Bölüm 1: Yeniden Doğuş

avatar
8338 33

Rebirth of the Thief Who Roamed the World - Bölüm 1: Yeniden Doğuş


 

Izdırapla doğulur ve ızdırap ölümle sonlanır.

Arzulardan kopmak acı verir.

Acı arzu edilmeyen şeylere yönlendirir.

Arzulananı elde edememek ızdıraba sürükler.

 

Budizmde Sekiz Izdırap vardır. Kahramanımız bunların en az beşini çekmek zorunda kalmıştı. Doğumdan ölüme bütün hayatı dramdan ibaretti. Neyse ki hayatı uzun sürmemişti. Ölümle gelip onu aldığında yalnızca 28 yaşındaydı.

 

Belki de hayatı o noktada sona ermeliydi ama o an Nie Yan’ın talihinde bir dönüm noktasıydı.

 

Döndü. Sırtındaki ıslaklığı ve bu ıslaklıktan ötürü sırtına yapışan giysilerini hissetti. Doğrusu bu pek de hoş bir his değildi. Hayal meyal sırtından vurulup yere yığıldığını, arkasından boşalan kanların toprağı suladığını hatırlıyordu.

 

Yığıldığı yerde sakince yatıyordu.

 

Ölüm dediğin nedir? Böyle sessizce göçmek… Bu da huzurlu bir ölüm değil mi?

 

Cao Xu Malikanesi önünde tam beş gün boyunca pusuda beklemişti. Sabırla kapıdan çıkacak düşmanının yolunu gözlüyordu. Tam Cau Xu arabaya binecekken tetiği çekti ve keskin nişancı tüfeğinin namlusundan Cao Xu’nun kafasına mermiyi gönderdi. 

 

Yerler kızıla boyanmıştı. Silahın dürbünüyle Cao Xu’nun kafasındaki delikten akan kanı görebiliyordu.

 

Cao Xu boş bakışları iyice baygınlaştı ve bir süre sonra da gözlerindeki ışık sönüverdi.

 

Olayı zihninde canlandırırken Cao Xu’nun kafasına isabet eden mermiyi hatırladığında içinde tarifsiz bir haz oluştu. Sonunda sırtına yük olan nefretinden kurtulabilmişti.

 

Hayatını şöhret ve ihtişam içinde yaşayan Cao Xu, Nie Yan gibi önemsiz birinin elinden bulmuştu ölümünü. Bir hayalet olarak yaşamaya devam etse bile Nie Yan gam yemezdi. Ölümün karşısında herkes eşitti. Karun kadar zengin olması Cao Xu’yu ölümden kurtaramamıştı.

 

Cao Xu nice kötülükler etmişti. Ölümden sonra hesap vermeden kurtulması imkansızdı.

 

Cao Xu’nun beyni dağıldıktan sonra Nie Yan bir şeyin farkına vardı. Hayata bakışı tamamen değişmişti. Demek bir mermi hayata dair her şeyi alt üst edebiliyormuş. Kim bilir, belki yarının gazetelerinde fotoğrafı manşette olacaktı. Belki de  “Milyoner Cao Xu Suikaste Uğradı!” başlığının altındaki vesikalık fotoğrafının önünde saygıyla eğilecek insanlar olacaktı.

 

Cao Xu suikaste kurban gittikten sonra korumaları hemen Nie Yan’ın peşine takıldı. Silahlarından çıkan mermilerden bir tanesi Nie Yan’ın sırtını buldu.

 

Aniden keskin bir acı hissetti. Demek vurulmak böyle bir his… Hayat, hızla vücudunu terk ediyordu.

 

 Ölüyor muyum? Hafifçe güldü. Hayatın kısalığına, karmaşa ve tereddütle geçen ömrüne… Ölüme ramak kala hakikati anlayabilmişti.

 

Bu anlayış anında gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

 

Ailesine duyduğu kin artık yoktu. Hayatı gözlerinin önünden film şeridi gibi geçiyordu. Dünyadaki son anlarında arzuladığı tek şey onun narin, lekesiz gülümsemesiydi…

 

Lise yıllarında Nie Yan’ın sınıf arkadaşıydı. Şimdi başkasıyla nişanlıydı ama o latif, o kusursuz sima, lise zamanlarından beri aklında mıh gibi çakılı kalmıştı. Ve hatta zamanın ilerlemesiyle daha da unutulmaz bir hale gelmişti. Acaba ölüm haberimi aldığında nasıl tepki verecek? Bana acıyacak mı? Yoksa… kederle arkamdan ağlayacak mı?

 

Eski anılar zincirlerini koparıp zihnine dolmaya başladı. Zihninde o yandan bu yana savruluyordu anılar. Çok pişmandı. Bazen gerçeğin farkına vardığında çoktan iş işten geçmiş oluyor. Çok fazla ‘keşke’ si, çok fazla yerine getiremediği arzusu vardı.

 

Bir şeye tutunmak umuduyla elini kaldırdı. Ancak korktuğu başına gelmiş, eli boş kalmıştı. Heyhat, artık ömrü sona ermişti ve önündeki tek şey sessiz, sonsuz karanlıktı.

 

Kahrı ve kederi hançer olup kalbine saplanmış gibi bir acı vardı kalbinde.

 

Ne günah işledim ki Gökler bana böyle bir sonu layık gördü?

 

Nie Yan’ın sızlanışları göğe kadar uzanmıştı. Acı içindeydi. İçinde öfke fırtınaları koparken, gözlerinden dur durak bilmeksizin yaşlar süzülüyordu.

 

Sanki zaman durmuş gibiydi. Nie Yan zaman mefhumunu yitirmişti. Nihayet, düşünceleri duruldu ve zihni yavaş yavaş berraklaştı.

 

Beyni hala aktifti. Yoksa… ? Öldüm mü? Şu anda ruh formunda mıyım?

 

Hala parmaklarını hissedebiliyordu ve bu his çok gerçekçiydi. Neden? Neden hala bilincim açık? Hemen doğruldu. Etrafına boş bakışlarla göz gezdirdi. Şaşkındı.

 

Yoksa burası ölüler diyarı mı?

 

Nie Yan’ın boş bakışları yeniden odak kazandı. Çevresindeki birkaç şeye dikkat etti: ahşap bir yatak, bir sandalye ve hasarlı zemin.

 

Burası neresi? Ben ölmedim mi?

 

Sanki rüya görüyordu. Bir hayalin ortasındaymış gibiydi. Sırtını yoklayan eli yapış yapış olmuştu. Ancak eline baktığında gördüğü şey kan değil terdi. Sırtında hissettiği ıslaklık kandan değil terden kaynaklanmıştı.

 

Neler oluyor?

 

Çok fazla kan kaybetmiş olmam gerekmiyor muydu? Kanın rengi kırmızı şarap gibiydi, lal rengine çalan bir rengi vardı. Aynı zamanda bu renk sönüp giden hayatın rengiydi.

 

Kendini çimdiklediğinde acı hissetti. Rüyada değilim. Yoksa… Cao Xu’yu öldürmem mi rüyaydı? Ama çok gerçekçi gelmişti.

 

Rüyadan uyanan Zhuang Zuo’nun hikayesi de böyle değil miydi? “Ben rüyamda kelebek olan Zhuang Zuo muyum, yahut rüyamda Zhuang Zuo olan kelebek miyim?”

 

Bunun rüya olup olmadığını nasıl anlayacağım?

 

Bir işaret bulma ümidiyle etrafına bakındı. Cevap bekleyen çok sayıda soru vardı.

 

Soluk ışığın aydınlattığı ahşap yatağı, sandalyeyi ve masayı gördü. Duvarın yanında babasının sürekli paha biçilemez bir antika olarak abarttığı dede saatini gördü. Saatin tıkırtısı sessizliğin içinde yankılanıyordu. Bu eski saat hiçbir zaman doğru zamanı göstermemişti, bir defa bile.

 

Anılarının bulunduğu fotoğraf albümünün kapağı açılmıştı.

 

Bu oda tanıdık geliyor. Burası ben lisedeyken yaşadığımız ev değil mi?

 

Perdenin aralıklarından içeri sızan güneş ışığı gözlerine geldiğinde hemen gözlerini kıstı. Bu tam anlamıyla bir aydınlanma anıydı.

 

Yaşıyorum. Nie Yan elini kaldırdı. Yumuşak, henüz gelişmemiş ve hasta eli gibi solgun renkliydi eli.

 

Ben… Ne oluyor? On yıl önceki halim miyim, yoksa on yıl sonraki halim mi? Şaşkın şaşkın kafasını kaşıdı.

 

Düşüncelerini hizaya soktuğunda bir şeyler hatırlar gibi oldu. Sonunda hatırladıkları netleşip şüpheden arındı.

 

Bu yıl, 18 yaşına girdiği yıldı. Şu an yaz tatilindeydi ve ailesi evde yoktu. O yaz ateşi kırk derecelere fırlamıştı ve ölümle burun buruna gelmişti. Neyse ki şansı yaver gitmiş, ölümden geri dönmüştü. O sıralarda ailesi Nie Yan’a bir miktar para bırakıp veda bile etmeden ortadan kaybolmuşlardı. 2-3 ay boyunca eve hiç dönmemişlerdi ve telefonlarına da ulaşılamıyordu. Kelimenin tam anlamıyla sırra kadem basmışlardı. O sıralarda ailesinin kendisini terk ettiğini düşünmüştü. Endişelenmiş, korkmuş, dehşete düşmüştü. Aklı vesveseyle dolmuştu. Yetmezmiş gibi bir de yüksek ateş yüzünden ölümle yüzleşmişti. Bu olaylar onda travma etkisi yaratmıştı. Ürkek, pısırık bir kişiliğe bürünmüş ve 25 yaşına kadar da düzelememişti.

 

Sonrasında ailesinin kendisini isteyerek bırakmadığını, bazı dostlarından borç alarak ülke sınırlarında kaçakçılık işine girdiklerini öğrenmişti. O sıralarda polonyum metalinin stratejik önemi keşfedilmişti ve ülkenin de bu metale ihtiyacı vardı. Dünya ülkeleri polonyumun kullanım alanlarını keşfettiklerinde, maddenin sınırlarının dışına çıkmasını yasaklamışlar ve polonyumu kendi kullanımları için biriktirmeye başlamışlardı. Nie Yan’ın ailesinin polonyumu nasıl tedarik ettikleri de bilinmiyordu. Bu zorluklara rağmen polonyumu ülkeye sokmayı başarmışlar ve aldıklarının birkaç yüz katı fiyata devlete satmışlardı. Sonuç olarak da hatırı sayılır bir miktarda servet edinmişlerdi.

 

Yani şu anda yaptıkları iş yüzünden diken üstündeydiler ve Nie Yan’la iletişime geçmeleri mümkün değildi. Ayrıca onlarla alakalı meseleler askeri sır olarak geçiyordu. En ufak bir bilgi sızıntısı ölümlerine sebebiyet verebilirdi. Neticede bu yanlış anlaşılma meselenin üzerinden yıllar geçtikten sonra babasının Nie Yan’a gerçeği anlatması ve Nie Yan’ın onları affetmesiyle son bulmuştu.

 

O yıl babası ilk ödemesini almış ve o parayla da bir döküm şirketi kurmuştu. Ayriyeten birkaç büyük iş alıp tamamladıktan sonra şirketin şöhretin büyük bir hızla artmıştı. Ailenin kötü durumu düzelmiş, Nie Yan da şehrin içinde daha geniş imkanlara sahip bir liseye nakledilmişti.

 

Mümkün olabilir mi? Gerçekten o zamana dönmüş olabilir miyim?

 

Sil baştan başlayabilir miyim?

 

Nie Yan’ın şu anki duygusal halini anlatmak zordu. Tatlı bir sürprizin verdiği haz, endişe, korku birbirlerine girmiş, Nie Yan’a garip bir duygu karmaşası yaşatıyordu. Şu anda yaşananların hayalden ibaret olabileceği ihtimalinden korkuyordu.

 

Yatağından kalkıp perdeyi açtı. Güneş ışınları kavurucu sıcaklıklarıyla yüzünü ısıtıyordu. Yüzündeki sıcaklık ona yaşadıklarının hayal olmadığını, bilakis gerçeğin ta kendisi olduğunu kanıtlar nitelikteydi.

 

Başını eğdiğinde pencerenin eşiğindeki masada düzenli halde duran ders kitaplarını gördü. Makina teorisi, otomasyon, lisan, ileri matematik, A.I. tasarımı…

 

Nie Yan sayfaları karıştırmaya başladı. Tanıdık harfler berrak bir akıntı misali eski anılarıyla birlikte zihnine dolup, solmuş bilgilerini yeniden canlandırıyordu. Bu ders kitapları geçip giden gençliğinin birer simgesiydi. Lisenin son sınıfına geçtiğinde şehirdeki liseye nakli yapılmıştı. Babası aldığı işleri başarıya ulaştırmıştı. O zamandan sonra bütün maddi arzuları yerine getirilmişti. Lakin başarılı bir girişimcinin zengin oğlu olmak onu tembelliğe sürüklemişti. Liseden mezun olduğunda notları mükemmelden oldukça uzaktı. Sonrasında ise babası yüksek bir meblağ karşılığında Nie Yan’ı meşhur bir üniversiteye göndermişti. Üniversiteden ise hiçbir şey öğrenmeden mezun olmuştu. Günlerini aylaklıkla geçirmişti.

 

25 yaşına geldiğinde babasının işleri Cao Xu Yüzyıl Mali Grubunun saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştı. Birkaç aile dostu Cao Xu tarafından satın alınıp Nie Yan’ın babasına ihanet etmişti. Şirket birbiri ardına gelen aksiliklerle boğuşuyordu. Ve para bir kez daha ailenin dert kaynağı olmuştu. Babası aşırı dozla intihar etmiş, annesi de kederden yataklara düşmüş ve çok geçmeden o da hayata gözlerini yummuştu. Ancak ailesini kaybetmenin verdiği acı Nie Yan’ın çalışmasını sağlayabilmişti. Birkaç alanda kendi kendine çalışarak ilerlemeye çalışsa da artık iş işten geçmişti. Zamanında elinde bulunan fırsatları değerlendirememişti.

 

Ailesine duyduğu özlemle kendisine yeni bir yol çizmeye karar verdi. Ama Cao Xu düşmanının oğluna böyle bir fırsat verir miydi? Nie Yan, iş için başvurduğu bütün şirketlerden Cao Xu yüzünden eli boş ayrılmak zorunda kalmıştı. VR oyunu İnanç sayesinde kazandığı birkaç kuruş da olmasa aç gezecek haldeydi.

 

Düşmanın altında öyle ezilmişti ki, ona karşı koyma umudu bile yoktu. Ancak köşeye sıkıştığında ürkek bir ceylan bile can yakabilirdi. Nie Yan’ın da son kararı kendisi düşecek olsa bile Cao Xu’yu alaşağı etmekti. Silahın sesi Nie Yan’ın nicedir çektiği acılarına derman olmuştu.

 

İhtişam içinde yaşayan Cao Xu hayatının böyle sona ereceğini muhtemelen aklının ucundan bile geçirmemiştir.

 

Nie Yan öldüğünü düşünürken kaderin ona böylesi bir oyun oynamasını beklemiyordu. Lisedeki ikinci yılının yaz tatiline geri dönmüştü.

 

Her ne kadar ailesine yine ulaşamıyor olsa da en azından hayatta olduklarını biliyordu. Ailesinin düşüncesiyle gözleri dolmaya başladı.

 

Bir evlat ailesine destek çıkacakken ailenin çoktan vefat etmiş olması… Hiç kimse Nie Yan’ın acısını anlayabilecek kabiliyette değildi.

 

Gökler ona ikinci bir şans vermişti. Artık kesinlikle kuşku içinde yaşayamazdı.

 

Ailesinin dönmesine yirmi günden biraz daha fazla vardı. Yaz tatilinde olduğundan evde kalmaktan başka şansı yoktu.

 

O yıl… yanlış hatırlamıyorsam lise ikinin ikinci döneminde VR oyunu İnanç yeni çıkmıştı. O yıl birçok firma, İnanç’ın dur durak bilmeden artan popülaritesinde kendilerine yer edinmeye çalışıyordu. Oyunun geliştirilmesine muazzam miktarlarda kaynak akıtıyorlardı. Tam da bu sebepten, İnanç, insanlık için ikinci bir dünya olmuştu.

 

Şehirdeki okula naklolduğunda en iyi arkadaşından duymuştu oyunu. Tabii o zaman oyunun yayınlanmasının üzerinden bir okul dönemi geçmişti. O sıralarda oyunda çok sayıda yüksek seviyeli oyuncu vardı. Seviye kasmak için en iyi zamanı kaçırmıştı ve var gücüyle didinip öndekilere yetişmekten başka şansı yoktu.

 

Zihnindeki fotoğraf albümünün sayfalarını karıştırmaya devam etti. Hayatının en unutulmaz anları oyunda geçirdiği zamanlardı. Oyunda birçok arkadaş edinmişti. Onlar sayesinde yalnızlık içinde geçen günlerinde bir nebze neşe bulabilmişti.

 

Cao Xu suikastından önce Seviye 180 Usta Hırsız sınıfı bir karakteri vardı. Zirvede değildi belki ama en iyiler arasında sayılabilirdi.

 

Bir anda çekmecedeki banka kartı geldi aklına. Biriktirdiği bütün para bu hesaptaydı.

 

VR başlığı almaya yetecek kadar param var. Çekmeceyi çekip içini karıştırdı. Sonunda gümüş-beyaz kartı, çekmecenin köşesinde buldu. Hesabında yaklaşık iki bin kredi vardı ve bir kredi bir dolara eşdeğerdi. Son birkaç yıldaki giyim ve yiyecek masraflarından artırdığı miktardı bu. Bir ara en gelişmiş bilgisayar olan Model X3 almaya heveslenmişti. Ancak para biriktirene kadar geçen zamanda X3’ün modası çoktan geçmişti. Elbette ki babasının işi kurulduktan sonra aldığı harçlık bile, bu miktarın çok çok üzerindeydi. Babası Nie Yan’ın gönlünü almak için her isteğini yerine getiriyordu. Nie Yan bir şey mi istiyordu? Satın alınabilir her şey tek bir istekle elindeydi.

 

Nie Yan bu yıl 18 yaşındaydı ama ruhu 28 yaşındaki haline aitti. Artık her şey en baştan başlayacaktı. Şu andan itibaren hayatında yeni bir sayfa açılmıştı. Fakat sermaye olmadan herhangi bir şey elde etmesi uzak bir ihtimaldi. Bu yüzden başlangıcı oyunla yapacaktı. Geçmiş tecrübesini kullanarak profesyonel bir oyuncu olması ve para kazanması basit bir işti.

 

İnanç’ın ilk zamanlarında oyunu yaygınlaştırmak için oyun başlıklarının fiyatları oldukça cüziydi. Başlıkların A, B ve C olarak üç giriş modeli vardı. Her modelin kendine has bir kurulumu vardı. VR başlıklarının dalış seviyeleri %76 ila %98 arasında değişiyordu. 1300 kredi en ucuz modeli karşılamak için yeterli bir miktardı. Nie Yan’ın birikimi de yine en ucuz modele yetecek kadardı.

 

Oyundaki birçok eşyayı hala net biçimde hatırlıyordu. Yani en baştan başlayacak olsa dahi sonuca ulaşması pek de zor değildi.

 

Kartı cebine koyduktan sonra bakışları kenarda duran ileri matematik kitabına kaydı. Sanki tanrı eliyle yapılmış gibi kitap hafifçe titredi ve ortaya gıcır gıcır 100 dolarlık bir banknot çıktı. O sırada anılar tekrardan zihnine doluşmaya başladı.

 

Bugün Xie Yao ile karşılaştığı ilk gündü. 100 doları alıp ilaç almak üzere eczanenin yolunu tuttu.

 

Xie Yao lise sondaki sıra arkadaşı ve aynı zamanda okulun en güzel kızıydı. Geçmişi yad ederken hayatının o zamanlarına baktığında elleri titriyordu. Yaklaşık on yıl sonra Xie Yao ve sınıfın gözde öğrencisi Liu Rui birbirlerine aşık olmuş ve birlikte Ay’a taşınmışlardı. Xie Yao ile birkaç defa telefonla görüştükten sonra, Liu Rui ile hiç de mutlu olmadığını öğrenmişti. Laf lise yıllarına geldiğinde ikisi de özlemle iç çekiyordu.

 

Eğer biraz daha cesur olsaydı… Eğer Xie Yao’nun yanında öyle korkak ve aşağı olmasaydı… Belki de bir şansı olabilirdi.

 

Bazen… öyle kararlar olurdu ki hayatın tamamını etkilerdi. Ömür boyu bu kararların ceremesi çekilirdi.

 

O zamanlarda Xie Yao’nun en sevdiği ve sürekli giydiği giysi beyaz eteğiydi. Saf ve güzel görünümü Nie Yan’ın aklından bir an bile çıkmamıştı. Bu hüzün dolu özlem, akşam vakti çalan flütün sesi gibi huzur dolu, insanı alıp uzaklara götürecek cinstendi.

 

Külüstür saat üçü gösteriyordu. Hala yetişebilirim. 100 doları aldı, merdivenlere koştu ve evden çıktı.

 

Ailesi kasvetli bir banliyöde yaşıyordu. Dar sokakta esen rüzgar yerdeki tozları kaldırıyordu. Sokağın diğer tarafına çok sayıda ağaç dikilmişti. Güneşin kavurucu ışıklarına aldırmayan canlı, serpilmiş dallar güneşe siper olmuş, toprağı gölgelendiriyordu.

 

Öğleden sonranın sıcağında sokakta kimsecikler yoktu. Arada bir geçen bir iki hover araba dışında arabalar için de aynı durum geçerliydi.

 

Geçmişte Nie Yan buradan tiksinirdi. Reenkarnasyon geçirdikten sonra ise bu kasvetli yere karşı en ufak bir tiksinti hissetmemişti. Aksine eski bir dostla karşılaşmanın verdiği hoşnutlukla karşılamıştı eskiden yaşadığı bu yeri.

 

Nie Yan 25 yaşına kadar ürkek ve zayıf biriydi. Bu biraz da gençlik yıllarında yaşadığı yerle alakalıydı. Küçük bir ilçede yaşayan genç, babasının bir anda zengin olmasıyla şehrin birinci kalite lisesine nakledilmişti. Aslında lisenin ilk iki yılında notları gayet iyiydi. Son senede ise bu durum tersine dönmüştü. Pejmürde kıyafetleri yüzünden sürekli alaya alınıyordu. Üstüne bir de yaz tatilinde başına gelen talihsiz olaylar da eklenince özgüven eksikliği ve psikolojik güvensizlik gibi problemler baş göstermişti. Yeni bir çevre edinene kadar ürkekliğini üzerinden atamamış, hiç kimseye ve hiçbir yere uyum sağlayamamıştı. Birkaç iyi insanla arkadaş olmasaydı zihinsel çöküş yaşaması hiç de uzak bir ihtimal değildi.

 

Fakat bunların hepsi geçmişte kalmıştı. Yaşadığı onca şeyden sonra her şeyin başladığı zamana geri dönmek… Bu defa geçmiş hatalarını tekrar etmeyeceğine dair kendisine söz verdi.

 

Eczaneye doğru koşmaya başladı.

 

Çevrede insan varlığından yoksun, terk edilmiş gibi görünen binalar vardı. Kentleşme hızının artmasıyla ilçelerdeki insanlar büyük şehirlere göç etmeye başlamıştı. Bu küçük ilçe de gitgide ıssızlaşmaya başlamıştı ve ilçe nüfusu hızla azalıyordu. Yüz yıl sonra bu bölge yıkılıp yeniden boş araziye dönecekti.

 

Burası okul. Karşıda market var. Yolundan şaşmayan at gibi tanıdık sokaklar arasında ilerliyordu. Birdenbire daha olumlu bir insan oluverdi. Geri döndüm. Gerçekten geri döndüm.

 

Geçmişte hep kara talihine sitem ederdi. Şimdi ise Göklere minnettardı.

 

Sil baştan başlayacağım. Bu defa doğru yolda ilerleyeceğim. İçinden geçirdiği bu sözleri bağıra bağıra söylemek, içinde bastırdığı duyguları açığa çıkarmak istiyordu.






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 25300 Üye Sayısı
  • 850 Seri Sayısı
  • 42766 Bölüm Sayısı


creator
manga tr