Cilt 6 Bölüm 42 [ Ölüm Kulesi ] (3/3)

avatar
747 12

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 42 [ Ölüm Kulesi ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



Bağıran ve çığlıklar atan Subaru, farkına bile varmadan gözyaşları akıtmaya başlamış, olduğu yerde dizlerinin üzerine çökmüştü.

 

Hemen önündeki kertenkele bedeni sarsılır ve kesik kesik nefesler alırken sessizce Subaru’yu izliyordu. Subaru ise çömelmiş ve onu göremez halde kafasını yere yaslamıştı.

 

[Subaru: Beni böylece bir başıma bırakın işte… Beni kendi halime bırakın…]

 

Subaru’nın boğuk hıçkırıkları sessiz koridor boyunca boş boş yankılanıyordu.

 

Bu şekilde geçirdiği süre ne kadardı? Birkaç saniye mi? Onlarca saniye mi? Birkaç dakika mı? Kendisinde kımıldayacak gücü bulamıyordu. Ancak yüzünü yere bastırmış haldeyken ansızın bir şeyi fark etti – zeminden kendisine yaklaşan belli belirsiz, gerçekten belli belirsiz sarsıntıları.

 

[Subaru: Ah.]

 

[Kertenkele: “–ϡ ϡ“]

 

Bir an sonra kafasını kaldırarak kertenkelenin açık ağzını hemen önünde buldu. Sıra sıra keskin dişlerle dolu çenesi milim milim yaklaşıyordu. Subaru, sanki bu durumun içerisindeki kişi kendisi değilmişçesine o dişler kafasını çiğneyecek mi diye bakıyordu…

 

[Subaru: Ha…?]

 

Ancak kertenkele, Subaru’yu ağzıyla sol omzundan tutup kaldırdığı gibi hiç vakit kaybetmeksizin koşmaya başladı. Subaru’nun bedeni zorla yerden kaldırılırken kertenkelenin keskin dişlerinin omzuna saplanışıyla ağzından acı dolu bir feryat kaçtı.

 

[Subaru: Gh-, hyaaaaaah!]

 

Subaru’yu öldürecekti. Muhtemelen öldürülecekti. Niyeti buydu.

 

Fakat dişlerinin omzuna saplanmış olmasıyla birlikte acının doğurduğu korku, ucuz bir teslimiyet duygusuyla rahatlıkla örtülmüştü. Subaru’nun önce omzu, sonra bedeni ısırılacak, çiğnenecek ve öylece ölmeye bırakılacaktı.

 

Canlı bir varlık tarafından yenilerek öldürülmek, aklına gelip gelebilecek en kötü ölümlerden biriydi.

 

İşte Subaru’nun bedeninin bu önsezinin doğurduğu korkuyla titremeye başlamasının hemen ardından…

 

[“—“]

 

Az önce bulunduğu koridor, şaşırtıcı yoğunlukta siyah bir sis tarafından yok edildi.

 

Toz ve enkaz parçalarının etrafa yayılmasına yol açan ağır bir darbenin sesini işitti, sis koridora yayıldı, tavanı, duvarları, zemini kuşattı… avını ararcasına Subaru ve Patrasche’ye uzandı.

 

O sis, karanlık gölgelerden oluşuyor, hatta kolları varmış gibi görünüyordu.

 

[Subaru: Gölgemsi Kollar…]

 

Zihninde kendisine merdivenlerde işkence eden kadının şekli belirmişti. Gölgelerle kuşatılmış, yüzü siyah bir peçeyle örtülmüş, kalbiyle adamakıllı oynayan, içine korku salan kadının şekli. İşte odayı kuşatan gölgeler de o kadınınkilere benziyordu.

 

Kulenin koridorlarını gönlünce harap ediyor―― kaçmakta olan kertenkele ve Subaru’nun ardından geliyordu.

 

[Subaru: Sen…!]

 

Kertenkele yanıt vermiyor ancak ağzında Subaru’yla koridor boyunca dört nala koşuyordu.

 

İlerledikleri yerin aksi istikametine bakmakta olan Subaru, çaresizce kaçtıkları konumu göremiyordu. Üzerlerine çöreklenmeye çalışan, bedeninin içerisindeki kanı donduran gölge tehdidine dosdoğru bakmaktan başka bir şey yapamıyordu.

 

Yani ya o gölge tarafından tüketilecek ya da ölümden daha korkunç bir kaderle yüzleşecekti.

 

İçgüdüsel olarak bir karar veren Subaru, kendisini kertenkelenin omzuna saplanan dişlerine doğru daha da bastırdı. Boğazı acıyla titreşse de sarsılıp düşecek olursa işi biterdi.

 

An itibarıyla kertenkeleye duyduğu nefret, anlamsız bir takıntıdan ibaret hale gelmişti.

 

[Kertenkele: “–ϡ ϡ“]

 

Gölge yollarını keserken patlayan geçidin sesi işitildi.

 

Hemen ardından ani bir karar veren kertenkele, bir dönüş yaparak gölge tarafından yutulmasına ramak kala yandaki koridora daldı. Dört nala ilerliyor, çamurlu bir nehrin kudretiyle üzerlerine akın eden gölgeden kurtulmaya çalışıyordu.

 

Fakat gölgeden kaçarken karşısında bulduğu yer…

 

[Subaru: … tch! Spiral merdiven…!]

 

Kulenin dördüncü ve beşinci katlarını birbirine bağlayan devasa spiral merdiven. Kendisini orada bulan Subaru, ne diyeceğini bilemiyordu.

 

Doğal olarak bulundukları yüksekliğin çok daha aşağılarında kalan beşinci katı görebiliyordu―― Daha önce düşerek öldüğü o sahneye yeniden tanık olmaktan da birazcık korkuyordu ancak korkusu bununla sınırlı değildi.

 

Çünkü hemen altındaki merdiven basamakları karanlık gölgeler tarafından kuşatılıyor ve çökmeye başlıyordu. Yani kulenin alt yarısı muazzam gölgeler tarafından kuşatılmakta ve çökmekteydi.

 

[Subaru: Aşağıdan kaçamayacağız… Ama arka tarafta da kaçış yok…]

 

Kulenin aşağıları çoktan gölgenin kontrolü altına girmişti. O karanlık, çamurlu nehir, kaçmaya çalıştıkları koridorlardan üzerlerine çullanıyordu.

 

Tamamıyla, tam anlamıyla köşeye sıkışmışlardı. Geriye kalan tek şey, gölgeler tarafından mı yoksa başka bir şekilde mi öldürülecekleri şeklinde absürt bir seçim yapmaktı.

 

[Subaru: “—“]

 

Bir an için Subaru’nun zihninde intihar düşüncesi belirdi.

 

O gölgeler tarafından yutulmaktansa nasıl öleceğini seçmesi çok daha iyi olmaz mıydı? Belki de işin sonunda ölüm olsa bile Subaru için birtakım olasılıklar olabilirdi.

 

[Subaru: Ah, -aağh]

 

Ancak kendi canını almayı düşündüğü saniyede bedeni tir tir titremeye başladı.

 

Ya kendisini öldürmek bir şekilde her şeyin burada sona ermesiyle sonuçlanırsa? O durumda ne yapardı? Aynı şeyleri tekrar edebildiğine dair bir inanç içerisindeydi ama bunun doğruluğunun devamına dair bir garanti var mıydı gerçekten?

 

Veya bunun ilk başta aklına geldiği gibi önsezili bir rüya olmadığından nasıl emin olabilirdi? Son sefere dek bazı acı verici rüyalar görmüştü. Yani bu sonuncusuysa Subaru için her şey bu noktada sona ererdi.

 

Her şeyden önce, neden ölmek zorundaydı ki? Hiçbir yanlışı olmamıştı. Neden bedelini canıyla ödüyordu? Ölen neden oydu?

 

[Subaru: YO… ÖLMEK İSTEMİYORUM!]

 

Subaru zerre kadar utanç duymadan bu şekilde bağırdı. Kulede onu duyabilecek kimse yoktu. Geriye yalnızca ölüler ve kayıplar kalmıştı.

 

Yani onu duyan tek kişi, bir insan olmayan bu simsiyah kertenkeleydi.

 

[Kertenkele: “–ϡ ϡ!”]

 

Subaru’yu dişleriyle tutmayı sürdüren kertenkelenin boğazından boğuk ama kudretli bir kükreyiş yükseldi.

 

Ve o saniyede büyük bir şiddetle koşmaya başlayıp çamurlu nehrin arkalarından çöreklenen dallarından kaçmak adına spiral merdivenlerin boşluğuna doğru sıçradı.

 

[“—“]

 

Doğal olarak sıçrayışı ne kadar momentum taşırsa taşısın er ya da geç o momentumu yitirecek ve yerçekiminin kendisini serbest düşüşe geçirişiyle aşağıdaki gölgeler tarafından yutulacaktı. Ancak kertenkele, bu çaresizce durumun üstesinden gelmek için zekice bir fikir geliştirdi.

 

[“—“]

 

Ucu sivri ayaklarından ikisini kulenin duvarına sapladı. Elbette duvara tutunsa bile er ya da geç düşecekti… Tabii duvar dik olsaydı.

 

Kertenkele, kükreye kükreye duvardan yukarı delice koşmaya başlamıştı.

 

Devasa kule, tabanından yayılan gölgeler yüzünden eğilmeye başlıyordu. Kertenkeleyse yana doğru eğilen, neredeyse doksan derecelik duvarlara tırmanarak ilerliyordu.

 

[Subaru: Yo…yok artık…]

 

Neler dönüyordu? Her şey sarsıldığı için Subaru, olup bitenleri tam anlamıyla çözemiyordu. Fakat siyah kertenkelenin hayatta kalma çabasıyla kalan tüm gücünü harcadığı barizdi. Varını yoğunu bu işe adadığı açıkça ortadaydı.

 

[Subaru: Sen…]

 

Derken karanlık nehrinin dalları kertenkelenin az önce bulunduğu noktayı bütünüyle kuşattı. Yutmayı başaramadığı avına dair bir iz aradı, duvardan yukarı koşmakta olduğunu fark etti. Ve peşine takıldı.

 

Salise farkıyla kaçınan kertenkele, karanlığın saldırısından ucu ucuna kurtuldu. Şiddetli bir şok dalgası ve hiddetli bir rüzgarın eşlik ettiği saldırının ardından kulenin yan cephesinde koca bir delik açıldı.

 

[“—“]

 

Ve kertenkele hiç şüphe etmeden duvarda açılan o delikten dışarı atıldı.

 

Denge hissiyatını yitirmiş halde şiddetle sağa sola savrulan Subaru, artık dünyayı doğru düzgün algılayamaz haldeydi. Bununla birlikte, tüm bunlara rağmen, kertenkelenin Subaru gölgenin saldırılarından hiç etkilenmesin diye çarpıcı manevralar yaptığını biliyordu. Bu esnada kendi bedeninin gölge tarafından yontuluşunu zerre kadar umursamadığını da biliyordu.

 

Geniş bir delikten dışarı çıkmışlardı. Hemen ardından da kumlu bir rüzgarla karşılanmış ve görüşü karanlığa gömülmüştü. Kulenin dışına mı atlamışlardı? Derken kertenkele bir kez daha eğik kule duvarları üzerinde koşturmaya, gölgeden delice, delice kaçmaya başladı…

 

[Subaru: … Uaa!?]

 

O saniyede kertenkelenin ince boynu büküldü ve hemen sonrasında güçlü bir rüzgar, ikiliyi savurdu.

 

Kertenkele Subaru’yu bırakırken dişleri Subaru’nun omuzlarından ayrıldı. Dişlerin etinden çekilişinin doğurduğu hissiyatla birlikte Subaru’nun gözleri acı içerisinde ışıldadı. Fakat o acıyı da kendisine doğru esen güçlü rüzgarları da hiçe saydı. Vücuduna çarpan sert bir şey vardı.

 

O darbenin etkisiyle sendeleyip savrulan Subaru, kesik bir nefes vererek gözlerini açtı.

 

Ve gözleri, önünde titreşen gece göğüyle buluştu.

 

[Subaru: Ah, Eh…?]

 

Panik halde düştüğü yerde doğrulan Subaru’nun karşısındaki manzara, aklının hayalinin alamayacağı düzeydeydi.

 

Etrafına bakındı. Kuleyle aynı materyalden yapılı bir alandaydı. Buna rağmen dışarıda olduğu kesindi. ――Buranın kulenin dış duvarına bağlı bir yapı olduğunu, bir balkonu andırdığını görebiliyordu.

 

Delikten dışarı çıkmış, duvar boyunca koşmuşlardı ve sonunda buraya fırlatılmıştı.

 

[Subaru: Kertenkele…!]

 

Ürperen Subaru, düştüğü noktaya koşturarak aşağısına baktı. Ve orada, kendisini bu noktaya fırlatmış olan kertenkelenin son anlarına tanık oldu.

 

… Düşmekte olan kertenkele, pullarından da kara gölgeler tarafından yutuluyor ve gözden kayboluyordu.

 

Subaru delice bir öfkeyle ona bıçağını saplamış ama o ne acısını ne de korkusunu umursamıştı. Gölgeler tarafından yutulma pahasına Subaru’yu bu balkona taşımıştı.

 

Kendisini ölümden de kötü bir kaderin beklediği o gölgeler tarafından yutulmuştu.

 

[Subaru: Bu, bu da neyin nesiydi!]

 

Bu da neyin nesiydi. Bu da neyin nesiydi. Bu da neyin nesiydi.

 

Subaru’nun artık neler olup bittiğine dair hiçbir fikri yoktu.

 

[Subaru: “—“]

 

Kulenin aşağılarının giderek gölgeler tarafından kuşatılışını balkondan izliyordu. Derken balkonun köşesine, hemen yanı başına beyaz bir kuş tünedi.

 

Ve beyaz kuş, hissiz gözlerini Subaru’ya dikti– O iri kuşun varlığı karşısında da Subaru’nun ağzından bir “ha” sesi döküldü.

 

Ölmüş şüpheliler, ortalıkta bulunamayanlar, canı pahasına kendisine yardım eden kertenkele ve şimdi de ansızın oracıkta beliren beyaz bir kuş―― Hepsiyle birlikte kule, gölgeler tarafından gözlerinin önünde ağır ağır yutuluyordu.

 

[“—“]

 

Sonunun yaklaştığını hisseden Subaru, tükenmiş şekilde yere çöktü.

 

Artık kertenkelenin onu kurtarmak için çaresizce mücadele etmiş olduğunu anlıyordu. Ama buna rağmen beklentileri, çabaları nafileydi… Üzerine çökecek ölümden önce Subaru’ya birazcık zaman kazandırmıştı, hepsi buydu.

 

[“—“]

 

Hala çömelmiş halde olan Subaru, ansızın kafasını kaldırdı. Arkasında biri vardı. Ne bir kuştu ne bir kertenkele ne de bir gölge.

 

Yaşayan birine dair bir işaret, oracıktaydı.

 

[Subaru: …Sen de kimin nesisin?]

 

Subaru, son derece kısık bir sesle, arkasına bakacak cesareti bile olmaksızın bu soruyu sordu.

 

Arkasında duran kişiyse gülerek karşılık verdi. Ve sonra da Subaru’nun daha önce hiç işitmediği bir sesle,

 

[?: … Hadi, tahmin etmeyi denesene, kahraman.]

 

Subaru bir an için bir vızıltı işitti. Ve sonra da dünyaya daha yukarıdan bakmaya, manzarası hızla dönmeye başladı.

 

Bedeninin verdiği his inanılmaz hafifti. Bir kuş misali gökyüzünde süzülüyordu. İşte o saniyede ne olduğunu anladı.

 

Arkasından gelen biri, kafasını kesmişti.

 

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

[Emilia: … Subaru! Hey, Subaru, iyi misin?]

 

Kesilmiş olması gereken kafasıyla arasındaki bağlantı ve bilincindeki değişim çok ani gerçekleşmişti.

 

Subaru, sarmaşıklardan oluşan yumuşacık bir yatakta uyandı. Gümüşi bir sesle karşılandı, ne kadar aranırsa aransın bulunamadığını işitti.

 

[Subaru: Emi… lia…]

 

[Emilia: Oh, Subaru, çok şükür. Uyanmışsın. Senin için geeeeerçekten endişelenmiştim.]

 

Subaru hafifçe gözlerini araladı. Hemen önünde, rahatlamış bir yüz ifadesiyle Emilia duruyordu. Subaru’nun uyandığını görünce elini göğsüne yerleştirmiş, dudaklarına bir gülümseme yerleşmişti.

 

[“—“]

 

Subaru ise Emilia’yı izliyordu, güzelim, incecik boynu ürpertici şekilde göz kamaştırıcıydı.

 

Dilinin damağının kuruduğunu hisseden Subaru, tek kelime etmeksizin uzanarak elleriyle Emilia’nın ince boynunu sarmaladı. Ve o boyun, Subaru’nun elleri arasına rahatlıkla sığdı.

 

[Emilia: Subaru, sorun nedir?]

 

Boynu Subaru tarafından sarmalanan Emilia, gözleri şaşkınlıkla irileşmiş şekilde boş boş bakıyordu.

 

Subaru’nun tepkisi karşısında şaşırsa da silkinip onu kendinden uzaklaştırmak için herhangi bir hamle yapmıyordu. Subaru’ya öyle geliyordu ki birazcık kas gücü kullandığı takdirde o boynu rahatlıkla kırabileceği kesindi.

 

Emilia ise hayatı Subaru’nun ellerinde olmasına rağmen tepki vermekte aşırı yavaştı, dahası-

 

[Beatrice: Emilia, anlaşılan Subaru hala uyku sarhoşu, sanırım. Bizi endişelendiriyor olmasına aldırmadan oyun oynuyor, doğrusu.]

 

[Subaru: “—“]

 

Subaru hemen arkasından gelen sesle birlikte Emilia’nın boynundaki elini hızla geri çekti.

 

Ve etrafına bakarak burun delikleri mutlak bir şokla şişmiş, kısa kollarını yatağın yanında birleştirmiş haldeki Beatrice ile göz göze geldi. Bu sırada Emilia gergin bir gülümsemeyle “Evet” diye lafa girdi.

 

 

[Emilia: Gerçi daha ciddi bir şey olmasındansa yalnızca uyku sarhoşu olmanı yeğlerim. Seni yerde yatar halde bulduğumuzda Beatrice neredeyse gözyaşlarına boğulacaktı.]

 

[Beatrice: O kısımdan bahsetmene gerek yoktu, sanırım!]

 

Emilia’nın kötü niyetli olmayan bu yorumu karşısında Beatrice’in yüzü kızarmaya başlamıştı.

 

Bu etkileşim içerisindeki ikilinin Subaru’nun az önce nasıl bir dürtüye kapıldığına dair en ufak bir fikri yoktu. Durumun tehlikeli bir hal aldığının farkında dahi değillerdi.

 

Subaru’ya yönelik tavırları da aynı şeyi kanıtlıyordu–

 

[Subaru: …Demek oluyor ki ben…]

 

Subaru’nun, “Natsuki Subaru’nun” hafızasını yitirişinin hemen sonrasına dönmüştü―― Yani başka bir dünyaya ışınlandığının farkına vardığı ana, tam da bu noktaya geri dönmüştü.

 

Ve aynı zamanda…

 

[???: “—ϡ“]

 

[Subaru: …! Sen de buradasın…]

 

Subaru, kişneme ve nefes seslerini duyarak aceleyle dönerken o figürle karşılaştı.

 

Yeşil Odanın bir köşesinde uslu uslu oturan kocaman, siyah yaratık―― gölgeler tarafından yutulmasına ramak kalmışken kendisi için onca şey yapan kertenkele, tüm soğukkanlılığıyla orada oturuyordu.

 

[Beatrice: …Birazcık memnuniyetsizim, doğrusu. Seni bulmak benim ve Emilia’nın başarısıydı, sanırım.]

 

[Emilia: Hehe, surat asmaya gerek yok ki. Bu harika bir şey, haksız mıyım? Subaru ve Patrasche geeeeerçekten iyi anlaşıyor.]

 

Subaru, Beatrice ve Emilia’nın arkasından yükselen cümlelerini işitebiliyordu.

 

Ancak o sohbete katılmak gibi bir arzusu yoktu; hemen önündeki kertenkelenin koca bedenini sımsıkı sarmalayıp ona ne kadar minnettar olduğunu anlatmakla fazlasıyla meşguldü.

 

Subaru’ya zarar vermeye çalışmayan tek kişi olduğu için ona ebediyen minnettar kalacaktı.

 

#Ya canım Patrasche be… Neyse ki Subaru hiç değilse ona koşulsuz güvenebileceğini öğrendi. Beatrice ve Emilia’ya düşman kesilmesiyse epey üzücü. Bu arada hakikaten neler dönüyor bu kulede!! Emilia ve Beatrice hariç herkes ölü, onların nerede olduğu belirsiz, kuleyi sisler sarıyor ve Subaru, daha önce sesini hiç işitmediği biri tarafından kafası kesilerek öldürülüyor. Bu gizemleri çözmek için kaç bölüm direnmemiz gerekiyor acaba… Hadi okumaya devam!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 29858 Üye Sayısı
  • 281 Seri Sayısı
  • 40898 Bölüm Sayısı


creator
manga tr