Cilt 6 Bölüm 43 [ Yaşam Kulesi ] (3/3)

avatar
630 14

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 43 [ Yaşam Kulesi ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



Julius’un cılız, güçsüz sesinin işitilişiyle Subaru’dan çıt çıkmaz oldu.

 

[――――]

 

Bununla birlikte göğsünün gerilerine bir huzursuzluk yerleşti. Sessizliğini korudu. Julius ise Subaru’ya kaçamak bir bakış atıp belli belirsiz bir iç çekiş uğruna dudaklarını gevşetti.

 

[Julius: Anlaşılan bundan sonrası nafile bir etkileşim olacak.]

 

Diyen Julius, yüzünü Subaru’dan başka yöne çevirdi ve odadan ayrılmak üzere arkasını döndü. Ancak tam kapıdan çıkmak üzereyken duraksadı ve kafasını çevirmeden şöyle dedi:

 

[Julius: Dün gece gerçekleşen konuşma beni epey şok etmişti. ――Peki benden özür dileyecek olsaydın ne yapmam gerekirdi?]

 

[Subaru: Özür dileyecek olsaydım mı…?]

 

[Julius: O zaman sana nasıl karşılık verirdim bilemiyorum. Artık hiçbir şeyi bilemiyorum gerçi.]

 

Julius, kendisini alaya aldığı bu mırıltıyı ardında bırakarak odayı terk etti. Subaru ise onun gözden kaybolduğundan emin olduğu anda uzunca bir iç çekti. Bir anda sırtına koca bir yük binmişçesine bitkinleşti. Çılgınca ter döküyor, inanılmaz iğrenç birine dönüştüğünü hissediyordu.

 

[Shaula: ――Ustam, işlem tamam mı?]

 

Bu sırada Shaula, bir anda belirerek odaya göz gezdirdi. Onun bu kayıtsızlığını gören Subaru ise önce “hah” dedi, sonra da elini alnına götürüp “Tamam” diyerek başıyla onay verdi.

 

[Subaru: İçerisinde bulunduğu duruma bakılınca Julius’un kütüphaneyle bir ilişkisi olmayabilir… Ama kendime olan güvensizliğimin biraz daha arttığı kesin.]

 

[Shaula: Gerçekten hiç anlayamadım ama Ustamın işine yaradı mı?]

 

[Subaru: ――. Aah, evet. Sayende Julius’la yüzleşip birazcık huzur bulabildim.]

 

[Shaula: Hehehehe, buna sevindim~ Öyleyse, öyleyse, öyleyse, Ustam, Ustam…]

 

Shaula keyiflenmiş bir şekilde kıvırtıyordu ve yanakları kıpkırmızıydı. Bu şekilde Subaru’ya yaklaşıyordu. Sonra da gergin bir şekilde kollarını uzatarak,  

 

[Shaula: Ödül olarak gerçekten sımsıkı bir sarılma isterim!]

 

[Subaru: Hayatta olmaz!]

 

[Shaula: Eeeeeeh!? Çok kötüsün! Ustam, ödül seviyesinden sapmazsan söyleyeceklerini dinleyeceğim dememiş miydin!?]

 

[Subaru: O dilek benim saf ve masum kalbimin çok ötesinde ama…]

 

Diyen Subaru, Shaula’nın ten tene yakın temas içeren abartılı ümit ve hayallerini reddetti. Yine de Shaula’nın Subaru’ya Julius’la yüzleşebilecek sakinliği sağlayacak mesafede pusuda yatmış olduğu doğruydu.

 

Subaru, Julius’a seslenmeden önce Shaula’dan ne olur ne olmaz diye yan odada beklemesini istemişti. Tüm kızlar arasında onu seçme sebebiyse hem en atletik görünenin o olması hem de Subaru’dan hoşlandığı için lafını dinlemeye olan yatkınlığıydı. Subaru, hesaplamaları sonucunda onun çok fazla soru sormadan kendisine yardım etmeye gönüllü olacağını düşünmüştü.

 

Tüm bunların yanı sıra Subaru’nun şüpheliler arasında cesedini bulduğu ilk kişi olarak Shaula, çoğunluğa tehdit teşkil etme ihtimali en düşük kişiydi.

 

Her halükarda――

 

[Subaru: Kütüphanede hatıralarımı çalan kişinin Julius olduğu şeklindeki düşüncem çok yanlışmış…]

 

Bu sabah Julius’un kendisini gördüğü anda verdiği tepki yüzünden çıkarımına kesin gözüyle bakmıştı. Ama şimdi bu düşünce şeklinin yersizliğini görüyordu. Bir müddet önceki Julius, kütüphanede yaşananlardan bağımsız olarak hatıralarının yittiği vukuata pek değinmemişti. Bununla birlikte içindeki duygularla bu şekilde hareket etmesi çok doğaldı.

 

“Natsuki Subaru’nun” Echidna’yla ne dolaplar çevirdiği oldukça belirsizdi. Ama hiç değilse Subaru’nun, kendisinin dün geceki haline güvensizlik beslemesi için yeterli bir sebepti. Hafızasını yitirmeden önce o, Echidna ve Julius arasında oldukça çalkantılı bir sohbet gerçekleşmiş gibi görünüyordu.

 

[Subaru: Sen… ne haltlar yiyordun ve seni hedef alan kimdi, “Natsuki Subaru”...]

 

[Shaula: Ustaaaam, peki ya sen benim göğsüme atlasan? Hadi gel de dolgun bedenimi kucakla, Ustam.]

 

[Subaru: Bu arzun saflığın ötesinde!]

 

[Shaula: Ustam çok kötü~!]

 

Hiç anlaşılamayan şeylerden bahsetmişken Subaru, Shaula’nın gösterdiği bu tuhaf ilgiye de hiç anlam veremiyordu. Shaula neden Subaru’yu bu denli delice seviyordu? Emilia ve geri kalanların da hiçbir fikri yokmuş gibi görünüyordu. Subaru’ya bunun faydalanabilecekleri bir şey olduğu söylenmişti――Peki sahiden öyle miydi?

 

Echidna’yla arasındaki gizli mesele, dün gece yaşananların belirsizliği ve her şeyden önce kızlarla arasındaki ilişki―― An itibarıyla Subaru’ya en az tanıdığı kişi Natsuki Subaru’ymuş gibi geliyordu. Kızlar ve Julius’la aralarında neler geçmişti?

 

―― “Natsuki Subaru’nun” sahiden onlarla bir ilişkisi var mıydı?

 

[Subaru: Kahretsin, düşüncelerim çıkmaza girdi artık… Birazcık Patrasche’nin yanına mı gitsek?]

 

Subaru, şimdilik dinlenip düşünebileceği bir yere gitmek istiyordu. Ve şu anki Subaru’nun bunu düşündüğünde aklına gelen ilk yer, elbette ki en büyük müttefiki gördüğü simsiyah yer ejderinin yanıydı. Hatıraları olsun olmasın, onu korumak için canını riske atan birine inanmaktan başka çaresi yoktu.

 

[Shaula: Eeeh, o yer ejderinin yanına mı~? O yer ejderi… bana pis pis baktığı için pek hoşuma gitmiyor.]

 

[Subaru: Hey… Patrasche’ye hakaret etmen affedilemez! Burası tüm hakaretlere müsaade edilen bir dünya olsa bile Patrasche’ye edilen hiçbir hakareti bağışlamam.]

 

[Shaula: Ustam, o ejder seni ne kadar kırbaçladı acaba!?]

 

Shaula’nın sesi tiz bir çığlık seviyesine çıksa da Subaru bunu asla fark etmiyordu. Her halükârda şu anda Patrasche’nin yanında düşüncelere dalmak istiyordu. Esas hedefleri olan kuleyi ele geçirme mücadelesi öğle yemeğinden sonra başlayacaktı. Hafıza kaybını gizlediği için bu işe bir dur demesi mümkün değildi.

 

[Subaru: Bu yüzden şimdilik yollarımız ayrılıyor. Birazdan görüşürüz.]

 

[Shaula: Uaaah, beni ödülle kandırmışsın. Ama buna rağmen dayanamam kiiiiiii. Ben Ustamın rahat etmesi için var olan bir kadınım, benim hayatımın anlamı bu.]

 

[Subaru: ――]

 

Subaru odadan ayrılmaya çalışırken Shaula bu cümleleri kurarak soğuk bir veda etti. O sözleri işiten Subaru’ysa nefesini tuttu. Ve sırtı hala Shaula’ya dönük halde başını öne eğerek gözlerini kapattı.

 

[Subaru: Natsuki Subaru’nun ne değeri var ki bu kadar ileri gidebiliyorsun?]

 

[Shaula: ――Ustam?]

 

[Subaru: ――hk! Ah, lanet olsun!]

 

İçinde kuvvetlenen rahatsızlığa dayanamayan Subaru, kabaca kafasını kaşıdı ve başını eğmiş olan Shaula’yla yüzleşebilmek adına önünü döndü. Ve sonra da hareketsiz haldeki kıza doğru yürüdü, iki kolunu da kocaman açtı ve o ince bedeni var gücüyle kucakladı.

 

[Shaula: ――hk]

 

[Subaru: Kendini yalnızca birilerinin rahatı için var olan bir kadın veya öyle bir şey olarak görmemelisin. Hata bende.]

 

Subaru da Shaula’dan tek taraflı faydalansaydı “Natsuki Subaru’dan” bir farkı kalmazdı. Bunu reddeden Subaru’nun tavırları karşısındaysa Shaula’nın nefesi kesilmiş ve bedeni kaskatı kalmıştı.

 

Shaula uzun bir kızdı, aşağı yukarı Subaru kadardı. Ama buna rağmen Subaru tarafından kucaklanan bedeni narin, kıvrak ve yumuşacıktı. Shaula ve Subaru’nun bedenleri arasında ciddi bir fark vardı.

 

[Shaula: Us… tam…]

 

[Subaru: Yanımda olarak bana yardım ettin….. Hepsi bu.]

 

[Shaula: ――]

 

Yaklaşık 30 saniyeyi Shaula’ya sarılarak geçiren Subaru, onu yavaşça bıraktı. Tamamen dürüst olmak gerekirse kendisini bir tuhaf hissediyordu fakat başarı hissi daha güçlüydü. Ya öylece hediyeler dağıtan biri olacaktı ya da “Natsuki Subaru” gibi――

 

[Shaula: Ustaaamm…]

 

Bu sırada Shaula, baş döndürücü bir şekilde ve yanakları fazlasıyla kızarmış halde, düşüncelere dalan Subaru’ya yaklaşmaya başladı. Gözleri yaşlarla ıslanmış, nefes alıp verişi hızlanmıştı ve gözleri Subaru’nun dudaklarının üzerindeydi.

 

[Shaula: Ustam, nihayet bana birazcık sevgi gösterdin…]

 

[Subaru: Saflık sınırını aşıyorsun!]

 

[Shaula: Gueh!]

 

Subaru, son cümlesiyle birlikte Shaula’yı suratından itip uzaklaştırarak gerçekliğe geri döndürdü.

 

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

[Subaru: Seni ödüllendirsem de ödüllendirmesem de kendini kaptırıyorsun… Amma da zor bir karakter çıktın…]

 

Subaru, gaza gelen Shaula’yı bir şekilde sakinleştirmeyi başarmış ve kendisini bu durumdan kurtarmış şekilde iç çekti. Shaula en sonunda hala hayallere dalmış bir ruh haliyle, “Gitme vaktinin geldiğini anlamak, iyi bir kadın olmanın belirtisidir.” diyerek oradan ayrılmıştı. Dürüst olmak gerekirse Subaru, onun tam olarak ne kastettiğini hiç anlayamamış ama bu işe bulaşma fikrini çok can sıkıcı bulmuştu.

 

[Subaru: Sonuçta bazen bu dünyada bir şeyleri bilmemek daha iyidir.]

 

Öyle ya da böyle -bu düşüncesizce eyleminin aksine- Subaru için durum pek parlak görünmüyordu. Hiç değilse Julius’u zorlayarak kütüphanede olup bitenlere ışık tutabilmeyi bekliyordu. Ama hedefi ıskalamış ve başladığı yere geri dönmüştü. Yoksa ilk varsayımı doğru muydu, hiçbirinin Subaru’nun kayıp hatıralarıyla ilgisi yok muydu? Gerçi Ram’ın yüz ifadesini inceleme fırsatı bulamamıştı――

 

[Subaru: Ağlıyormuş gibi görünüyordu… ama yalnızca timsah gözyaşları mıydı bilemiyorum…]

 

Subaru gerçekten hafızasını kaybettiğinde bu hikayeye inanmamak için en çok çaba sarf eden kişi Ram olmuştu. Elbette hala rol yapıyor olma olasılığı vardı; bu, bir türlü katılımın varlığını fark edememesi tarzında bir olasılık değildi fakat imaların bir sınırı yoktu. Tabii ki Subaru hiçbir şeye inancı olmadan herhangi bir şeyden şüphelenmeye dahi başlayamazdı. Ona kalırsa bu ikilemin belkemiği――

 

[Subaru: ――Şimdilik Patrasche.]

 

Bunu öne sürdükten sonraysa etrafındaki hiç kimseye zerre kadar güvenmeme çukuruna düşmüş biri olduğunu fark ederek şaşkına döndü. Aslına bakarsanız bu yönü gün gibi ortadaydı. “Hiç kimseye zerre kadar güvenmemek”, tarifsiz bir şekilde derinlerine işlemişti. Ve bu yalnızca etrafındakilerle sınırlı değildi, kendine de güveni yoktu.

 

[Subaru: Yine de Patrasche ve Yer Ejderleriyle dolu bir cennette birazcık vakit geçirebilmek bir lütuf olabilirdi...]

 

[???: ――Ahh, seni du~ydum!]

 

[Subaru: Vuaaaa!?]

 

Tam da bu düşüncesini sesli bir şekilde dile getirirken küçük bir kız, çevik bir şekilde koridorun köşesinden fırladı. O küçük kız, mavi örgüleri savrula savrula kahkahasını bastıran Meili’ydi. Tatsız düşüncelerinin duyulduğunu öğrenen Subaru, yorgun bir şekilde omuzlarını düşürmekle yetindi.

 

[Subaru: Yalnızca bir espri veya saçmalıktı işte. Anlamamışsındır herhalde?]

 

[Meili: Her~halde. Ama bilesi~n ki bunlar Onii-san’ın gerçek düşünceleri olsa bile gülmeye niyetim yok. Çünkü kötü hayvan-chanlarla birlikte yaşanılacak bir yer olsaydı ben de orada yaşamaya hayır demezdim sanırım.]

 

[Subaru: ……Hah]

 

Subaru’nun beceriksizce bahanelerini işiten Meili, onun zarifçe mi vahşice mi bilemediği bir şekilde eteğinin ucunu tuttu. Subaru, Meili’den bir cevap almış olsa da kendisinin ona nasıl bir cevap vereceğini bilemiyordu. Bununla birlikte Meili, ortadaki yanıttan memnun olmuşa benzemiyordu.

 

[Meili: Ah, be~lirsiz bir yanıt verdim sonuçta. Bir insan özen gösterip konuşma zahmetine girmişken onu doğru düzgün dinlememek yaramaz çocuklara mahsus bir şey sa~nırım.]

 

[Subaru: Bu pek de özür sayılmaz.… Ee, yalnız mısın? Beatrice’le birlikte değil misin?]

 

[Meili: Yok artık! Neden Beatrice-chan’la birlikte olayım ki? Bu ası~l benim sana sormam gereken bir soru, Onii-san.]

 

Subaru, benzer yaştaki kızların birlikte takılacağını düşünmüştü ama durum öyleymiş gibi görünmüyordu. Beatrice’in Emilia’yla geçirdiği vakitse kesinlikle bir hayli çoktu. ――Zaten tam da bu yüzden ikisine yönelik kuşkularını bir bütün olarak ele alıyordu; onları birbirinden ayrı olarak düşünemiyordu.

 

[Subaru: Şey, neyse, sorun değil. Gerçi biliyorsun ki seninle oynayacak vaktim yok. Bu yüzden üzgünüm ama birileriyle konuşmak istiyorsan şansını başka bir yerde denemelisin. Mesela Shaula şuralardaydı.]

 

[Meili: Yarı çıplak Onee-sanımla da konuşabilirdim a~ma şu anda Onii-san’la halletmem gereken bir mesele var.]

 

[Subaru: Benimle mi?]

 

Subaru, Patrasche’yle planladığı gizli “randevuda” kara kara düşünerek geçireceği vaktin elinden alınmasını istemese de Meili’nin bu beklenmedik girişi karşısında gözlerinin irileşmesine mani olamamıştı. Bir düşününce bu küçük kız da Emilia ve diğerlerine nazaran konuşulması kolay biri oluşuyla Shaula’ya bir hayli benziyordu. Son döngüdeki son anlarında dahi cesedi, bakılamayacak kadar acı verici bir şekle sokulmamıştı. Yani uykusunda ölmüş gibi göründüğü için Subaru, onunla doğrudan karşı karşıya geldiğinde bile şok edici görüntülerin üst üste binmesi tarzında bir şey yaşamıyordu. Kalp atışları da düzenli ve ağırdı.

 

[Subaru: Neymiş o mesele? Kısa sürede hallolur mu?]

 

[Meili: Hı hı, ço~k uzun sürmez.]

 

Subaru karşı konulamaz bir güvenlik hissiyatıyla Meili’nin hikayesini dinlemek için kulak kabarttı. Ve Meili de onun kendisini dinlemeye razı olduğunu belli eden mimikleri karşısında bir parmağını dudaklarına götürerek ucunu diliyle yaladı. Baştan çıkartıcı denilebilecek bu jest, çocuksu hareketiyle hiç uyuşmuyordu. Bu düşünceyle Subaru’nun kaşları çatıldı.

 

[Meili: ――Aca~ba, dün gece konuştuklarımızı ne kadar ciddiye almalıyım?]

 

İşte küçük kızın tatlı bir gülümsemeyle Subaru’ya söylediği şey bu oldu.

 

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

.

 

[Subaru: ――N…e?]

 

Subaru ansızın bilincindeki garip bir duraksamadan kurtuldu ve kendi boynunu kavradı. Boğazında keskin bir tat ve nefessizlik gibi bir sıkıntı vardı. Bir öksürük nöbetine girdi.

 

[Subaru: Öhö, öhö…]

 

Boğazına dokunan Subaru, kavurucu bir acıya benzer bir hissiyatla ardı ardına öksürdü. Ve sonra da bir anda farkına vardı.

 

[Subaru: Hah… ben…]

 

――Ne yapıyordu?

 

İlk önce Julius’la konuştuğu kesindi, sonra Shaula’yla birtakım maskaralıklar yaşamıştı, sonra da Patrasche’nin yanına gitmeye çalışmıştı. Ve son olarak yarı yolda Meili’ye rastlamıştı――

 

[Subaru: OFF…]

 

Subaru düşüncelere dalmış bir şekilde kolunu ovuştururken keskin bir acıyla dilini şaklattı. Ve bakışlarını eline―― ellerine kaydırdı. Hem sol hem de sağ elinin bilek hizalarında bir sürü çizik vardı. Fark ettiği üzere içlerinden de kan sızıyordu.

 

[Subaru: AH, ne boklar dönüyor…]

 

Yaralar nispeten derin olsa da başlı başına bir düzenleri yoktu. Tırnak izi olduklarını söylemek fena bir tahmin olmazdı, çünkü keskin bir bıçağın eseri olamazlardı. Yani birilerinin tüm gücüyle tırnaklarını etinin derinlerine sağlamasının sonucunda oluşan yaralardı. Peki Subaru bu yaraları tam olarak nasıl edinmişti――

 

[Subaru: ――Ah?]

 

Subaru, acı içerisinde yüzünü ekşitirken bandaj niyetine kullanabileceği bir şey var mı diye etrafına bakındı. O sırada dördüncü kattaki birbirine benzer çok sayıda taş odadan birinde olduğunu anladı. Ve sonra da nihayet onu fark etti.

 

[――――]

 

Yere beyaz ayaklar serilmişti. O ayaklar kımıldamıyordu, güçleri çekilmişti. Subaru bakışlarını ağır ağır ayaklardan yukarı kaydırdı; orada bir etek vardı ve bir üst beden… ve sonra da…

 

Ve sonra da――

 

[Subaru: ――NE?]

 

Ve sonra da… hemen orada, tek bir kası dahi seğirmeden yığılıp kalmış küçük bir kız görünüyordu.

 

――Evet. Meili, Subaru’nun gözlerinin önünde yığılıp kalmıştı ve nefes almıyordu.

 

#Haydaaaa… Subaru ilk defa Shaula’ya şefkat gösterdi, sonra biricik dostu Patrasche’nin yanına gideyim dedi ve yolda Meili’yle karşılaştı. Meili tam da ‘dün geceden’ bahsederken hoop bir zaman atlamasıyla kendimizi bu anda bulduk. Subaru’nun boğazı acıyor, bileklerinde tırnak izleri var, Meili ise yerde hareketsiz halde yatıyor. Ah canım yazar ah, bize yine neler okutacaksın acaba… Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 29820 Üye Sayısı
  • 281 Seri Sayısı
  • 40841 Bölüm Sayısı


creator
manga tr