Bölüm 127: Krusch’un Dümeni

avatar
3664 30

Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 127: Krusch’un Dümeni


 

Hilderlok’taki arsanı ne zaman geliştirirsin bilmiyorum ama o zaman geldiğinde düşmandan ziyade dost olarak karşılaşmayı dilerim.

 

Ölüm Sevgisi, Nirvana Alevi adını aklına kazımıştı. Kalor’dan gelen bu yeni arkadaşı hakkında detaylı bir araştırma yapacak ve hangi güçlerle bağlantılı olduğunu bulacaktı. Nie Yan’ın düşman olduğunu sezerse, elindeki bütün gücü kullanarak, Hilderlok içerisindeki varlığına son verecekti. Mesela değeri yükseldiği zaman arsayı satmayı düşünüyorsa, işine karışmazdı. Lakin Nie Yan burada iş kurmak niyetindeyse, hiç müşterisi olmamasını sağlayacaktı. Oyuğundaki yılanı güçlü bir ejderha bile bastıramazdı. Nie Yan güçlü bir ejderha olsa dahi, Hilderlok Ölüm Sevgisi’nin yuvasıydı.

 

Her şehrin bazı güçlü kişileri ve kodamanları vardı. Nie Yan bunların desteği olmadan farklı bir şehirde barınamayacağının farkındaydı. Ancak, tek bir arsa satın aldığı için, iş kurmasa bile arsanın yükselecek değeri sayesinde yatırımından büyük kar sağlayacaktı.

 

Düşman olmak benim de tercihim değil.” Ölüm Sevgisi ile aralarında anlaşmazlık çıkması veya düşman olmaları pek mümkün gözükmüyordu. Yine de kaderin neler getireceği meçhuldü.

 

Takımımla zindana girmeyi planladığımdan gitmem gerek. Diğer konuşmamız da bunun gibi dostluk çerçevesinde geçer umarım.” Ölüm Sevgisi fazla derin bir arkadaşlık istemiyordu. Çünkü gelecekte düşman olurlarsa, arkadaşıyla karşı karşıya gelmek işleri karıştırabilirdi.

 

Tamamdır, sonra görüşürüz.

 

Ölüm Sevgisi ayrılırken Nie Yan’ın aklına bir fikir geldi. Belki Hilderlok’ta biraz dolaşabilirim. Usta Demirci Krusch’a gidip işime yarayacak ekipmanları var mı bakabilirim. Sonra da gidip seviye kasarım. Hems’te koskoca iki gün harcamıştı. Elit oyuncuların Sosil Vadisi’nde seviyelerini yükselttiğine emindi.

 

Metal Fırtına Setine sahip bir oyuncu… Anlaşılan yeteri kadar sıkı çalışmamışım. Hala yavaş ilerliyorum... Metal Fırtına Seti tek bir set değildi. Fırtına ismi altında birleşmiş çok sayıda Savaşçı setine verilen genel isimdi. Demir Fırtına Seti, Kara Demir Fırtına Seti, Altın Fırtına Seti, Kara Altın Fırtına Seti, Lumidyum Fırtına Seti ve Kara Lumidyum Fırtına Seti, Metal Fırtına Setleriydi. Bu setlerin tamamında Güç şartı vardı. En düşük seviyeli Demir Fırtına Seti bile, oyuncunun 120 Güç statüsüne sahip olmasını gerektiriyordu.

 

Nie Yan 130 Güce Özgürlük Bölümü, beş tane pasif beceri ve Güç Mücevherleri sayesinde ulaşabilmişti.

 

Ancak Ölüm Sevgisi, ekipmanlarına mücevher yuvalamadığı halde 120 Güce ulaşmıştı. Demir Fırtına Setini kuşandıktan sonra Güç statüsü %30 artış göstermişti. Bu kadar yüksek Güç, açıkçası biraz korkutucuydu.

 

Şu ana dek karşılaştığı oyuncular arasında, ekipman kalitesi bakımından Ölüm Sevgisi’nin eline su dökecek yoktu. İstese lider sıralamasında ilk sıraya yerleşebilirdi. Acaba onun gibi daha kaç oyuncu vardı?

 

Seviye atlama ve kaliteli ekipman toplama işine biraz hız versem iyi olacak. Nie Yan daha fazla oyalanmadan İdareci Kallan’a veda edip, Hilderlok’un kuzey bölgesine yöneldi. Kalor’a dönüşü 1 altına mal olacaktı. Hazır buraya gelmişken, Usta Demirci Krusch’u ziyaret etmeden dönmek olmazdı. Bugünün Çarşamba olması da işine gelmişti.

 

Yeşimden oyulmuş gibi duran zümrüt yeşili sokaklar da en az heybetli binalar kadar güzellerdi. Manzarayı seyrederken, hatıralarındakiyle burasının aynı şehir olduğuna ikna olmuştu. Gökyüzüne baktığında, büyü enerjisinden oluşan halenin şehri sardığını gördü. Büyüleyici doğal güzelliği de eklenince, burası masal diyarlarından farksız kalıyordu.

 

On dakika kadar yürüdükten sonra bir yol ayrımına geldi. İdareci Kallan’dan aldığı tarife baktıktan sonra sol tarafa girdi. Kıvrımlı yollarda ilerledikçe, yollar daha da daralıyordu. Elinde koordinatlar olmasa çoktan kaybolmuştu.

 

Buna rağmen nerede olduğuna dair bir fikri yoktu. Tek bildiği, şehrin kuzey bölgesinin dış taraflarında olduğunu ve İdareci Kallan’ın yardımı olmadan buraya gelemeyeceğiydi.

 

Birkaç büyücü kulesini geçtikten sonra, iki kişinin yan yana yürüyemeyeceği kadar dar bir yola girdi. Üç dakikalık yürüyüşün ardından yolun sonundaki geniş açık alana ulaştı. Orada çoğunun ismini bile bilmediği vahşi çiçeklerle dolu bir bahçe vardı. Etraftaki çok sayıda binaya rağmen, bahçe güneş ışınlarıyla aydınlanmıştı. Konumuna rağmen burada eşsiz güzellikte bir bahçenin bulunması, mekana sır perdesi çekiyordu.

 

Bahçenin ardında, kendine özgü yapısıyla bir kulübe duruyordu.

 

Burası olmalı. Gerçekten iyi gizlenmiş. Nie Yan kulübeye doğru yürüdü.

 

Yaklaştığında, kapı yavaşça açıldı ve içeriden kulübenin kokusuyla birlikte bir insan çıktı.

 

Çıkan kadın bir NPC idi. Şahane bir elbise giymiş, saçları gösterişli bir topuz şeklinde bağlanmıştı. Yürüyüşü gayet zarifti. Üst sınıflardan bir insana benziyordu. Bu NPC soylulardan olmalı.

 

Usta Demirci bu olamaz değil mi? Öyle bir görünüşü yok.

 

Ancak İdareci Kallan, Usta Demirci Krusch’un cinsiyetini söylememişti.

 

Nie Yan Üstün Sezi ile kadını inceledi.

 

Delina: Hilderlok Kontesi

 

Kadın kontesmiş! Hemen kenara çekilip kadına yol verdi. Soylular, bulundukları şehirlerdeki ayrıcalıkların tadını çıkarırlardı. Onları gücendiren bir oyuncunun, şehirde huzurla yaşaması mümkün değildi.

 

Bir oyuncu soyluların arasına katılıp şehrin tadını çıkarmak istiyorsa, yeteri kadar Onur ve Nüfuza sahip olmalıydı. O zaman da katı bir hiyerarşiyle karşılaşacaktı. En üst basamak Lord, ardından Baron, Marki vs. şeklinde ilerliyordu. Soyluları gücendirenler, ölüm fermanlarını imzalamış olurlardı. Şehir muhafızları, soylular tatmin olana kadar oyuncunun peşini bırakmazdı.

 

Kontes, yanından geçerken Nie Yan’a göz ucuyla baktı.

 

Onun ardından iki soylu daha kulübeden çıkıp Nie Yan’ın yanından geçtiler.

 

Burası düşündüğümden daha kalabalıkmış. Nie Yan kulübeye girdi. Odanın ortasındaki yuvarlak masada, aynı görünüme sahip onlarca ekipman sergileniyordu.

 

Genci yaşlısı çok sayıda NPC soylusu, gösterişli kıyafetleriyle odayı doldurmuşlardı. İçlerinden bir tanesi özellikle öne çıkıyordu. Kül rengi cübbe giyen bu yaşlı adam, masanın dibinde duruyordu. Uzun boylu, ak sakallı bu adam, deneyimli bir büyücüyü andırıyordu. Arada pot kırıp gerçek, pis doğasını açığa vurmasa, kimse onun dış görünüşünün sahte olduğunu anlamazdı. Bu adam dolandırıcı mı yoksa?

 

Nie Yan tedbiri elden bırakmamaya karar verdi. Yalnızca oyuncular değil, NPCler de dolandırıcı olabilirdi. Her görevin ödülü olmayabilirdi. Bazı görevlerde oyuncu dikkatsiz davranıp görevin asıl amacını göremediğinde, sistem tarafından yanlış bir sona yönlendirilirdi. Bu durumda oyuncunun görevden çekilmekten başka şansı kalmazdı. Ödül alamamaları bir yana, sistemin tuzağına çekilmiş olurlardı.

 

Bayanlar ve baylar, bugünün satışları da öncekilerle aynı olacak. İlk grup, görünüşleri tıpa tıp aynı olan yirmi eşyadan oluşuyor. Hiçbirinin özellikleri belirlenmedi. Hepsinin fiyatı 60 gümüş. Ancak aralarından yalnızca bir tanesi gerçek. Geri kalanlar benim yaptığım sahte eşyalar. Gerçek olan eşya satın alındığında, diğer gruba geçeceğiz. Geriye sadece üç grup kaldı. Müşteriler her gruptan en fazla üç eşya alma hakkına sahip. En yüksek kalitede ekipmanlar ortaya çıkmak üzere. Aralarında Efsanevi kademe eşya parçaları bile olabilir. Başlamaya hazır mıyız?” Krusch adındaki ihtiyar, konuşması bittikten sonra masaya tıklatmaya başladı.

 

Soylu topluluğu heyecanlıydı. Herkes şansını denemek istiyordu.

 

Krusch, kalabalığın içindeki üç soyluya bakış attıktan sonra devam etti. “Öyleyse başlayalım. Bayanlar ve baylar, acaba bugünün şanslı kişisi hanginiz olacak?

 

Nie Yan sırıttı. Böyle basit bir numarayı hepsine yutturdu. Şımartılmış soylulara göz gezdirdi. Bu etkinlik muhtemelen, oyuncunun eleştirel düşüncesinin test edildiği gizli bir görevin tetikleyicisiydi. Oyuncu ne idüğü belirsiz bu eşyaları 60 gümüşe satın alma aptallığını gösterirse, parasını kaybettiği gibi görevi de tetikleyemeyecekti.

 

Soylulardan biri, içi gümüşle dolu para kesesini çıkardı. Krusch’a parayı uzattıktan sonra, “Bunu, bunu ve şuradakini istiyorum.” dedi. Alnından terler akan adam, deliye dönmüş gibiydi.

 

Soylular furyaya katıldı. Herkes para kesesini çıkarmış, masadaki eşyaları almak için yarışıyordu.

 

Ardından satın aldıkları eşyaların özelliklerini belirlemeye başladılar. Nie Yan’ın bakışları, üç soyluya odaklandı. İki tanesi, diğer soylunun önünü kapattılar. Kalabalıktan gizlenen soylu, elindeki eşyayı çantasına attıktan sonra, çantasından onunla aynı görünen başka bir ekipman çıkardı. Ardından tedirgin gözlerle kalabalığa bakıp, fark edilmediğinden emin oldu. Nie Yan pis pis gülüyordu. Demek bunlar da yardakçıların.

 

Lanet olsun, benimki sahte çıktı.

 

Benimki de sahte.

 

Kalabalıktan üzgün sesler yükselmeye başlamıştı.

 

O anda, çantasından gerçek eşyayı çıkaran yardakçı sevinç çığlıkları atmaya başladı. “Hahaha! Şans bugün benim yanımda! Gerçek ekipman bendekiymiş! Kars’ın Altın Kolyesi! Çok şükür!

 

Soylular bunu gördüklerinde gelecek grup için daha da heyecanlanmışlardı. Hepsi para kesesini hazırlayıp beklemeye koyuldu.

 

Bayanlar ve baylar, sonraki gruba geçiyoruz. Sıradaki eşya oldukça değerli. Acas’ın Parlak Mücevheri! Herkes hazır mı?

 

Her şeyin dümen olduğunu gören Nie Yan, ne yapacağını düşünüyordu. Çekip gitmeli miydi, yoksa yalanı ortaya mı çıkarmalıydı?

 

İkincisini seçer ve yalanı ortaya çıkarırsa, aptallıklarını da ortaya çıkaracağı soyluları gücendirebilirdi. Zeki davranmaya çalışıp yüzüne soylu tokadını yiyebilirdi.

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 28216 Üye Sayısı
  • 266 Seri Sayısı
  • 38554 Bölüm Sayısı


creator
manga tr