Bölüm 69: Sulgatanın Gölgesi

avatar
4196 33

Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 69: Sulgatanın Gölgesi


 

Nie Yan’ın cömert davranışları bu Simyacı Çırağının kalbini çelmekte ne kadar etkili olduğunu göstermişti. Gel gör ki savurganca yaptığı harcamalar başka bir amaca hizmet ediyordu. Kuş’a ne kadar yatırım yaparsa o kadar kendisine bağlamış olacaktı. Dolayısıyla ihanet etme ihtimalini de ortadan kaldırmış olacaktı. Kuş gerçekten yanında ayrılmak istese olağanüstü bir meblağ ödemesi gerekecekti. Ve mevcut mali durumu ile sözleşmeden kurtulması imkânsızdı. Başka bir deyişle, Nie Yan önemli bir iş daha başarmıştı.

 

Alışveriş çılgınlığının ardından Kuş’a 10 gümüş değerinde simya tarifi ve malzemesi aldı. Böylece satın almış olduğu beş çanta da ağızlarına kadar dolmuş oldu.

 

İşte, şimdilik bu malzemeleri kullan. Ben yanında yoksam bile yeteneklerini geliştirmeye devam et.” Satın aldığı malzemeler Kuş’a uzun bir süre yeterdi.

 

Ağzına kadar malzeme ve bitkilerle dolu çantalar Kuş’u duygulandırdı. Kendisinin ne kadar aptal olduğunu bilmesine rağmen, bu malzemelerin onu Kıdemsiz Simyacı seviyesine kadar çıkaracağından emindi. Kara Kahraman’dan ayrılıp Nie Yan’la karşılaştıktan sonra yaşadıkları, ona cehennemden çıkıp cennete yükselmiş gibi hissettiriyordu. Hatta birkaç defa hayal gördüğünü bile düşündüğü olmuştu.

 

Bana gösterdiğin nezaket… Borcumu nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum. Şu an için elimden teşekkür etmekten başka bir şey gelmez.” Kuş o kadar duygulanmıştı ki sesi titriyordu.

 

Nie Yan eliyle Kuş’a durmasını işaret etti. “Fazla uzatma. Gereksiz cümlelerle zaman harcama. Sadece nezaketten ötürü seni kurtarmış değilim. Benim de kendime göre planlarım var. Simya Üstadı veya Büyük Üstadı olup bana daha fazla para kazandırdığın sürece borcunu geri ödeme şansın her zaman olacaktır.”  O sırada ister istemez bir soru geldi aklına. Geçmişe döndükten sonra bu zamanda yaptığı en büyük değişiklik buydu. Acaba Muzaffer Dönüş’ün desteği olmadan Kuş bu zamanda da Simya Büyük Üstadı olmayı başarabilecek miydi? An itibariyle sorunun cevabı karanlıktı. Tek yapabileceği Kuş’a bu yolda yardım etmekti. Neticede her yatırım risk taşıyordu. “Her şey hazır olduğuna göre gidip Simyanı geliştirmeye başlayabilirsin. Benim de yapacak tonla işim var.

 

Tamamdır patron! O zaman müsaadeni isteyeyim.” Eğer Nie Yan’ın harcadığı onca paradan sonra hala bir sonuç elde edememişse karşısına çıkacak yüzü kalmayacaktı. Loncasından kovulmasının ardından bir yabancı tarafından işe alındıktan sonra umutsuzluğunun küllerinden bir umut ışığı belirmişti. Dolayısıyla bu yabancı kurtarıcısına karşı büyük bir minnet besliyordu.

 

Bir kez daha minnetini dile getirdikten sonra yoluna gitti.

 

Nie Yan bir süre durup düşündü. Böylesine talihli bir karşılaşma, tam olarak sokakta yürürken pırlanta bulmak gibiydi. Kuş Büyük Üstad olamayıp yalnızca Üstad olarak kalsa bile zarar etmeyecekti.

 

Gelecekteki amacına hizmet etmesi için kalifiye insanlar bulma planları vardı. Geçmişin Simya Büyük Üstadı Kuş da bu kişilerin ilki oluvermişti.

 

Geçmişe dönmesinin ardından Nie Yan daha da hırslı biri haline gelmişti. Kendi elit takımını kurmak, simya dükkânı açmak, Üstad Terzi bulmak… Yapmak istediği daha birçok şey vardı. Belki bir gün kendi loncasını bile kurabilirdi! Sürekli yanlarında takılamazdı ama loncayı idare etmek için başka yöntemler de vardı. Gelecekten kalma oyun bilgisini kullanarak gerçekleşecek olan olayların da yardımıyla uzaktan kendi elit takımını kurması işten değildi.

 

Gelecek yamalarda çok sayıda gizemli ve muhteşem yer eklenecekti. Bunlara elbette yeni zindanlar da dahildi. Zindanların yanında üretim malzemeleri ve çeşitli eşyalar da olacaktı. Dahası, kalelerin sahipliğini ele geçirmek için loncalar arasında akla hayale sığmayan devasa ölçekte muharebeler yaşanacaktı. Şehirler, eyaletler ve hatta ülkeler bile bu savaşlarda yerlerini alacaklardı.

 

Önceki yaşamında dünya çapında birçok finansal grup oyunda yerlerini almışlardı. Oyundaki potansiyel müşteriler ve canlı ekonomi, firmaların ağızlarını sulandıran hedefler haline gelmişlerdi. Büyük firmalar, bu dev pastadan kendi paylarını almışlardı. Dükkanlar açmışlar, loncalar kurmuşlar, şehirler ele geçirmişler ve bölgelerinin hakim figürleri olmuşlardı.

 

Geleceğin bilgi birikimini kendine silah edinmiş olan Nie Yan, bu sayısız güçlü şahsın altında ezilen ve onlardan kalan artıklarla beslenen biri olmak niyetinde değildi. Bunun için güce ve nüfuza ihtiyacı vardı ki onlara karşı dimdik durabilsin. Şu anlık böyle bir güce sahip değildi elbet, ama unutulmamalıydı ki yüce meşeler bile küçücük palamutlarken o hale gelmişlerdi. Arşa uzanan gökdelenler bile temelden itibaren inşa edilirdi. Çılgın ihtiraslarının farkına varmasıyla temelleri de yavaş yavaş tomurcuklanıyordu.

 

Hayalleri bir kenara bırakıp daha önemli meselelere döndü. Geleceğin ne getireceği belli değildi. Onun için öncelikle oyundaki gelişimini hızlandırmalı çeşitli yönlerden kendisini güçlendirmeliydi.

 

Düzen Kitabı’nın diğer bölümlerinin yerlerini hatırlamaya çalıştı. Bölümleri ele geçirme sorununa çözüm üretmeye çalışırken bir yandan da şu anki seviyesiyle hangi bölümleri elde edebileceğini düşünüyordu.

 

Lakin kısa bir sürenin ardından bu tarz düşünceleri göz ardı etmenin en doğrusu olacağına kanaat getirdi. Bütün bölümlerin başında, onu koruyan bir Düzen Muhafızı vardı. Olur da başka bir bölümü daha ele geçirmeye çalışırsa hangi sonla karşılaşacağı belliydi. Başarıyla bölümü ele geçirip sıvışmayı düşünmek, beyhude bir hayalin ötesine geçemezdi. Birkaç gün önce, Cesaret Bölümü’nü ele geçirmeden önce kaybedecek bir şeyi yoktu. Üzerinde düzgün ekipmanlar da olmadığından en kötü durumda seviyesi düşmüş olacaktı. Fakat yalnızca gidip görme, mümkün olursa da bölümü ele geçirme amacıyla gittiğinden başarılı olduğunda kendisi de şaşırmıştı. Ayrıca başarılı olmasındaki önemli sebeplerden biri de bölümün konumuydu. Etrafı dağlarla çevrili olan vadi işini oldukça kolaylaştırmıştı. Yararına olan birçok doğal engelin yanı sıra yakınlarda bir de kasaba vardı. Diğer bölümler bunun gibi avantaj sağlayan yerlerde değillerdi. Dahası şu anda elinde Cesaret Bölümü vardı. Diğer bölümleri ele geçirmeye gittiğinde başına bir kaza gelip ölse, Cesaret Bölümü’nü kaybedecekti. Bu işin getirisine göre riski çok daha yüksekti.

 

Oyuna başladığı andan beri hiçbir zaman, mümkün olan en yüksek hızda seviye atlama gayesinde olmamıştı. Buna rağmen çok sayıda işe yarar şey elde etmişti. İpek Eğirici Yüzük, Tüy Düşüşü Mücevheri, Cesaret Bölümü ve birçok beceri ve statü puanı… Bu şeyler yavaşça inşa ettiği gücünün simgeleriydi ve de ileride yolunda daha kolay yürümesinde yardımcı olacak eşyalardı.

 

Başka ne yapabilirim? Düşüncelerini başka bir konuya kaydırıp hafızasını yokladı. Düzeni koruyanlar için Düzen Kitabı’nın bölümleri kutsal nesneler olabilirlerdi. Ancak Hırsızlar için eşit derecede arzulanan başka bir eşya daha vardı: Sulgatanın Gölgesi adında bir çift Efsanevi ayakkabı. Eğer Efsanevi kademesinde bir ekipman kuşanacak olsa statülerinin diğer oyunculara korku salacak seviyelere ulaşacağından emindi. Maalesef kadim zamanlarda vuku bulan Sulgata Savaşı’nda bu botlar hasar görmüş ve üç parçaya ayrılmıştı. Bu parçalar Zümrüt İmparatorluğunun çeşitli yerlerine dağılmış haldeydiler. Ancak ve ancak bu üç parça bir araya getirildiğinde Efsanevi Sulgatanın Gölgesi orijinal haline dönebilirdi.

 

Sulgatanın Gölgesinden bir parça, Kalor’a çok da uzak olmayan bir yerde konumlandırılmıştı. Bu yer, bataklık tarafından yutulmuş kadim bir şehirdi.

 

Sulgata Şehri, Karanlık Çağların anılarıyla doluydu.

 

Nie Yan kendi kendine mırıldandı. “Kadim Sulgata Şehri… Tam bir baş belası.” Önceki yaşamında bu bölgeye gelmişti. Ama o gelmeden parça çoktan bölgeden alınmıştı. Asırlar geçmişti ve bölge iyice acayipleşmişti. Yaratıkların yeniden doğma sürelerinin kısalığı ve bölgedeki yoğunluklarından ötürü bir takım olmadan yalnız başına oraya girmek her babayiğidin harcı değildi.

 

Elbette Hırsızlar bu durumun istisnalarıydı. Belki de oraya kendini fark ettirmeden girip imkansızı başarabilirdi.

 

Efsanevi kademe ekipman bulmak gerçekten zordu. Sulgata’nın Gölgesini ele geçirmek için eline sadece fırsat geçmiş olsa ve bu eşyanın tamamı değil yalnızca bir parçası olsa bile, fırsatı geri tepmek istemiyordu. Ne de olsa bir loncanın çıkıp şehrin altını üstüne getirmeyeceğinden emin olamazdı.

 

Denemekten zarar gelmez. Kim bilir? Belki bütün parçaları toplamayı başarırım.

 

Yola çıkmadan evvel gerekli olacağını düşündüğü birkaç ıvır zıvır aldıktan sonra Kalor’un batı kapısına gidip bölgeye ışınlandı. Ayakları toprağa basınca yabani otların arasından hedefine doğru yürümeye başladı. Güneşin sıcak ışınları, toprağın üzerini yeşil bir çarşaf gibi saran gür bitkileri ısıtıyordu.

 

Otların arasından geçip, sonunda bir açıklığa geldi. On dakika kadar da burada yürüdükten sonra arkasını dönüp doğu ufkuna baktı. Orada yüksek duvarları ve mavi gökyüzüne ulaşan inci beyazı binalarıyla Kalor’u görebiliyordu. En yüksek binanın üzerinde, şehirden çok daha yüksekte süzülen bir ışık çemberi vardı. Öğlen güneşinin parlaklığıyla birlikte ışık çemberi göz alıcı bir manzara sunuyordu.

 

Bu yok edilmesi mümkün olmayan, savunması geçit vermeyen ve gökyüzüne kadar uzanan şehir, Zümrüt İmparatorluğu mimarisinin en büyük başarısıydı.

 

Zümrüt Büyücüler, bütün bilgeliklerini ve engin okyanuslar miktarındaki manalarını kullanarak hayallerin ötesinde güçlü bir büyü kullanmışlar ve şehrin nesiller boyunca ve de ilelebet havada süzülmesini sağlamışlardı.

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 29017 Üye Sayısı
  • 275 Seri Sayısı
  • 39688 Bölüm Sayısı


creator
manga tr