Cilt 7 Bölüm 59 [ Shudraq Taritta ] (3/4)

avatar
1167 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 59 [ Shudraq Taritta ] (3/4)


Çevirmen : Clumsy



Taritta: [――――]

 

Mariuli: [Büyük Felaketi durdur, Taritta… Bu benim görevimdi… Ama artık yerine getiremeyeceğim… O yüzden, ne olur… Taritta… Benim, ruh ikizim…]

 

Taritta: [Ha-hala mı bundan bahs…]

 

Kan döken Mariuli son nefesini bu kelimelere harcamış ve Taritta ömründe ilk defa bu sebeple ondan nefret ettiğini hissetmişti.

 

Ruhlarındaki bağ gereği başından beri onu kontrol altında tutmak için çaresizce mücadele etmişti. Fakat o bunu tamamen göz ardı etmiş ve son anlarında bile bu meseleyi dile getirmişti.

 

Bu öylesine iğrençti ki kelimeleri Taritta’nın kalbinin derinliklerine bir bıçak misali saplanmıştı.

 

Onun ağlamaklı sesini işiten Mariuli’ninse gözleri hafifçe titreşmeye başlamıştı.

 

Ve böylece bedenindeki son güç de çekilir, başı yavaşça öne düşerken,

 

Mariuli: […U… ta…]

 

Taritta: [Mariuli?]

 

Mariuli: [――――]

 

Taritta: [MARIULI!!]

 

Son anında boğazından güçsüz, boğuk bir nefes çıkmış ve bu onun verdiği son nefes olmuştu.

 

İşte böylece Mariuli’nin bedeni göğsüne bir hançer saplı şekilde, nabzı atmayarak, kaskatı halde uzanırken bir iki saniyeliğine sersemleyen Taritta, ablası ve diğer Shudraqları çağırmak için hızla kulübeden dışarı fırlamıştı.

 

Ancak――

 

???: [――Ah.]

 

Kapıyı itip açtığı ve dışarıya doğru koşmaya çalıştığı saniyede kalakalmıştı.

 

Çünkü karşısında, orada olmaması gereken ufak bir siluetin oturduğunu görmüştü.

 

Belki yatağa düşen annesi yüzünden endişeliydi, belki de çocuklara has kötü bir önseziye kapılmıştı.

 

Hangisi olursa olsun mükemmel bir avcı olmak için gerekli yetileri taşıyan o küçük kız, o gece asla yapmaması gereken bir şeyi yapıp yetişkinlerin gözünden kaçmaktaki becerisini de sergilemişti.

 

Ve o küçük kız, yani Utakata, gözlerini annesinin kanına bulanmış ve gözyaşlarına boğulmuş olan Taritta’ya dikmişti.

 

△▼△▼△▼△

 

Büyük Felaketin gölgeleri ortalığı kasıp kavuruyor ve yıkıcı bir deprem, İblis Şehrini içten dışa doğru parçalıyordu.  

 

Yorna’nın kararı tüm İblis Şehri vatandaşlarına ulaşmış ve her biri yuvaları halini almış olan toprakları terk etmişti.

 

Acı bir karar alınmıştı. Burası, gidecek hiçbir yeri olmayan o kişilerin son yuvasıydı, onlara kaçmak ya da saklanmak zorunda olmama özgürlüğü sağlayan yerdi.

 

Tüm bunların kaybı karşısında yaş dökmemek nasıl mümkün olabilirdi?

 

Ancak――

 

Yorna: [Hayat olduğu sürece onu kurtarmasını bileceğim. Yeni bir İblis Şehrine kendi gözlerimizle tanık olmak istiyorsak hiç gecikmemeli, hızlı hareket etmeliyiz.]

 

Çaresizlerin son kalesi olan İblis Şehri Hanımı bu cümleleri kurduğu anda toplaşıp yeniden bir yuva kurabileceklerine inanan insanlar topraklarına, yaşamaya alıştıkları yuvalarına sırtlarını dönerek koşturmaya başlamıştı.

 

Yıkım İblis Şehrini yutup toza dumana katıyordu ve bunun sorumluluğunu ölçeğini sürekli genişleten Büyük Felaket üstleniyordu.

 

Sahip olduğu gölgelerin yoğunluğu giderek artıyor, kıvranıp duran o kapkara kütle gözlerinin önünde katlanarak irileşiyordu.

 

Hem boyutunun hem de gölge sayısının kontrolsüzce artışı da Büyük Felaketin teşkil ettiği tehlikenin çoğalmakta olduğunu anlatıyordu.

 

Yıkım dalgalarının kapladığı alan genişler ve hem yeryüzü hem de şehir manzarası darmaduman olurken Yorna, insan kaybını minimumda tutmak için çabalayan kıymetli bir insanı―― yani Al’ı hayretler içerisinde izliyordu.

 

Al: [Küçük Hanım Medium! Geri çekil! Bu kadar yeter! Şu halinle orada daha fazla kalırsan sonunu göremezsin! Artık gitme vakti!]

 

Medium: [Ah~! Çok sinir bozucu! Ama teşekkür ederim!]

 

Al’ın muhakemesine güvenen Medium, barbar kılıcını kaptığı gibi fırladı.

 

Genç kızın ardından atılan gölgelerse yan taraftan yayılan dikenli sarmaşık duvarı tarafından engellendi, bu sayede yem olarak hayati bir rol oynayan kızın minyon bedeni tehlikeden kaçmayı başardı.

 

Al: [Kurtardığın için teşekkürler, Anten-kardeş! Ama artık senin de gitme vaktin…]

 

Kafma: [Gitme vaktim geldi, öyle mi? Bana geri çekilmemi mi söyleyeceksin? Eğer öyleyse, Ben, Kafma Irulux, böyle bir konuşmaya kulak asmayacağım!]

 

Al: [Hayır, yani anlarsın ya, senin böyle bir şey söyleyecek biri olduğunu hesaba katmıştım. Ama söylediklerimde ciddiyim.]

 

Kafma: [Ne anlatmaya çalışıyorsun!?]

 

Al: [Aman neyse.]

 

Diyerek omuz silken Al, Kafma’nın öfkeli haykırışı karşısında hafifçe kafasını salladı.

 

Kafma’nın desteğini yitirmelerinin sonucunda Büyük Felaketle ettikleri mücadele çok daha tehlikeli bir hal alabilirdi. Al bu sebeple yardımlarına müteşekkir olsa da öfkeli mizacı canını sıkıyordu.

 

Her halükarda――

 

Al: [――Tilki hatun!]

 

Yorna: [Bana seslenme şeklin hoşuma gitmiyor ama neyse, anlaşıldı.]

 

Al’ın kendisine doğru seslendiğini işiten Yorna, başıyla onay verdi.

 

Büyük Felaketten uzaklaşıp şehir merkezinden dış tarlalara geçme operasyonu doruk noktasına ulaşmıştı. Yorna’nın İblis Şehrini terk etme kararı herkesçe işitilmiş ve nüfusun hatırı sayılır bir kısmının tahliyesi tamamlanmıştı.

 

Şimdi de kararlaştırıldığı üzere İblis Şehrini yutan Büyük Felaketin yaptıklarının bedelini ödemesine izin vereceklerdi. ――Tabii keşke bu konuda bir hata olsaydı da bunu yapmalarına gerek kalmasaydı.

 

Yorna: [Ağır ağır kaybolan bir bağ, olabilir mi acaba…]

 

Büyük Felaketin bir anda limitine ulaşıp dağılması, kenarlarından başlayarak yitip gitmesi ya da bir anda zayıf bir noktasının ortaya çıkması ve yalnızca o noktadan saldırmanın mümkün olması; buna benzer elverişli mucizeler gerçek olmayacaktı.

 

Buna kimsenin şüphesi yoktu. ――Büyük Felaket, sonu gelmeyecek bir faciaydı.

 

Durdurulmadığı takdirde İblis Şehriyle de sınırlı kalmayacaktı; yıkım ölçeğine çok ama çok daha fazlasını katacaktı.

 

Ve buna mani olmak için pek kıymetli İblis Şehrini feda etmeleri gerekiyordu.

 

Yorna: [――――]

 

Anlık bir tereddütle gözlerini kapatan Yorna’nın zihninde pişmanlıklar beliriyordu.

 

Ruh Evliliği Tekniği denilen yeteneğin tarihinde bile Yorna’nın versiyonu eşsizliğiyle öne çıkıyordu.

 

Esasında kişilerin taşıyabilecekleri ruh sayısı, aralarındaki farklılık ne denli büyük olursa olsun pek değişmiyordu. Fakat Yorna, bazı şartlardan ötürü diğerlerinden binlerce kat daha fazla ruhu taşıyabiliyordu.

 

Bu onun arzuladığı bir güç değildi. Dürüst olmak gerekirse bu güçten vazgeçebilmeyi bile dilerdi.

 

Evet, şu anda bulunduğu noktaya gelmesine yardımı dokunmuştu ama bir gün bu gücü kullanmak zorunda kalacağım bir fırsat doğacak diye de beklememişti. ――Yo, daha ziyade bunu düşünmekten kaçınmıştı.

 

Vakti geldiğinde karar vermekte bu denli zorlanmasının nedeni de buydu.

 

Ve sonunda――

 

Yorna: [――O adam.]

 

Bakışlarının hedefi olan Yorna, uzaklardan gözlem yapan oni maskeli adama göz ucuyla bakmaktaydı.

 

İblis Şehrinin dış tarlalarında, yıkımdan kurtulması mümkün olmayan bir noktada kollarını kavuşturup dikilen adamda en ufak bir sarsılma belirtisi yoktu. Belki de o duygusuz bakışlarının sebebi Büyük Felaketi durdurmak için gereken fedakarlıkları kaçınılmaz bir sonuç olarak görmesiydi?  

 

Öyle ya da böyle orada kılını dahi kıpırdatmadan dikilip sonucu kendi gözleriyle görmek istiyor oluşu, insanlık edip Yorna’yı bir karar almaya teşvik etme amaçlı olabilirdi.

 

Al: [――Hk, aptal şey!]

 

Rakibi olan Büyük Felaket karşısında her şeyini ortaya koyma kararı alışının hemen sonrasında Yorna’nın kulaklarına bir hakaret ulaştı.

 

Sesin kaynağına dönüp Al’dan geldiğini gördüğü ve maskesinin ardından Büyük Felakete çevirdiği bakışlarını takip ettiği andaysa hakaretinin sebebini anladı.

 

Orada Büyük Felaketin etrafında sekip duran, onu kontrol altında tutmak için molozları tekmeleyip fırlatan ufak bir beden vardı―― Louis.

 

Altın saçları dans eden, beyaz kıyafetleri toz toprağa bürünmüş olan, omuzları ağır ağır inip kalkan ve tüm bedeni terle kaplanan kız, Büyük Felakete saldırmaya devam ediyordu.

 

Ve Louis’in tek bir amacı vardı. O da Büyük Felaketin doğduğu noktada olan siyah saçlı oğlanı bulmaktı――

 

Yorna: [O çocuk.]

 

Onu kurtarmanın bir yolunu bulamayan Yorna, vardığı sonuç yüzünden acı içerisindeydi.

 

Bu da İblis Şehrini terk etmek kadar, hatta belki ondan da can yakıcı bir olaydı, etinden et kopartmaktan farksızdı.

 

Planları gerçeğe dönüştüğü takdirde Büyük Felaketin içine aldığı şeylere ne olacaktı? Belki de o siyah saçlı çocuk da dahil olmak üzere hepsi geri dönerdi.

 

Fakat Yorna bunun pek de mümkün olmadığını biliyordu.

 

Ve bu sebeple Louis’in azimli mücadelesinin nafile olduğunu da görüyordu.

 

Kafma: [O kızı geri getirmek zorundayız!]

 

Al: [Dalga geçiyorsun herhalde! Çocuğu kendi haline bırak! Her şeyden önce o…]

 

Kafma: [Peki ya o ne olacak!?]

 

Al: [O bir… Hk.]

 

Louis’in oradan oraya atlayışı karşısında bu sözleri söyleyen Kafma, gözlerini Al’a dikmişti. Onun keskin bakışlarının hedefi olan Al’ınsa Louis hakkındaki düşünceleri yüzünden kelimeleri boğazında düğümlenmişti.

 

Yorna Louis’i kurtarmak istiyordu. ――Louis’in arzuladığı şey gerçekleşemeyecek olsa da hiç değilse kendisi hayatta kalsın istiyordu.

 

Gerçi belki de birlikte ölmek onları daha mutlu ederdi.

 

Louis’in karanlığa yem olan oğlandan istediği şey de bu olabilirdi.

 

Al: [Kahretsin, kahretsinkahretsinkahretsin, siktir ya! Ben niye o kız yüzünden aklımı oynatıyorum ki! Beni kızdırıyorsun artık, kardeşim!]

 

Diye çılgınca haykıran Al, ses tonuna ihanet etmeyen bir şevkle koşturmaya başladı.

 

Hedefi, Büyük Felaket karşısında sağdan sola sıçrayıp duran Louis’ti. Louis, o kapkara canavarın gözle göremeyeceği kadar çevik davransa da――

 

Al: [Ben seni görebiliyorum!]

 

Louis: [Ah!?]

 

Gölgenin eylemlerinden sonrası üzerine çullanan moloz yağmurundan kaçınan Al, ne yöne gideceğini biliyormuşçasına kollarını Louis’e dolayıp onu kollarının altına almayı başardı.

 

Ve bu halde sarmaş dolaş olan ikili, kendilerini hedef alan gölge tufanından ucu ucuna kaçındı; Al, saldırının menzilinden kıl payıyla kaçmalarını sağlayarak kendisi ve Louis’i inanılmaz bir şekilde korudu.

 

Louis: [Uu! Uau! Aau!]

 

Al: [――Yat zıbar artık!]

 

Louis: [Uhk.]

 

Bu sırada Louis Al’ın kollarında çırpınıyor, Büyük Felakete atılmak için çaresizce çabalıyordu. Ancak Al, Mavi Ejder Kılıcının kabzasıyla indirdiği duygusuzca darbeyle Louis’i bayılttı.

 

Ve sonra da kızın ufak bedenini kaldırıp Büyük Felakete sırtını dönerek koşmaya başladı.

 

Al: [Anten!]

 

Kafma: [Adım Kafma Irulux!]

 

Aceleyle seslenilen Kafma, kaçmakta olan Al’a bir rota oluşturmak için sarmaşıklarını yolladı. Büyük Felaketse dikenli sarmaşıkların arasına atılan Al’ı hevesle takip edip onu köşeye sıkıştırmaya çalıştı.

 

Fakat Al’a yol olan o sarmaşıklar, Büyük Felakete bariyer oluyordu.

 

Saldırı ve savunmanın muazzam bir kombinasyonunu sergileyen Al, bu şekilde kucağında Louis’le savaş alanından kaçadururken――

 

Abel: [――Yap hadi, Yorna Mishigure!!]

 

Son bir hamle ile arka taraftan kararlı bir eylem çağrısında bulunuldu ve Yorna, ellerini önüne doğru uzattı.

 

Bu hareketin bir anlamı yoktu. Tıpkı Kale yutulurken olduğu gibiydi. Yalnızca bunu başarmak için neleri feda etmeye hazır olduğunu anlatan bir hareketten ibaretti.

 

Yorna: [Ben, seni sevmiyorum.]

 

Bu birkaç kelimeyle birlikte İblis Şehri Kaos Alevinin çoğunu yutmuş olan Büyük Felaket, Yorna’nın ruhuyla patladı. Patlamanın gücü sahiden de tüm şehrin yerle bir oluşuna bedeldi――

 

Patlamanın etkisiyle şok dalgasına benzer bir şey yayılırken heybetli bir fırtına İblis Şehrini havaya uçurdu.

 

İblis Şehrinin o dalgayla sarsılan tüm yapıtaşları parçalandı, ezildi, yok edildi. Tüm bunların arasında, şok dalgasının bağlantı noktasında kalan Büyük Felaket ise yıkım tarafından yutulmakta, hiç şüphesiz aynı şekilde yok olmaktaydı.

 

Evet, şehrin feda edildiği tek bir hamle ile Büyük Felaket sona ermekteydi――

 

Abel: [――Yeterli gelmedi mi?]

 

Derken o dur durak bilmez tufanın ve yükselen duman öbeklerinin arasında bir adamın kısık sesi yankılandı.

 

Bunun herkesin pes etmeye mahkum olduğu o durumda bir an olsun ardını dönüp gitmemiş olan o adamın sesi olduğunu idrak eden Yorna, bedenindeki gücü yitirerek nefesini tuttu.

 

Elinden gelenin en iyisini yapmış, darbe almış ama buna rağmen duman öbeklerinin ardında kalan o kımıl kımıl karanlığın varlığı baki kalmıştı.

 

Bağlantı kurulmuştu. Ama yeterli gelmemişti. Bu sonuç da azıdişlerini sıkmasına yol açmıştı.

 

Yorna: [――Ah.]

 

Fakat daha hüsranını örtecek bir eylem gerçekleştirme kararlılığına erişemeden dudaklarından bir mırıltı kaçtı.

 

Sebebi basitti. ――Bir şey ondan daha hızlı harekete geçmişti.

 

Ancak o şey, Büyük Felaketin sönmeyen közleri değildi.

 

O şey――

 

Yorna: [――Tanza?]

 

Havaya uçurulmuş hanın bodrumundan atlayan ufak tefek bir geyik kızdı.

 

#Selamlar. Öncelikle, Utakata’nın Taritta’nın ruh ikizinin kızı olduğunu öğrenince ufak çaplı bir şok yaşayıp aralarındaki ilişkiyi görmek için hemen eski bölümlere şöyle bir göz attım ama kayda değer bir şey bulamadım. Valla şu an şehirde olanlar kadar Taritta’nın geçmişinde olanları da merak ediyorum desem yalan olmaz. Neyse ki bir sonraki bölümde yeniden o cepheye döneceğiz. Bakalım o hikaye artık sonlanacak mı ve bu cephede beliren Tanza ne yapacak! Hadi sıradaki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 45363 Üye Sayısı
  • 398 Seri Sayısı
  • 44158 Bölüm Sayısı


creator
manga tr