"Beyin bir paraşüt gibidir, sadece açık olduğunda iyi çalışır." #James Dewar

Rein - Bölüm 8: Komutanın Gösterisi


Çocuk şaşkınlıkla bakakaldı. Adam çocuğun şaşkınlığına gülmeye başladı. Aynı zamanda tüm askerler çocukla alay ediyordu. Hepsi adamın bu özelliğini biliyor olmalıydı. Çocuk kılıcın uzadığını düşünerek hamlelerini ona göre yapma kararı verdi. Adamın yanında kendisi oyuncak bir asker gibi kalıyordu.

 

Kılıcının alevleri yanmıyordu. İleriye doğru atıldı ve kılıcı saplıyormuş gibi yaparak soldan vurmak için eğildi. Karşısındaki adam hiçbir tepki vermedi. Kılıç adamın vücuduna çarptı. Çocuk ve tüm ordu şaşkınlık içinde olanları izliyordu. Adam sağ tarafından ağır yaralanmış olmalıydı. Ancak yüzünde sinsi bir gülümseme vardı.

 

Çocuk durmadan kılıcıyla darbeler savurmaya devam etti. Adamın vücudu paramparça olmuştu. Ordudakiler harekete geçtiler ancak komutan elini kaldırarak durmalarını işaret etti. Herkes olacakları bekliyordu. Ordunun komutanı veledin birine yenilemezdi.


Rein’in kendine güveni arttı ve kılıcının ateşlerini parlatabildi. Alevlenmiş kılıcını havaya zıplayarak adamın göğsünden geçirdi. Kılıç öbür taraftan çıktı. Adamın içinde yanmaya başladı.

 

Çocuk heyecanla kılıcını adamın göğsünde bırakıp geriye çekildi. Kafası karmaşık duygularla dolmaya başladı. Ne oluyordu niye kimse yardım etmiyordu komutana? Niye komutan yardım etmeyin demişti? Adam bu kadar darbe yedikten sonra bile nasıl ayakta durabiliyordu?

 

Adam, çocuğun kılıcını tutup göğsünden çıkardı. Kılıçtan siyah alevler çıkmaya başladı. Kılıç sanki yardım istiyormuşçasına bakıyordu çocuğa. Herkes tekrardan gülmeye başlamıştı. Bu aslında komutanın bir gösterisiydi. Oradaki herkese ne kadar güçlü olduklarını ve onları güvende tutacaklarını göstermenin en iyi yolunu bulmuştu.

 

Komutanın yaraları siyah bir alevle yanarak kapandı. Çocuk şok olmuştu. Karşısındaki adamın ilk göründüğü zamankinden tek farkı kıyafetlerindeki kılıç izleriydi. Yaraları kapanmıştı ve sanki hiç darbe almamış gibi duruyordu. Daha da şaşırtıcı olan çocuk nasıl fark edememişti adamın darbe aldığında vücudunun kanamamasını.

 

Etrafta toplanan askerler ve halk çok mutlu olmuştu. Zaten delilerin komutanlarına olan güvenleri tamdı. Halk da bunu anlayınca ortada bir güven ortamı oluştu. Adam çocuğa kılıcını geri fırlattı. Kılıç hala siyah alevlerle boğuşuyordu. Kabzası da dahil her yeri yanıyordu. Çocuğa “Kılıcını yerden al ya da öl!” dedi. Çocuk kılıcı yerden aldı.

İçinde bir kıpırdama oldu. Siyah alevler vücuduna girerek kayboldu ve yerini normal ateşe bıraktı. Çocuğun kör olan gözü açıldı. İçi simsiyahtı ve gözbebeğinin olduğu yerde yedi yapraklı beyaz bir çiçek vardı.

 Kılıcından siyah beyaz alevler yükseldi. Kendisini kaybetmeye başladı. Gördüğü tüm canlıları öldürmek istedi. Her şeyi ve en son da kendisini. Kılıcını yanlamasına savurdu. Simsiyah bir iz çıktı. Arkasından ateşler çıkıyordu ama izin ön tarafı simsiyahtı.

 

Komutan “Şimdi başlayalım.” dedi gülerek. Kılıcını kabzasından çıkarttı ama bu sefer çok farklı bir şekildeydi. Yırtıcı bir hayvan gibiydi gerçekten, daha önce dalga geçiyordu ama bu sefer çok ciddiydi. Çocuğun siyah çizgisi adamın içinden geçip kayboldu. Komutanın gövdesi ortadan ikiye ayrıldı ve sonra tekrar birleşti.

 

Komutan havaya sıçradı. Askerler kenara çekilmeye başladılar çünkü bu hareketi daha önce de görmüşlerdi. Askerler arasında “Ejderha inişi diye adlandırılan bu hareket komutanın ejderhaları öldürürken yaptığı bir hareketti ve inanılmaz güçlüydü. Küçükken bir ejderhayla yaşadığını ve ondan öğrendiğini söyleyenler de vardı.

 

Adam büyü kullanarak bile sıçranılamayacak bir yüksekliğe çıkıp kılıcını yere doğru uzattı. Çocuk kontrolü kaybetmişti ve tek istediği şey adamı öldürmekti. Kılıcıyla havaya doğru saldırılar yapmaya başladı. Adam yere doğru geliyordu ve çocuğun saldırıları adamı kesiyordu. Ancak adam tekrar iyileşiyordu. Kılıcını bırakmadı ve baş üstü bir şekilde yere çivi gibi çakıldı.

 

Adamın çakıldığı bölgenin etrafında simsiyah bir patlama oldu. Bir sütun gibi gökyüzüne yükseldi. Kısa bir süreliğine hava karardı ve tekrar aydınlandı. Şehrin önünde devasa bir çukur oluşmuştu ve çocuk çukurda değildi. Adam kılıcını kınına sokarak hiçbir şey olmamış gibi çukurdan yukarıya tırmandı ve yoğun bir alkış eşliğinde atına binerek şehre girdi.

Daha önce çok kullanmadığı bir teknikti bu. Dünkü savaşta kaçan ejderhanın kafasına vurmak için kullanmıştı. Niye küçük bir çocuk için bu tekniği kullandığı anlayamadılar ordudakiler. Sebebini soranlara ise “Gücümüzü göstermek istedim.” diye cevap verdi komutan.

 

Çocuğun çukurda olmamasını, çocuk kaçtı diye yorumlayanlar da vardı. Yardımcı komutan, çocuğun yüksek ısıdan dolayı buharlaştığını söyleyerek insanların içini rahatlattı. Gerçekten de siyah patlamadan sonra etraf ısınmıştı ve o patlamadan uzakta olan insanların bile yüzlerine sıcak su çarpmış gibiydi. Büyüye bu kadar hâkim olan birisi havanın sıcaklığını bile değiştirebiliyormuş demek ki dedi şehirdeki insanlar.

 

Komutan ve yardımcısı birlikte şehre girdiler.  Atlarının üzerindeydiler ve komutan zırhını çıkarmıştı. Çocukla savaşmadan önce de zırh takmıyordu zaten. Zırhını çoğu zaman giymezdi. Şehre girince çocuklar tarafından ilgi gördüler. Güzel kızlar da komutanın yanına gelip ona çiçek vermeye çalıştılar. “Komutan çiçek gibi saçma sapan şeylerle ilgilenmez.”  Diye düşünen bir kız komutana ejderha parçalarından yapılmış bir yüzük vererek “Eğer evlenmek isterseniz sizi sonsuza kadar bekleyebilirim.” dedi. 

 

Herkes kıza gülmeye başladı. Komutan ise teşekkür ederek yüzüğü parmağına taktı.

...

 

Umarım cehenneme gitmem.”

 

Çocuk gözlerini açtı. Bilmediği bu yere nasıl düştüğünü hatırlamaya çalıştı. Etrafa fazla bakınmadan düşünmeye başladı. Kılıcından çıkan siyah alevleri hatırladı. Sahneyi gözünün önünde tekrar ederek karşısındaki komutanı gördü. Havaya sıçramıştı üzerine doğru geliyordu. Çocuk kılıcını sallıyordu ama adamın bedeninin tekrar birleştiğini görüyordu. Kendisi sallamamıştı kılıcını. Kontrolü kaybetmişti.

 

İki gözünün de açık olduğunu bildiği halde sadece tek gözüyle görebiliyordu olanları. Komutanın yukardan aşağıya çakılışını izlerken bir şey fark etti. Komutanın tek gözü simsiyahtı ve içinde yedi yapraklı beyaz bir çiçek vardı.

 

Aklına keşişin mezarındaki çiçek geldi. Kılıç ustasının keşiş ile ne bağlantısı olabilirdi? Soruların cevaplarını bulmak istiyordu ancak her seferinde daha fazla soruyla karşılaşıyordu. Siyah bir sütun yükselmişti ve farklı bir yere uçmuştu. Yere nasıl bu kadar yumuşak indiğini de anlayamadı.

 

Ayağa kalkıp etrafa bakınmaya çalıştı. Vücudu onu dinlemiyordu ve hareket etmemek için ısrar ediyordu sanki. Bir an duraksayıp hareket eden bir şeylerin olduğunu fark etti. Hayvan maskeleri takan uzun kıyafetli ve kapüşonlu insanları gördü. Üzerine doğru geliyorlardı. Ayağa kalkmaya çalıştı ama tek yapabildiği kafasını kaldırabilmek oldu.

 

Maskelilerden bir tanesi öne çıkarak elini önce dudaklarına sonra burnunun üstüne ve en son da alnına koyarak çocuğu selamladı. Rein bu selamı daha önce dedesinin anlattığı hikayelerden duymuştu. Krallık sınırlarının ötesinde olmalıydı çünkü bu adamlar kabile üyelerine benziyorlardı. Çocuk aynı hareketi tekrarlayıp vücudunun yaralı olduğunu belirtmeye çalıştı.

 

Selam veren adamın işareti ile iki kişi gelip çocuğu ilaçla bayıltarak kendi kamplarına doğru götürdüler. Yerlilerin kampları her zaman ormanın içinde gizli olurdu ve yolda birçok tuzak olurdu. Çocuğun bunları görmesini istemedikleri aşikardı.

 

Gözlerini ateşin karşısında açtı çocuk. Karşısındaki yerliler çocuğa bakıyorlardı. Çocuk kendi dilinde konuştu ancak yerlilerden hiçbir tepki gelmedi. Çocuk anlamadıklarını düşünerek konuşmaktan vazgeçti ve önüne konan kasedeki sıvıyı içti. Yerlilerden bir çocuk koşarak aralarından ayrıldı ve kısa bir süre sonra yaşlı bir adamla geri geldi.

 

Yaşlı adam, çocuğa “Nasıl geldin buraya? “Diye sordu. Çocuğun konuştuğu dili anlayan tek kişi oydu sanırım.  “Bilmiyorum.” dedi çocuk.  İhtiyarın ısrarları üzerine başından geçenleri anlattı. Komutandan ve kılıcından bahsetti. Komutanın tek gözünün siyah olduğunu içinde yedi yapraklı beyaz bir çiçek olduğunu ve alevlerinin siyah olduğunu söyledi.

İhtiyar adam şaşkın bir şekilde anlatılanları dinleyip “Demek oydu.” dedi ve olanları kabile halkına anlatmaya başladı. Çeviri işi bittikten sonra çocuk, yaşlı adama “Onu tanıyor musun? “Diye sordu.

 

“Evet daha önce de buraya senin gibi tek gözünde siyah çizik olan çocuklar geldi. Onlar da seninle aynı şeyi söylediler. Sizi buraya yollayan kişi kim bilmiyorum ama bir şey planlıyor olmalı. “

 

Çocuk kendisi gibilerin de buraya geldiğini görünce şaşırdı. Başka insanların da mı tek gözü böyle çizikti? Yoksa onları da mı keşiş eğitmişti? Hem de gelenlerin çoğu kendisiyle aynı yaşlardaydı.

Yaşlı adamla bu kamp hakkında konuşmak istedi ancak yerlilerin bir şey saklamak istediği belliydi. “Onları kızdırmasam iyi olur.” diye düşündü ve sorgulamaktan vazgeçerek uzandı. Vücudu hala daha hareket etmek istemiyordu.  “Uyumalıyım.” diye düşündü.

 

----

 

Deliler birliği saraya fazla yaklaşmadan dışarıda kaldı. Saray devasa bir kalenin içerisindeydi ve ulaşılması güç bir tepedeydi. Sarayı korumak çok kolaydı. Deliler birliğini saraya fazla yaklaştırmıyorlardı ve kaleden içeri bile girmelerine müsaade edilmedi. Dengesiz adamlar ne yapacağı belli olmazdı.

Prens H.J delilerin komutanı Jack’i görünce sinirli bir şekilde “Bu aptal adamları niye buraya getirdin insanları huzursuz ediyorsun. “Dedi.  Jack bozmadan “Kralın emri.” diyerek konuyu geçiştirdi.

 

Jack ne kadar sevilen bir adam olsa da prense kafa tutmanın çok büyük bir aptallık olduğunu biliyordu. Yanında yardımcı kumandanı Fiend ile birlikte kralın bulunduğu yere doğru yöneldiler.  Yanlarında güvenlik için koruma bulunmuyordu çünkü korumaları da yenebilecek güçteydiler. Zaten Jack daha önceden kralın hayatını kurtarmıştı bu yüzden fazlasıyla güvenilirdi.

 

Kralın salonunun önünde Keşif birlikleri lideri Magnolia ile karşılaştılar. Jack gözüyle selamladıktan sonra içeri girmek için kapıyı tıklattı. Kapı açıldı ve içeriden Süvarilerin lideri Abella ve yardımcısı dışarı çıktı. Abella dışarı çıkarken bir kahkaha atarak Jack’e omuz attı ve özür dilemeden yoluna devam etti.

 

Jack, yardımcısıyla içeriye girdi ve eliyle krala selam verdi. Jack dalkavukluğu sevmeyen bir adamdı ve kralın hayatını kurtardığında kral ona “Bir adet dilek hakkı. “Vermişti. O zaman küçüktü ve istese süvarilere bile katılabilirdi fakat o “Ben diz çökmem elimle selam veririm.” diyerek ayrıcalık kazanmıştı. Sonra kendi çabalarıyla komutan olmuştu. Prens bile kralın önünde eğilirken kralın önünde eğilmeyen tek kişi Jack’ti. Fıtratına uygun değildi zaten.

 

“Bugün ortalığı bayağı karıştırmışsın Jack. Küçük bir çocuk için neden büyük bir hamle yaptın söylesene? “Dedi Kral. Biraz sinirli biraz da meraklıydı. “Gücümüzü şehir halkına kanıtlamak istedim.” dedi Jack ve devam etti. “Süvarilerin bizden güçsüz olmalarına rağmen bu kadar övgü almaları beni ve adamlarımı rahatsız etmeye başladı. Bize köpek gözüyle bakmalarından hoşnut değiliz.”

 

Kral bir kahkaha patlatarak cama baktı ve “İnsanlıktan çıkmış bu adamların gerçekten bunu umursadığını mı sanıyorsun?” dedi. Kalenin önünde güreş yapan delileri gösterdi parmağıyla. “Eğer isterseniz sizi de süvarilere alabilirim.” dedi ve söz hakkı verdi Jack’e.

 

JackFiend’ e dönerek “Düşündün mü? Diye sordu. “Evet ve evet. “Dedi Fiend, baltasını ve zırhını çıkartarak yere bıraktı. “Deneyeceğim.” dedi üzgün ve umutlu bir sesle.


“Son kez rapor ver o zaman, yeni süvari.” dedi Jack ve krala rapor vermeden dışarı çıkarak yardımcı kumandana yığdı rapor verme yükünü. Son kez.

 

Balkona çıktı. Muhabbet eden insanların arasından sıyrılıp köşeye bir yere çekildi ve oturup manzarayı izlemeye başladı. “Üzüldün mü, EJDERHA bey?” diye sataştı yine Abella. Arkadaşını süvari yaptığını anlamıştı. Çocuk hakkında da bir şeyler biliyormuş gibiydi. Jack’in yanına sokulup kulağına fısıldadı.

 “Niye kurtardın onu?”

 

 

 

 

 

 Anlatımda veya yazımda gözünüze çarpan hataları yorumlardan veya Chatango'dan bana ulaşarak bildirebilirsiniz. Chatango nickim : Rienrein 

 



Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1181

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1033

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 854

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 798

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 678

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 628

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 621

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 592

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 536

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 513

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 321

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 203

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 186

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 89

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13994 Üye Sayısı
  • 415 Seri Sayısı
  • 18723 Bölüm Sayısı


creator
manga tr