Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Rein - Bölüm 18: Deniz Yolculuğu


Hava kararmıştı. Jack geminin baş, Bertuğ ise kıç bölümünde nöbet tutuyordu. Demirci sancak tarafında sandalyesinde uyumaya devam ediyordu. Diğerleri ise kamaralarındaydı.

 

Jack sıkkın bir şekilde denize doğru bakıyordu. Bacaklarını kenardaki tahta korkuluklardan geçirmişti ve kılıcını dizlerinin üzerine koymuştu. Küçükken geceleri Kurashi ’ye yaslanırdı ve birlikte yıldızlara bakarlardı. Kurashi ’sine hayallerinden bahsederdi. O günler tekrar aklında canlandı. Seneler boyunca o kadar çok savaşmıştı ki hatıralarını, yaşadıkları olayların fazlalığı yüzünden unutmaya başlamıştı.

***

“Hey Kurashi görüyor musun? Büyük olan yıldız sensin şuradaki küçük olan da benim! “Dedi küçük Jack gökyüzüne bakarak. Heyecanlıydı ve eliyle yıldızları gösteriyordu. Kurashi kafasını biraz yukarı kaldırarak gökyüzüne baktı.

 Ejderhanın devasa bedeninin yanında Jack küçücük kalıyordu. Kurashi, Jack’in göğsüne yaslanmasını sağlamak için -kedi gibi- hafif yana doğru yatıyordu. Üç tarafı büyük kayalarla çevrili bir pitte duruyorlardı. Kurashi şefkatli bir sesle konuştu.

 “Görüyorum Jack. Bir gün sen de büyüyüp o kocaman yıldız gibi olacaksın. “

Jack çok mutlu oldu. Yaslanmaya devam etti ve ejdere sarılarak gözlerini kapadı:

-İyi geceler Kurashi. Bir gün çok başarılı bir müzisyen olacağım ve senden bahseden şarkılar söyleyeceğim.

-İyi geceler Jack. Başarılı olacağına hiç şüphem yok. Seni seviyorum.

***

 

 

“Hiçbir zaman olamayacağım değil mi?” dedi boğuk bir sesle. Gözlerinden yaşlar gelmeye başladı. Cümlesinin yarısı biri tarafından duyulsa sesinin boğukluğundan ne dediği anlaşılamazdı.

Gözyaşlarını silmediği için önünü düzgün göremiyordu. Kafasını öne eğerek korkuluklara dayadı.  

Gözyaşları kılıcına damlamaya başladı. Jack kendinden geçmişti.

 

****

 

İnsan çığlıkları ve bağırışlarıyla uyandı küçük Jack. Kafasını kaldırıp bakamadan göğsüne yaslandığı ejderha bir anda havalandı. Havada uçuşan birkaç mızrak gördü. Pitin etrafı insanlarla sarılıydı ve üzerlerine oklar yağıyordu.

 

Diğerlerinden çok daha güçlü gözüken birkaç savaşçı vardı. Jack ağlamaya başladı, nolduğunu anlayamamıştı. Jack’in ağlayışını gören ejderha sinirlenerek mor alevlerini insanlara doğru savurdu. Çoğu insan ölmüştü ama onlar önemli değildi. Bir ejderhayı avlayan birlik ordu değil, seçkin insanlardan oluşan küçük bir grup olmuştu tarih boyunca her zaman. Büyü yeteneğini çok geliştirmiş birkaç kişi ejderi yenerdi. Diğer insanlar ise sadece orada duran nesnelerden ibarettiler ve işlevleri yoktu. Silahların işlemediği bu yaratıklara ucuz silahlarla nasıl zarar verebilirlerdi ki?

 

Ejder havada, pitin ortasında duruyordu ve karşı saldırı yapıyordu. Yüksek kayalardan birinden bir kadın sıçrayarak ejderin kafasına büyülü tabancalarıyla ateş etmeye başladı. Siyah kıyafetleri olan kafası siyah örtüyle kapanmış bir kadındı.

Ejderhaya hiçbir şey olmamıştı. Siyah kıyafetli birkaç kişi daha ejdere saldırarak sinekler gibi can sıkmaya başlamışlardı. Göğsüne ulaşmaları lazımdı çünkü pulları kıramıyorlardı. Silahlı kadın Jack’i fark etti ve eliyle işaret yaptı.

Siyah kıyafetli seçkin savaşçılardan birkaçı Jack’e doğru koşmaya başladı. Jack kafasını dizlerine koymuş ağlıyordu. Kurashi bağırdı.

“JACK, KOŞ! “

 

Jack kafasını kaldırınca karşısında iki savaşçı gördü. Tepki bile veremedi. Siyah kıyafetli savaşçıların teki uzun bir kılıç diğeriyse çift hançer taşıyordu ve Jack’in dibindeydiler. İkisi de silahlarını salladıkları sırada Kurashi, Jack ölmesin diye ayaklarını yere indirdi. Kılıçlar ejderin ayaklarına çarpıp kırıldılar.

 

Kılıç darbeleri ejderha için sıkıntı değildi fakat ayaklarını yere indirdiği sırada göğsü açıkta kalmıştı. (Ayakları yukarı doğruyken kısmen cenin pozisyonunda duruyordu bu yüzden göğüs kısmı daha korunaklıydı.)

Silahlı kadın o anı bekleyerek büyü gücünü biriktirmişti ve ejder ayağını yere indirdiği anda iki silahını aynı anda ateşledi. Ejderhanın göğsüne simsiyah bir ışık çarptı. Ejder darbenin zayıf noktaya gelmesinden dolayı geriye doğru gitti ve arkadaki yüksekliğe çarparak kayanın içine gömüldü.

 

Kanatları yana doğruydu ve göğsü tamamen açıktaydı. Kadın birkaç el daha ateş etti ve o sırada savaşçılar da silahlarını kullanmak için ejderin göğsüne doğru ilerlemeye başladılar.

Jack ejdere doğru koştu ve göğsüne atladı. Savaşçılar Jack’in bedenini parçalayarak ejderi keseceklerdi. Jack ise çocuk aklıyla onu koruyabileceğini sanıyordu:

-Seni koruyacağım Kurashi. Kocaman olduğum zaman birlikte şarkı söyleyeceğiz.

-Jack, sakın vazgeçme.

Ejder o anın getirdiği duygularla içindeki tüm nefreti püskürttü. Ağzından mor renkli alevler saçıldı ve pitin etrafındaki tüm kayaları buharlaştırdı. Üzerlerine koşan savaşçılar, yerdeki silahlar etraftaki nesnelerin hepsi buharlaşmıştı. Silahlı kadın ise olacakları fark edip bir portal yardımıyla farklı bir yere ışınlanmıştı.

Jack kazandıklarını düşünerek sevinmeye başladı. Bir anda sarıldığı ejder kayboldu ve Jack bulunduğu yükseklikten yere düştü. Ejder simsiyah tozlara dönüşmüştü ve artık yoktu. Jack tozlara sarılarak ağlamaya başladı.

Pitin etrafının kırılması sonucu artık rüzgâr bulunduğu yeri daha çok etkiliyordu. Jack ejderden kalan tozların uçmasını engellemek için tozların üstüne yattı. Kafasını tozlara gömüp ağlamaya devam etti.

****

 

Kafası hala korkuluğa dayalıydı ve yaslanmanın etkisiyle alnı kıpkırmızı olmuştu. Jack bir saate yakın bir zamanın geçtiğini fark etti. Kılıcının değişmesiyle ve dövmesinin oluşmasıyla birlikte artık geçmişte yaşadığı her ayrıntıyı hatırlıyordu.

 

İki üç yaşında yaşadıklarını normalde hatırlamazken şu an hatırlıyordu. Kurashi’nin onu bulup beslediğini gördü kendi gözünden. Açlıktan ölmek üzere olan bir bebekken ejderha onu bulmuş ve büyütmüştü.

 Jack altı yaşındayken ejderha toza dönüşmüştü ve Jack uzun bir süre aç kaldığından ölmemek için ejderden kalan tozları su ile karıştırarak çamur haline getirip yemişti. Tozların büyük bir kısmı rüzgarla uçmuştu.

Saklayabildiği kadar tozu saklayıp kılıcını yaparken karışıma eklemesi için de demirciye vermişti. Jack Kurashi ’sinden birkaç parça taşımıştı hayatı boyunca.

 

Kafasını çevirip arkasına baktı. Bertuğ ayakta nöbette bekliyordu. Hiç usanmadan dimdik bir şekilde beklemişti saatlerce. Nöbet değişimi yapacaklardı fakat Jack, bundan sonra yerlerine geçecek kişilere güvenmiyordu. O yüzden yerini terk etmeyecekti. Bertuğ da aynı şekilde düşünüyor olmalıydı.

 

Denize baktığında huzursuzluk hissetmeye başladı. Yanlış giden bir şeyler vardı sanki. Uzaklardan içki içen insanların haykırışları geliyordu. Jack kılıcını sağ eline aldı ve ayağa kalktı. Kılıcının üzerine damlamış olan gözyaşları kılıçtan yere yavaşça süzüldü.

 

Kılıç istemsizce alevlendi. Bu sefer sadece mor renkliydi ve Jack’in kontrolünde olan bir şey değildi. Jack kılıcın alevlerini söndürmek istedi fakat başaramadı. Kılıç onu dinlemiyordu.

 

“Beni duyuyor musun? “Diye bir ses geldi. Jack etrafına bakındı fakat kimseyi göremedi.  Duyduğu ses Kurashi’nindi. Kafayı yemiş olmalıyım dedi içinden. Hayır Jack, kafayı yemedin. Ben buradayım.” diye bir ses geldi tekrar.

“Neredesin? NEREDESİN?” diye seslendi Jack. Bağırmıştı. Etrafta üç yüz altmış derece döndü ve tekrar bakındı. Gökyüzüne, güverteye, denize ve Bertuğ’a doğru. Bertuğ Jack’in sesini duymuştu ve ona doğru bakıyordu.

 

“Kafanın içindeyim Jack. Ölene kadar seninle birlikte olacağım.”

Jack kılıcını yere attı ve iki eliyle kulaklarını kapatmaya başladı. “Hayır! Hayır değilsin sen öldün. “Bertuğ Jack’in yanına geldi ve ne olduğunu sordu:

-Jack iyi misin?

-Bu sesleri duyuyor musun? Bir ejder sesi duyuyor musun?

-Hayır hiçbir şey duymuyorum. Sen duyuyor musun?

-Sanırım deliriyorum. Aksakallıyı uyandırmalıyım.

Jack kılıcını alıp hızlıca aksakallının odasına gitti ve kapıyı tıklatmadan içeri girdi. Adam uykudan kalkmıştı ve şaşkındı:

-Noldu Jack?

-Kafamın içinde ejderhamın sesini duyuyorum. Kılıcımın alevleri mor ve beni dinlemiyorlar.

-Hikayen ne evlat çabuk anlat.

Jack korkuyla:

-Küçükken bir ejderle yaşıyordum bana bakıyordu. Sonra saldırdılar ve o toz haline dönüştü. Tozundan birkaç parçayı kılıcımın içine koydum ve birazını yedim. Şimdi kafamın içinde.

Aksakallı biraz düşündü ve konuştu:

-Tozları kılıcına koymanın veya yutmanın bir etkisi yok. Ejderhan seninle birlikte yaşamış o günden beri.

-Peki niye bu zamana kadar konuşmadı.

“Çünkü beni uyandıracak kadar yeterli büyü gücüne sahip değildi Jack.” dedi Kurashi.

-Çünkü onu uyandıracak kadar yeterli büyü gücüne sahip değildin Jack.

Dedi aksakallı.

-Bu normal bir şey değil di mi?

-Değil Jack. Kesinlikle normal değil. Sorularını ona sorsan daha iyi olur.

 

Jack Kurashi’nin içinde olduğunu kabullendiğinde kılıcındaki mor alevler söndü. “Sonunda Jack. Bana inanmayıp şu yaşlı adama mı inanıyorsun? Ben senin annenim. Seni kaç sene besleyip büyüttüm.”

Kurashi, içimde dura dura insan gibi konuşmaya başlamışsın.” dedi Jack gülerek. “Seni diriltmenin bir yolu yok mu veya içimden çıkarmanın?”

“Bir ejderhanın on dakikada harcadığı güç, senin ömrüne bedel Jack. Bundan sonraki yaşam hakkını bana versen sadece on dakika yaşayabilirim. Belki daha az.”

“Birazını versem ve tekrar sarılsak. Birkaç dakika, olmaz mı?”

“Beni gerçek formuma çevirdiğin zaman. Sen vücudumun içinde hapsolacaksın. Tekrar sarılamayız Jack. Bu hayaline son ver ve işine bak. Artık koruman gereken arkadaşların ve ben varım. Unutma eğer ölürsen ben de ölürüm.”

Aksakallı ve Bertuğ, birlikte Jack’in nasıl tek başına konuştuğunu izliyorlardı. Jack gerçekten birisiyle konuşuyor gibiydi.

Aksakallı, Bertuğ’a yerine geçmeden önce Sentinel’i kaldırmasını söyledi. Sentinel ve Jack nöbet değişimi yapacaklardı. Yaşlı adam, Jack’in omzuna dokundu ve “Kamarana git, biraz dinlen Jack yarın uzun bir gün olacak. Onunla istediğin kadar konuşabilirsin.” dedi.

 

Jack kamarasına doğru yöneldi. Art arda gelen olaylar yüzünden kafayı sıyırmak üzereydi. “Müsaadenle uyuyorum Kurashi. Yarın devam ederiz.”

“İyi geceler Jack, seni seviyorum.”

 

**

“Hey Jack! Uyan! Akşam oldu.” diye bağırdı Rein. Jack rüyasında Kurashi ile birlikteydi ve birlikte şarkı söylüyorlardı. Her şey küçükken hayal ettiği gibiydi. Şarkı söylerlerken Kurashi durdu ve Jack’e dönerek Uyanmalısın evlat, sana sesleniyorlar.” dedi.

-Hah! Kalktım geliyorum.  (Jack)

-Sonunda kalktın Jack, akşam oldu diyorum. (Rein)

-Ne akşam mı oldu? Bir sıkıntı yok değil mi? (Jack)

-Yaşlı adam yemek yemen için seni çağırıyor. Vücudunun güçsüz düşmesinden korkuyoruz. (Rein)

-Bak Rein, sana daha önce söylememiştim fakat şimdi söyleyeyim. (Jack)

-HEY JACK! HADİ YEMEĞE! (Ayame)

-GELİYORUZ AYAME, BİR DAHA SESLENME. (Jack)

-Dinliyorum Jack söyle. Çabuk ol çok merak ettim. (Rein)

-Gözünün siyah olması ve içinde beyaz bir çiçek olmasının sebebi lanetli olman. Ben de lanetliyim. O gün karşılaştığımızda gözlerimde çiçek görmenin sebebi bu. Seni öldürmememin sebebi de.

-Ama sende siyah beyaz alevler yok ki Jack. Mor renkli var.

-Aksakallının dediği gibi sen sonradan, ejder kanına sahip insan özelliklerinin bir kısmını kazanmışsın. Tamamını alamadığın için eksiklikler var o yüzden alevlerin deforme olmuş.

-Ama sen hem kana sahipsin hem de kazandırılmaya çalışılmışsın. Bir yanlışlık yok mu?

-Ben de bilmiyorum şimdiye kadar insan sınırlarını aştığı için ölmem gerekiyordu.

“Ölmüyorsun çünkü içinde ben yaşıyorum evlat. Senin potansiyelini yukarı çeken benim. Sen ejder kanına sahip bir insan ile bir ejderha arasındaki konumdasın. Tabi ki insana daha yakınsın.”

-Anladım Kurashi sağ ol.

-Efendim Jack, ne dediğini anlamadım.

-Uyku sersemiyim ya saçmalamaya başladım. Hadi yemek yemeye gidelim.

**

Jack ve Rein sofraya geldiğinde herkes oradaydı. Oturdular ve hiçbir şey söylemeden yemeğe başladılar.

Aksakallı ve Bertuğ, kimseye bir şey söylememişlerdi ve onları konu hakkında bilgilendirmemişlerdi. En mantıklı seçenek buydu. Özellikle Ayame’nin öğrenmesi, Jack için ciddi bir baş ağrısı kaynağı olurdu.

Ayame yine söze girdi:

-Niye bu kadar çok uyudun Jack? Sen her gün az uyurdun.

-Deniz kokusu yormuş olmalı. (Bertuğ)

-Seni niye hiç yormadı peki? (Ayame)

-Ben daha önce deniz yolculuğu çok yaptım. Alışmışım. (Bertuğ)

-Jack sana soruyorum niye cevap vermiyorsun? (Ayame)

-Jack’i biraz rahat bırak Ayame. Yorgun olduğunu görmüyor musun? (Bertuğ)

-Gecenin ortasından akşama kadar uyudu. Ne yorgunluğundan bahsediyorsun. (Ayame)

-Demircinin anlattığı kadarıyla Jack, buraya gelmeden önce ciddi yaralar almış ve çok savaşmış. Dinlenmeye fazlasıyla hakkı var. (Sentinel)

- Ahahaha. Burada ne kadar çok Jack varmış böyle. Sana sormadım küçük çocuk. (Ayame)

-Hahah küçük çocukmuş. O küçük çocuk sen uyurken sırtını kollayan kişi yalnız. Sanki bir işe yarıyormuş gibi konuşuyorsun. Rahat bırak şu adamı. (Sentinel)

-Bırakmazsam nolur? (Ayame)

-SUSUN! (Demirci)

-Uyarın için teşekkür ederim. Bence de artık tartışmak yerine farklı şeyler konuşsak? (Aksakallı)

-Sadece basit bir soru sormuştum niye bu kadar üzerime geliyorsunuz ki? (Ayame)

-Bertuğ ’un verdiği cevaplar sorunu cevaplayacak kadar mantıklıydı zaten. İlla Jack’in ağzından duymak isteyen sendin. (Rein)

-Söyleseydi ne olurdu? İki kelime konuşamıyor mu? (Ayame)

-Denizin kokusu yordu. O yüzden uyudum. Oldu mu Ayame? (Jack)

-Oldu. Ne haliniz varsa görün ben gidiyorum.

-Evet evet gidip işe yarar bir şeyler yapsan iyi olur. Biraz rüzgâr estirip gemiyi falan hızlandır mesela.

(Sentinel)

-Tamam Sentinel yeter bu kadar. (Rein)

-Haksız mıyım? (Sentinel)

-Fazlasıyla haklısın ama şu an ne dersen de seni takmayacak. (Rein)

“Jack, sabah uyuduğunu düşündüğümüzde bu yemekler senin için yetersiz. Daha çok yemelisin. “

-İştahım yok Kurashi. Beni zorlama.

-Artık var evlat.

Gerçekten de Jack’in bir anda iştahı açıldı ve yemek yemek istemeye başladı. Hızlıca mutfağa daldı ve Ayame’ye karnının çok aç olduğunu söyledi.

“Daha yeni yemek yedin Jack nasıl açsın?” dedi Ayame şaşkın bir şekilde.

“Sadece yiyecek bir şeyler ver. “Dedi Jack ve güverteye çıktı. Ayame’nin yemek yapmasını bekliyordu.

“Bunu sen mi yaptın Kurashi? “

“Evet Jack, senin sağlığın benim için çok önemli.  Çocuğuma zarar gelmesini istemiyorum. Bundan sonra sana yardım edeceğim.”

 

****

 

-Rein , gerçek bir kılıç savaşçısı olmaya hazır mısın ? (Jack)

-Hazırım. ( Rein )

- Peki sen hazır mısın Sentinel ? ( Jack )

- Hey  ! Ben zaten gerçek bir kılıç savaşçısıyım. ( Sentinel )

- Güldürme beni , elindeki sadece bir tahta parçası . (Jack)

- İzle şimdi . ( Sentinel )

Sentinel tekniğini kullanarak kılıcını Rein’in kılıcına benzetti. Sonra tekrar kullandı fakat kılıç Jack’in kılıcına benzemeyerek tahta sopa haline döndü. “Nasıl olur ? “ diye mırıldandı ve birkaç defa daha denedi . Kılıcı kopyalayamıyordu.

-Hey Jack , senin kılıcını neden kopyalayamıyorum ?(Sentinel)

-Kurashi , kılıcımı neden kopyalayamıyor ?(Jack)

“Çünkü o bir kılıç değil Jack. Küllerimi yutman bir işe yaramamış olabilir fakat kılıcın içine küllerimden koymasaydın ona hayat veremezdim. Kılıca hayat verdiğim için o benim bir parçam ve ejderhalar taklit edilemez.”

-Niye ejderler taklit edilemiyor.(Jack)

“Ejderhaların vücutlarındaki auralar kendilerine hastır ve karmaşık büyü sistemleri içerirler. Diğer büyüler bu sistemi kopyalayabilecek kadar güçlü değildir. Ejderhalar bile birbirlerini taklit edemezler.”

-Niye kendi kendi kendine konuşuyorsun Jack ? ( Sentinel )

-Delirmeye başladı sanırım . ( Rein )

-Sadece sesli düşünüyordum. Sorunun cevabına gelirsek niye taklit edemediğini ben de bilmiyorum. Her neyse devam edelim . Sentinel sen şimdilik yeterli durumdasın. Rein’e sıfırdan eğitim vereceğim.

-Hemen başlayalım usta ! ( Rein )

 

Sentinel uzaklaşarak düşünmeye başladı. “Acaba niye kılıcı taklit edemiyorum ?”  diye kendine sorarak kamarasına doğru gitmeye başladı. Demirci yine sancak tarafındaki sandalyesinde oturuyordu ve Bertuğ ile satranç oynuyorlardı.

 

-Hey demirci! Bir şey sormalıyım.(Sentinel)

-Sor evlat.(Demirci)

-Niye Jack’in kılıcını tekniğim ile taklit edemiyorum ?(Sentinel)

-Hmm. Bilmiyorum evlat. Belki de bir kılıç değildir. Jack’e sordun mu ?(Demirci)

- O da bilmiyormuş. (Sentinel)  

-Ben de bilmiyorum. (Demirci)

-İlginç bir düşünce şekli , belki de bir kılıç değildir . (Bertuğ)

- Ne demek istiyorsun ? (Sentinel)

-Belki de bir kılıç değildir . (Bertuğ)

-Tekniğinin her kılıcı kopyalayabildiğinden emin misin genç adam ? O kılıç çok büyük güçlere sahip bir silah. (Demirci)

-Bilmiyorum bugüne kadar karşılaştığım tüm kılıçları kopyalayabildim. (Sentinel)

-Belki de sorun tekniğindedir. Bugüne kadar bu kadar güçlü bir silahla karşılaşmamış olmandan kaynaklıdır. (Bertuğ)

-Olabilir. Teşekkür ederim , keyifli vakit geçirmeniz dileğiyle. (Sentinel)

Aksakallı hızlı bir şekilde geldi. Masadakileri uyarmak için konuştu:

-Bu gece ay olmayacak. Denizi görmemiz çok zor . Ya çok fazla ışık bulup aydınlatacağız ya da hiç ışık yapmayıp karanlıkta sessizce yol alacağız ? Hangisini tercih ediyorsunuz.

-Karanlıkta gitmemiz daha iyi olur . Işık yakarsak dikkat çekeriz . (Bertuğ)

-Karanlıkta gidelim. (Sentinel)

-Aynı görüşteyim.(Demirci)

-Ben de öyle düşünmüştüm. (Aksakallı)

 

 

***

Hava karardı. Jack gökyüzüne baktığında ayın bulutların arkasında olduğunu gördü. Hemen hemen hiç ışık gelmiyordu. Kör bir şekilde ilerliyorlardı. Jack söze girdi :

-Duyuyor musunuz ?

-Ben bir şey duymuyorum. (Bertuğ)

-Ben de bir şey duymuyorum. (Sentinel)

-Sen duyabiliyor musun Aksakallı ? (Jack)

-Kısmen. (Aksakallı)

-Geliyorlar. (Jack)

-Güneyden üç gemi geliyor. İçinde Berserkerler , rüzgar büyücüleri ve okçular var .(Aksakallı)

-Sen bunları nereden biliyorsun ? (Sentinel)

-Gemilere ve adamlara çarpan rüzgar yön değiştiriyor veya geri kalıyor. Onu kullanarak anladım. (Aksakallı)

-Peki sen Jack ? (Sentinel)

-Boşver gitsin. (Jack)

“Jack, orada seni arzulayan çok güçlü bir adam var. Kendini hazırla.”

 

 

**

“Umarım gerçek siyah alevlere sahipsindir Jack. Beni hayal kırıklığına uğratma. “

 ...

 

 

 

 

Gecenin ilerleyen vakitlerine doğru ay , bulutların arkasında tamamen kayboldu ve verdiği azıcık ışık da giderek denizi karanlığa mahkum etti. Gemidekiler hazırlıklarını yapmaya çoktan başlamışlardı.

 

Rein heyecanlıydı , biraz da korkuyordu. Güverteye çıktığında hiçbir şey göremediği için kendisini hazırlayamadı ve kamarasına giderek kılıcının alevlerini parlattı. İlk defa deniz savaşına giriyordu ve sadece bununla kalmayıp aynı zamanda ilk defa tamamen karanlıkta savaşacaktı.

 

Odanın kapısı açıldı ve içeri birisi daldı. Fısıldayarak “ Rein , geliyorlar.” dedi. Sesten tanıdığı kadarıyla Ayameydi bu. Rein hızlıca peşine takıldı. Bertuğ gemiyi meşalelerle aydınlatmıştı. Rein şaşırarak “ Niye gemiyi aydınlattık ? “ dedi.

 

“Yerimizi biliyorlar artık saklanmak bir anlam ifade etmiyor.” dedi Bertuğ ciddi bir sesle. Çoğu zaman güçlü savaşçıların akıl sağlığı bozulurdu ve savaşa girerlerken sevinç içinde olurlardı. Bertuğ ise akıl sağlığını koruyabilmiş deneyimli savaşçılar arasındaydı ve bu büyük bir başarıydı.

Aksakallı Bertuğ’a dönerek ciddi bir sesle konuştu:

-Tedirgin görünüyorsun Bertuğ.

-Öyleyim çünkü.

-Oradaki adamı görüyor musun ? O sıkıntı yaratacak bir tip. Kaçmamız için gemilerdeki rüzgar büyücülerini öldürmeliyiz. Yoksa gemiyi rüzgarla hareket ettiremeyiz.

-İnsan olarak elimden geldiği kadar duyularımı geliştirdim fakat göremediğim hedefleri vurmam çok zor. Bende seninki gibi bir özellik yok.

Bertuğ meşalelerin eşliğinde oklarını son kez kontrol etti ve yayını aldı. Bir insanın sahip olabileceği maksimum duyu gücüne erişmişti fakat büyü sayesinde değildi. Büyü özelliklerini kullanıp faydalanamıyordu duyu organlarından.

-Hey Bertuğ !

-Efendim Jack.

-Bu savaşı kazanırsak nereye gideceğiz demiştin.

-Lord Puhonem’in bulunduğu kıtanın sağ kısmına .

-Tanışmamızda sana nereden geldiğini sorduğumda bana Lord K’oz olduğu yerden deyip Puhonem’in olduğu kıtayı tarif etmiştin.

-Sadece harita bilgini ölçmek istemiştim. İyi taklit yapıyormuşsun.

Jack gülümsedi. Sancak kısmındaydı ve denize bakıyordu. Geminin yanından geleceklerdi. Zor bir savaş olacağını düşündü Jack.

“Evet Jack. Zor bir savaş olacak.”

Jack , içindeki sesi unutmuştu o yüzden irkildi. “İçimden geçenleri duyabiliyor musun ? “ dedi sakinleşerek.

Evet duyabiliyorum.” dedi Kurashi. “Peki nasıl bir savaş stratejisi izlemeliyiz ? Yardımcı olamaz mısın ? “

“Seni uyarabilirim Jack. Ben senin algının biraz üstündeyim şu anki halimle.”

Gemi sesleri iyice duyulmaya başlandı. Hava rüzgarlı olmamasına rağmen birkaç kez kuvvetli rüzgar esince Jack , bunun karşıdaki rüzgar büyücülerinden kaynaklı olduğunu düşündü. Karşıdaki gemiler son sürat üstlerine geliyordu.

“Gemiler rüzgarı yaracak şekilde modifiye edilmiş . Ön kısımlarında da büyük , sivri ve güçlendirilmiş bir çıkıntı var . Size çarpmayı planlıyorlar.” dedi Kurashi. Jack hemen bağırdı:

-BİZE ÇARPMAYI PLANLIYORLAR.

-Gemiye büyü yaptığım için bir süre dayanacaktır.(Aksakallı)

-Başlayalım o zaman.(Sentinel)

-Evet. Bakalım ne olacak.(Demirci)

-Eveeeeeeet.(Rein)

-Çok heyecanlandım şimdi. (Ayame)

Bertuğ hepsinin aksine suskundu. Kötü hissediyordu.

***

Justin Darkflame bağırdı.

“SİYAH ALEVLİ ADAM BENİM RAKİBİM . DUYUYOR MUSUNUZ ? KALAN HERKESİ ÖLDÜREBİLİRSİNİZ”

 

 

 

 

 

 

x-x-x-x-x-x-x-x-x-x-x

 

Üç gemi hızlı bir şekilde geliyordu. En ilerideki geminin önünde Justin Darkflame ayakta hazır bir şekilde bekliyordu. Gemiler bir anda ok yağmuruna tutuldular. Askerlerden birkaçı , karşıdaki geminin içinde onlarca okçu olduğunu düşünmeye başlamıştı bile.

 

Üç gemi aynı hizaya gelip hızla gemiye çarptılar. Çarpıştıkları an askerler gemiye doluşmaya başladı ve okçular oklarını fırlatmaya hazırlardı.

Justin Darkflame en önden gemiye giren oldu. Önüne kılıcı alev alan bir çocuk çıktı. Bertuğ kıç kısmında oklarını sallamakla meşguldü. Sentinel birkaç askerle uğraşıyordu. Aksakallı da kendisine saldıran birkaç askerle boğuşmaktaydı. Geminin içi küçük kalıyordu bu yüzden yaratıklarını çağıramıyordu. Ayame ise gemi devrilmesin diye ters yönde rüzgar ile destek veriyordu.

Rein önüne çıkan adama doğru birkaç hamle yaptı. Justin Darkflame sol eliyle çocuğa vurarak mor alevleri parlayan Jack’e doğru yöneldi. Jack baş kısmındaydı ve askerleri doğramakla meşguldü. Rein yere düştü , kafası yarılmıştı ve bayılmıştı.

Justin hızlıca koştu ve sıçradı.

 

“Jack ! Üstünde.”

 

Jack kafasını kaldırdığında elinde kocaman bir baltayla kafasını yarmak için hamle yapan Justin’i gördü. Geriye doğru sıçradı . Justin baltayı geminin baş kısmına vurdu. Justin’in darbesiyle gemiyi koruyan büyülü mühür kırıldı ve ortadan kalktı. Artık gemi hasar alabiliyordu.

 

Jack ileri doğru davrandı ve kılıcı sağdan vuruyormuş gibi yaparak sol eline attı . Sol elini düz bir şekilde uzattı ve kılıç adamın boğazının sağ kısmına saplanmaya gidiyormuş gibi gözüküyordu fakat adam refleks gösterip baltasının tersiyle kılıcına vurdu.

Kılıç Jack’in vücudundan uzakta olduğu için ona uygulayabileceği kuvvet sınırlıydı. Kılıç darbenin etkisiyle sola kaydı ve Jack gardını düşürdü. Göğsü açıktı. Justin baltayı saplamak yerine bir mızrak gibi tutarak Jack’i geriye itti. Baltayı o kadar kısa sürede kaldırıp saplayamazdı.

Jack geriye doğru itildiği sırada kılıcını bırakmadı ve Justin’in baltayı kaldırdığını görüp kılıcı yüzünün üstünde tuttu. Darbe kılıca indi fakat karşılayamayacağını anlayan Jack geriye sıçradı ve darbenin bir kısmından kaçınmış oldu.

Geminin baş tarafının eni biraz daha kısa olduğu için Jack denize düşme tehlikesi altındaydı.

 

-

Sentinel adamın kılıcını taklit ederek hızla yerde yuvarlandı. Adam üzerine doğru koşmaya başladı. Sentinel ileri atılarak adamın bacak arasından geçti ve kılıcıyla bacağına zarar verdi. Adam yere düştüğü sırada sırtına kendi kılıcından saplandı.

Sentinel kafasını çevirdiğinde üzerine zıplamış olan bir berserker gördü. Tepki veremedi. Balta kafasına inecekken yandan gelen devasa boyutta bir tokmak berserkeri denize savurdu.

Demirci yerden tokmağını alıp sırtına koydu  Kibirli bir şekilde Sentinel’e bakarak :

“Umarım zorlanmıyorsundur genç adam.” dedi ve sigarasından bir fırt daha çekerek savaşmaya devam etti.

 

-

 

Aksakallı asasını kullanmaya karar vererek siyah bir kurt çağırdı. Kurt ,adamlara zarar vererek başından savmasını sağladı. Aksakallı rüzgar gücünü kullanarak gemiyi hareket ettirmeye başladı. Karşı taraftaki büyücülerin bir kısmının ölmesi aradaki güç dengesini değiştirmişti.

 

Gemi hızla uzaklaşmaya başladı. Bertuğ hızlıca aşağıdaki odaya girip birkaç parça eşya taşımaya başladı. Jack ise durumu fark edip Justin i oyalıyordu. Bertuğ’a Sentinel ve Demirci de katılınca parçalar daha hızlı taşındı. Demirci parçaları uygun bir şekilde birleştirince ortaya bir top çıktı. İçine gülleyi koyduktan sonra topu ateşledi.

 

Karşıdaki gemilerde de koruma vardı. Birkaç top daha ateşleyince bir geminin ufaktan darbe almaya başladığını fark ettiler. Justin’e çok güvendikleri için gemilerdeki koruma büyüsünü fazla arttırmamışlardı.

 

Birkaç darbe daha yedikten sonra Jack, dayanamayacağını anladı. Karşıdaki adam , bütün ekibi yok edebilecek güçteki berserker lideri Justin Darkflame’di sonuçta. Justin baltasının hantallığından dolayı Jack’le aynı hıza sahipti. Jack’in boş bir anını bulup değerlendiremiyordu çünkü vurma süresi çok uzundu.

 

Bunun farkında olan Justin baltasına “MIZRAK” diye bağırdı. Balta siyah alevlerle daha da çok yanmaya başladı ve şekil değiştirerek mızrak formuna döndü. Artık Justin’in elinde bir mızrak vardı ve siyah alevler saçıyordu.

 

Jack silah değişiminden sonra Justin’in mızrağına yandan darbe vurup onu ortadan ikiye ayırmayı düşünüyordu.

“Bu numaran işe yaramayacak Jack.” dedi Kurashi fakat Jack dinlemedi ve silahı savurdu. Mızrak bir anda karanlıkta kayboldu ve Jack’in sol omzunu parçalayarak içinden geçti. Justin mızrağını kaldırdı ve gülerek yere indirmeye başladı.

 

Jack sağa doğru yuvarlandı. O sırada Justin in omzuna birkaç zehirli ok girdi. Justin okları atan Bertuğ’u takmadan Jack e doğru koşmaya başladı. Jack geri adım attı. Geminin batmaması için “Ejder inişini “ kullanamazdı ve alevleri de azalmaya başlamıştı.

 

 

Justin daha fazla uğraşmamak için mızrağını fırlattı. Bertuğ koşarak mızrağı kesmeyi çalıştı fakat Justin’in büyülü mızrağına hasar veremedi. Mızrak Bertuğ’un karnına saplandı. Jack sinirle koşarak kılıcını iki eliyle tuttu ve elleriyle önde birleştirdi. Jack’in kılıcı Justin’in karnından girdi fakat Justin sadece gülüyordu.

 

Diğerleri , gemileri uzaklaştırmak için çaba göstermeye devam ediyorlardı. Rein hala baygındı. Demirci uzaktan bir illüzyon denemesi yaptı fakat illüzyon iki saniye falan sürdü . Justin “ Senin işe yaramaz büyün sadece 2 saniye sürüyor .” dedi ve kılıcı tutup karnından çekti.

 

Jack’in alevlerinin gücü iyice azaldı. Adamın karnındaki yara tamamen kapanmıştı. Jack “ Sen de mi ejder kanına sahipsin ? “ dedi şaşkın bir şekilde.

Justin cevap vermeden Jack’e bir yumruk attı ve sol elini uzattı. Mızrak , Bertuğ’un karnından çıkarak Justin’in eline geldi ve Justin , mızrağı Jack’e sapladı. Jack geri geri gitti ve yere düştü.

 

Bertuğ ve Jack yan yana yatıyorlardı. Justin yavaşça yaklaştı. Yaşlı adam gemiyi kontrol etmeye çalışıyordu. Ayame yine ağlıyordu ve Sentinel topları ateşlemekle meşguldü. Justin silahını tekrar baltaya çevirdi ve kaldırdı. “Şimdi iki kişi cehenneme gidecek.” dedi gülerek .

 

O anda devasa bir deniz canavarı çıkıp Justin i kaptı ve gökyüzüne kaldırmaya başladı. Justin bağırdı ve etrafındaki illüzyonu yırtarak gerçek yaşama geri döndü. İllüzyon yine iki saniye sürmüştü ve demirci kendini çok zorladığı için gözünden kanlar geliyordu.

 

Justin egoistliğinin ve iyileşme gücünün verdiği gaz ile baltasının indirdi. Karşısında demirci belirdi ve balta demircinin vücudunu ortadan ikiye böldü. Justin’in karnından beyaz bir sis çıkmaya başladı. Korkuyla irkildi . “Beyaz ejderin dişi.  Sen bunu nereden buldun?” dedi ve ağzından beyaz sisler çıkmaya başladı.

Demirci illüzyon yeteneğini 2 saniye kazanmak için kullanmıştı ve balta aşağıya inerken hızla Justin’e yaklaşıp yüzyıllardır kendi ailesinde olan ve kendisine miras kalmış hançeri kullanmıştı. Beyaz Ejderha’nın Dişinden yapılmış çok orijinal bir silahtı ve ejder kanına sahip insanların kendilerini iyileştirmelerini engelliyordu.

 

Demirci vücudu ortadan ikiye ayrıldıktan sonra bile gülümseye devam ediyordu. Ağzındaki sigara yere düştü ve demirci gülerek son sözlerini söyledi.

 

“ Evet , şimdi iki kişi cehenneme gidecek.”

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1181

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1033

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 854

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 798

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 678

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 628

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 621

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 592

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 536

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 513

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 321

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 203

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 186

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 89

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13994 Üye Sayısı
  • 415 Seri Sayısı
  • 18723 Bölüm Sayısı


creator
manga tr