir kolye karnına kadar iniyordu. 1.85 boylarında şişman bir adamdı. Bol bir pantolon ve yeşil bir çizme giymişti. Tek eli cebinde tek eli de ağzındaki purodaydı. Şişmanlığından dolayı boynu kat kat olmuştu fakat zenci olduğu için beyazlara oranla kat izleri fazla belli olmuyordu. Siyah gözleri vardı ve keldi. Kaşları çok silikti ve gözlerinin üzerinde düz uzanıyordu. Önden bakıldığında domuz burnunu andıran bir burnu vardı. Karanlıkta lambaların vurduğu ışıklardan dolayı boynuna asılı zincir kolyeler parlıyordu. Sağ ve sol bileğinde de benzer zincirler vardı. Karanlıktan bir adam çıktı ve zenciye seslendi.

-Hey Xor ! Hala ölmedin mi dostum ?

-Lanet olsun adamım bir saattir seni bekliyorum. Hangi cehennemdesin ?

-Tamam dostum sakin ol biraz. Hadi gidelim.

-Rancer da geliyor mu ?

-Evet.

-Bu iş bitince Rancer’in kafasını kesip g*tüne sokacağım.

-Evet evet dostum hadi hızlı olalım. Bunu yapacağından şüphem yok.

-Olmasın zaten.

 

Gri bir takım elbisenin altına siyah süet ayakkabılar giymiş ve siyah fötr şapka takan bir adamdı . İçinde siyah bir gömlek vardı. Sol elinde gri bir baston taşıyordu. Aşırı beyaz tenliydi ve yüzü çok kemikliydi. Koyu kahverengi saçları ve kaşları vardı. Yüzü temizdi sakal veya bıyık bırakmamıştı. Koyu kahverengi saçları fötr şapkanın altında geriye doğru taralı bir şekilde duruyordu. Burnu biraz aşağıya doğru uzanıyordu fakat inceydi. Gözleri hafif kısıktı ve mavi renkliydi. Kaşları şakaklarına doğru çok hafif bir şekilde yükseliyordu. Xor ile birlikte koşarak bir yere gitmeye başladılar.

-Dostum biraz hızlı olamaz mısın ? (L.J)

-Saçmalamaya devam et Luke ! Ben 140 kiloyum.(Xor)

-AH pardon ! Şişko bir pislik olduğunu unutmuşum.(L.J)

-Dışarıda beyefendi gibi takılan Luke Jackson , bize gelince nasıl da hakaret edebiliyor değil mi ? Pislik herif. (Xor)

-Hahahah. Seni seviyorum adamım. (L.J)

-Canın cehenneme. (Xor)

 

 

 

02.40

 

 

Rancer arkasını döndü ve gelenlere bakmaya başladı. Sırtını duvara dayamış , dizlerini kırarak bacaklarını kendine çekmişti. Üzerinde koyu yeşil bir kapüşonlu hırka vardı. Kapüşonlu hırkaya bol bir asker pantolonu eşlik ediyordu. Siyah renkli spor ayakkabılar giymişti. Hırkasının içinde açık yeşil bir tişört ve tişörtün üzerinde sallanan birkaç kolye vardı. Kapüşonunu kafasına takmıştı. Kıvırcık saçları yüzünün üzerinden aşağıya doğru sarkıyordu. Zayıf , uzun ince bir yüzü vardı. Yüzünde bir kıl teli bile yoktu. Yüzüne bakıldığında yirmi yaşı civarlarında bir erkek çocuğu görmek fazlasıyla normaldi. Gözleri çok hafif çekikti. Yeşil gözleri vardı. Saçları kahverengiydi , dudakları ve burnu küçüktü. Sol tarafında yere konmuş bir yay ve ok sadağı vardı. Gelenler yanına yaklaşınca ayağı kalktı. 1.75 boylarında fit bir çocuktu.

 

 

-Sonunda. (Rancer)

-Şehirden çok uzaktasın Rancer.  (L.J)

-Tatava yapmayın. Çabuk gidelim ! (Xor)

-Devrimcilere arkadan saldıracağız. Keşke adam gibi silah getirseydiniz. (Rancer)

-Benim Desert Eagle’ım var. Xor a konuş. (L.J)

-Xor senin neyin var ? Büyüleri iptal ederlerse ne yapacaksın ? (Rancer)

-Benim yumruklarım var seni s*kik velet. Şimdi yolu göster ve çeneni kapat. (Xor)

 

Rancer bir of çekti ve yayını alıp sırtını Xor’a döndü. Çürümüş ağaçların arasından yürüyerek geçtiler. Toprak kan ve leş kokuyordu , L.J. böyle şeylerden gerçekten nefret ederdi fakat küçük bir çocuk gibi ağlayacak değildi. Temiz bir iş yapmak için Deagle’ ını modifiye etmişti ve böylelikle mermi , rakibini parçalamak yerine sadece delip geçiyordu. Etrafa kan sıçramasını engelleyen güzel bir modifikasyondu.

 

 

 

04.13

 

Yarım kalmış surların etrafındaki nöbetçilere görünmemek için kamufle olan Rancer , görünmezlik büyüsü ile şehre tırmanmaya başladı. Xor ve L.J. geride , çürümüş ağaçların gövdelerinin arkasında bekliyorlardı. Rancer hızlı bir şekilde tepeye çıktı ve zaten hareket ederken tam anlamıyla kullanılamayan büyüsünü bozup yayını gerdi. Hızlı bir şekilde nöbetçileri öldürdü. Birkaç nöbetçi bağırmıştı fakat Rancer , sesin duyulmadığını düşünmüştü. Xor ve L.J. hızlı bir şekilde tepeye tırmandılar. Fısıldaşıyorlardı.

 

-Güçlü nöbetçi sayıları çok az. O yüzden nöbetçilerin yerlerini her gün değiştiriyorlar. Döngünün nasıl işlediğini anladım ve bugün bizim geldiğimiz yöndeki nöbetçilerin güçsüz olduklarını fark ettim. Sizi apar topar çağırmamım sebebi buydu. (Rancer)

-Ne yapıyoruz şimdi ? (Xor)

-Savaşı başlatacağız artık. Zarar verip kaçacağız. (Rancer)

-Kaçmaktan nefret ediyorum. (L.J.)

 

 

Rancer bir evin yanına gitti ve alevlerini parlatarak evin gövdesine bir darbe vurdu. Ateş , rüzgar ve gölge büyülerini kullanabiliyordu. Ev alev almaya başlayınca şehrin ortasında kalan daha büyük bir binadan kızıl saçlı bir kadın fırladı ve yayını gererek bir ok fırlattı. Evdekiler çığlıklar atarak dışarı çıkmaya başladılar. Birkaç saniye sonra evlerin arasında onlarca kişi ayakta neler olduğunu merak ederek bekliyordu. L.J. , üzerine mızrakla koşan bir askerin kafasına Deagle’ını doğrulttu ve bir el ateş etti. Kurşun , adamın alnının ortasını deldi ve geriye düşmesine sebep oldu. Xor henüz kimseye vurmamıştı. Tilki’den sonra Rein de yapıdan çıktı ve kılıcını alevlendirerek koşmaya başladı. Xor yumruğunu sıktı ve Rein’in üzerine yürüdü. Rein’in yaklaşık üç katı kadar falandı. Rein, kılıcını sallayınca Xor da yumruğunu salladı ve kılıç ile yumruk çarpıştı.


Etraftaki kalabalık arttı. Rancer , birkaç eve de yanan ok fırlatarak onların da yanmasını sağlamıştı. L.J. durumu fark etti ve takım elbisesinden bir parşömen çıkartarak yere fırlattı. Parşömenin üzerindeki desen yere geçti ve yerde karanlık bir çember oluştu. Rancer durumu fark etti ve çemberin içine atladı. L.J. , Xor’un yardımcı kumandan ile savaştığını ve yardımcı kumandanın kılıcının uyanışa geçmiş olan efsanevi bir silah olduğunu gördü. Xor’u tuttu ve deliğin içine doğru sürükledi. Yardımcı kumandan Rein , Xor’u salmadı ve peşinden kılıcıyla koşmaya başladı. O sırada Tilki , ok atmaya devam ediyordu fakat Xor’un vücudu iyileştiği için henüz sıkıntı değildi. L.J. , üzerlerine doğru koşan Rein’e Deagle’ını çevirdi ve beyaz bir ışıkla kaplayarak ateşledi. Mermi aşırı hızlı bir şekilde hareket etti ve arkasından beyaz bir iz çıkardı. Rein’in refleksleri mermiye yetmemişti fakat kılıç kendiliğinden havaya yükselerek merminin önüne geçti. L.J. hızla Xor’un arkasından deliğe atladı . Aslında kumandanların gücünü test etmek istiyordu fakat yapının içinden çıkan uzun saçlı adamı görünce büyülerin iptal edilmesi sonucu tek başına kalıp ölme ihtimalini hesapladı.

“%100 ölürüm. Ahahahah.”

 

 *

 

 

-İlgi çekici bir şey gördün mü Luke ? (Acc)

-İkinci yardımcı kumandanın silahı uyanmış. (Luke Jackson)

-Hmm. Çok kısa sürmüş.

-Evet ben de şaşırdım.

-İleride sıkıntı olabilir. Ama bana değil. AHAHAHAH !

 

 

https://i.hizliresim.com/P1AkYb.png : Rancer ile buluştukları yerin konumu. İşaretlediğim yerin sol üstünde devrimcilerin şehri bulunuyor.

 

 

 

 

https://i.hizliresim.com/XMjkDO.jpg  : Acc’ın Şehri.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

https://i.hizliresim.com/JZMLgW.jpg - Çin ejderi

 

 

 

 

 

https://i.hizliresim.com/Ov52Xz.jpg - Tangzhuang: Geleneksel Çin takım elbisesi

 

 

 

 

 

https://i.hizliresim.com/y6vdO9.jpg - Çinli şapkası (Bunun hasır halini düşünün)

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1181

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1033

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 854

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 798

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 678

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 628

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 621

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 592

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 536

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 513

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 321

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 203

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 186

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 89

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13994 Üye Sayısı
  • 415 Seri Sayısı
  • 18723 Bölüm Sayısı


creator
manga tr