Bölüm 446: Süngü'nün Becerisi

avatar
1235 39

Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 446: Süngü'nün Becerisi


Nie Yan elini Xie Yao'nun geceliğine doğru hareket ettirdi, iki adet yumuşak çıkıntıya denk gelince ilelemeyi bıraktı. Sanki her daim yaptığı normal bir işmiş gibi, bir anda okşamaya başladı.

 

Xie Yao bütün vücudu uyuşmuş gibi hissediyordu, direnmek için gücü yoktu.

 

Nie Yan Xie Yao'nun bütün zayıf noktalarını biliyordu. Xie Yao kıvrandı ve hafif bir inceleme yaptı.

 

Nie Yan'ın gözlerine bakarken utangaçlığını gizlemek için sanki sinirlenmiş gibi taklit yaptı.

 

Nie Yan güldü ve Xie Yao'nun kulağına eğilerek fısıldadı, "Pekâlâ, bugünlük burada duracağım, aslında gerçekten seninle beraber olmak istiyorum ama. Hadi dişlerimizi fırçalayıp duş alalım."

 

Xie Yao hızlıca yataktan çıktı. Nie Yan'ın sözleri onu daha da fazla etkilemişti, kalbinde bir mutluluk hissediliyordu.

 

Nie Yan Xie Yao'nun vücudunu oldukça cazibeli buluyordu.

 

"Banyoya önce ben gireyim." Xie Yao acele ile hareketlendi, Nie Yan'ın gözlerine bakmaktan çekiniyordu.

 

Banyodan çıktığında ise yanakları hala kızarmış vaziyetteydi. Geceliğinin altından görünen derisi yumuşak ve göz alıcıydı, pürüzsüz bir yeşim taşı gibi parlıyordu. Nie Yan'ın içinde tekrar bir hamle yapma arzusu oluştu.

 

Fakat Xie Jun ile yaptığı anlaşmaya bağlı kalmak istiyordu. Öncelikle Yükselen Ejder ve Şan Mali Gruplarından daha güçlü hale gelerek kendini ispatlamak istiyordu. Her ne kadar içinde bulunduğu durumlardan bazen avantaj sağlıyor olsa da, yine de kendini kısıtlama konusunda her daim başarılı oluyordu. Sonuçta zaten bu ikili oldukça gençti. Xie Yao henüz yeni 18 yaşına girmişti! Nie Yan'ın kalbinde hafif bir suçluluk duygusu belirdi.

 

Xie Yao da bunu anlamıştı. Nie Yan'ın kendini kısıtlamasını ve geri çekilmesini minnetle karşılıyordu.

 

İkili duş aldıktan sonra Nie Yan Xie Yao'ya döndü. "Benim babamın şirketine gitmem gerek. Yapmam gereken bazı işler var."

 

Xie Yao bunu duyduğunda endişe ev korku hissetti. Dünkü kaçırılma meselesinden sonra bilinçaltında kendini Nie Yan'a bağımlı hissediyordu. Onun yanında olmadığı zamanlar sanki sürekli bu olay tekrarlanacakmış gibi bir korkuya sahip oluyordu.

 

"Merak etme. Burada güvende olursun. Ancak halka açık alanlarda görülürsen durum biraz tehlikeli bir hal alabilir, bundan dolayı benimle gelemezsin. Eğer ters bir şey olursa anında beni ara," Nie Yan gitmeden önce Xie Yao'nun gönlünü rahatlatmak istiyordu.

 

"Pekâlâ, ama acele et," dedi Xie Yao. Nie Yan'ın halletmesi gereken acil işler olduğunun farkındaydı.

 

Xie Yao'ya veda ettikten sonra, Nie Yan arabasına atladı ve babasının şirketine doğru yola çıktı.

 

Nie Ailesi Şirketi, Baba Nie'nin liderliğinde hızlı şekilde gelişiyordu. Üç adet büyük iş başardıktan sonra ve tekrar markalaşma çabası ile isimlerini Dünya Grubu olarak değiştiren Nie Ailesi Şirketi artık piyasanın gözbebeği haline gelmiş geniş bir mali grup olmuştu. Ayrıca Nie Yan'ın son hamlesi olarak Baba Nie ile Tuoba Zaman'ı tanıştırması ve bunun ışığında bu ikilinin, Tuoba Hongye'nin iş alanlarından büyük bir pay koparması ile Dünya Grubunun gelişimi iyice hızlanmıştı. Bunun yanında, Dünya Grubu Yüzyıl Mali Grubunun %3'lük bir hissesini de satın almıştı. Her ne kadar böylesine büyük bir mali grubun %3'lük hissesini almak çok büyük bir başarı gibi görünse de aslında bu sadece bir başlangıçtı ve sonuçta Yüzyıl Mali Grubunun lideri olan Cao Xu, bu mali grubun %52'lik hissesine sahipti.

 

Dünya Grubunun bu ani gelişimi göz kamaştırıcıydı, özellikle de sanal gerçeklik sektöründeki gelişim hızları herkesin kıskançlıkla kendilerini izlemesine sebep oluyordu. Savaş Tanrısı Kabilesi beş kaleyi kontrolü altında tutuyordu, bunlardan ikisi Dünya Grubu tarafından kontrol ediliyorken diğer ikisi ise yakın iş ortaklarına satılmıştı. Bu gerçek dünyadaki iş sektörleri Dünya Grubunun oyun içerisindeki kazancına da pozitif etki yaratıyordu.

 

Eğer ki Savaş Tanrısı Kabilesi bu gelişim hızını koruyabilirse ellerinde barındırdıkları kale sayısı da artacak ve İnanç içerisinde çok daha popüler olacaklardı.

 

Savaş Tanrısı Kabilesi direkt olarak Niuren Birliği ile bağlantı halindeydi. Niuren Birliği çöküşe girmediği takdirde Savaş Tanrısı Kabilesinin Nisode içerisindeki pozisyonu da etkin kalacaktı. Dahası, Niuren Birliği Nie Yan'a ait olduğundan, Savaş Tanrısı Kabilesi ile yollarını ayırmak gibi bir ihtimalleri de yoktu. Niuren Birliği daha çok sayıda kale ele geçirdikçe, Nie Yan elde ettiği bazı gelişimleri Savaş Tanrısı Kabilesiyle paylaşıma gidecekti. Beş yıllık süre düşünülecek olursa, Dünya Grubunun mali durumu oldukça stabil geçecekti.

 

Dünya Grubunun resepsiyon alanı oldukça geniş ve güzel tasarlanmıştı. Baba Nie ve bir başka hissedar bu esnada koridordan geçiyordu. Yaklaşık 20 adet koruma ile beraber hareket ediyorlardı. Bu esnada günlük kıyafetler giyinmiş bir kişi ana girişten içeri girdi. Yaklaşık 28 yaşında görünüyordu ve korkutucu bir görünüşe sahipti. Yürüyüşü sabit hareketlerle devam ediyordu, vücudu hiç sarsılmadan, emin adımlarla ilerliyordu, bu yürüme tarzı ise ona büyük bir korkutucu görünüm kazandırıyordu.

 

Bu gelen kişi Süngü'ydü. Resepsiyona doğru yürüdü.

 

Resepsiyon masasında oturan kadın yirmili yaşlarının başında, genç bir kadındı. Süngü'nün geldiğini görünce suratı bir anlık korku ile doldu. İstemsiz şekilde bir adım geri attı. Fakat derhal kendini toparlayarak ileri adım attı ve Süngü'yü karşıladı. "Efendim, size nasıl yardımcı olabilirim?" Süngü'nün korkutucu görünümü kadını oldukça rahatsız bir pozisyona sokmuştu.

 

Süngü daha öncesinde sayısız savaş alanına girip çıkmıştı. Vücudu kim bilir kaç adet cana mâl olacak kadar kan akıtmıştı. Böyle korkutucu bir yüz ifadesine sahip olmasının sebebi uzun zaman boyunca suratında bu arzunun eksik olmayışındandı.

 

"Ben birini arıyorum. Burada Nie Yan isimli birisi var mı?" Süngü kaba bir ses tonuyla konuşuyordu. Baba Nie'nin duyabileceği kadar yüksek bir sesle konuşmuştu.

 

Baba Nie kaşlarını buruşturarak Süngü'nün olduğu yöne baktı. Süngü'yü gördüğü anda bu elemanın tehlikeli birisi olduğunu anlamıştı. Baba Nie de zamanında bir asker olarak görev yapmıştı, bir paralı askerin doğasına benzer niteliklere sahipti, bundan dolayı karşısındaki kişilere ilk bakışta anlam yükleyebiliyordu. Bu genç adam kesinlikle kendisinden daha zayıf birisi değildi. Üstelik Baba Nie bu elemandan gelen hafif kan kokusunu birkaç metre öteden alabiliyordu bile.

 

Böyle bir eleman neden Nie Yan'ı arıyor olabilirdi ki? Baba Nie istemsiz şekilde rahatsız hissetti. Eğer karşısındaki bu eleman kötü bir niyetle buraya gelmişse, bu durumda oğlu tehlikede demekti. Bir süre düşündükten sonra arkasındaki korumalara sessizce fısıldadı, "Şu elemanın bir yere gitmesine izin vermeyin. Etrafını sarın."

 

Baba Nie öncelikle bu elemanı kontrol altına alıp, sonrasında Nie Yan'a neler olup bittiğini sormak istiyordu.

 

Altı adet iri yapılı koruma Süngü'nün olduğu noktaya doğru yürümeye başladılar. Bu korumaların hepsi de görmüş geçirmiş, birçok savaşa girip çıkmış gazi askerlerdi.

 

Süngü ise resepsiyon görevlisi ile konuşurken minik bir grubun kendisine doğru yaklaştığını hissetmişti. Arkasını döndüğünde altı adet korumanın kötü niyetli bakışlarla kendisine yaklaştığını gördü. Gözlerini kısarak ve kaşlarını çatarak korumalara baktı. Acaba Nie Yan kendisini test etmek için böyle bir hamle mi yapmak istiyordu?

 

Sebep ne olursa olsun, çözüm basitti. Süngü'nün yapması gereken tek şey bu elemanları geri püskürtmekti.

 

Resepsiyon görevlisi işlerin terse gitmek üzere olduğunu görünce korku ile aniden geri çekildi. Neler olup bittiğine dair hiçbir fikri yoktu.

 

Altı koruma Süngü'nün etrafını sardı ve ona gidecek bir yer bırakmadı.

 

"Kimsin sen? Neden geldin buraya?" korumalardan biri sordu. Teni hafif siyah renkliydi ve boyu ise yaklaşık 190 cm civarındaydı.

 

"Ben Nie Yan isimli birini arıyorum," dedi Süngü.

 

"Üzerinde kimlik var mı?" aynı koruma daha kaba bir ses tonuyla sordu. Bir kavga çıkarmak için uğraştığı belli oluyordu.

 

"Kimlik yok." Süngü sırıtarak konuştu. Çoktan etrafını gözlemlemişti. Nie Yan görünürlerde yoktu. Bu altı koruma muhtemelen bir başkası tarafından gönderilmişti.

 

Korumalardan biri Süngü'nün omzunu tutmak için hamle yaptı. "Seni polis karakoluna kadar götürelim dostum ne dersin?"

 

Bu esnada, Süngü resmen ışık hızında tepki verdi. Omzuna uzanan elden kaçınarak korumanın koltukaltına bir darbe indirdi. Koruma tepki verecek zamanı bulamamıştı, bütün kolunun uyuştuğunu hissetmişti.

 

Tam da misilleme için hamle yapacakken, Süngü bu sefer de korumanın boynuna doğru bir hamle daha yaptı. Bir çıtırdama sesinden sonra uzun boylu ve geniş yapılı bu koruma aniden yere serildi.

 

Silah arkadaşlarının yere düştüğünü gören diğer beş koruma derhal pozisyon alarak ileri atıldı.

 

Hamleleri yetenekli ve karalı yapıdaydı. Askeri dövüş yetenekleri kesinlikle azımsanamayacak derecedeydi.

 

Süngü sanki bir tavşanı tekmeliyor gibi, önündeki korumalardan birinin karnına sağlam bir tekme savurdu. Tekmenin verdiği acı korumanın yüksek sesli bir çığlıkla yere yuvarlanmasına sebep olmuştu. Basit bir tekme bu kadar acı veriyor olamazdı. Süngü'nün hamleleri çok vahşiydi, her saldırısının arkasındaki güç olağanüstü şiddetteydi.

 

Avuç içi, dirsek ve diz gibi vücut parçalarını tıpkı birer kesici alet gibi, birer silah gibi kullanıyordu. Süngü'nün hiçbir hamlesi gereksiz değildi. Bir korumayı yere sermek için ihtiyacı olan tek şey bir ya da iki hamleydi. Hamlesini yaptığı noktalar ise insan vücudunun en savunmasız bölgeleriydi. Saldırıları basit fakat oldukça etkiliydi.

 

Altı korumanın hepsinin de yere serilmesi çok zaman almadı.

 

Süngü, yüzünde sinsi bir gülümseme ile olduğu yerde duruyordu. Eğer bu kişilerin kimliğini düşünerek onların üzerine sakin hamleler yapsaydı durum çok daha farklı olurdu. Altı kişiyi 16 saniyede yere sermek, bu kendisinin yeni rekoruydu.

 

Süngü bu tarz sıradan kavgalara olan ilgisini çoktan yitirmişti. Eğitimini aldığı asıl şey öldürmekti. Tek gerçek sloganı bir vuruşta bir ölümdü.

 

Baba Nie ise şahit olduğu manzara karşısında şaşkındı. Az evvel gönderdiği altı korumanın sahip olduğu gücü iyi biliyordu. Eğer dünya genelinde bir dövüş turnuvasına katılsalar hepsinin de yüksek dereceler elde edebileceğinin farkındaydı. Fakat yine de bu elemanın karşısında tıpkı birer evcil hayvan gibi yere serilmişlerdi.

 

Baba Nie'nin arkasında hala 10'dan fazla koruma vardı. Fakat kaç tane koruma gönderirse göndersin, sonucun değişmeyeceğini anlamıştı. Bu korumaların hiçbiri Süngü'nün ligine erişemezdi.

 

Baba Nie daha evvel böylesine bir güce sahip tek bir kişiyle karşılaşmıştı, o kişi ise ordudaki komutanı olan kişiydi. Bu kişi daha önceden Kanlı İğne isimli bir özel kuvvet ekibinde görev yapmıştı. Baba Nie kendisi hamle yapsa bile Süngü'nün karşısında birkaç saniyeden daha fazla ayakta kalamazdı.

 

Süngü, Baba Nie'nin olduğu yöne doğru baktı, arkasındaki 15 korumaya göz gezdirdi. Bakışlarında küçümseme vardı, onlara karşı harekete geçmesinin kendisi için aşağılayıcı olduğunu belirten, onları kendisinden daha aşağıda gören bir bakıştı bu.

 

Baba Nie bu esnada Nie Yan'ı aramış ve olan biteni anlatmaya başlamıştı.Evlat, neler olduğunu bana anlat!

 

"Oh, o kişi benim bir arkadaşım. Benim korumama olmasını istemiştim ondan. Ben birazdan orada olurum.diye cevapladı Nie Yan.

 

Baba Nie şaşkındı. Böylesine yeteneklere sahip birisi kesinlikle en elit orduların en elit askerleri arasında sayılırdı. Eğer mali gruplarına böyle bir koruma tutmak isteseler yıllık maaş olarak en az 100,000,000 kredi vermeleri gerekirdi. Nie Yan böylesine yetenekli birisini kendi koruması olması için nasıl ikna etmişti? Baba Nie gerçekten de şaşkındı.






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 25396 Üye Sayısı
  • 846 Seri Sayısı
  • 42770 Bölüm Sayısı


creator
manga tr