Cilt 4 Bölüm 47 [ Arası kötü partnerler ] (2/2)

avatar
2636 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 Bölüm 47 [ Arası kötü partnerler ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy 

 

[Subaru: Ee uh…… bunun ne olduğunu sormamda sakınca var mı?]

 

Hala şokun etkisinden tam anlamıyla çıkamamış olan Subaru, kalan 2 kurabiyeyi de Daphne’ye fırlattı. İkisi de parmaklarından kayıp hedeften uzaklaşsa da, tabutundaki ayaklar sayesinde Daphne onları kolaylıkla yakaladı ve yedi.

 

Kız kurabiyelerin keyfini tatlı tatlı çıkarırken, Subaru’nun sorusu karşısında [Uuunn~] diye mırıldandı.

 

[Daphne: Bunun ne olduğunu… Daphne’ye sorsan bile, Daphne göremediği için Daphne cevap veremez…]

 

[Subaru: Bahsettiğim şey ee…… süper parlak harika-görünüşlü mobil tabutundan bahsediyorum. Benim kısıtlı, sığ bilgime göre, tabutların genelde bacakları olmaz ve böyle yüksek hızla böceğimsi hareketler yapamazlar. ]

 

Tabut, GICHI-GICHI sesleri eşliğinde, yavaşça eski pozisyonuna ilerledi. Çimlik alana yerleşti ve yengecimsi bacaklar yerlerine geri çekildi. Bu hareket, bacaklarını kabuğuna geri sokan bir kaplumbağayı andırıyordu.

 

Daphne, Subaru’nun düşüncelerini algılamış gibi kahkaha attı. [Aahaa],

 

[Daphne: Kırkayak Tabutu mu diyorsun? Daphne özgüğrce hareket edemediği için, telafi edebilmek adına bu çocuğu yaptım… Genelde uslu, iyi bir çocuktur, bilesin.]

 

[Subaru: Onu yaptın….. bu canlı mı ki……?]

 

Subaru, o şey ne kadar canlı gibi hareket etse de, onun yaşayan bir organizma olduğundan emin değildi. Gerçi tabii ki mekanik olmadığı da kesindi.

 

[Daphne: Yemek yemesine… ya da bir şeyler içmesine… gerek yok. Ama Kırkayak Tabut mana emerek canlı kalabilir, bilirsin? Yani aç hissetmiyor… bu da beni biraz kıskandırıyor.]

 

[Subaru: Manayla besleniyor…… neyse boşver, bunu sonraya bırakabiliriz.  Daha önemlisi, bunu yaptığını mı söyledin? Sen yaşayan şeyler mi yapabiliyorsun?]

 

[Daphne: Yaşayan şeylerden ziyade…… daha çok büyülü canavarlar gibi… Daphne bazı niyetleri, hisleri ve böyle şeyleri alır ve ıslık çalıp-fısıldayıp bir yaratık ortaya çıkarır.]

 

Daphne tabutunun içinde biraz kıpırdandı. Ağzından çıkan kelimeler doğru düzgün bir anlam taşımasa da bu silik ifadeden bile ne kadar muazzam bir güce sahip olduğu anlaşılıyordu.

 

――Yaşayan canlılar üretmek kesinlikle bir Tanrının işiydi.

 

Subarunun kendi orijinal dünyasında, genetik mühendisliği ve klonlama gibi yasak bilimler vardı, hiç yoktan bir canlı yaratmak ancak Tanrıların başarabileceği bir şeydi.

 

Ama bu, yaşama yönelik bir küfür mü, yoksa akıl almaz bir güce sahip olmak mı sorusunun cevabı sorulan kişiye göre değişirdi.

 

[Subaru: Tabi…… “Daphne’ nin uğursuz mirası”…… ve büyülü canavarları yaratmak, tam olarak duyulduğu gibi değilse?]

 

[Daphne: Eun~ eun~?]

 

[Subaru: Beyaz Balina, Siyah Yılan, Büyük Tavşan...........bunların hepsi de senin yengeç tabutun gibi mi? Yarattığın şeyler mi ……?]

 

[Daphne: Mnn~mhuu~……. Uuunn, ne kadar nostaljik isimler… Yeah. Balinaa, Yılaan, Tavşaan, hepsi Daphne’nin yaptığı çocuklar. ]

 

[Subaru: Neden!!?]

 

Subaru, dişlerini sıkıp onu dinledikten sonra aralarındaki mesafeyi azaltarak ilerledi ve tükürükler saçarak bağırmaya başladı.

 

Yüzü öfkeden kızarmıştı ve parmağını Daphne’ye uzatıyordu.

 

[Subaru: Ne bok yemeye öyle canavarlar yarattın? Senin ölümünden beri geçen 400 yılda, dışarıdaki dünyayı ne hale getirdiklerinin farkında mısın! Kaç yüz adamın onların kurbanı olduğunu biliyor musun ……!?]

 

Lifaus Yolu üzerindeki şiddetli savaş zihninde canlandı.

 

Wilhelm’in öldürülen karısına olan takıntısı ve çığlıkları, şövalyelerin öfkeli bağırışları―― hepsi Beyaz Balinanın ve onu doğuran Cadının yol açtığı trajedilerdi.

 

Büyük Tavşan da sığınağa saldırmıştı ve eğer Subaru’nun sonraki çabaları meyve vermezse Emilia ve sığınaktaki herkes yok olacaktı.

 

Büyük Tavşanın yol açtığı bu felaket de önündeki Cadının hareketlerinin bir sonucuydu.

 

[Subaru: Bunu neden yaptın!? Söyle! Neden bu kadar insanın acı çekmesine yol açan canavarlar yarattın !!?]

 

[Daphne: ……? Ama, daha büyük hayvanlar, yiyecek daha çok yemek demek, deeğil mi? ]

 

[Subaru: ――a, uh, huh?]

 

Daphne kafası karışmış görünerek Subaru’nun sabırsız sorusunu yanıtladı.

 

Subaru bu şaşırtıcı cevap karşısında diyecek bir şey bulamadan, aptalca homurdandı.

 

Onun bu hali Daphne’nin yüzünde şaşkın bir ifade oluşturdu.

 

[Daphne: Beyaz Balina koocaman, değil mi? O çocuğu yesek, sence de pek çok kişinin karnı doymaz mı?]

 

[Subaru: Sen..ne……]

 

[Daphne: Büyük tavşan da çoğalmaya devam ediyor. Yani o çocuğa sahip olduğumuz sürece kendi halinde çoğalmasına izin verirsek asla yemek konusunda endişenmemize gerek kalmaz, haksız mıyım?]

 

[Subaru: Çoğa……lmak?]

 

Daphne’nin sözlerini duyuyor olsa da aklı bunları kavrayamıyordu.

 

Eğer bu şok edici sözler gerçekten duyuldukları anlamı taşıyorduysalar, o zaman Subaru önündeki bu cadıyla neden konuştuğunu anlayamazdı.

 

Dürüstçe, kalbinin en içinden, kızın ne söylediği hakkında hiçbir fikri yoktu――

 

[Subaru: N..n……ne? Sen büyülü canavarları… besin problemini çözmek için mi yarattın? Beyaz Balina ve Büyük Tavşanın insanları beslemesi mi gerekiyordu? Senin düşünceliliğin sayesinde, tüm bu insanlar onlar tarafından yendiler ! ]

 

[Daphne: ……? Ama, karşındaki tarafından yenilebileceğini düşünmeden onu yemeye kalkışmak sence de çok beencilce değil mi? ]

 

[Subaru: …………]

 

[Daphne: Ayrııca, bu dünyada haddinden fazla insan ve yarıinsan olduğunu düşünmüyor musun? Eğer o çocuklar bu sayıyı azaltabilir ve işleri yoluna koyarsa Daphne’ye göre işler çook daha iyi olur. ]

 

[Subaru: O-o zaman neden Beyaz Balinanın sisi insanların varlığını siliyor ve Büyük Tavşan neden bütün köyleri tüketiyor……?]

 

[Daphne: Onların nasıl avlandıklarını… nasıl büyüdüklerini, ne kadar yediklerini, nerde yediklerini bilmiyorum…… bilsem bile, bu Daphne’nin aç karnını doyurmaz…]

 

Daphne’nin bu sözleri gülümseyerek söyleyişini izleyen Subaru, sonunda anladı.

 

Echidna’nın sözlerindeki anlamı, sonunda fark etmişti.

 

Daphne’yle ilişkisini ilerlettikçe karşısına neler çıkabileceği konusunda Subaru’yu uyarmıştı.

 

Subaru ilk başta, kızın sabırsız ve aşırı hızlı temposunu kast ettiğini sanmıştı ve iyimser olarak yalnızca kişiliklerinin uyuşmadığını düşünmüştü.

 

――Ama Subaru ve Daphne arasındaki uyuşmazlık tamamen değer verdikleri şeyler üzerineydi.

 

Bu yalnızca Subaru’ya özgü değildi. Kızın değer verme sistemi muhtemelen var olan hiçbir insanınkiyle uyuşmazdı.

 

İnsanlar ve yarıinsanlara bakış açısı tamamen farklı bir boyuttaydı. Ve sebebi yalnızca kendi yarattığı büyülü canavarların tarafını tutuyor olması değildi.

 

Güçlü olan zayıf olanı yer――bu onun tek prensibiydi. Yiyeceklerin varlığını bilmek, hacimlerini arttırmak ve onları tüketmek. Gerisi fasa fisoydu.

 

Subaru’nun buna söyleyecek hiçbir şeyi yoktu. Beyinlerinin işleyişi, kökünden farklıydı.

 

Şu ana kadar karşılaştığı tüm cadıların tuhaflıklarına ve aralarında geçen yanlış anlaşılmalara rağmen onlarla konuşabileceğini hissetmişti.


Ama sonuçta, tüm bu kızlar Cadıydı. Onlar Cadıydı. Bu dünyadaki tek 7, kelimenin tam anlamıyla cadılar.

 

[Daphne: Subaruun da …… herkes Oburluk hakkında çok az düşünüyor, değil mi?]

 

[Subaru: …………]

 

[Daphne: Öncelikle, yaşadığımız sürece yeme arzusu en önemli arzu değil mi? Sonuçta, onu tatmin etmezsen yaşamaya devam edemezsin…]

 

[Subaru: …………]

 

[Daphne: Huzurun olmasa da, seni seven kimse olmasa da, hislerini anlatacağın kimse olmasa da, kendini hissetmenin hiçbir yolu olmasa da ya da istediğin şeyleri elde edemesen de, hatta heveslendiğin hiçbir şey olmasa bile… bunların hiçbiri seni öldürmez, değil mi? Ama……]

 

[Subaru: …………]

 

[Daphne: Eğer yemezsen ölürsün, bunu biliyor olmalısın?]

 

7 ölümcül günahtan yalnızca Oburluk, yaşamın ve ölümün kendisiyle doğrudan bağlantılıydı.

 

Doğru anlamıyla, Oburluk, gerekli olanın ötesinde yeme arzusuydu. Ama Daphne’nin bahsettiği hayatta kalabilmek için yeme arzusuydu.

 

Subaru, bu bağlamdaki yeme arzusunu inkar edemezdi. Söyledikleri doğruydu, hayatın gerçekleriydi. Ama buna inanarak geri kalan her şeyi görmezden gelmek hata olurdu.

 

[Subaru: Söylediklerinin bir kısmı doğru…… ama bu düşünce şekli……]

 

[Daphne: O zaman Subaruun denesin… limitlerinin yettiği kadar aç kalmayı tecrübe etsin? Bunu yaptığında…… Eminim ki Daphne’nin söylediklerini anlayacaksın.]

 

Bu tam da bir cadının önerebileceği bir şeydi.

 

Daphne, yavaşça tabutun içerisindeki bedenini kaldırdı. Bir kağıt yırtılma sesi eşliğinde, kolayca bağlarından kurtuldu. Beyaz ipleri koluyla kenara attı ve tabutundan çimlere doğru zıpladı.

 

Küçük figür, kollarını ve bacaklarını salladı, vücudunu gözden geçirdi.

 

[Daphne: Ayakta durmaktan nefret ediyorum… karnımı iyice boş hissettiriyor…gerçekten öyle…bilirsin……]

 

Yaptığı ufacık ısınma hareketleri sonrasında bile nefe nefese kalmıştı.

 

Ama onun karşısındaki Subaru bir santim bile kıpırdamamıştı. Nefes alışı bile mühürlenmişti adeta.

 

Bu küçük Cadının bedeninden yayılan baskı, Subaru’yu kavrıyordu. Sanki tüm bedeni devasa bir avuç tarafından tutuluyor gibiydi.

 

[Daphne: Subaruun’u tamamen yiyebilmek güzel olurdu, ama Dona-Dona ve Met-Met bana kızardı…… Uuuunn~, sadece sol göz iş görecektir.]

 

Daphne bunu söyleyerek gözündeki bağı da kaldırdı.

 

“Bağlarını açma, bedenine dokunma, göz teması kurma”―― bunlar Echidna’nın Daphne’yi çağırmadan önce söylediği sözlerdi.

 

Ama Daphne, kendi kendine bağlarından kurtulmuştu, gerçi henüz ona dokunmamıştı ama Subaru’nun vücudu kızın yaydığı baskıyla donakalmıştı bile. Ve son uyarıya gelince,

 

[Subaru: ――――]

 

Kızın sol gözü altın rengiydi.

 

Sıra dışı bir şey yoktu, yalnızca küçük bir kızın yuvarlak gözbebeğiydi.

 

Daphne sol gözündeki bağı çıkartırken Subaru’ya bakıyordu.

 

Subaru, kızın altın rengi gözbebeği içine işliyormuş gibi donuk bir şekilde kalmıştı.

 

Ve sonra, kız birkaç kez gözlerini kırptı.

 

[Daphne: Bu.. yeterli olacaktır…]

 

Bunu söyleyerek, aynı hareketlerle tabutuna doğru geri ilerlemeye başladı. Tam yere yığılacak gibi olduğunda tabutu zarifçe onu yakaladı ve içeri aldı.

 

Daphne, vücudunu kıpırdatarak en rahat pozisyonu buldu. Tüm bu süreç boyunca, yerinde sessizce duran Subaru, onu izlerken bir şeyleri çiğniyordu.

 

Daphne esnedi ve göz bağını yeniden taktı. Tabutun içindeki kumaş da onun etrafına dolandı ve onu bağladı.

 

Tamamen kendi iradesiyle orada esir tutuluyordu.

 

[Subaru: Az önce ne oldu…… Ayrıca, sen… neden……]

 

[Daphne: Hala fark etmedin mi…?]

 

Subaru, neden kızın kendi kendini bağladığını soracaktı ki Daphne sorusunu böldü, bir yandan da bağların yeterince sıkı olup olmadığını kontrol ediyordu.

 

Subaru, kızın sözleri kulaklarına girdiği anda, bir şey fark etmiş gibi kaşlarını kaldırdı.

 

[Subaru: Ah, ugh……?]

 

Acı. Bu acıydı.

 

Subaru’nun belinde bir acı yükseliyordu, sanki orada bir delik açılmış gibiydi, kendisini eğilmeye zorluyordu.

 

Sindirim sistemi, aşırı miktarda açlık ve susuzlukla boğuşuyordu. Guruldayarak, katlanılamaz bir acıyla dizlerinin üzerine yığıldı.

 

Dudaklarının kenarlarından salyalar akıyordu. Açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık, açlık.

 

[Subaru: Aa, aaa, AAAaaahh…… acı..yor……]

 

Yoğun açlık, düşüncelerini karıştırıyor ve bilincini zorluyordu, tüm gerçeklik hissini yitiriyordu.

 

Kesik kesik nefes alarak, kıvranarak, çimlerin üzerinde yuvarlandı. Hareketleri yalnızca açlığını arttırırken kıvranmaya, otlar üzerinde bir tırtıl gibi hareket etmeye devam etti.

 

Açlık, çıldırtıcı bir açlık. Öldürücü. Mahvedici. Büyük bir boşluk, karnında büyük bir boşluk var. Ölüyordu, ölecekti, eğer bir şey yemezse ölecekti. Ölecekti. Ölecekti.

 

[Daphne: Hala fark etmedin mi…?]

 

Kıvranan, acı çeken Subaru’ya bakıyordu―― gözleri bağlı olduğu için onu göremiyor olsa da, Subaru’nun bulunduğu durumu seslerden ve kokudan anlayabiliyordu.

 

Subaru onun sözlerini anlayamıyordu. Neyi fark edecekti, açlığın onu delirttiğini mi? Bu işin arkasında onun olduğunu anlıyordu, şüpheye yer yoktu. Eğer açlığını geçirmezse dayanamayacaktı. Şu anda, aklını yerinde tutan tek şey çiğnemekte olduğu şeydi ――

 

[Subaru: ――――]

 

Subaru şu anda ne yiyordu ki?

 

[Daphne: Fark ettin miii? İşte bu Oburluk, bilirsin. ]

 

Daphne’nin sözlerini duyan Subaru, fark etmişti―― sağ elinin serçe parmağı ve yüzük parmağı eksikti.

 

Kayıp parmaklar nereye gitmişti? Bakmaya gerek yoktu. Şu anda serçe parmağından kalanları yemekle meşguldü.

 

Koparılmış köklerden damlayan kanlar, çimleri yeşile boyuyordu.

 

Kanların düşüşünü izleyen Subaru’nun aklı boşluğa düştü. Bir iki saniye sonra bir şey yavaşça bu boşluğu doldurdu. Bir his, 

 

――Ahh, dökülen kanlar ziyan oluyor.

 

Sadece boğazındaki susuzluğu söndürme arzusu ve kaybolmamış açlığının yarattığı hayal kırıklığı.

 

#Bu ne bölümdü arkadaş! Subaru'nun zarar görmemiş bir uzvu kalmadı herhalde şu hayatta. 
Bi kendi kendini yemediği kalmıştı, onu da gördük.
Ayrıca Echidna da Oburluk Cadısı konusunda haklıymış, kızın bir gözle neler yapabildiğini gördük. 
Echidna'nın rüyasında/kalesinde yoğun açlıkla boğuşup kendini yemekle meşgul olan Subaru'yu neler beklediğini görmek için, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21948 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40703 Bölüm Sayısı


creator
manga tr