Cilt 7 Bölüm 35 [ Sohbetle Geçen Gece ] (2/2)

avatar
383 5

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 35 [ Sohbetle Geçen Gece ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Subaru: [Kararlılık mı… Kabile reisliğini devralma kararlılığı mı?]

 

Taritta: [――――]

 

Subaru’nun sorusu, Taritta’nın küçük çenesini sallayışıyla onaylandı.

 

Bir yanıta ulaştığını söylemek uygun olmazdı ama kendisini münasip bir kadere hazırladığını söylemek mümkündü. ――Kabilenin bir sonraki reisi olma görevi ona Mizelda’nın emanetiydi. Subaru, Taritta’nın olayı bu şekilde algıladığının farkındaydı.

 

Genç kız, reisliği devralmanın kaçınılmaz olduğuna inanıyordu.

 

Bunu reddetme imkanının olmadığı inancını taşıyordu. Ona göre bu ablası tarafından verilen bir sorumluluktu ve klanın gelecek nesline liderlik etmesi gerekiyordu――

 

Subaru: [Kaçsan bile…]

 

Taritta: [Eh?]

 

Subaru: [Kaçsan bile sorun olmaz bence. Bunun için seni suçlamam.]

 

Taritta’nın suratındaki şaşkın ifade, bu sözleri duymayı beklemediğinin göstergesiydi.

 

Konuşmanın akışı bu şekilde olsa da Taritta, Subaru’ya en samimi düşüncelerini açmıştı. Durumu, güvensizlikleri, küçük omuzlarında taşıdığı sorumluluk, hepsi gözle görünürdü.

 

Aynı zamanda fazlasıyla sorumluluk sahibi biri olduğu, kendi kendini cezalandırdığı ve bununla başa çıkmakta zorlandığı da aşikardı.

 

Belki Subaru’nun ‘topla kendini’ deyip onu bir başına alamadığı bir kararı alması için cesaretlendirmesini diliyordu. Belki de gururla ve utanmaksızın kadın kıyafetleri giyinen Subaru’nun özgüvensizlik diye bir şey olmadığı konusunda ona öğüt vermesini istiyordu.

 

Ama Subaru’nun söylediği şey, beklentilerine aykırıydı.

 

Subaru: [Buna katlanamıyorsan, sana daha uygun başka bir şey olduğunu düşünüyorsan, eşyalarını toplayıp vagondan ayrıldığın takdirde seni suçlamayız. Hiç değilse ben suçlamam.]

 

Taritta: [A-ama, ben gidersem, gücümüz…]

 

Subaru: [Tabii ki bu beni endişelendirir. Ama elimden geleni yaparım.]

 

Taritta: [――――]

 

Subaru, belli etmese de böyle bencilce şeyler söylediği için içten içe kendisiyle alay ediyordu.

 

Abel’in bu etkileşimi duyduğu takdirde hiç memnun olmayacağı kesindi. Taritta, kendisinin de belirttiği gibi güç eksikliği çeken grupları için mühim bir askeri değer taşıyordu.

 

Bu hem bu yolculuktaki grupları hem de bir bütün olarak toplulukları için geçerliydi.

 

Her şeyden önce onları bırakıp gitmesi iyi sonuç verir miydi bilemiyordu.

 

Taritta: [Bana ihtiyaç duyulmadığını söylüyorsun…]

 

Subaru: [Yo, bu çok yanlış bir düşünce. Taritta-san’ın hem kişilik hem de güç anlamında bizimle kalmasını çok isterim. Ama bunda diretmem bencillik olur, haksız mıyım?]

 

Taritta: [Bencillik…]

 

Subaru: [Çünkü sana ben yaşayabileyim diye hissizleşmeni söylemiş olurum.]

 

Tecrübeli ve iyi kalpli biri olarak Subaru, Taritta’yı bunu yapmaya zorlayamazdı.

 

Daha önce bu karanlık yerden çıkma fırsatı tanınmış olan Subaru, kendisinden daha yaşlı ve muhtemelen bu konuda daha deneyimli olan Taritta'ya sanki kıdemli olan kendisiymişçesine böyle söylemişti.

 

――Bir başkası olamazsın.

 

İster kan bağı taşıdığın biri olsun, ister en yakının. Ne kadar arzularsan arzula, ne kadar kıskanırsan kıskan ya da kalbine ne kadar kazırsan kazı. Bir başkası olamazsın.

 

Subaru: [‘Kendimizden’ başkası olamayız.]

 

Subaru da kendinden başka bir şey olamamıştı, olamazdı ve hiç değilse sevebileceği, rahat edebileceği, güvenebileceği bir şey olmalıydı.

 

Tekrarlanan hüsranlardan, cesaret kırıklıklarından ve küçük bir başarı hissinden sonra kozadan çıkacak bir kelebek misali.

 

Subaru: […Can sıkıcı, değil mi?]

 

Diye fısıldarken sesi öylesine kısıktı ki Taritta’ya bile ulaşmamıştı.

 

Konuşurken anımsadığı şey, Abel’in birkaç saat önce aynı ateşin etrafındayken bahsettiği idealdi. Yoksulların çoğu boş elleriyle neye tutunur, neyle yaşar, onu sorguluyordu.

 

Söyledikleri özünde Subaru’nun anlatmaya çalıştığı şeyle örtüşüyor gibiydi.

 

Taritta: [――――]

 

Bu sırada Subaru’nun anlattıklarını dinleyen Taritta’nın gözleri yaşarıyor, tereddüdü daha da yoğunlaşıyordu.

 

Bu tereddüdün varacağı noktayı belirlemek Taritta’ya kalmıştı ama Subaru, seçimi her ne olursa olsun ona saygı duyması gerektiğini biliyordu.

 

Subaru, kendisine yüklenen beklentilerden ve onlara göre yaşamamanın doğurduğu suçluluk hissinden kaçmıştı.

 

Hatta bu farklı dünyaya çağrılışının kaçma arzusunu benimsemiş biri tarafından tasarlanmış bir eylem olduğundan bile şüphelenmişti.

 

Elbette ki anne babasıyla, yani gerçek anne babasıyla vedalaşamama sebebi de buydu――

 

Subaru: [Anlarsın ya, benim kaçabilmiş olmam bir kurtuluştu.]

 

Natsuki Subaru kendisini odasına kilitleyip beklentiler ve suçluluk arasında ilelebet mahsur kalmış olsaydı şu anki duygularına erişemezdi, hiç değilse bu kadarı kesindi.

 

Yine aynı Subaru olurdu ama kendisiyle uğraşıp didinir, kalbini zorlama ve başkaları için bir şeyler yapma ya da başkalarına bir şeyler sunma fırsatı bulamazdı.

 

Yani savaşmaya hazır oluncaya dek kaçmakta hiçbir yanlışlık yoktu.

 

Burası, herkesin savaşmama seçimini yapabileceği bir dünya olmalıydı.

 

Taritta: [Özgüven ve kararlılık…]

 

Subaru: [Ne?]

 

Taritta: [Özgüven ve kararlılık eksikliği çekiyorum. Ama hepsi bu da değil…]

 

Subaru’nun kendi tecrübelerine dayanan hikayesini dinleyen Taritta, dudakları titreyerek mırıldanmaya başladı.

 

Öylesine güçsüz bir mırıltıydı ki kelimeleri kamp ateşinin çatırtıları tarafından bastırılıyordu. Ya da belki de güçsüzlüğünü anlattığı andan çok daha keskin duygularla doluydu.

 

Taritta: [Büyük bir hata yaptıysam, bunu nasıl… telafi ederim?]

 

Subaru: [Hata ve telafi mi… Taritta-san?]

 

Taritta: [――――]

 

Sorusu tekrarlanırken Taritta’nın ağzından ufak bir “Ah” nidası kaçtı.

 

Gözleri irileşti ve Subaru, o gözlerdeki pişmanlığı gördü. Tıpkı eski bir hatasından bahsettiği gibi bunu Subaru’ya söyleme hatasının da pişmanlığını duyuyordu.

 

Görünüşe göre Taritta, bu büyük hatayla ilgili ağır bir suçluluk hissediyordu.

 

Kendisini ablasıyla kıyaslamanın doğurduğu çaresizliğin yanı sıra ablasının varlığı da karar vermesine mani olan bir faktörmüş gibi görünüyordu.

 

Taritta: [Söylediğim tuhaf şeyleri… unut lütfen.]

 

En sonunda ulaştığı şey, anlatılmamış hikayesinin anlatılamayacağı neticesiydi.

 

Subaru, Taritta’nın ses tonu ve ifadesine bakarak henüz bir yanıta varmamış olduğunu görebilse de bunu, onu konuşmaya zorlayamayacağının işareti olarak yorumluyordu.

 

Eğer sonunda içini dökme ihtiyacı duyduğunda yanında olabilseydi――

 

???: [――Kardeşim, vardiya değişikliği vakti.]

 

Subaru bu sonuca varırken vagon tarafından bir ses yükseldi.

 

Seslenen kişi, kalın boynunu bükerek ağır ağır kamp ateşine doğru yaklaşan Al’dı. Gece nöbeti üç saatte bir dönüşümlü yapıldığı için Subaru’nun vardiyası sona ermişti.

 

Subaru: [Abel ve Louis’in bu rotasyonun bir parçası olmamasından memnun değilim, ama…]

 

Al: [Kes şunu, kes şunu hadi. Abel-chan tahta dönünce onu gece vardiyasında çalıştırdık diye bizi idam ettirirse korkunç olur.]

 

Subaru: [Kin tutma bahsini açacaksak kaç kere kafamı kestirmesi gerekir hiç bilemiyorum.]

 

Al: [Madem farkındasın, tavırlarını kontrol altında tut lütfen. Senin etrafında olmak beni de geriyor çünkü.]

 

Subaru’nun gevezeliklerini işiten Al, makul bir şikayette bulundu.

 

Her halükarda Subaru, Abel’in tavırlarından yakınmaya devam edecekti. Çünkü onun bu denli kibirli ve acımasız olmasının sebebi bugüne dek kimsenin ona karşı çıkmamış olmasıydı.

 

Subaru gerçek bir gücü olmayan bir kaçak olsa da Abel’in karakterini mümkün olduğunca düzeltmesi gerekiyordu.

 

Subaru: [Aksi takdirde bizim yardımımızla tahtına dönse bile yakında ikinci bir isyan çıkar ve bu defa kellesini yitirir.]

 

Al: [Aynen, o iş sende. Prensesten de görebildiğin üzere ben ‘bırakınız yapsınlar’ tarzı bir adamım.]

 

Al, elini şöyle bir sallayarak Subaru’nun fikrini değiştirme düşüncesini bir kenara attı.

 

Al’ın bu güvenilmez halleri karşısında iç çeken Subaru’ysa bir kez daha Taritta’ya döndü. Ve gözlerini ateşe dikerek düşüncelere dalıp gitmiş olan kıza, “Taritta-san” diye seslenerek,

 

Subaru: [Burası sana emanet. Al’ın cinsel tacizlerini ya da aptalca şakalarını katlanılamaz bulmaya başlarsan bana hemen haber ver lütfen.]

 

Taritta: [Cinsel tac……?]

 

Al: [Prensese davrandığım gibi davranmayacağım herhalde! Bu bir yakınlık ve samimiyet meselesi, ayrıca doğru yer doğru zaman lazım.]

 

Subaru: [Bu da benim iyi olmadığım bir şey.]

 

Taritta kısık bir sesle konuşurken Al, masumiyetini bağıra çağıra ilan etti.

 

İkisini kıyaslayan Subaru’ysa ayağa kalktı ve eteğinin ucuyla poposundaki tozları silkelerken Al’ın kulağına fısıldadı.

 

Subaru: [Taritta-san senden hayatla ilgili bazı tavsiyeler isteyebilir. Bunu yaparsa ona tecrübeli bir lider olarak rehberlik et lütfen.]

 

Al: [“Tecrübeli lider” kulağa benim tam tersimmiş gibi geliyor, haksız mıyım? Böyle şeylerden aktif olarak kaçıp dururken başkalarının hayatlarından sorumlu olamam ben.]

 

Subaru: [Bu senin güçsüzlüğünün üstesinden gelme fırsatın. Acı biber gibi düşün.]

 

Acıyla arası iyi olmayan Emilia ve Beatrice de cesur mücadele ruhlarını yitirmeden hoşnutsuzluklarının üstesinden gelmenin yollarını arıyordu.

 

O ikisi şimdilik birlikte tek bir mücadele vermiş olsa da Subaru, mücadeleye devam ettikleri takdirde bir gün galip gelebileceklerine inanıyordu.

 

Subaru: [O yüzden sen de elinden geleni yap, Al.]

 

Al: [Bana mı öyle geliyor, yoksa pek yankı uyandıramadın mı…?]

 

Az önce söylenenler hiç değilse Subaru’ya ilham vermek için yeterli koşulları sağlıyordu, dolayısıyla sorun bu sözlerden hiç etkilenmeyen Al’da olmalıydı.

 

Taritta: [Natsumi, seninle… yarın görüşürüz.]

 

Subaru: [――Hı hı, yarın görüşürüz.]

 

Taritta, nöbeti Al’a devredip vagona yönelen Subaru’ya bu şekilde seslendi.

 

Yarına dair bu cılız ama net vaatse Subaru’ya genç kızın sözlerini kabul edip onunla bir kez daha yüzleşeceğine dair bir umut verdi.

 

Kaçıp gitmek kötü bir şey değildi. Kaçmanın neticesinde elde edilebilecek bir güç vardı.

 

Ama kimileri de kaçmak yerine savaşarak güç kazanır ve sorunların üstesinden gelebilirdi.

 

Ve Subaru, Taritta’nın da böyle biri olduğunu umuyordu.

 

Subaru: [――――]

 

Vagona dönen Subaru, karanlık mekandaki dingin havayla karşılandı.

 

Vagonun içi basit bir perdeyle ikiye ayrılmış, ön ve arka kısımlar kadın ve erkeklerin uyuma alanları haline getirilmişti. Erkekler önde, kadınlar arkadaydı ama şaşırtıcı bir şekilde tüm grup çıt çıkarmadan uyuyordu.

 

Şu anda dinlenen kişiler Abel, Medium ve Louis’ti ve Medium ile Louis’in Abel’e rağmen sessizce uyuyor olması Subaru’yu nispeten şaşırtmıştı.

 

Görgü kurallarına aykırı olduğunu bile bile onların uyku düzenlerini sorgulayan Subaru, Medium’dan neşeli bir “Çok sesli horlarsan insanlar nerede olduğunu anlar.” yanıtı almıştı.

 

Bir süre sonra da tüccar olarak yaptıkları seyahatlerde de tesiste geçirdiği günlerde de durumunun kötü olduğunu öğrenmişti.

 

Yani zorunluluktan edinilmiş bir yetenek söz konusuydu.

 

Bu bağlamda Abel’in sessiz uykusunun ardındaki sebep de aynı olsa gerekti.

 

Subaru: […Uyurken bile iğrenç görünüyorsun. Yüzünü mü karalasam acaba?]

 

???: [――Hayırdır, bana bayağı kaba bakışlar atıyorsun?]

 

Subaru: [――Hk.]

 

Abel, vagonun ayrılan alanının ortasında uyuyordu. Onun uykulu yüzüne göz ucuyla bakan Subaru’ysa bu ani ses karşısında irkildi. Neredeyse kendisini tutamayıp çığlığı basacaktı ama son anda kendisini dizginlemeyi başararak, “Uyanık mıydın?” demekle yetindi.

 

Subaru: […Nöbet işi bize düşünce en azından bundan biraz faydalanırsın diye ummuştum.]

 

Abel: [Bir gözü açık uyumak bir Vollachia Hanedanı geleneğidir. Ben de bu kuralın bir istisnası değilim.]

 

Subaru: [Tek göz açık mı, film mi bu ya… Bir saniye, ciddi misin sen?]

 

Abel: [Ne diye sana aptalca bir şaka yapayım ki?]

 

Abel’in tek gözü kapalı şekilde umursamazca bir çıkış yapışı Subaru’nun nefesini kesti.

 

Kara gözlerindeki ışık, bu sözlerin yalan olmadığını kanıtlıyordu.

 

Suikastçıların tek gözleri açık uyumak gibi bir alışkanlığı olduğundan bahseden eski bir film vardı.

 

İnsan beyninin yapısı bunun zor olduğunu ortaya koysa da Abel’in sahiden yaptığını görmek Subaru’ya bunun imkansız olmadığını öğretiyordu.

 

Ama görmekle inanmak bir değildi.

 

Subaru: [Niye doğru düzgün uyumuyorsun ki? Uykunda sana zarar vereceğimizi mi düşünüyorsun?]

 

Abel: [Ufak da olsa ihtimal ihtimaldir. Dikkatsizlik yüzünden canımdan olamam.]

 

Subaru: [Dikkatsizlik mi…!]

 

Bu tarafsız yanıtı işiten Subaru, sesi titreyerek pencereyi işaret etti.

 

Vagon penceresinden görünen tek şey, uzaklardaki kamp ateşinin ışığıydı. An itibarıyla iki kişi, yani Al ve Taritta, o ateşin başında nöbet tutarak potansiyel tehlikeleri gözlüyordu.

 

Elbette ki bu aynı zamanda kendilerinin de güvenliği içindi ama――

 

Subaru: [――Bunu ne halt yemeye yaptıklarını sanıyorsun?]

 

Abel: [――――]

 

Subaru: [Onca şeyden sonra hala bizim yanımızda iki gözünü birden kapatamıyor musun yani?]

 

Natsumi Schwartz’ın derisi soyuluyor, yerine çarpık bir ifadeyle Natsuki Subaru beliriyordu.

 

Bu değişimle yüzleşen Abel’in net duruşuysa değişmiyordu. Geçmişte de olduğu gibi sol ve sağ gözünü sırasıyla kırpmaya devam ediyordu.

 

Bu kırpışların sayısı bile minimaldi ki bu da iki gözünü birden kapatıp uyuyamamasıyla aynı sebeptendi.

 

Yaşam Kaynağı Ritüeliyle birlikte hayatlarını riske attıkları gün, dansöz kılığında Guaral’a sızdıkları gün ve vagona binip hedeflerine doğru yola koyuldukları gün derken hiçbir şey değişmemişti.

 

Subaru, başarısızlığın bir seçenek olmadığı durumlarda temkinli davranan insanlara sempati duyardı.

 

Peki ama Abel neden hiç değilse düşman bölgeye girmeden önce birazcık gevşemek için çaba sarf etmiyordu?  

 

Abel, kaşlarını çatan Subaru karşısında tek gözünü kapattı. ――Yalnızca tek gözünü.

 

Evet, gözünü kapattı, kollarını kavuşturdu, sırtını koltuğuna yasladı ve homurdandı.

 

Abel: [Varoluş biçimimi değiştirmek gibi fikirlere kapılma. Haddini bil.]

 

Subaru: [――――]

 

Abel: [İblis Şehrine yaklaştık. Sen kendine düşeni yap. Bundan fazlasına ne göz koyarım ne de müsaade ederim.]

 

Subaru, karşı çıkamayacağı bu kopuşa dilini şaklatarak tepki verdi.

 

Az da olsa ilerleme kaydedebileceğini düşündüğü zamanlar olsa da faydası yoktu.

 

Subaru: [Oh, tabii… Oh, tabii ya! Şimdi gidip öyle bir horlayacağım ki!]

 

Deyip sinirle sesini yükseltse de Abel’den tepki gelmedi.

 

Ve can sıkıntısıyla kaşlarını çatarak Abel’den olabildiğince uzağa yerleşti, kıyafetlerini rahatlattı ve peruğunu bozmama gayretiyle uzandı.

 

Bir an için Abel’e isyan etme maksadıyla uyanık mı kalsam diye düşünse de bunun ne işe yarayacağını ya da doğru bir hamle olup olmayacağını bilemedi. En sonunda da gözleri kapanarak uyku alemine daldı.

 

Böylece vagon yolculuğu çeşitli sorunlar, gerginlikler ve ilişki değerleriyle devam etti.

 

――Ve grubun İblis Şehri Kaos Alevine varmasına ramak kaldı.

 

#Merhaba arkadaşlar, hafta sonu 14 saatlik bir araba yolculuğu yaptığım ve sonrasında toparlanıp düzen kurmaya epeyce vakit ayırdığım için çeviri yapmaya fırsatım olmadı. Bu sebeple biraz geciktik. Bu ara da epey geç kalınmış bir ehliyet alma sürecim var, o yüzden ufak ufak gecikmeler olabilir yine. Ama en geç 3-4 günde bir mutlaka bölüm atacağım, bilginiz olsun.

Bu arada sıradaki bölüme geçmeden önce Abel’in şu tavırlarından gına geldi, hiç değilse birazcık yumuşamasını umuyorum ve Taritta’nın bahsettiği pişmanlığın, hatanın ne olduğunu da çok merak ediyorum demeden geçemeyeceğim. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32611 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43304 Bölüm Sayısı


creator
manga tr