Cilt 7 Bölüm 56B [ Uçan Ejder Baskını ] (2/4)

avatar
1300 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 56B [ Uçan Ejder Baskını ] (2/4)


Çevirmen : Clumsy



Flop: [Uaaah!]

 

Utakata: [Uh!]

 

Bir an sonra Madelyn, Flop’u daha harekete geçemeden durdurabilmek için yerdeki çakıl taşlarını tekmeledi. Ve o çakıllar, hamle yapmak üzere olan Flop ile sıradaki okunu atmak üzere olan Utakata’nın kol ve bacaklarına çarparak hareketlerine mani oldu.

 

Madelyn ise bu esnada gözlerinin önündeki Heinkel’in işini bitirecekmişçesine Uçan Kanatlı Bıçağını kaldırdı.

 

Fakat――

 

Schult: [Ha-hayır, yapma lütfen――!]

 

Çakıllara maruz kalan ikilinin aksine o alandan uzak duran Schult, çaresizlik içerisinde koşturdu. Ve Madelyn ile Heinkel’in arasına girerek kollarını açtı.

 

Böylece Schult’un küçük bedeni, yaklaşan fırtınaya direnemeyecek kadar kırılgan bir sığınak olarak Heinkel’e siper oldu.

 

Ama Madelyn, çocuğun bu pervasızlığını görüp geri adım atacak kibarlıkta biri değildi.

 

Madelyn: [Yaşamana izin veren olmayacaktı zaten.]

 

Diyen Madelyn’in gözleri kısıldı ve Uçan Kanatlı Bıçak, Schult’un kafasına doğru fırladı.

 

△▼△▼△▼△

 

???: [――Rem! İyi misin!?]

 

Diye bağıran ince yapılı bir kadın, geniş kapıyı açarak bir hışımla köşke daldı.

 

Koridorda koşturmakta olan Rem’se o tanıdık sesin sahibine dönerek, “Evet!” yanıtını verdi.

 

Rem: [Kuna-san! Ve Holly-san!]

 

Holly: [İyi olmana sevindim~! Şimdiden tüm şehir koca bir savaş alanına dönüşmüş~!]

 

Rem’in irileşen gözlerine takılan, biri hafif, biri ağır adımlarla koşturan ikili, şehirde konuşlanan iki Shudraq olan Kuna ve Holly’ydi.

 

Bu ikilinin seslerini işiten Rem, gözlerinde hafif bir rahatlama belirtisiyle,

 

Rem: [Siz ikinizi iyi gördüğüme sevindim. Herhangi bir yara aldınız mı?]

 

Kuna: [Şu an için iyiyiz. Ama…]

 

Holly: […Herkes fena halde hırpalanmış bile~]

 

İkilinin sesleri alçalırken bakışlarının Rem’in koşturduğu koridora çevrilmesiyle akıllarından geçenler kelimelere döküldü.

 

Üç kızın etrafı, şehri uyandıran kaosun ortasında yaralanıp acı çekerek sürü halinde getirilen vatandaşlarla çevriliydi. Herkesi iyileştirmeye çalışan gönüllülerin de varlığıyla ortam bir sahra hastanesini andırıyordu.

 

Yaraları hafif olanlar dikiş ve bandajla toparlanabilirken yaraları derin ve ölümcül olanlar konusunda――

 

Rem: [Bir şeyler yapmalıyım…]

 

Diyerek dudaklarını kuvvetle ısıran Rem, yumruklarını sıkmaktaydı.

 

Değneğine yaslanmadığı sağ eli şimdiden kendisine ait olmayan kanlara bulanmıştı. Ve ne kadar ovuşturursa ovuştursun o kuru kanlardan kurtulamamıştı.

 

Rem ve Priscilla’nın banyodaki balkondan uçan ejder sürüsünü görüşünün hemen sonrasında o karanlık benekler hızla tehdide dönüşmüş, şehre bir saldırı gerçekleştirilmişti.

 

Uçan ejderlerin bir kısmı gökten koca koca kayalar fırlatırken bir kısmı da acımasızca bir ava girişerek yerdeki insanları kapıp metrelerce mesafeden aşağı bırakmaya başlamıştı.

 

Her iki saldırıya da direnecek güçten yoksun vatandaşlar, ejderler karşısında kolay lokmaydı.

 

Böylesi bir tehditle karşı karşıya kalan halk da barınma ya da tedavi olma umuduyla köşke koşturmuştu; yani mevcut sefaletin ardındaki sebep buydu.

 

Priscilla’nın tüm bu olup bitenlerden fena halde rahatsız olacağı düşünülebilirdi. Lakin――

 

Priscilla: [Zaten kıymetli şifacının bulunduğu yerin belirgin, bilindik olması için bu köşke yerleşmiştik. Zikr ve diğerlerine de yaralılara eşlik etmesi emredilmişti.]

 

Rem: [Ö-öyle mi…!?]

 

Priscilla: [Ne oldu, gerçekten bu köşkü yalnızca banyosu için seçtiğimi mi sanıyordun? Asıl sebep hem banyosu hem de büyüklüğüydü.]

 

Evet, böyle bir etkileşimin yaşandığı da not edilmeliydi.

 

Öyle ya da böyle Priscilla, yaralıların köşke alınmasına izin vermişti. Ve görünen o ki Zikr, Mizelda ve şehrin diğer mühim karakterleri de bu konuda bilgi sahibiydi.

 

Rem: [E madem öyle en önemli noktayı teşkil eden kişi olarak benim neden bundan haberim olmadı diyeceğim ama…!]

 

Tatmin edici bir yanıt alamayacağını hisseden Rem, olayı daha fazla irdelememişti.

 

Her şeyden önce Priscilla’nın çocukça oyunlarına kafa yoracak vakti yoktu. Neticede her geçen saniye Rem’in yardımına ihtiyaç duyan yeni kişiler getiriliyordu.

 

Rem: [Kuna-san ve Holly-san, siz ikiniz…]

 

Holly: [Reisimiz… Ah! Artık öyle değildi~! Eski Reisimiz Mizelda dedi ki~!]

 

Kuna: [Ne kadar çok kişi ölürse halkın morali o kadar düşecektir. Bizler de savaşabilecek kişilerin azalmasını istemiyoruz, bu yüzden Rem’i koruyacağız. Bunun yanı sıra…]

 

Derken konuşmaya ara veren Kuna, badem gözlerini kıstı. Bakışlarının keskinliği Rem’in kaskatı kesilmesine yol açarkense çenesiyle köşkteki yaralıları işaret ederek,

 

Kuna: [Seninle ilgilenen prenses nerede? Sakın bana tüm bu hengamede odasında kestirdiğini söyleme?]

 

Holly: [Eğer öyleyse uykusu çok ağır olmalı~. Benim de öyledir ama karnım tıka basa dolu halde horul horul uyuyor olsam bile bunca gürültüye uyanırdım~.]

 

Ses tonlarındaki gerginlik düzeyiyle zarifçe birbirinden ayrılan ikilinin sorularını işiten Rem, kafasını sağa sola salladı.

 

Priscilla’nın bencil, kibirli bir kişiliğe sahip olduğu kesindi ve ikilinin onun kaprisli hallerinden endişe duyması anlaşılabilirdi.

 

Rem: [Şaşırtıcı bir şekilde Priscilla-san son derece güvenilir biri çıktı.]

 

İşte Rem’in ortalıkta görünmeyen Priscilla hakkındaki bu yorumunun hemen sonrasında,

 

???: [――Kiryararahhh!!]

 

Binalar arasında esen kuvvetli bir rüzgârı anımsatan tiz bir ses, köşkün ön bahçesine doğru alçaldı.

 

O sesin çimleri kazıyarak muazzam bir toz bulutuna destek veren kaynağı, iniş yapmayı başaramayan kanatlarıyla devasa görünen bir ejderin bedeniydi. Toplam kanat açıklığıyla kabaca dört metreyi bulan ejder, ilk defa uçuyormuşçasına nahoş bir iniş yapmıştı.

 

E bu da çok doğaldı.

 

Kafası içeri göçmüşken, normal şartlarda tecrübe ve içgüdülerle desteklediği temel iniş manevralarını tatmin edici bir şekilde sergileyemezdi.

 

Derken uçan ejderin yere çakılan bedeninin yanı başına bir figür daha iniş yaptı. Kırmızı elbisesinin uçları dalgalanan, elinde kan kırmızısı, süslü bir kılıç tutan o güzel figürse―― Priscilla’ydı.

 

Priscilla: [Beni koruman olarak kullanıyorsun. Bu borç sana pahalıya patlayacak, Rem.]

 

Rem: [Çok teşekkür ederim. İçten minnettarlığımın göstergesi olarak sonrasında saçlarınızı yıkayacağım.]

 

Priscilla: [Böyle bir şeyle paçayı yırtmaya çalışman ne büyük bir cüretkarlık. Ama müsaade edeceğim. Hoşuma gitti.]

 

Priscilla, Rem’in aralanmış kapının ardından duyulan cümlelerini şahin gibi yanıtladı.

 

Evet, Priscilla, köşke doğru uçan ejderleri engelleyip savuşturmak için olağanüstü fiziksel becerilerinden bütünüyle faydalanmakla meşguldü.

 

Beklenileceği üzere buna ilk elden tanık olan Kuna ve Holly ikilisi, şaşkınlıklarını gizleyemiyordu.

 

Ve nedense Rem, iki kızın verdiği tepkiden epeyce gurur duyuyordu. Bununla birlikte ejderlerle çarpışan Priscilla’nın hiç endişe uyandırmadığı söylenemezdi.

 

Bunun öncelikli sebebiyse elindeki güzeller güzeli kırmızı mücevherli kılıçtı――

 

Rem: [Priscilla-san, Yang Kılıcınız ne alemde…?]

 

Priscilla: [Görebildiğin üzere güneş karardı. Yani şu an için kılıç denilemeyecek körelmiş bir objeden ibaret. Yine de…]

 

Yang Kılıcıyla ilgili bir terslik olduğunu dile getiren Priscilla, o noktada arkasına döndü.

 

Ve kendisini hedeflemiş halde yırtıcı dişlerle dolu ağzını açmış yaklaşan uçan ejderi gördü. Sonra da ne kadar körelmiş olursa olsun, Yang Kılıcını merhametsizce ejderin açık ağzına sapladı.

 

Yang Kılıcının ucunun haşin bir güçle ejderin boğazının ardına saplanmasıyla da dişleri paramparça olan ejder son nefesini verdi.

 

Priscilla: [Silahım körelmiş olsa bile kanatlı bir ejder benim karşımda peş para etmez.]

 

Diyen Priscilla, kılıcını tek savuruşuyla ejderin cesedini bahçenin köşesine attı. Ve tehdidi kolayca bertaraf ettikten sonra Rem’in yanındaki Kuna’yla Holly’yi fark etti.

 

Priscilla: [Shudraqlar, ha. Rem’i korumaya geldiniz herhalde.]

 

Rem: [Priscilla-san, o ikisi yaralılara yardımcı olmak için…]

 

Priscilla: [Romantik ideallere kapılarak gerçekleri gözden kaçırma. Yaralıların savaş alanına ne hayrı dokunur ki? Buradaki en değerli kişi kim peki? Benden sonra sensin.]

 

Rem: [――Hk!]

 

Priscilla’nın keskin reddiyle karşı karşıya kalan Rem’in boğazı düğümlenirken Kuna, onun bu merhametten yoksun beyanını başıyla onaylayarak, “Doğru söylüyor” dedi.

 

Kuna: [Bize düşen görev Rem’i korumak. Ve Rem’e düşen de…]

 

Holly: [Zayiatı olabildiğince az tutmak~!]

 

Kuna’nın fısıltısı Holly’nin neşeli söylemiyle desteklenirken ikilinin sözleri ve Priscilla’nın bakışlarıyla adeta alev alan Rem, kendi kendini azarladı. Daha bir gün önce önemli bir rol oynayamadığı için kendine acıyordu.

 

Bu saatten sonra kayıtsız kalamazdı. Her şeyden önce bu, onun arzuladığı şeydi.

 

Rem: [Ben kendi mücadelemi kendim vereceğim. Kuna-san, Holly-san, sizlere çok teşekkür ederim.]

 

Kuna: [Oh!]

 

Holly: [Sen ne dersen o~!]

 

Kuna ve Holly ikilisi, Rem’in kararlılığını cesaretlendirici gülümsemeler eşliğinde karşıladı.

 

Onlar tarafından rahatlatılan Rem ise bakışlarını Priscilla’ya çevirdi. Rem’in korumaları gelinceye dek köşkü savunma işi ona düşmüştü――

 

Rem: [Ama artık gideceksin, değil mi?]

 

Priscilla: [Bana kalırsa yokluğumda halledilemeyecek pek çok durum söz konusu. Zikr güçsüzlüklerinin altından nasıl kalkacağını biliyordur ama asıl düşmana karşı koyamayacaktır.]

 

Rem: [Asıl düşman…]

 

Priscilla: [――Elbette ki bir İlahi General olacaktır.]

 

Rem, Priscilla’nın tek gözünü yumarak verdiği yanıtı yutkunarak karşıladı.

 

Dokuz İlahi Generalin varlığı, İmparatorluktaki savaşların gidişatında kritik bir rol oynuyordu. Subaru, Abel ve diğerlerinin Kaos Alevine gelme sebebi de olabildiğince çok generali saflarına katmaktı.

 

Haliyle içlerinden birinin bu şehre saldırıyor olması tesadüf değildi.

 

Priscilla: [Elbette ki bu, karşı taraftan birinin işi. Abel’in durumu giderek daha da beter oluyor. Nasıl olur da bu denli kalitesiz bir temelin üzerine bir şeyler inşa eder?]

 

Rem: [Bu konuda yorum yapamam, çünkü Abel’in nasıl bir yol izlediğini pek bilmiyorum. Ama bu yaşananların etrafındakiler için çok zor olduğundan eminim…]

 

Rem, Subaru hakkındaki onca endişesine rağmen Abel’in tavırlarının da pek matah olduğunu düşünmüyordu. Zekâsı, öngörülü oluşu ve durum tespitindeki yeteneğinden kaynaklanan kibirli davranışlarıyla dikkat çeken Abel, destek alacak hiçbir hatırası olmayan Rem için zorlu bir rakipti.

 

Ülkenin zirvesinde bulunması gereği etrafı pek çok güçlü kişiyle çevrilmiş olmalıydı. Hepsinin Abel’in fikirlerini kabul edip ona kolayca itaat etme ihtimaliyse çok düşüktü.

 

Dolayısıyla bir isyan çıkarılmıştı. Bununla birlikte――

 

Rem: [Sırf bu sebeple böylesine korkunç bir şeye izin verilmesi…!]

 

Kendisini kırılgan bir temelin üzerine inşa eden Rem, bakışlarıyla adeta Priscilla’ya sesleniyordu.

 

Priscilla’ysa Rem’in sözleri üzerine aklından geçenleri bildiğini ima edercesine alaylı bir şekilde gülümsedi. Bunun Rem’in gözlerini irileştirdiğini görünce de yüzündeki gülümseme hiç var olmamışçasına silinir halde başka bir yöne dönerek,

 

Priscilla: [Bu uçan ejder sürüsü yalnızca ejderlerin evcilleştirilmesiyle açıklanamaz. Bahsi geçen Birinci Sınıf General, ben yokken peyda olmuş olmalı. Serena’nın söyledikleri doğruysa bir yoldaşı Uçan Ejder Generaliymiş.]

 

Rem: [Elbette ki Dokuzuncu… yani o kişi, bu şehirde bir yerlerde olmalı…]

 

Priscilla: [――Belediye.]

 

Rem: [――――]

 

Priscilla: [Düşman aptalın teki değilse yönelmesi gereken yer orası. Neticede göğü yararak dosdoğru ilerleyebiliyorlar. Komuta merkezini gözden kaçırmaları için hiçbir sebep yok.]

 

Bu beyanın barizliği, Rem’in düşüncelerinin bir anlığına gölgelenmesine yol açtı.

 

Fakat söylenenler zihnine yerleşir yerleşmez durumun aciliyetini idrak etti. Priscilla’nın sakin ve kayıtsız tavrıysa Rem’i paniğe kapılmanın eşiğine getirdi.

 

Rem: [Ko-komuta merkezinin saldırıya uğraması bir kriz durumu değil mi!? Priscilla-san!?]

 

Priscilla: [Ahmak. Tıknaz olması Zikr’in bir İmparatorluk Generali olduğu gerçeğini değiştirmiyor. O ne kolay kolay can verir ne de savaşamayanları yanında tutacak kadar aptallık eder.]

 

Rem: [Bu… Ah. Savaşamayanlar demişken, Schult-san ne olacak!]

 

Priscilla ve Rem’in banyo keyfinden önce köşkten ayrılmış olan oğlanı düşünen Rem iyice endişelenmeye başlıyordu.

 

Çalışkan ama sakar biri olan Schult da en az Rem’in yardımına ihtiyaç duyanlar kadar güçsüzdü.

 

Güvenebileceği, peşine takılabileceği bir yetişkin olursa işler değişebilirdi ama aksi takdirde――

 

Rem: [Priscilla-san, hadi, acele et lütfen!]

 

Priscilla: [Senin görevin hiç değilse benim güvenliğim için içtenlikle yakarmak olmalı. Ayrıca telaşa kapılmana gerek yok, Schult öyle kolay kolay ölmez.]

 

Rem: [Ha…?]

 

Priscilla, elini sabırsızca oynatıp duran Rem’e homurdanarak kayıtsızca böyle söyledi.

 

Onun ne kastettiğini anlayamayan Rem’se kaşlarını çattı. Doğal olarak Kuna ve Holly’nin de olup bitenler hakkında hiçbir fikri yoktu ve suratlarına çocukça bir şaşkınlık hakimdi.

 

Priscilla, tek silahı tatlılık ve çalışkanlığı olan Schult’un güvenliğinden nasıl bu kadar emin olabilirdi ki?

 

İşte Rem ve diğerlerinin gözlerindeki bu kuşkuyu gören Priscilla, grubu uçan ejderlerin katliamından uzak tutmak adına elini kapıya yerleştirdi.

 

Priscilla: [――Çünkü o cesareti ve albenisiyle benim beğenimi kazandı, anlarsınız ya.]

 

Ve bu yanıtla birlikte köşkün kapısı kapandı.

 

#Schult’u geçen bölümde ejder general tarafından öldürülmek üzereyken bırakmıştık. Priscilla’nın bu özgüvenli ve rahat yanıtıysa acaba onun da şu ruh evliliği tarzında bir gücü olabilir mi diye düşündürdü. Böyle bir şey olmadıkça hiçbir gücü olmayan bir çocuğun ejderlerden ve generalden kurtulacağına bu denli inanabilmesi normal değil. Gerçi Priscilla’ya da normal bir insan denemez zaten. Her neyse, bir sonraki bölümde neler olacağını görürüz diyor ve susuyorum. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 45112 Üye Sayısı
  • 398 Seri Sayısı
  • 44158 Bölüm Sayısı


creator
manga tr