Bölüm 167- Anahtar

avatar
2740 18

Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 167- Anahtar


 

 

Dullahanların Hayali Alemi mühürlü bir harita olduğundan burada Dönüş Parşömeni kullanmak mümkün değildi. Ancak şu anda Caydırma becerisine sahip olduğuna göre, haritada keşfedilmemiş tek yer olan tapınağa girebilirdi!

 

Heybetli, antik tapınağa doğru, yanındaki beş Başsız Süvari ile birlikte yola koyuldu. Hizmetkarlarını biraz önce kontrol altına almıştı. Tapınağın kapılarını korumakta olan yüzlerce Başsız Süvari vardı. Yaklaşan birini hissettikleri anda mızraklarını doğrultup istilacıya hücuma geçeceklerdi.

 

Altı metrelik görkemli kapılar sıkıca kapatılmıştı.

 

Caydırmayı etkinleştirip temkinle Başsız Süvarilere yaklaştı.

 

Becerinin etki alanına temas eden ilk Başsız Süvari ve de atı, titreyerek alanın zıt yönüne hızla kaçtılar.

 

Başsız Süvarilerin oluşturduğu koruma dalgası, Kızıldeniz’in ikiye ayrıldığı gibi ayrılıyor, aralarında tapınağa giden bir yol açılıyordu. Adeta süvariler tören icabı iki yana geçmiş selam duruyorlardı.

 

Caydırmanın etkili olduğunu gördüğünde Başsız Süvarilerin arasından geçerek tapınağın giriş kapısına yöneldi.

 

Nie Yan adım adım yaklaşırken, iki tarafta yoğun halde toplanmış süvarilerin mızraklarından gelen parıltıyı ve o parıltının taşıdığı ölüm arzusunu hissedebiliyordu.

 

Merdivenlerden çıkarken beş hizmetkarı da arkasından takip ediyordu.

 

Girişe vardığında kapılardan gelen ağır baskı omuzlarını çökertti. Ellerini kapılara yerleştirip var gücüyle itti. Kapıların gıcırtısı kulaklarında yankılanırken araları açılıyor, dışarının ışığı o açıklıktan tapınağın içine sızarak ışığa hasret tapınağı aydınlatıyordu.

 

Dulla Tapınağını keşfettiniz.

 

Bildiği kadarıyla Atlanta Kıtasının kayıtlarında Dulla isminde biri yoktu. Dulla acaba ne tür bir varlıktı? Belki de bilinmedik bir ırkın taptığı bir tanrıydı. Cevap her neyse, içeride onu bekliyordu.

 

Merakına daha fazla engel olamayan Nie Yan tapınaktan içeri ilk adımını attı. İçeride muazzam genişlikte bir hol ile karşılaştı. Yer, üzeri şatafatlı süslemelerle dolu beyaz taş bloklarla kaplanmıştı. Hol öyle büyüktü ki, Nie Yan alanın 250.000 m2den fazla olduğunu düşünüyordu. Tam ortada yükselen sütunun etrafını üç yetişkin adam ancak sarabilirdi. Zirvesi görünmeyen sütun, sanki evrenin derinlerine kadar uzanıyordu.

 

Arkasında beş hizmetkarı ile sütuna yürüdü. Koca holdeki tek ses, boşlukta yankılanan ayak sesleriydi. Tam karşısında etrafı mumlarla sarılı bir sunak bulunuyordu. Mumların alevleri her an sönüp, varlıklarını sonlandıracaklarmış gibi titriyordu.

 

Sütuna yaklaşırken yanından geçtiği direklerin birine yaslanmış, içinde kalın kitaplar olan bir raf gördü. Kitapların deri kapaklarına altın yapraklar işlenmişti. Fakat aradan geçen asırlarla kapaklar kirlenmiş, üzerleri tozla kaplanmıştı. “Sör Dulla’nın Suçuna İspat”, “Sör Dulla’nın Hikayesi” gibi bazı kitaplar insan dilinde kaleme alınmıştı. İki kitabın yazıldığı dil konusunda Nie Yan’ın da fikri yoktu.

 

Kadim Ortak Yönetim Devrinden kalan kayıp kayıtları buldunuz. Kitaplarda meşhur Şövalye Sör Dulla’nın hikayesi anlatılıyor.

 

Raftan “Sör Dulla’nın Suçuna İspat” isimli kitabı alıp rastgele bir sayfa açtı.

 

Sör Dulla, suçunu kabul ediyor musun? Seni tanrı adına yargılıyorum. İlahi ışık kararmış ruhunu arındırsın…

 

Etmiyorum. Beni cehenneme, ebedi azaba gönderebilirsiniz…

 

Okuduğu kısımlardan çıkardığı kadarıyla Sör Dulla, Zümrüt İmparatorluğunda meşhur bir şövalyeydi. Karanlık elfleri defetmek için çıktığı onca savaş, kılıcıyla can veren nice düşman sonucu artık savaşmaktan yorulmuştu. Son savaşında da iki genç karanlık elfin hayatlarını bağışlamıştı. Sonraları Sör Dulla’nın damarlarında ejderha kanı aktığı öğrenilmiş, Işık Tapınağı tarafından idam edilmişti. Vurulan başı piskoposun emriyle şehir kapılarına asılmıştı. Ancak kimsenin ummadığı bir şey gerçekleşmiş, başsız vücudu ve onunla birlikte öldürülmüş atı dirilmiş, tapınağın gözlerinden kaybolmuştu. O günden beri Başsız Süvarinin efsanesi anlatılagelmişti. Kimi zaman Zümrüt İmparatorluğunun farklı bölgelerinde onu gördüğünü iddia edenler bile olmuştu.

 

Nie Yan kitapları teker teker inceledi. Ta ki son ikisine gelene kadar. İki kitaptan birini raflardan çektiğinde gizemli bir enerji vücuduna aktı ve zihninde bir dizi söz belirdi.

 

“Sör Dulla, huzur içinde yat.”
– Karanlık Elf Kız, Sally.
Karanlık elf dilini öğrendiniz.

 

Kitabın kapağına baktı. Dulla’nın ardından yazılan kasideler bu kitapta toplanmıştı. İçine şöyle bir göz atıp o kitabı da yerine koydu. Kitabın pek ehemmiyeti yoktu. Kasideleri anlamak için eski zamanların bilgisine vakıf olmak gerekiyordu. Ancak karanlık elf dilini öğrenmesi, Nie Yan’a büyük fayda sağlayabilirdi.

 

Ardından diğer kitaba uzandı. Kitabı tuttuğunda iliklerine kadar hissettiği kan donduran bir soğukla karşılandı. Bu kitaptaki ölüm aurası o kadar güçlüydü ki, daha ilk temasta bütün mahlukatı yok etmeye çalıştığı hissi uyandırıyordu.

 

Vanbiya dilini öğrendiniz.

 

Vanbiya hortlakların küçük bir dalıydı. Bunlar Zümrüt İmparatorluğunun altındaki Yeraltı Dünyasında yaşayan Ölüm Büyücüleriydi. Gün boyu, içerisinde hayat belirtisi olmayan karanlık mezarlarında uyurlardı. Cesetlerle oynayarak gittikleri her yere ölüm ve veba saçtırırlardı.

 

Kitabı inceledi.

 

Sör Dulla’nın Ölüler Kitabı (Alt Efsanevi)
Tanım: Ölülere haraç verin!
Özellikler: 50 metre içerisindeki bütün yaşayan varlıkların statüleri %50 düşer (kullanıcı dahil). Kitabın etki alanında ölen oyuncular iki gün boyunca hortlak lanetinin (statüler -%10) etkisi altına girerler. Kullanan kişi de lanetlenir: On günde bir Güç -2, Fizik -2 ve Zekâ +10.                                                                                                                                                                                              Kitap temas halinde kullanıcıya bağlanır.

Bu eşyayı bağlamak ister misiniz?

 

 

Nie Yan hemen kitabı yerine bıraktı. Bu kitap belli ki Ölüm Büyücüleri içindi. Yalnızca onlar böylesi korku verici eşyalar kullanırlardı. Kitabın sahibi olan Ölüm Büyücüsü, nihayetinde kendini zelil edecek olan sapkın bir yola girmiş olacaktı. Buna rağmen başarılı olma ihtimali de vardı. Oyuncunun her on günde bir Güç ve Fizik statülerinde kayba uğraması hafife alınamayacak bir meseleydi. Ancak buna karşın Zekâ statüleri yükseliyordu. Düşük bir ihtimal de olsa bu eşya inanılmaz bir oyuncu meydana getirebilirdi.

 

Vanbiya dili şu an için Nie Yan’ın işine yarayacağa benzemiyordu. Lâkin gelecekte bu dilden faydalanabilirdi. Yeraltı dünyasından varlıklarla karşılaşırsa, bugün öğrendiği vanbiya dili işine yarayabilirdi.

 

Yavaş adımlarla yoluna devam ederken mumların hemen altında, sunağın merkezine yerleştirilmiş siyah bir kutu gözüne takıldı. Kutunun üzeri zarif karanlık elf harfleri ve birbirinden şık çiçeklerle süslenmişti. Soluk mum ışığı altında daha bir güzel görünüyordu.

 

Ne garip kutu!

 

Göremediği, hissedemediği bir güç, Nie Yan’ı kutuyu açmaya itiyordu adeta.

 

Hizmetkarlarından birini ileri sürüp kutuya giden yolun güvenliğini kontrol etti. Tehlike olmadığından emin olunca tedbiri elden bırakmadan yaklaştı. Sunağa vardığında kutuyu dikkatle açtı. Gergin ve sessiz bekleyiş, yerini rahatlığa bıraktı. Neyse ki kutuda herhangi bir tuzak mekanizması yoktu.

 

Kutunun içindeki kırmızı kumaş dolgunun içine kara altın bir anahtar gömülmüştü. Serçe parmağı büyüklüğünde olsa da, anahtarın şık tasarımı, üzerindeki göz alıcı şekiller, kişide ister istemez hayranlık uyandırıyordu.

 

Anahtar! Anahtarı gördüğü anda aklına dışardaki sandık gelmişti.

 

Büyük ihtimalle adacıktaki sandığı açacak anahtar buydu!

 

Anahtarı çantasına attı. Kara altın sandık son derece değerli bir hazineydi. Şansı en kötü oyuncu bile bu sandıklardan Kara Altın kademe bir eşya çıkarırdı!

 

Tam o anda tapınağın metal kapıları gök gürültüsünü andıran bir sesle sonlarına kadar açıldı. Siyah zırhlı dev bir vücut, atı üzerinde tapınağa girdi. Başsız Süvariler bu vücut karşısında küçücük kalıyorlardı. Beş metre uzunluğundaki mızrağı ölümün habercisiydi.

 

Nie Yan Üstün Sezi ile vücudu inceledi.

 

Başsız Süvari, Sör Dulla (Lord): Seviye 30
Sağlık: 28.000/28.000

 

 

Kapalı bir alan içerisinde Seviye 30 bir Lordla karşılaşmıştı! Karşı koymaya çalıştığı takdirde şüphesiz ölecekti! Hemen çantasından bir Dönüş Parşömeni çıkarıp etkinleştirdi. Fakat harita hala mühürlü olduğundan başarısız oldu.

 

Sör Dulla mızrağını uzatıp atını ileri sürdü. Nie Yan’ı öldürmeye gidiyordu.

 

Alt Elit, Elit ve de Lord sınıf yaratıklara karşı Caydırmanın etkisi oldukça kısıtlıydı.

 

Lanet olsun! İşim bitti! Beş hizmetkarına Sör Dulla’ya saldırmalarını emretti.

 

Hizmetkarlarının Sör Dulla’ya zarar veremeyeceklerinin farkındaydı. Ama ona biraz olsun zaman kazandırabilirlerdi. Tam koşmaya başlayacakken, yerden fırlayan kemikten eller bacaklarını sıkıca kavrayıp hareket etmesini engelledi.

 

Öfkeyle debelenerek kurtulmaya çalışsa da, kemik ellerin gücüne karşı hiçbir şey yapamadı.

 

Ardından yaşananlar ise Nie Yan’ı şoka uğrattı. Sör Dulla hizmetkarlarının içinden geçip hücumuna devam etti. Sanki karşısında hiçbir şey yok gibi geçip gitmiş olması son derece garipti. Yoksa bunlar bir illüzyondan mı ibaretti?

 

Sör Dulla hızla yaklaşıyordu. Elindeki mızrağı Nie Yan’a doğrultulmuş, onu şişe geçirmeye ilerliyordu.

 

Sör Dulla’nın masumiyetine inanıyor musunuz?
Seçenek 1: Evet, Sör Dulla masumdu.
Seçenek 2: Kesin karara varmak için daha fazla bilgiye ihtiyacım var.
Seçenek 3: Hayır, ölüm bile Sör Dulla’nın günahlarını temizleyemez.

 

Nie Yan keskin sezgileri ile fazla düşünmesine gerek kalmadan karara vardı. Seçenek 2’yi tercih etti. Sadece bu seçenek İnanç’ın gerçek doğasını temsil ediyordu. Dürüstlük, onur, hürriyet, cesaret, bilgelik…

 

Sör Dulla’nın mızrağı Nie Yan’ın kalbine saplanmış, beyaz zemin kızıla boyanmıştı.

 

Yanlış bir karar mı verdim? Gözleri kapanmadan önce aklından geçen son düşünce buydu.

 

Tapınak harabelerinin soğuk taşları üzerinde yeniden gözlerini açtığında, ne zamandan beri orada olduğunu kestirememişti. Etrafında sessizlikten başka bir şey yoktu. Sanki bir rüyadan uyanmıştı. Günlerdir yaşadıkları ona bir hayal gibi görünüyordu. Çantasına bakındığında Cesaret ve Özgürlük bölümlerinin hala yerlerinde olduğunu görüp derin bir oh çekti. Statü sayfasında beliren Orta Şeytan Avcısı unvanı da hala yerindeydi. Hatta “Adil” diye yeni bir de özellik eklenmişti. Ancak kullanımı belirtilmemişti. Görünür herhangi bir etkisi olmayan bu özellik, sorun teşkil etmediği için Nie Yan tarafından kabullenilmişti.

 

Anlaşılan Sör Dulla’nın ortaya çıkışı, görevler zincirinde bir parçayı oluşturuyor.

 

Onu asıl heyecanlandıran konu ise görev haritasından çıkmış olmasıydı. İçeride neredeyse bir hafta geçirmişti!

 

Yorgun vücudunu ayağa kaldırdı. Çantasına tekrar baktığında kara altın anahtarın parıltısıyla karşılaştı!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 24318 Üye Sayısı
  • 838 Seri Sayısı
  • 42175 Bölüm Sayısı


creator
manga tr