Cilt 6 Bölüm 60 [ Tek Bir Güneş Işığı Zerresi ] (2/2)

avatar
343 14

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 60 [ Tek Bir Güneş Işığı Zerresi ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Louis’in bu sorusu üzerine Subaru’nun omurgasını çevreleyen kaslar ürperdi.

 

Bakışları ve soruları, 『Ölümden Dönüş』gücünün bariz şekilde farkında birinden geldiğini hissettiriyordu.

 

Yo, öyle olduğu kesindi. Elbette ki öyleydi.

 

『Natsuki Subaru’nun』hatıralarını çaldıysa ve o hatıraları özgürce inceleme yeteneğine sahipse『Ölümden Dönüşü』bilmesinde hiçbir tuhaflık olmazdı.

 

『Ölümden Dönüş』, yalnızca hafızasını yitiren Subaru’ya mahsus bir güç değildi, hafızasını yitirmesinden önce de 『Natsuki Subaru’ya』ait olduğu şüphesizdi.

 

『Natsuki Subaru』, o gücü özgürce kullanmış ve çokça zorlu duruma yelken açmış olmalıydı, o kadarı kesindi. Bunun sonucu da Emilia’nın, Beatrice’in, tüm yoldaşlarının güvenini kazanması, yaptığı hilekarlığın, diğer bir deyişle faulün ispatıydı.

 

Subaru’nun bu işteki faulleri bulmaya niyeti yoktu. İster hile olsun ister faul, işin ucunda bir insanın hayatı varsa bu gücü kullanmaktan yana tereddüt edilmemeliydi. 『Natsuki Subaru’nun』yaptığı seçim doğruydu. Bu yüzden 『Natsuki Subaru’nun』yokluğunda da Subaru’nun aynı şeyi yapması gerekiyordu.

 

İşte bu uygulamanın bir değeri olduğunu kabullenen Subaru, 『Ölümden Dönüşün』gücünü de kabullenip içine atmıştı.

 

Ancak bu kararlılığın aksine Subaru’nun göğsünün içerisinde tuhaf bir huzursuzluk, tedirginlik mevcuttu.

 

Louis Arneb, defedilmesi zor bir korkuyu, bir tabuyu ihlal ediyordu.

 

O tabu daーー

 

Louis: “ーーKimsenin öğrenmemesi gerekliliği mi? Eğer mesele buysa artık çok geç, onii-san. Bizim onii-san’la buluşmamız dün gerçekleşti, değil mi?”

 

“ーーーー”

 

Louis: “Hiç kimsenin öğrenmemesi gerektiğiyle ilgili『Kural』uzun bir zaman önce ihlal edildi zaten. Ama Hatıralar Holünde yaşananlar kolay kolay dışarı sızmaz. Korkunç mu korkunç『Cadı』bu yüzden hamle yapmayacak.”

 

Louis, uzuvlarını yerde ilerleterek yüzünü bağdaş kurmakta olan Subaru’ya hızlıca yaklaştırdı. Yaşına uygun olmayan çekici bir gülümsemeyle birlikte kıpkırmızı dilini dışarı çıkarttıktan sonra da,

 

Louis: “Hey, onii-san. Bu kaçıncı sefer?”

 

Dili doğrudan beynine vuruyormuş hissi uyandıran bir ses tonuyla Subaru’ya sersemletici bir acı tattırdı.

 

Ve ardından Subaru, dili ve boğazı hafifçe titreyerek,

 

Subaru: “……Beşinci, sefer.”

 

Louis: “ーー~tsu! Harika, ne harika, çok harika, harika, harika değil mi, sana harika diyoruz, çünkü harika, harika olduğu için takdir ediyor ve arzuluyoruz…… oburca içmek ~tsu! Oburluk ~tsu!”

 

Subaru: “Gah ~hk!”

 

Louis: “Onii-san’ın tadına bakmayı öylesine karşı konulmaz şekilde istiyoruz ki midemiz tıka basa dolacak! Tecrübelerimize dayanarak iştahla cinsel isteğin benzer olduğunu düşünüyoruz. Cinsel istek de başka bir deyişle aşktır, değil mi? Yani başka bir deyişle, bizーー”

 

Ata binme pozisyonunda durarak Subaru’yu iten Louis, arzulu bir ifadeyle ılık nefesler alıp veriyordu. Ve yanaklarıyla gözlerine hücum eden kanla birlikte hiç tereddüt etmeksizin dilini Subaru’nun boynunda gezdirmeye başlamıştı.

 

İşte bu hızla Subaru’nun Louis’in devamını getirmeye çalıştığı kelimelerin ne olacağıyla ilgili düşünceleri nihayet yaşananlara yetiştiーー

 

『ーーSeni seviyoruz』.

 

Önceki döngüsünde, işlerin umutsuz bir hal alışıyla 『Ölmeyi』arzuladığı esnada sayısız kez işittiği kelimeleri anımsamak neredeyse kalbini yerinden çıkaracaktı.

 

Subaru: “ーーGörelim bakalım, seni lanet olasıca ufak seksolog ~hk!”

 

Louis: “ーーUhi.”

 

Gözlerini açan Subaru, kendisini yere bastıran genç kızın ensesini kavradı ve aynı hızla şiddetli, zorlayıcı bir şekilde onu beyaz zemine itti. Duruşlarındaki bu değişimle bu defa ata binme pozisyonundaki kişi Subaru olmuştu.

 

Louis narin, hafif bir yapıdaydı. Üzerinde yattığı bir yatak misali uzanan uzun sarı saçları yerlere yayılmıştı ve Subaru, onu yere yapıştırmış gibi görünerek boynunu kontrol altında tutuyor, köpekdişlerini sergiliyordu.

 

Subaru: “Yoksa, gardını mı indirdin? Pek yazık! Bu pozisyonda bunaltıcı bir üstünlüğe sahibim! Eğer bu şekilde boğazlanmak istemiyorsan, hatıralarımı……”

 

Louis: “Geri ver mi diyeceksin? Geri dönmezlerse boğazımızı mı sıkacaksın? Bizim boğazımızı, çelimsiz küçük bir kızın boğazını?”

 

Boğazından tutulan, yaşaması veya ölmesinin kontrolü bir başkasına geçen Louis, burnundan kuvvetli nefesler alan Subaru’ya baktı ve az önce gözlerine yerleşmiş olan heyecan azıcık olsun dinmeksizin dudaklarını büzdü.

 

Ve büzdüğü o dudaklarla, kulağa bir lanetmiş gibi gelen taklitçi bir sesle bir soru sordu.

 

Louis: “Onii-san, gerçekten böyle bir şey yapacak mı?”

 

Subaru: “ーーYapamayacağımı mı, sanıyorsun?”

 

Louis: “Sanmıyoruz, gerçekten biliyoruz, açıkçası. Sonuçta, baksana, şu anki biz, onii-san hakkında onii-san’ın kendisinden daha çok şey biliyoruz.”

 

Diyen Louis, iki elinin işaret parmaklarıyla ardı ardına yanaklarını dürtüyor ve kışkırtıcı bir şekilde kafasını eğiyordu. Onun bu tavrı karşısında nefesini tutan Subaru’ysa Louis’in boynunu kavramış olan sağ eline bakıyordu.

 

Ciddiliğini biraz olsun sergilemek isterse tek yapması gereken, koluna güç vermekti.

 

Ciddiyetini gösterecek olursa Louis’in fikirlerini gözden geçireceği kesindi.

 

Onu öldürüp öldürmeyeceğinin cevabını vermekse elbette ki zordu. Güçtü.

 

Subaru, bir intihar asistanı olmak gibi bir amaç uğruna bile yoldaşının zihninden bilincini koparamamıştı.  

 

Şimdiyse düşmanı olduğunu bilse bile gözlerinin önündeki genç bir kızın boynunu tüm gücüyle sıkıyordu.

 

Yo, hiç değilse sıkmayı becerebilecek durumdaydı. Bunu yapmaya mecburdu.

 

Emilia’yı, Beatrice’i, Ram’ı, Meili’yi, Julius’u, Echidna’yı, Shaula’yı, Patrasche’yi, herkesi tek tek zihninden geçirdi ve-

 

Veーー

 

Louis: “ーーKollarındaki güç çekildi, değil mi, onii-san!”

 

“ーーーー”

 

Louis: “Gerçekten karşı koymaya niyetimiz yoktu, anlıyor musun? Sonuçta burada yalnızca göründüğümüz gibiyiz ya da güçsüz bir genç kızız. Onii-chan veya nii-sama’nın aksine bizim yenmiş insanların şekline bürünmemiz gerekiyor, aksi takdirde hiçbir güç sergileyemiyoruz.”

 

Diyen Louis, yanaklarını dürttüğü parmağıyla boynunu tutmakta olan Subaru’nun sağ elini dürttü. Ve o kırılgan gücü hisseden Subaru’nun avcu, kızın boynunu fazlasıyla hızlı bir şekilde serbest bıraktı.

 

Subaru: “Kahretsin…… ~hk!”

 

Louis: “Daha fazla moralini bozma, onii-san. İyi bir performanstı, iyiydi. Sonuçta, dürüst olmak gerekirse…… biz onii-san’ın buraya geri döneceğini bile düşünmüyorduk.”

 

Subaru: “Bunun, iyi bir teselli olduğunu mu sanıyorsun?”

 

Yere bastırılmış, sere serpe yatar halde kalmayı sürdüren Louis, en kötü kısmın geride kaldığını öne süren bir ifadeye büründü. Ve Subaru, bu ifadeyi yok edip taleplerini aktaracağı kelimeleri arasa da belirgin bir şey bulamadı.

 

İşte bu nedenle, tam bir ezik gibi konuşan Subaru’ya bakan Louis, akvaryumda yüzen balıkları gözlemlermiş gibi bir “Ahaha” sesi yükselterek,

 

Louis: “Ama baksa~na, her şey güzel sonlandı, değil mi? 『Natsuki Subaru’nun』hatıraları geri dönecek olsaydı şu anki onii-san bir nevi ölmüş olurdu, yani intihar etmek gibi aptalca bir şey yapmaktan kaçınmalısın, anlarsın ya.”

 

Subaru: “……Ah?”

 

Louis: “Ha, o tuhaf tepki de neyin nesi? Yoksa, fark etmemiş miydin? Hatıraların geri dönerse mevcut benliğinin üzerine yazılacaklar ve varlığın sona erecek…… Bu da, ölmekle aynı şey, haksız mıyım?”

 

ーーSubaru, Louis’in kendisine bariz bir bilmecenin yanıtı sorulmuşçasına takındığı bu tavır karşısında kalakalmıştı.

 

Ölecekti. Yok olacak, yitip gidecekti. Ona açıkça söylenen buydu.

 

Ona söylenen şey, 『Natsuki Subaru’nun』hatıralarının geri dönmesiyle birlikte bilincinin, şu anda burada bulunan Subaru’nun hatıralarının üzerine yazılacağı ve o Subaru’nun yok olacağı, yitip gideceğiydi.

 

Buna『Ölüm』denmezdi de ne denirdiーー

 

Louis: “ーーŞu anda『Natsuki Subaru』ölü, değil mi? Sonuçta ortalıkta yok. Ama『Natsuki Subaru』geri dönerse bu sefer de ölecek olan onii-san olur, değil mi? Hiçbir yere gidemez neticede.”

 

“ーーーー”

 

Louis: “Umm anlarsı~n ya, 『Natsuki Subaru』gerçekten bu denli ileri gidip kurtarılmaya değer mi? Onii-san da onunla aynı şeyleri yapabilecek kapasitede olmalı, öyle değil mi? Onii-san da etrafındaki insanları aynı şekilde sevebilecek olmalı, haksız mıyım? Etrafındakiler de onii-san’ı ayn~ı şekilde sevecek olmalı. ーーBunun nesi bu kadar yanlış ki?”

 

Subaru: “Nesi……”

 

Bu kadar yanlıştı… Bu soru sorulursa cevap kesinlikle hiçbir şeyinin yanlış olmadığı olurdu.

 

Kesinlikle ne『Natsuki Subaru』ne de Natsuki Subaru için yanlış bir şey olmazdı.

 

Subaru, pek çok kusura sahip bir insandı. Hem de kendinden iğrenecek kadar çok kusura. Öyle ki bu dünyada en çok nefret ettiği kişinin kim olduğu sorulsa bir saniye olsun düşünmeden ‘ben’ cevabını verirdi.

 

İşte Natsuki Subaru bu denli umutsuz, yetersiz biriydi.

 

Bu belirgin soruda Subaru açısından hiçbir hata mevcut değildi.

 

ーーMevcut olan şey yalnızca umutsuz bir gerçekti, tek bir güneş ışığı zerresiydi.

 

Subaru: “Ben, Emilia-chan ve diğerlerine……”

 

『Natsuki Subaru’yu』geri vermek istiyordu.

 

İşte bu yüzden, kendi içinde bir kararlılığa erişmeye niyetliydi; yani hatıralarını geri kazanmanın fırsatını bulursa o fırsatı hiç tereddütsüz değerlendirecekti.

 

Bununla birlikte kendi varlığının yok oluşundan gözlerini tamamıyla kaçırmış durumdaydı.

 

Bütünüyle elverişli şeylerin bahsi açılmışken, ikisinin hatıralarının kaynaşması veya『Natsuki Subaru’nun』bir kısmının şu anki Subaru’nun içerisinde kalması gibi bir şeyin gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini, her şeyin güzel bir şekilde sonuca erip eremeyeceğini düşünmüştü ve bir şekilde böyle bir mucizenin gerçekleşmesini bekliyordu.

 

İşte Subaru’nun bu belirsiz beklentileriーー

 

Louis: “Nasıl olacak? Daha önce hatıraları geri dönen birini hiç görmediğimiz için hiçbir fikrimiz yok.”

 

Louis, Subaru’nun çatışmasıyla alay edercesine dişlerini açığa çıkartırken gözlerine yansıyan ifade, fareye işkence eden bir kedi misaliydi.

 

Bu hatıraları çalan suçlu olarak sorumsuzca, bundan sonrasında olacaklar hakkında hiçbir fikri olmadığını mutlu mesut dile getiriyordu. Ve bu bir yalan değildi, mutlak gerçekti.

 

Louis Arneb, daha önce çaldığı hatıraları sahibine geri vermek gibi bir şeyi hiç gerçekleştirmemişti.

 

İşte bu yüzden, hatıralarının geri dönmesi sonucunda Natsuki Subaru’ya ne olacağına dair gerçekten hiçbir fikri yoktu.

 

Louis: “Onii-san, sen doğarak bu hayata ve içerisindeki her şeye sahip oldun, bunun tadını çıkarmazsan olmaz ki.”

 

Bu sorumsuz gaspçı, Subaru’nun hemen yanı başındaki yüzüne dikkatle bakmayı sürdürüyordu.

 

Louis: “Onii-san, bizim『Natsuki Subaru’nun』hatıralarını yememizin sonucunda burada. Başka bir deyişle biz, onii-san’ın ebeveyni gibi bir şeyiz, haksız mıyım? O ebeveynin önünde kendini öldürmeyi seçmek anne babaya saygısızlık etmek olmaz mı, onii-san?”

 

Subaru: “Böylesine, absürt bir şey…… ~hk.”

 

Louis: “ーーİnsanı şekillendiren şey hatıralarıdır, onii-san.”

 

“ーーーー”

 

Suratındaki tüm ifadeyi silen Louis, daha da derinleşen, soğuklaşan, ciddi bir ses tonuyla bu birkaç kelimeyi sarf etti.

 

Subaru’ysa o kelimelerin keskinliği karşısında hiç düşünmeden derin bir nefes alarak sessizleşti.

 

Ayrıca bu kelimeleri ilk işitişi olmadığını hissediyordu. Yanılmıyorsa bu yankı, bu kelimeler, ikinci『Ölümüyle』yüzleşmesinin hemen öncesinde deーー

 

Louis: “Şu anki onii-san, şu anki onii-san’ın yarattığı ilişkilere sahip. Neden ileriye dönük şekilde yeni baştan yaşamayı denemiyorsun ki? Biz bunun da bir seçenek olduğunu düşünüyoruz, anlarsın ya.”

 

“ーーーー”

 

Louis: “Üstelik, bunu söylerken ne hissetmeliyiz bilemiyoruz ama……『Natsuki Subaru』, gerçekten ideal erkek imajı vermiyor, anlıyor musun?”

 

Bir gözünü kapatan Louis, söyleyeceği şeyi zor buluyormuşçasına bir ifadeyle Subaru’nun kalbindeki duygulara darbesini indirdi.

 

Dahası, Subaru’nun üzerine bindiği pozisyonda kalmayı sürdürürken kollarını göğsünün önünde kavuşturdu ve Subaru’nun kara gözbebeklerine hayallere dalmış bir genç kız misali bakarakーー

 

Louis: “Zavallı Emilia! Sırf eski bir Cadıyla aynı doğuma sahip diye herkesin kaçındığı gariban bir kızcağız! Ah, onun yanında kalabildiğime göre benliğim nasıl da kibar olmalı!”

 

Subaru: “Ne……”

 

Louis: “Güçsüz, kırılgan Beatrice! Güvenecek kimsesi olmaksızın tüm vaktini bir başına geçiren yalnız bir kız! Benliğim onu elinden tutup bu karanlık ve tehlikeli yoldan çıkartmalı!”

 

Louis’in şaşkına dönmüş Subaru’nun önünde söylemeyi sürdürdüğü şey, Subaru’nun güvende olması için dua eden ve onu uğurlayan iki genç kızın isimleri ve fena halde eksiltici zihinsel görüntüleriydi.

 

Subaru bile o görüntülerin kime ait olduğunu ve Louis’in ne anlatmaya çalıştığını anlamıştı.

 

Gerçi anlamış olsa bile…

 

Louis: “Kendini karşılıksız bir aşka adamaya çalışmış özverili Rem! Ahmak ve güzel, nasıl da saf. Elbette ki kendinden başka biri için delirerek gerçekten yaşama hissini kazanmış kusurlu bir varlık. İşte tam da bu yüzden, Ben olarak bilinen varoluş tarafından yönlendirilmeli!”

 

Subaru: “Sen…… sen ne yapmaya çalışıyorsun!?”

 

Louis: “『Natsuki Subaru’nun』eskiden düşündüğü şeyleri söylüyoruz. Üstünlük duygusu istemek. Her daim başkasının iyiliğini düşünmemek, anlarsın ya. Etrafında yalnızca işe yarar insanları tutmak, kendisine yardım eli uzatılmasının hoş hissiyle sarhoş olmak. Duygusal olarak bağlanmadığı bir köpeğe kemik bile atmamak. Öylelerini uzakta tutmak.”

 

“ーーーー”

 

Louis: “Gerçekten tüm bunları yapan『Natsuki Subaru’ya』elini uzatmak istiyor musun?”

 

Bu sorunun, ikinci soruluşuydu.

 

Natsuki Subaru’ya Louis’in, 『Oburluğun』bulunduğu bir itiraf talebiydi.

 

Gerçek hislerini dile getirmesi, işte Louis’in Subaru’dan talep ettiği şey buydu.

 

Ölmek istiyor muydu, istemiyor muydu, bu dava uğruna ölecek miydi, yoksa bunu bir başkası uğruna mı yapacaktı…

 

ーーYo, Subaru’nun ölümü『Natsuki Subaru’nun』hatırına olmayacaktı.

ーーYo, Subaru’nun en başından beri ölmeye niyeti yoktu. 『Natsuki Subaru’yu』Emilia ve diğerlerine geri vermeyi düşünse ve bu kendi ölümü anlamına gelse bile bu böyleydi.

ーーYo, 『Natsuki Subaru’ya』gerçek anlamda güvenmesi mümkün olamazdı. Hiç değilse Meili’yi öldürdüğü ve duvara o anlaşılmaz kelimeleri karaladığını biliyordu.

 

Louis: “ーーEe~e, ne yapmak istiyorsun, onii-san?”

 

Subaru: “ーー~hk.”

 

Bu soruyu soran Louis, ince kollarıyla Subaru’nun ellerini kavrayarak onları kendi boynuna götürdü.

 

Ve bu defa kendi teşviki olsa da Louis’in ince boynu bir kez daha Subaru’nun kolları karşısında savunmasız hale geldi. Subaru’nun kollarına kuvvet verdiği takdirde o boynu rahatlıkla kırabileceği kesindi.

 

Aksi takdirde, sonuç ortada olacaktı.

 

Bununla birlikte bunu yapmamak, ya『Natsuki Subaru’yu』öldürmeyi seçeceği ya da aynı şeyin kendisinin başına geleceği anlamına geliyordu. ーーHiç değilse Louis, öyle söylüyordu.

 

Bu argümanın hatırına, yalnızca bu argümanın hatırına önündeki ince boynu kırar da『Natsuki Subaru』geri döner ve şu anki Subaru yok olursa, eylemlerinin sonucuna bile tanık olamazdı.

 

Eğer durum buysa, Subaru’nun yetersiz cesaretini toplayıp harekete geçmesinin ne anlamı vardı ki?

 

Louis: “Ee~e.”

 

“ーーーー”

 

Louis: “Ne? Ne yapacaksın? Yapacağın şey nedir? Ne yapacaksın? Ne yapacaksın, ha? Ne yapmak istiyorsun? Canın ne yapmak istiyor? Ne yaparsan yap sorun olmayacak, anlarsın ya? Nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın seni bağışlayacağızーー”

 

Louis’in sözleri işkence edercesine, dalga geçercesine, lanet okurcasına Subaru’nun kulak zarlarını dövüyordu.  

 

Aynı şekilde Louis Arneb de. 『Oburluk』da. Günah Başpiskoposu da. Zayıf genç kız da. Tiksindirici varlık da. Ebeveyni de.

 

『Natsuki Subaru』konusunda yapacağı seçim, Natsuki Subaru’ya yaklaşıyordu.

 

Louis: “Ee~ee.”

 

Eee.

 

Louis: “ーーNe yapmak istiyorsun? Onii-san.”

 

#Gerçekten sürükleyici bölümler. Şaka maka 60. bölümün de sonuna ulaştık ve önümüzde hala çözülmesi gereken biiiir sürü gizem ve üstesinden gelinmesi gereken bir sürü problem var. Bakalım kalan bölümlere neler sığdırılmış, bizi daha ne sürprizler bekliyormuş. Okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 29042 Üye Sayısı
  • 276 Seri Sayısı
  • 39743 Bölüm Sayısı


creator
manga tr