“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Rein - Bölüm 31: Devrim Ordusu


 

-Doğudaki bir köye daha gitmeliyiz. Rein sen halledebilir misin ? (Krygen)

-Evet. (Rein)

-Şehri biraz daha büyütüyoruz , oradakileri kurtarıp buraya getirirsin. Onlar için yerimiz var. (Krygen)

-Gidip şu ezik kara büyücülere cehennemin ateşini göstereyim ! (Rein)

-Gitme ! (Tilki)

-Niye ? (Rein)

-Hah . Neden gitmesin ? (Krygen)

-İçimde kötü bir his var. (Tilki)

-Ne zamandan beri duygularımız mantığımızın önüne geçiyor ? (Krygen)

-Gitmezsem insanlar ölecekler. Onları kurtarmam lazım. (Rein)

-Bugüne kadar hislerim hep doğruyu söyledi bunu biliyorsun Krygen. Bırak bir köyü feda edelim. (Tilki)

-Ortada herhangi bir sorun yok. Birisi gelse haberimiz olurdu. Köydeki kara büyücüler de fazlasıyla güçsüz zaten , Rein kolaylıkla halledebilir. Hislere göre davranmak kaybedecek bir şeyi olmayanlar içindir. (Krygen)

-Krygen haklı. Gidiyorum. [Kapıyı çarpıp çıkar] (Rein)

-Of , umarım yanılmışımdır. (Tilki)

 

*

 

 

-Gidiyoruz Benito ! (Rein)

-Gidelim ! (Benito)

 

Rein kılıcını sırtına taktı ve koşar adımlarla ilerlemeye başladı. Peşinden Benito ve yaklaşık yüz kadar asker geliyordu. Şehirden aşağıya doğru hızlıca indiler ve köyün olduğu tarafa yöneldiler.

 

 

*

 

Köyün görüşüne giren kara büyücüler yaklaşık elli kişilerdi. Önlerinde siyah pelerinli iki silahı olan bir kadın vardı. Köylüler kara büyücülerden çok bu kadından korkmuş gibilerdi. Köyün yaşlısı gözlem yapan insanlardan aldığı bilgiler ışığında bir sonuca vardı ve köyün merkezindeki bir taşın üstünde otururken  “ Bizim için gelmiyorlar. “ dedi. Köy bir ovanın ortasına kurulduğu için etraf düzlüktü ve gelenler çok uzaklardan fark edilebiliyorlardı.

 

Kadının arkasından gelen kara büyücülerin duruşları ve yürüyüşleri biraz daha farklıydı. Kafaları öne eğikti ve elleri yanlarına salıktı. Kapüşonlarından dolayı yüzleri gözükmüyordu ki zaten kafaları öne eğik olduğu için normalde de gözükmesi çok zordu.  Köy yaşlısı herkesin evlere girmesini söyledi ve çocukları , kara büyücülerin geldikleri yönün tersine doğru gönderdi. Çocukların yanına  bir tane savaşçı bırakabilmişlerdi çünkü savaşçılar köye lazım olabilirlerdi. Köy , bu savaşı kazanabileceğine dair ümidini kaybeden insanlarla doluydu ve “En azından çocuklarımız devrim ordusuyla karşılaşıp güzel bir hayat yaşasın .” şeklinde bir düşünceyle çocukları devrim ordusunun gelebileceği muhtemel tarafa göndermişlerdi.


Büyücüler köye yaklaşırlarken çocukların koştuğu taraftan siyah bayraklı askerlerin geldiğini gördü köy halkı ve herkes sevinç çığlıkları atmaya başladı.  Çocuklar , devrim ordusuna ulaşmışlardı ve köydekiler çocuklarının güvende olmasından dolayı fazlasıyla mutluydular. Yaşlı adam bir köşeye oturup tırnaklarını yemeye başladı. Seksenli yaşlarında beyaz sakalları olan kısa boylu bir adamdı. Üzerinde eski bir yelek , şalvar ve lastik bir ayakkabı vardı. Onun bu şekilde köşede oturmuş ve tırnaklarını yemeye başlamış halini gören birkaç kişi etrafına toplanarak adamın neden sevinmediğini sormaya başladı.

 

Adam endişesinden dolayı biraz terlemişti ve elleri hafifçe titremeye başlamıştı. Zaten yaşlılığın verdiği el titremesinin üstüne bu da binince artık tırnaklarını bile yiyemez hale geldi. Birkaç dakika daha meraklı gözlerin arasında bu şekilde kaldıktan sonra ayağa kalktı ve soğukkanlılıkla tüm köyü şok edecek sözleri söyledi.

“Bu köy birazdan haritadan silinecek.”

Herkes sevinç çığlığı atarken bir anda köy yaşlısından bu cümlenin duyulmuş olması köy halkı üzerinde soğuk su etkisi yaratmıştı. Birkaç kişi neden gibi soru kalıpları kullanarak yaşlı adama seslense de adam cevap vermedi ve kalktığı yere tekrar oturdu. Bugüne kadar söylediği her şey doğru çıkan bir insandı bu yaşlı kişi. Zekasıyla etraftaki köylere bile nam salmıştı. Onun yerine başka birisi böyle konuşsaydı muhtemelen kimse sallamazdı fakat adamın konuşması köy halkını etkilemişti. Birkaç gözcü köyün meydanına gelerek herkesin gözü önünde köy yaşlısına rapor verdi.

“Whitney Darkgunner ! “

Raporu duyan herkesin korkudan göz bebekleri büyüdü ve şaşkınlıktan ağızları açıldı. Kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Birkaç kişi silahlarını bırakıp kaçmaya başlamıştı bile . Kaçan kişileri gören köydekiler “Biz niye burada duralım ki zaten öleceğiz . “ diyerek kaçış yolu aramaya başlamışlardı bile. Köy meydanındaki insanların çoğu ortadan kayboldu ve kısa bir süre sonra meydanda yaşlı adam ve birkaç kişi dışında kimse kalmamıştı. Bazıları evlerine saklanıyordu bazıları devrim ordusuna doğru koşuyordu. Yaşlı adam taşın üzerine oturmaya devam etti. Dizleri kırıktı ve dirsekleri dizlerinin üzerine gelecek şekilde vücudunu öne eğerek oturmuştu. Avuçlarını birbirine yapıştırmış bir şekilde bekliyordu. Taşın yanında kendi evi vardı. Evinin kapısı açıldı ve içeriden iki metre boylarında bir adam çıktı . Elinde bir testi ve iki tahta kase vardı. Kaselerden tekine testideki kırmızı şaraptan dökerek yaşlı adama uzattı. Yaşlı adam kaseyi aldı ve taştan kalkarak yere oturdu. Karşısındaki adam da yere oturdu. İkisi de bağdaş kurmuşlardı. İki metrelik adam sakince konuşmaya başladı.

-Benden yapmamı istediğin bir şey var mı baba ?

-Teşekkür ederim evlat. Uslu bir çocuk olup bana yardımcı olmasaydın şimdiye çoktan acı çekerek ölmüştüm.

 

Adam kasedeki şarabı içmeden önce babasına baktı.

-Babası mı çocuğunun ölümünü görmeli ? Yoksa çocuğu mu babasının ölümünü görmeli ?

-Babası çocuğunun ölümünü görmeli.

-İç baba. Bu sefer benim dediğim olsun.

 

Yaşlı adam kasedeki şarabı içti. Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. İki metrelik adam korkutucu görüntüsüne rağmen bir çocuk gibi hıçkırarak ağlıyordu. Köy yaşlısının kafası öne doğru düştü. Adam , kendi şarabını içti ve yarım dakika kadar sonra onun da kafası önüne düştü.*

 

Adam , babasıyla vedalaşırken Kara büyücüler çoktan köye ulaşmışlardı. Devrim ordusu da köye yaklaşıyordu. Tabancalı kadın köy meydanında ayakta durmaya başladı. Arkasındakiler evlere girerek insanları dışarı çıkarıyorlardı. Evlerin içindeki köylülerin hepsi dışarı çıkartılmıştı birkaç dakika içerisinde. Bütün köylüler yerde yüz üstü yatıyorlardı. Whitney , köyde kalan çocukları serbest bıraktı ve gitmelerine izin verdi. O sırada Whitney’in yanındaki evin çatısından bir ses geldi.

 

-Görüşmeyeli bayağı merhametli olmuşsun Whitney.

-Ne arıyorsun burada K’oz. Yoksa Ep çok mu korktu devrim ordusundan ?

-Devrim ordusundan birisinin kafasını kesmeye geldim. Sen ne yapacaksın ?

-Yardımcı kumandanı alacağım.

-Hmm. Umarım alabilirsin.

 

Köye giren devrim ordusunun en önünde Rein duruyordu. Yanında da Benito vardı ve kılıcını çekmişti. Whitney çatıya tekrar baktığında K’oz’un artık çatıda olmadığını fark etti. Rein ve askerleri koşarak Whitney’e saldırmaya başladılar. Askerlerden ok atanlar da vardı fakat bunlar Whitney için sinekten daha az rahatsız ediciydi. Rein kılıcını Whitney’e fazla yaklaşmadan yatay bir hat boyunca savurdu. Geniş bir alana kılıçtan alevler saçıldı ve Whitney’e doğru yöneldi. Whitney’in önünde karanlık bir delik açıldı ve alevler deliğin içine girerek kayboldu. Deliğin içine alevlerin girmiş olması , deliği hiç aydınlatmamıştı ve bu Rein’i biraz şaşırttı. Karşısındakinin normal bir kara büyücü olmadığını anlamıştı ve ne yapacağını düşünmek için ayakta , Whitney’in karşısında duruyordu. Kara büyücüler harekete geçtiler ve devrim ordusu askerleriyle kara büyücü askerler savaşa tutuştu. Rein ve Whitney’e kimse saldırmıyordu. İkisi karşı karşıyaydılar ve bekliyorlardı. Rein , karşısındakinin gücünü anlamak için bir hamle yapmasını beklemeye başladı.  O sırada Benito , bir kara büyücünün kafasına kılıcını geçirdi. Kara büyücünün kapüşonla örtülü kafasından hiç kan çıkmayınca Benito meraklanarak kapüşonu kaldırdı. Karşısında bir iskelet vardı. İskeletlere karşı savaştıklarını fark eden askerler korkuya kapıldılar. Benito’nun karşısındaki iskeletten mor alevler çıktı ve iskeletin parçaları tekrar birleşti. Rein , etrafta olan biteni görüp durumun ne kadar kötü olduğunu anladı .

-Sen kimsin ? (Rein)

-Whitney Darkgunner. Sizin ezikliğinizi bir de kendi gözlerimle görmek istedim.

-Ne istiyorsun ?

-Seni o iskeletlerden birisini dönüştüreceğim velet.

 

Whitney tek silahını kaldırdı ve devrim ordusu askerlerinden birisine ateş etti. Asker , mor alevlerle yanmaya başladı. Kemikleri dışında vücudunun her şeyi kül olarak uçup gitti ve savaşan bir iskelete dönüştü. Elindeki kılıcı alıp kendi arkadaşlarından birisinin karnına sapladı. “ Eski arkadaşlarından.”

 

Rein ne yapacağını bilmiyordu fakat harekete geçmek zorundaydı. “İskeletleri temizleyeyim en azından.” diyerek kılıcını savurup iskeletleri ortadan ikiye ayırmaya , yakmaya başladı. İskeletler tekrar birleşiyorlardı. Rein , bu iyileşme gücünün kaynağının Whitney olduğunu anladı ve Whitney’e doğru yöneldi. Benito da peşinden gidiyordu.

 

Whitney Rein’e ateş ettikten sonra  zaman yavaşladı ve gökten aşağıya doğru bir çocuk atladı. Herkes , her şey bu kadar yavaşken çocuğun normal hızda olması da şaşırtıcıydı. Eliyle sarı renkte tava benzeri bir nesne oluşturdu ve Whitney’in tabancasından çıkan mor ışına vurarak eve doğru yönelmesini sağladı. Birkaç saniye sonra Whitney’in hareketleri de normale döndü ve kadın sinirli bir şekilde konuştu.

-Ne yapıyorsun K’oz ? Onlar ortak düşman.

-Rein’i alamazsın Whitney. Şuan için alamazsın geri dön.

 

Whitney birkaç çığlık attı ve arkasını dönerek gitmeye başladı. İskelet askerler hala yavaş hareket ediyorlardı. Rein ve Benito da aynı şekilde.

Her şey eski haline dönünce iskeletler koşarak Whitney’in peşinden gitmeye başladılar. Herkes gardını almış bir şekilde bekliyordu. K’oz sakince Benito’ya döndü ve “ O silahı nerden buldun ? “ dedi.

Benito kılıcına bakarak “ Aile yadigarı.” dedi . Bu sorunun neden sorulduğunu bilmiyordu.

K’oz eliyle sarı bir ışık oluşturdu ve Benito’nun göğsüne fırlattı. Rein , ışığı engellemek için hareket etmeye çalıştı fakat çok ama çok yavaş hareket ediyordu.

Işık , çocuğun göğsünü delip geçti. K’oz , sakin bir şekilde çocuğa yürümeye başladı. Çocuk elini kaldırmak istedi fakat gücü bitmişti. Rein ve diğerleri çok yavaş hareket ediyorlardı. K’oz , yere düşen kılıcı aldı ve beline taktı. Rein’e dönerek gülmeye başladı ve konuştu.

-Efsanevi silahların atası bende. Senin çöp eşyaların hiçbir işe yaramaz. Önemli olan büyüdür , silah bir amaç değil araçtır. Sen ve senin gibi bilgisiz ezikler silahları büyülerinizden üstün tutarak güçlü olmayı reddediyorsunuz.

 

Çocuk konuşmak istedi fakat ağzını açması bile 15 saniye kadar sürdü. K’oz , yerde bağdaş bir şekilde oturan ölmüş iki insanı gösterdi.

-Onlar , güçsüz oldukları için Whitney’in iskeletlerinden birine dönüşeceklerini biliyorlardı. O yüzden kendilerini öldürdüler. Onurlu bir şekilde can verdiler ve kötülüğe hizmet etmediler. Sen ve arkadaşların ben burada olmasaydım şimdi başka insanları öldüren kemik yığınlarıydınız.


Çocuk sözlerini söyledikten sonra gökyüzüne zıplayarak ortadan kayboldu. Rein eski haline döndü ve koşarak Benito’ya sarıldı. Benito çoktan ölmüştü.

 

 

 

...

 

Sezon 2 Bölüm 9 : Whitney & Mihawk

 

 

Whitney , bazı yerleri çok az da olsa lavlarla kaplı olan siyah renkli toprakların olduğu bir yere geldi. Biraz daha yürüdükten sonra karşısına bir anda devasa bir şato çıktı. Şatonun tam kapısının önündeydi. Şato , siyah ve koyu gri taşlardan yapılmıştı ve dört kulesi vardı. Kulelerinin tepesi görülmeyecek kadar yukarıdaydı. Kapı açıldı ve Whitney içeri girdi. Yerdeki kemikler birleşerek dört tane iskelet savaşçı oluştur. Whitney bu dört tane iskelet savaşçının tuttuğu bir tahta arabaya oturdu. İskelet savaşçılar koşarak merdivenden çıkmaya başladılar.

 

Şatonun kulelerine değil de asıl yerine çıkmıştı Whitney. Duvarda vampirlerin , kara büyücülerin , kötü ejderlerin ve belirli dönemlerde dünyanın en kötü insanı olma unvanını eline almış insanların portreleri vardı.  En üst kata çıktı , kapıyı açtı ve içeriye girdi.


Siyah renkle boyalı duvarları olan , kasvetli bir odaydı girdiği yer. Ortada küçük tahta bir masa vardı. Masanın üzerinde siyah kapla kaplı kalın bir kitap ,siyah bir küre ve siyah şamdanlar duruyordu. Şamdanlardan mor alevler çıkıyordu. Whitney kapıyı açtığında karşısındaki duvar yerine kocaman bir cam vardı. Camdan dışarıdaki lavlar ve siyah topraklar direkt olarak gözüküyordu. Camın sağ ve sol yanında iki kişilik olan iki tane siyah , deri koltuk bulunuyordu. Ortada da ayak uzatmak için siyah küçük bir eşya vardı. Sağdaki koltukta üstü çıplak , altındaysa siyah ve yırtıklarla dolu bir pantolonu olan fit bir adam vardı. İki kolunu da koltuğun yanlarına koymuştu ve yayılarak camdan dışarıya bakıyordu. Adam normal bir insana oranla nispeten iriydi fakat vücut hatlarının düzgünlüğü onu itici göstermiyordu. Adam – sağ tarafta olduğu için- kafasını sola çevirerek Whitney’e baktı. Sol omzunda siyah bir kuru kafa dövmesi vardı ve altında hafif silinmiş çapraz kemikler gözüküyordu. Vücudunda özellikle de karnında ve göğsünde irili ufaklı bir sürü çizik , kılıç -bıçak izleri vardı. Yüzünün ortasından da çapraz bir şekilde bir yara geçiyordu. Kapkara kaşları , siyah keçi sakalları , yukarıya doğru dikilmiş siyah saçları vardı. Sol kulak memesinde iki adet ince siyah halka , üst tarafında ise üç adet kalın kısa halka küpeler vardı. Boynunda da aynı kurukafa ve çapraz kemikler dövmesi bulunuyordu. Burnu absürt değildi , çok kemikli değildi sadece hafif bir yükseltiden erkek burnu olduğu anlaşılıyordu. Koyu yeşil gözleri hafif kısıktı , gülerek kadına baktı. Ağzında şeytani bir gülümseme vardı.

 

-Hoş geldin güzelim. Seni çok özlemişim.

-Yine çok mutlusun hayatım ama ben sinirliyim.

-Ne oldu ? İskelet yapamadan öldürdün mü yoksa ?  Biliyorsun şu ezik velet senin mutluluğundan değerli değil.

-K’oz geldi.

-Hmm. Niye ? Yoksa abim fazla korkup en güçlü adamını sahaya göndermek mi istedi ? Hahahah. S*ktimin beyefendisi.

-Neden gönderdi bilmiyorum fakat Rein’i almama izin vermedi. Şuan değilmiş. “Bir anormallik olursa geri dön .” demeseydin savaşacaktım ama biraz korktum açıkçası.

-Korkacak bir şey yok. Sen ondan daha güçlüsün güzelim.

-Ama en son ona kaybettim. Hatırlarsan.

-O zamanlar bilgisizdik. K’oz’un eldiveninin ve büyüsünün gücü hakkında , yapabilecekleri hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. Aynı zamanda savaştan önce çok fazla iskelet asker yaptığın için yorgun bir şekilde savaşa girdin. Bir de artık farklı tekniklerimiz var . Hiç kimsenin bilmediği hahahahah.

-Silahlar gerçekten bu kadar önemli mi ? Şu sıralar tüm dünya silahlar hakkında konuşuyor ve inanılmaz ilgi çekiyor bu silahlar.

-Değil dersem belki Kara Büyücü Küre’m bana alınır HAHAHAHAH ! Silahlar değerli ama silah her şey değildir. En kolay güçlenen insanlar ejder kanı taşıyıcılarıdır her zaman. Bu yüzden herkes ejder kanını ister , ben de çok güçleneyim çok güçleneyim derler. Ne için ? Ejdere dönüşüp ölmek için mi ? Ejder kanı taşıyıcılarının ejdere dönüşebildiği ilk duyulduğunda tüm dünya , insanlara ejder kanı verebilecek bir büyü aradı. Biz de bundan çok ekmek yedik biliyorsun. Aptalları kandırıp zengin olmuştuk.

-Evet hiç unutmam.

-Sonra ne oldu ? Bir baktılar ejder kanı bu kadar da abartılacak bir şey değil. Bir baktılar Whitney diye bir genç kız , elinde iki tane kıytırık tabanca ile ejder kanı taşıyıcılarının kafalarını eziyor. Sonra kan popülerliğini kaybetti ve yerini lanetli büyüler aldı. Senin sayende bebeğim.

-Biliyorum. Nereye varacaksın ?

-Sonra tekrar lanetli büyü isteklerini kullanarak insanlardan ekmek yedik. Bu sefer bir ordu yaptık ve kendi krallığımızı kurduk. Kaç sene olmuştu. İki yüz falan mıydı ?

-Yüz doksan sene falan olması lazım.

-Neyse ne. Sonuçta lanetli büyüler de popülerliğini kaybetti. Şimdi sırada ne var ? Efsanevi silahlar. Aptal insanlar her zaman popülerliğin peşindeler. Oysaki güç hep içimizde*(1). Bak abime , boktan bir baston ile sahaya inse K’oz ile birlikte tüm efsanevi silah kullanıcılarının ağzına vurur. İşte bu s*kik p*çler hep böyle şeylere güveniyorlar. Yok silahmış yok kanmış. Senin bu soruyu sorman beni biraz hayal kırıklığına uğrattı ama seni çok sevdiğim için bir şey diyemem güzelim.

-Peki sen niye silah kullanıyorsun o zaman? Efsanevi bir silah sonuçta bu küre.

- Silahlar önemli , kan önemli . Güçlenmeni sağlar , yardım eder. Ama bu silah ve bu kan her zaman araçtır. Amaç değil. Silah senin büyünü güçlendirmek için vardır. Ejder kanı da öyle. Ama insanlar sadece silaha ve kana odaklandıkları için büyülerini arttırmıyorlar . Aslında bunları kombin etmek lazım. Mesela bende ejder kanı olsaydı , lanetli büyümle birlikte bir de bu silahı kombinlerdim. İnanılmaz efsanevi bir şey olurdu. Bu insanlar ellerindeki şansı tepiyorlar.

-Çok kolaymış gibi anlatıyorsun. Sen dört yüz yaşındasın bunu biliyorsun değil mi ?

-Dört yüz senede bu hale gelmedim ki. Yüz senedir yatıyoruz zaten. Hem eskiden bize kimse yol göstermiyordu.*(2) Şimdiyse her şey ortada .

-[Whitney , karşıdaki koltuğa oturur.] Ne yapacağız ?

-Devrim ordusunu durdurmak için gitmediler. Bir şey arıyorlardı onu bulup geri döndüler . Ne olduğunu bilmiyorum ama abim bu tarz hareketler yapan bir  insan.  Sonuçta ikimiz de bu dünyada dört yüz senedir varız, az çok birbirimizi tanıyoruz.

-Peki biz ne yapacağız ?

-EP , Rein’in güçlenmesini bekliyor. Çocukta bir potansiyel görmüş olmalı. Biz …

 

 

 

 

 

 

*(1) = Güç içimizde , KDV de içimizde hepsi içimizde.

*(2)=Eskiden bilgisayar yoktu yeğenim ders çalışamıyorduk artık bilgisayar var her şey ortada oturun ders çalışın.

 

 

 

Y.N: Çocukla babasının intihar ettiği sahnede gözlerim doldu ajsfaskfjasş.

Benito , kılıç aile yadigarı dediğinde K’oz, Benito’yu öldürüyor çünkü aile yadigarı olan bir kılıç kutsal emanetlerden elde edilmiş bir silah olamaz. Kutsal emanet silahları sahibine bağlıdır ve sahibi öldüğü zaman yerine geri döner. Kutsal emanet olsaydı Benito’dan önceki sahibi öldüğünde kılıç eski yerine dönerdi yani aile yadigarı olmazdı.

Tüm efsanevi silahlar kutsal emanet silahı değildir !




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1181

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1033

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 854

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 798

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 678

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 628

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 621

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 592

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 536

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 513

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 321

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 203

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 186

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 89

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13994 Üye Sayısı
  • 415 Seri Sayısı
  • 18723 Bölüm Sayısı


creator
manga tr