"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

Rein - Bölüm 16: Deniz Canavarı


Gözlerini açtı Rein. Çıtırdayan ateşin karşısında birkaç parça eşyaya sarılarak yatmıştı . Etrafına bakındı. Ateşin karşısında siyah saçlı bir adamın başını hafif öne eğerek oturduğunu gördü.

İrkilerek geriye sıçradı ve elini beline attı. Rein’in irkilmesinden dolayı ateş harlanmıştı ve eskisinden biraz daha yüksek boyutlara ulaşmıştı.

 

Elini beline attığında silahının orada olmadığını fark etti. Hızlıca yere baktı ve silahının birkaç adım önde olduğunu gördü. O sırada adam kafasını kaldırmış Rein’e bakıyordu.

Rein silahına doğru kendisini itti ve kılıcını iki eliyle kavrayarak vücudunun önünde tutmaya başladı. Rein’in ona dokunmasıyla birlikte kılıcı alevlenmişti.

 

Rein ilk tepki verdiği sırada karşısındaki adamın kim olduğunu bilmiyordu fakat tekrar bakınca komutanın karşısında oturduğunu gördü. Uyumamıştı ve tehlikeli bir durum olursa diye nöbet tutuyordu. “ Ne arıyorsun burada , neredeyiz biz ? “ dedi Rein.

 

“Her şeyi anlatacağım.” dedi Jack ve Rein’e onu nasıl avlayıp buraya getirdiklerini açıkladı. Nereye gittiklerini de. “Biz canımız için savaşırken sen yatıp durdun. Şimdiyse eziğin birisin.” dedi Jack ve ayağa kalkarak arkasını döndü.  “ Kamptan ayrılma. Buralar tehlikeli. “

Yavaşça ilerledi ve biraz ileride oturarak denize bakmaya başladı. Aksakallı yılanı fazla kullandığı için bitkin düşmüştü ve bütün yemekleri yemişti. Jack’in karnı açtı. Rein’in de karnının aç olduğunu düşünerek tekrar ayağa kalktı ve çadırın içinde yatan Bertuğ’un yanına gitti.

 

Uyandırmak için Bertuğ’nun omzuna dokunduğunda Bertuğ hızlı bir şekilde arkasını döndü ve uykudan aniden kalkmış olmasından dolayı kan çanağına dönen gözleriyle Jack’e bakarak hançerini son anda saplamaktan vazgeçti. Jack ne olduğunu çok geç anlamıştı. Bertuğ’nun hızına saygı duymaya başlamıştı. Çok sağlam refleksleri olan bir adamdı Bertuğ.

“Denizden yiyecek bir şeyler bulacağım. Kampa göz kulak ol.” dedi Jack ve bayır aşağı koşmaya başladı. Bertuğ’un arkasından söylediklerini duymadı bile.

“Hey dikkatli ol , deniz gece tehlikelidir.”

 

Jack hızla kılıcını çekti ve denize sapladı. Kılıcını alevlendirdi ve suyu kaynatmaya başladı. Ölen balıklar suyun üstüne çıkacaktı Jack de onları alacaktı. Gayet emeksiz bir işti. Jack birkaç balığın su yüzeyine yan yatmış bir şekilde çıktığını görünce sırıtarak suya girdi ve balıkları almaya başladı. En sonda büyükçe bir balık vardı ve Jack dayanamayarak ona da gitmeye başladı. Su beline kadar geliyordu.

Tek eliyle balığı kavradığı gibi denizin dibine çekilmeye başladı. Kavradığı balık ortadan kaybolunca Jack bir illüzyon numarasına kandığını fark etti. Bacakları uyuşmaya başlamıştı . Suyun içinden birkaç kol çıktı ve Jack’in kılıcını almaya çalıştı. Jack alevlerini parlattı fakat kollar çekilmedi.

 

Suyun içinden çıkan , ahtapot kollarını andıran kollar alevlere deyip kızarıyorlardı fakat suya tekrar girip tekrar aynı şekilde çıkıyorlardı. Jack , suyun altındaki canavarın suyun içinde kendini iyileştirdiğini varsaydı. Aksi takdirde yüzlerce kolu olmalıydı.

Suyun altına hızlı çekiliyordu. Nefesini tutarak suyun altına kafasını soktu ve gözlerini açtığında karşısında parlayan bir çift göz gördü.

 

Gözden çıkan ışıklar etrafı aydınlatıyordu. Jack bir anda suyun biraz daha derinine çekildi. Suyun altında büyülü dev bir ahtapot vardı ve Jacki salmak gibi bir niyeti yoktu. Yaklaşık beş altı insan boyundaydı.

Jack sakinliğini korumaya çalıştı. Büyü gücünü kaybetmediği sürece ölen dokuları iyileşebilecekti. Bu yeteneğinin bir sınırı vardı fakat başka şansı yoktu.

 

Birkaç ıslık sesi duyuldu. Ardından sayıları artmaya başladı. Jack ahtapotun birkaç kolunun kendisi bıraktığını fark etti. Suyun rengi de değişmeye başlamıştı. Ahtapot kollarını hızlı bir şekilde sallayıp Jack’e birkaç darbe indirdi. Jack suyun içinde darbenin etkisiyle yer değiştirdi ve ilerlerken kılıcının ahtapotun arkasındaki kollarından birinde olduğunu gördü.

 

Yere basarak kendisini oraya doğru itti. Islık sesleri gelmeye devam ediyordu ve ahtapot kafayı yemişti. Jack’e doğru bir darbe daha savurdu fakat bu sefer Jack ahtapotun koluna sarıldı. Kolu ile birlikte savrulurken uygun bir anı yakalayarak arkasına geçti ve ellerine güç verdi. Elleri alevlerle daha da yanmaya başlamıştı.

 

Ahtapotun arkadaki kolunu sıkarak kılıcı bırakmasını sağladı. Boşta kalan kılıç denizin dibine doğru düşüyordu. Islık sesleri gelmeye devam ediyordu ve ahtapot derinlere doğru çekilmeye başlamıştı. Vücudunun üzerinde oklar vardı.

Jack kılıcı tutarak parlattı ve geriye çekilen ahtapotun arkasından kafasına sapladı. Ahtapot hareketsizleşti ve denizin dibine çökmeye başladı.

 

Hızlıca suyun üzerine çıktı ve derin bir nefes aldı..

“HEY GEL BURAYA ÇABUK , BİRAZDAN KÖPEKBALIKLARI GELECEK . !” diye bağırdı Bertuğ. Jack’in hayatını kurtarmak için ahtapotu ok yağmuruna tutmuştu. Jack hızlıca kıyıya doğru yüzdü ve teşekkür etti. Jack teşekkür ederken karnı guruldayarak aç olduğunu belli ediyordu.

Bu sırada Rein arka taraftan olanları izlemişti. Demirci de Jack’e bir şey mi oldu diye endişelenerek gelmişti ve kıyının kenarında duruyordu.

Jack dokularındaki yenilenme sayesinde bacaklarındaki uyuşukluğu direkt olarak üzerinden atabilmişti. Bu sayede tekrar harekete geçip kılıcını alabilmişti. Büyü gücü çok azalmıştı. Bertuğ “ Ben hallederim , sen dinlen.” dedikten birkaç dakika sonra bir adet köpekbalığını sürükleyerek getirdi.

Köpekbalıkları normalden çok daha büyüktü. Büyülü yaratıklar normallerine göre çok daha değişik karakterlere ve tiplere sahiptiler. Rein balığı görünce çok sevindi. Karnı inanılmaz açtı. Jack de aynı şekilde açtı ve dinlenmeliydi.

 

Jack nöbeti Bertuğ’a devrederek çadıra gitti ve iki kitap getirerek Rein’e fırlattı. “Bunlar senin.” dedi ve uyumak için çadıra gitti.

 

Rein sayfaları açtı. Daha önce okumadığı kitabı açıp incelemeye başladı. Bir sayfa ilgisini çekti.

Büyünün sınırları hakkında bilgi veren bir bölümün ortasında kalıyordu sayfa. Rein sayfayı okumaktan vazgeçip bölümün başından okumaya başladı. Sayfaların bazı yerlerdi silikti ve aşınmıştı.

 

“İnsan Psikolojisinin Büyü Kullanımına Etkisi” hakkında yazılmış bir bölümdü. Büyünün sınırlarından ve insan dünyasının büyüyü yeteri kadar kullanamamasının sebebinin psikolojik olduğundan bahsediyordu kitap. Ejderhalar içinse durum böyle değildi.

 

Ejderler psikolojik olarak güçlü olan ve insanlardan çok daha zeki üstün yaratıklardı ve büyünün sonunu görmüşlerdi. En azından büyü tarihi ile ilgilenen insanlar böyle düşünüyorlardı.

 Kitabı okudukça daha da meraklanan Rein hızını alamadı bölümün sonuna kadar geldi . Çok büyük belirsizlikler vardı ve kitap psikoloji konusunda ona yeterli gelmemişti. Sentinel’i çadırdan çıkarken gördü. Onun niye burada olduğunu merak etti fakat sormadı.

 

Sabah karnına tekme yiyerek uyandı. Gözlerini açtığında güneşin yeni doğmaya başladığını gördü ve kendisine tepeden bakan siyah saçlı kızı zar zor seçebildi. Herkes kamp için bir şeyler yapıyordu ve kendi üzerine de birkaç görev düştüğünü fark edip özür dileyerek fırladı.

Bertuğ tarafından temizlenen balıklar yeniliyordu ve Ayame boş muhabbet yapmaya devam ediyordu. Demirci kendine ayrılan balıkların hepsini yemişti ve sessiz bir şekilde köşede oturuyordu. Rein heyecanlı bir şekilde sordu.

“Duyguların sihre olan etkisi ne?”

Aksakallı, Rein’in eşyalarına bir göz gezdirdi ve kitabı gördü. Hafifçe gülümsedi. “Bu macerayı bitirebilirseniz eğer daha doğrusu bitirebilirsek çok bilgili ve güçlü insanlar olacaksınız. Size bildiklerimden biraz bahsedeyim.”

Ayame sözünün kesilmesinin sinirinin üzerine aksakallının bir şeyler anlatacağını görünce heyecanla dinlemek için hazırlandı. Jack de aynı şekilde kendini hazırlamıştı. Görünüşte sadece yemekle ilgileniyormuş gibiydi. Bertuğ ise takmamıştı çünkü zaten yaşlının anlatacaklarını biliyordu.

“Duygular, hangi büyüde olursa olsun sizin yaptığınız işi etkiler. Bazı büyüler için duygu kullanımları değişik olabilir. Örneğin ateş büyüsü kullanan bir insanın sinirlenmesi onun gücünü arttırırken korkması onun gücünü azaltarak alevlerini söndürebilir veya büyü gücünün düşmesine sebep olabilir.”

Rein, Jack ile karşılaştığı ilk zamanı hatırladı. Korkudan alevleri sönmüştü. Yaşlı adam doğru söylüyordu.

 

“Eğer bir gölge uzmanıysanız sinirlenmek yerine korkmak sizi daha güçlü yapar. Çünkü karanlık enerji korkulardan beslenir. Ayrıca gölge güçlerinin genel özellikleri gizlenme, zehirleme ve lanetleme gibi yüz yüze dövüşten ziyade *Rakibine acı çektirerek kendini koru-kendini gizle* tarzındadır. Canlılar korktukları zaman gizlenme eğilimli oldukları için bu duygu daha çok gölge enerjisine hitap eder.”

 

“Su ve Rüzgâr gibi, toplum için daha yararlı olabilecek yetenekler ise sakinlik, arınmışlık gerektirir. Büyüyü yaparken heyecanlanmamalı ve sakinliğinizi koruyabilmeniz çok önemlidir. Bu yüzden bu iki yetenek uzmanlaşması en zor olanlardır. Özellikle su yeteneğinde usta olmanız, sihir esnasında heyecan, korku, sinir gibi duygulardan tamamen arınmış olmanızı gerektirir.” Jack’e dönerek.

 “Savaşta yere düştüğün zaman, Ayame’nin rüzgâr yeteneğini kullanamamasının sebebi buydu. Çok korktuğu için yeteneklerine konsantre olamadı. O yüzden hala başarısız bir büyücü.”

Hiç de bile “diye bağırdı Ayame ve trip atarak ayağa kalktı. Kıyıya doğru yöneldi. Bertuğ, Aksakallının gözlerine baktı ve hayıflanırmışçasına bir nefes vererek ayağa kalktı. Aralarında on metre civarı bir fark olmasına rağmen saniyesinde kızın yanındaydı ve kolundan tutarak kampa çekmeye başladı.

Bu bilgileri öğrenmezsen hep başarısız olursun.” dedi sessiz bir şekilde.

 

“Asıl önemli yere geldik. Siz fark etmediğiniz zamanlar bile büyü gücünüz artabilir. Hiç savaşmasanız bile.”

 

NASIL?” diye bağırdı Rein heyecanla. “Nasıl oluyor? “

Jack kaşlarını çattı ama bir şey demedi. Çocuğun hareketleri sinirini bozuyordu. Zaten birazdan açıklayacaktı, soru sormanın bir anlamı yoktu. Aksakallı söze devam etti:

 

-Atlattığınız her psikolojik travma, sizin büyü gücünüzü şekillendirmeyebilir. Fakat genelde büyü gücünün artmasıyla sonuçlanır. Çünkü büyü, irade gücüyle oluşturduğunuz bir olaydır ve psikolojik travmaları atlatmak sizin iradenizi daha da güçlü yapar. Jack’in bu kadar hızlı bir şekilde gelişmesine yardımcı olan bir diğer etken de budur.

-Diğerleri neler? (Ayame)

Yaşlı adam Jack’e baktı ve konuşmasına devam etti:

-Bu çocuk küçüklüğünden beri savaşlarda en önlerde bulunmuş gibi duruyor. Kılıcını bu kadar uzun süre sallayan bir insanın fiziksel üstünlüğü de artar. Aynı zamanda büyüyü gerçek bir ustadan öğrenmişsin Jack, sadece kullanmayı bilmiyorsun.

Jack, işin içine ustası girince başını öne eğerek birkaç kez salladı. Konunun değişmesini istiyordu. Geçmişiyle ilgili soruları sevmezdi. Aksakallı yine devam etti.

-Jack’in bu kadar çabuk patlamasının sebepleri aslında çok belli. Bu adam büyü eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmış ve savaşlara atılmış. Sahip olduklarının hepsini kullanmak zorunda kalarak sağ çıkabilmiş. Jack gibi, küçükken meydanlara atılarak sağ çıkabilen savaşçılar çok güçlü oluyorlar. Üstelik Jack, sen ateş büyüsüne sahip değilsin evlat.

 

Son cümleden sonra etrafta bir dalgalanma oldu. Ayame ve Rein ağzı açık bir şekilde Jack’e bakıyorlardı. Jack de gözlerini büyütmüş ihtiyarın yüzüne bakıyordu. Bu sefer Bertuğ da şaşırmıştı. Jack sordu:

-O zaman nasıl kullanabiliyorum.

İrade gücüyle evlat. Bu senin için bir yetenek değil, bir beceri. Yetenek doğuştan gelir, beceri ise sonradan kazanılır. Sen bu ateşi öfkenden dolayı kazanmışsın. Senelerce sinirli bir şekilde savaştan savaşa koşmanın ve istediklerini yapamamanın arzusuyla ateş gücüne sahip olmuşsun. Bunda belki biraz da ejder kanının etkisi olabilir ama sanmıyorum. Ateş gücün, gölge yeteneklerin ve ejder kanın tarafından baskılandığı için alevlerin normalden daha az canlı.

-Daha az canlı derken.

-Rein’in alevlerine bak.

O sırada Aksakallı, Rein e işaret yaparak kılıcını yakmasını söyledi. Rein kılıcını parlattı. Rein’in kılıcındaki alevler daha hareketliydi. Alevlerin tepesi sürekli sağa sola oynuyordu ve gövdesi dans ediyordu. Jack’in alevleri ise onlara göre daha ağırdı. Sanki yoğunluğu arttırılmış yarı akışkan bir sıvı gibiydi

-Onun alevlerini su, seninkisini ise bal gibi düşün. Onun alevleri daha akışkan fakat seninki daha fazla özellikle dolu.

-Bunun bana bir avantajı var mı?

-Bir sürü avantajı var ama şimdilik bundan bahsedeyim. Kullandığın alevler ne kadar sertleşirse ondan silah yapman o kadar kolay olur. Belki ileride elindeki kılıca bile ihtiyacın kalmaz. Sadece kendi alevlerinle onu yapabilirsin.

Dedi yaşlı adam ve ayağa kalktı. “Bu kadar yeterli, yolumuza devam edelim.”

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1181

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1033

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 854

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 798

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 678

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 628

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 621

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 592

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 536

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 513

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 321

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 203

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 186

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 89

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13994 Üye Sayısı
  • 415 Seri Sayısı
  • 18723 Bölüm Sayısı


creator
manga tr