Cilt 6 Bölüm 33 [ ■■■・■■■ ] (2/2)

avatar
1250 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 33 [ ■■■・■■■ ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Kuleye geri dönmek için özel bir prosedüre ihtiyaç yoktu.

 

Subaru’nun gizli geçidi aşıp kulenin içerisine ulaşabilmesi için yalnızca tıpkı balkona girerken yaptığı gibi bel hizasının altında emeklemesi gerekliydi. Dizlerinin üzerinde emeklerken aklına gelen anlamsız düşünceyse Julius’un da tıpatıp aynı şekilde emekleyerek ulaşmış olması gerektiğiydi.

 

Maalesef Julius çoktan emekleyip gittiği için bu anı hafızasına kaydetme şansını kaçırmıştı.

 

Çünkü onun son sözlerinden öylesine etkilenmişti ki uzunca bir süre sessizce, olduğu yerde kalakalmıştı.

 

[Subaru: ――――]

 

O hiçbir şey söylemediğine göre karaktersizlik etmemişimdir, diye düşünmüştü. ――Ancak mevzu bu değildi.

 

Büyük ihtimalle Julius, suçluluk hissiyle boğulan Subaru’ya bağırıp çağırsa ve küfürler etse bile bunun kendisini rahatlatmayacağını anlamıştı. Ve terbiyesi buna müsaade etmeyeceği için de öfkesini ve sitemini dışa vuramamış, sessizce içine atmıştı.

 

Ancak mevzu bu da değildi.

 

Julius’un son anda ettiği kelimeler, Subaru’nun kalbine bir diken gibi saplanmıştı.

 

Belki de kendisine bağırılsaydı daha iyi hissederdi. Fakat kendisini daha iyi hissetmek istemediği için belki de Julius’un hiçbir şey söylememiş olması en iyisiydi.

 

Ancak gerçekler bu şekilde de değildi. Julius’un ardında bıraktığı diken can acıtmaya, açık yarasından kanlar akıtmaya devam ediyordu. O dikeni çıkartmaktan yana tereddüt etmesine yetecek kadar da derindi.

 

[Subaru: Ben…… şu anda Yeşil Odaya geri dönemem.]

 

Julius çoktan Echidna’yı Yeşil Odaya götürmüş olabilirdi. Sonrasında alt katlarda bırakılmış ejder vagonuna dönüp yatak aramasıysa düşük bir ihtimaldi.

 

Bu köklü sorun―― Subaru’nun kendi kötü muhakemesinin hatası olan saf derinlik, öyle bir gecede çözümlenebilecek bir şey değildi. Hiç değilse zaman alacağı ve yalnızca sakince tartışmaların çözümlemeye yetmeyeceği kesindi.

 

Böyle düşününce ejder vagonuna dönme fikri Subaru’yu birazcık utandırıyordu. Julius’un oraya dönmeyeceğini bilse de şu anda sıcak bir yatağa kıvrılıp yatma düşüncesi kendisini suçlu hissetmesine yol açıyordu.

 

Ancak bu geç saatte kalbini dökebileceği herhangi biri de yoktu.

 

Uykuda olan Rem ve Subaru’nun kankası Patrasche, Julius ve Echidna yüzünden yaklaşmaya korktuğu Yeşil Odadaydı.

 

Ve sızlanışlarını dinlemeleri için Emilia ve Beatrice’i uyandırması da pek mümkün değildi.

 

Yani bu noktada Subaru’nun konuşabileceği hiç kimse――

 

[Ram: ――Barusu?]

 

Bu sesi işiten Subaru, boğazından hafifçe bir ses kaçırarak adımlarını duraksattı. Ve dördüncü katın koridorunun ortasında şaşkın bir şekilde arkasını dönerek―― taş zeminde çıkan adım seslerinin sahibi olan pembe saçlı Ram’ı gördü.

 

Ram’ın kırmızımsı gözleri alabildiğince açıktı ve Subaru’yu baştan ayağa süzüyordu.

 

[Ram: Bu surat ifadesine büründüğünü görmeyeli epey olmuştu. İtibarsız.]

 

[Subaru: ……karşılaşır karşılaşmaz niye böyle bir şey söylüyorsun? Hem düşününce, gecenin bu vakti burada ne yapıyorsun?]

 

[Ram: Ben de sana aynı şeyi sorabilirim…… gerçi, Barusu’nun bu saatte yapıyor olabileceği şeyler akla hayale gelmez.]

 

Kollarını önünde kavuşturmuş şekilde kendisine yaklaşan Ram’ı izleyen Subaru, bu sözler karşısında yanaklarını sıktı.

 

Aklından neler geçtiğini düşünmek bile Subaru’nun yüzüne bir gölge düşmesi için yeterliydi. Onun bu halini gören Ram, mutsuz bir şekilde omuzlarını silkerek,

 

[Ram: Her neyse, yine Rem’i sızlanmalarınla rahatsız ediyordun, değil mi? Ram’ın kız kardeşi sevimli ve bağışlayıcı biri olsa da bu kadar mantıksız hareket etme.]

 

[Subaru: ……Ah, evet. Şey, haklısın.]

 

[Ram: ――?]

 

Sözleri karşısında Ram’ın gözlerinin hafiften irileştiğini gören Subaru, acı bir şekilde gülümsedi.

 

Subaru ona gerçek hislerini anlatmamış, Ram yalnızca onun günlük aktivitelerine dayanarak bir tahminde bulunmuştu. Ve söyledikleri doğruydu da. Tıpkı Ram’ın söylediği gibi Subaru, gecelerini sıklıkla Rem’in yatağının başında geçiriyordu.

 

Hatta bu gece de öyle yapmıştı. Yani Ram’ın Subaru’nun oradan daha yeni ayrıldığını düşünmesi çok doğaldı.

 

Ama Subaru, bugün yalnızca bunu yapmakla yetinmemişti――

 

[Ram: Şu acınası surat ifadesine bir son ver.]

 

[Subaru: Oogh]

 

[Ram: O acınası, sefil ifadeyle bir uşaktan da aşağı görünüyorsun. Böyle görünmeye devam edersen insanlar Barusu’yu Şövalyesi yaptığı için Emilia-sama’nın karakterinden şüphelenmeye başlayacak. Kendine çekidüzen ver lütfen.]

 

Subaru, Ram’ın parmağının öne eğik alnına dokunduğunu hissetti.

 

Ve uyguladığı kuvvet yüzünden gözleri yaşardı. Ancak tam sitem etmek üzereyken Ram ilgisizce burnundan soluyarak Subaru’yu engelledi. Tüm bu süreç boyunca son derece rahat bir hali vardı.

 

[Subaru: ……Tanrım, cidden ama, ane-sama ane-samadır sonuçta.]

 

[Ram: Hah. Düşüncelerinle midemi bulandırma lütfen.]

 

Subaru alnını okşayıp bu yorumu yaparken Ram, her zerresiyle derinlemesine tiksinmişçesine bir ifadeye bürünmüştü. Böyle bir tavırla teselli edildiğine göre Subaru gerçekten de acınası bir durumda olmalıydı.

 

Ram’ın sözlerinin hiçbir kısmı herhangi bir sıcaklık veya sempati taşımıyor olsa da her nasılsa Subaru’nun gözünde durum buydu.

 

[Subaru: Ram, bu saatte burada ne yapıyorsun gerçekten?]

 

[Ram: Mide bulandırıcı.]

 

[Subaru: Konuşmayı bir anda şöyle bitirmesene! Daha yeni başlamıştık……]

 

Umutsuzca omuz silken Subaru sessiz bir iç çekişle birlikte gözlerini Ram’ın ardındaki koridora―― onun geldiği noktaya çevirdi.

 

Dördüncü kat son derece geniş olsa da içerisinde özellikle dikkat çeken bir şey yoktu. Yeşil Oda vardı, ejder vagonundan getirdikleri valizler vardı. Ve bir de――

 

[Subaru: ……İkinci kata çıkan merdivenler?]

 

[Ram: ――――]

 

[Subaru: Demek, oraya gittin. Bir başına?]

 

[Ram: Endişelenme. Ben onun kadar pervasız değilim. Öyle görünmüyor olabilir ama Reid Astrea’ya tek başıma bir şey yapabileceğimi düşünecek kadar kendini beğenmiş değilim.]

 

Subaru düşünmek istemeyeceği bir manzarayı hayal edip dudaklarını büzerken Ram, onun şüphelerini inkar ederek burnundan güldü.

 

Ram’ın sözlerinin arasında Julius’un inatçılığına yaptığı hafif dokundurmayı işitmek ve bunu düşünmek bile Subaru’nun göğsündeki dikenin içinde burulmasına yetmişti.

 

[Ram: Anlaşılan Julius’la aranızda bir şeyler geçmiş. Kavga mı ettiniz?]

 

[Subaru: Beni çözmek o kadar mı kolay?]

 

[Ram: Ram ne kadar zekiyse Barusu’yu çözmek de o kadar kolay. İlki daha ilişkili ama endişe edecek bir şey yok……. Yo, ikinci kısmın da epey payı var tabii ki. İşkence yoluyla ağzından her şeyi almak pek uzun sürmeyecektir.]

 

[Subaru: İşkence göreceğimi varsayıyor olman birazcık korkutucu, bilesin.]

 

Subaru’nun kendince verdiği sataşma karşılığını işiten Ram, gözlerini kısmakla yetindi. Onun dalga geçmediğini gören Subaru ise hafiften ürperdi.

 

Doğruydu, Subaru’nun pozisyonu düşünülünce Emilia’nın Kraliyet Seçimindeki düşmanlarının bu tarz barbarca eylemlere başvurma ihtimali tamamen göz ardı edilemezdi. Sonuç olarak bu konuda dikkatli olmak iyi bir fikir olabilirdi.

 

[Subaru: Öyleyse burada ne yapıyordun……]

 

[Ram: ――İkinci kata çıkmadım. Sadece çıkmayı denedim.]

 

[Subaru: ……Daha az önce o kadar pervasız değilim demiştin sanki. Yoksa… ona uyurken saldırmayı mı düşünüyordun?]

 

Subaru’nun kazanmak için her yola başvurmak konusunda hiçbir çekincesi yoktu. Ram’ın da aynı düşüncede olup Reid’e uykusunda gizlice saldırmayı planlaması anlaşılabilirdi.

 

Buradaki mesele, geçmişe dair hatıralardan yeniden yaratılmış gibi görünen Reid’in gerçekten uyuyup uyumadığıydı. Ve uyuyor olsa bile Ram cidden onunla baş edebilir miydi ki?

 

[Ram: Maalesef o uyurken ona saldırmak imkansız. Merdivenlerin yarısından geri döndüm. Gerçekten anormal bir canavar. Onun yüzünden Garf gözüme sevimli gelecek neredeyse.]

 

[Subaru: Aslında Garfiel’i tanıdıktan sonra insana epey sevimli geliyor……]

 

[Ram: Tuhaflıklarından bahsetmiyordum, tehlike seviyesini kastetmiştim.]

 

İfade ediş şekline bakılırsa Garfiel’in tuhaflıklarının sevimliliğini inkar etmiyordu ama daha önemli bir konunun ortasında oldukları için Subaru, kaşlarını çatarak bu meseleyi aklından attı.

 

[Ram: Artık ikna oldum. Bir tarafın her yola başvurma konusunda hiçbir çekincesi yoksa karşı taraf da her yola başvurur. Yani tıpkı tartıştığımız gibi onu yenmek için bu meseleyi çok ciddiye almamasını sağlamalı ve sonra da şartlarını yerine getirmeliyiz.]

 

[Subaru: ……Emin olmak için soruyorum, tek başına ikinci kata mı çıktın sen?]

 

[Ram: Tekrar etmek zorunda mıyım? Ben ikinci kata çıkmadım. Bu şu anda Ram için çok zor bir iş.]

 

Yeterince güçlü olmadıklarını teyit eden Ram, ikinci kata yeniden çıkmadan önce yapılması gereken hazırlıklar konusunda uyarıda bulundu. Daha çok zaman gerektiği bahsinin Echidna ve Julius’la yaşadığı tartışmayı bir kez daha yüzeye çıkarışıylaysa Subaru, zorlu bir ifadeye bürünmeden edemedi.

 

[Ram: Barusu?]

 

[Subaru: Y, yo, yok bir şey…… Şey, tam olarak bir şey yok değil de şu anda önemi yok diyeyim. Büyük ihtimalle yarın detaylı bir konuşma yapacağız.]

 

[Ram: Son derece belirsiz bir ifade oldu.]

 

[Subaru: Ben de bu yüzden gidiyordum işte, ama, düşündüğün gibi değil. Beklenildiği üzere, burada bile, nankörce bir şey yaptım ve bu defa toparlamak biraz zor olacak.]

 

Şimdilik yeterince şey yapmıştı. Tamamen onarılıp onarılamayacağından emin olamadığı tuhaf bir çatlak söz konusuydu ve işleri daha fazla karmaşıklaştırıp o çatlağı iyice büyütmeye niyeti yoktu.

 

Subaru’nun güçsüzleştiğini gören Ram henüz ikna olmuş olmasa da meselenin peşini bırakmaya karar verdi.

 

[Ram: Her neyse, ikinci katı fethetmek…… yani Reid’i mağlup etmek daha çok zaman ve çaba gerektirecek. Hiç değilse Shaula’nın desteğine güvenebilseydik iyi olurdu.]

 

[Subaru: Şey, ona tam anlamıyla güvenemeyiz demek abartı olmaz. Gerçi zamanında bize yardım etmeseydi şimdiye hepimiz kumların altında kömürleşmiş olurduk.]

 

Shaula olmasa ikinci kattaki sınava ulaşabilmeleri bile asla mümkün olmazdı. Ama buna rağmen kuleye adım attıkları andan bu yana hayal kırıklığına uğratan bir Bilge çıkmıştı.

 

Tabii ki sınavı geçebilmek için bizzat sınav sahibinden destek alabilmek de epey olağanüstü olurdu.

 

[Ram: Yalnızca anayolu kullanmakta ısrarcı olursak çıkmaza saplanıp kalmaya mahkumuz demektir.]

 

[Subaru: Ben de daha masum bir yaklaşım benimsemenin iyi olacağını düşünüyor değilim. Ama tamamen vaka bazında ele alınca……bu defa işe yaramıyor işte.]

 

[Ram: Bunu öylesine rahat söylüyorsun ki…… Neyse, Ram’ın bu kadar boş vakti yok.]

 

Subaru’nun yanıtından memnun olmayan Ram, omuzlarını silkti. Ve sonra da yavaşça arkasına dönerek,

 

[Ram: Bir an önce yatağına gitmezsen yarınki performansın kötü etkilenecek. Ben artık ejder vagonuna dönüyorum.]

 

[Subaru: Aahh, evet. Ben, aah……]

 

Neden geri dönemeyeceğini açıklamak istese de çok zordu. Diğer taraftan arkasını dönüp onun bu mırıltılarını işiten Ram, hafif bir şekilde iç çekti.

 

[Ram: Nasıl istersen. Ama uykunu yeterince alamadın diye bizi de aşağı çekersen o şeyi bükerim bilesin.]

 

[Subaru: Aah, yo…… bükerim derken, neyi!?]

 

[Ram: Onu da senin hayal gücüne bırakıyorum.]

 

Diyen Ram, elini sallayarak alt kata açılan merdivenlere yöneldi. Subaru’yu değinilmesini istemediği konulara değinmeden kendi çabalarıyla toparlanmaya bırakarak düşünceli davranmış olabilir miydi?

 

Onun uzaklaşan ince bedenini izleyen Subaru, görmeyeceğini bilmesine rağmen elini kaldırdı.

 

[Subaru: İyi geceler, ne-sama. Yarın görüşürüz.]

 

[Ram: ……Ram Barusu’nun ane-sama’sı değil. Bana böyle seslenmeye bir son ver.]

 

Son inkarı aslında bunu çoktan kabullendiğini ama yalnızca laf olsun diye direndiğini anlatırcasına güçsüzdü.

 

Ram’ın bedeninin ardında bu sözleri bırakarak uzaklaşışını izleyen Subaru, boynunun kemiklerini kütürdeterek, [Ah, şimdi ne yapacağım?] diye fısıldadı.

 

Artık ejder vagonuna gidemezdi. Ve Yeşil Odaya dönmek de çok zordu. Öyleyse ya sabaha dek dinleneceği başka bir yer bulabilir ya da vaktini anlamlı bir şeyle harcayabileceği bir alan seçebilirdi.

 

[Subaru: Yalnızca uyuyacak bir yer istiyorsam uygun bir oda bulabilirim……]

 

Bunun için en uygun aday, valizlerini depoladıkları odaydı.

 

Ejder vagonundaki yükler de gıdalar da o odaya taşınmıştı ama yastık olarak kullanabileceği bir şey bulmakta zorlanabilirdi. Esas sıkıntıysa ejder vagonunda yatmak bir yana yerde yatarken yaşayacağı vücut ağrısını azaltmanın yolunu nasıl bulacağıydı.

 

Ya da――

 

[Subaru: İkinci katı nasıl fethedeceğimizi, Reid’i nasıl yenebileceğimizi düşünebilirim.]

 

Dürüst olmak gerekirse en yapıcı seçenek buydu.

 

Mevcut durumlarını etkileyen problemlerin büyük bir çoğunluğu bu Gözcü Kulesini ele geçirmekle ilişkiliydi. Kesinliği olmasa da durumlarını ilerletmekte büyük bir rol oynuyordu.

 

O akşam Reid’i nasıl yenecekleri konusunda vardıkları fikir birliği, onu işleri ciddiye almayacağı bir noktaya getirmek ve sonra da ciddiyetle şartlarını yerine getirmek ya da bu doğrultuda belirsiz bir şeyler şeklindeydi.

 

Hiç değilse o belirsizliği bir miktar azaltma ihtimali varsa――

 

[Subaru: ――Buldum.]

 

Bu noktaya gelen Subaru, parmaklarını şaklattı.

 

Ve yıldırım hızıyla aklına gelen fikirle birlikte bir hışımda adımlarının yönünü değiştirdi.

 

[Subaru: Eğer işler yolunda giderse……]

 

Emin olamasa da durumu büyük oranda iyileştirecek bir hamle olmalıydı.

 

Kalbini bu düşünceye odaklayan Subaru, hedefine doğru koşmaya başladı.

 

――Gece vakti Gözcü Kulesinde Subaru’nun kuvvetli ve enerjik adım sesleri yankılanıyordu.

 

――Yalnızca tek bir kişinin adım seslerinin ıssız yankıları.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

――Uyanış hissi, suyun yüzeyine çıkma anı gibiydi.

 

Rüya gören bilinçsiz bedeni yukarı çekiliyor, tüm bedenini gerçekliğe döndürmek için bir nefes alıyor, bilinç yavaşça yeniden uyanıyor ve suyun yüzeyine çıkan Subaru, doğuyordu.

 

Uyku ölümse uyanış da yaşamdı―― öyleyse bu tasvir hiç de yersiz değildi.

 

Her halükarda, bu şiirsel düşünceler bir yana, Subaru ağır ağır uyanmaya başlıyordu――

 

[???: ――Subaru! Hey, Subaru, iyi misin?]

 

[Subaru: N-ne, ne!?]

 

Gözlerini açtığı saniyede hemen önünde güzel bir suratla karşılaşan Subaru, yana yuvarlandı.

 

Ve kısa bir yuvarlanışın ardından yattığı zeminin sonlanışıyla kısa bir mesafeden düşerek omzunun üzerine çakıldı.

 

[Subaru: Ngya!]

 

[???: Eek! Subaru, iyi misin!? Neden bir anda yuvarlanmaya başladın!?]

 

[Subaru: Y, yo, bir anda bile isteye yuvarlanmaya falan karar vermiş değilim……]

 

Çarptığı omzunu sıkıp kafasını hafifçe sallayarak kendisini ayaklandırdı. Ve sonra da göz açıp kapayıncaya dek kafası allak bullak oldu.

 

Yeşil bir odadaydı.

 

Odanın içi, arkalarındaki duvarları bütünüyle gizleyerek yayılmış sarmaşıklarla tamamen kaplıydı. Muhtemelen bu acayip odanın tamamıyla sarmaşıktan oluştuğu söylenseydi inanırdı.

 

Ve anlaşılan, odanın tam ortasındaki sarmaşıklarla donanmış bir yatakta yatıyordu. Herhalde üzerinden yuvarlandığı şey buydu… durum hakkındaki analizleri bu şekildeydi.

 

Subaru’nun böylesine sakince hükümlere varabilmesi komikti fakat bunun bir sebebi vardı.

 

[???: Hmm, anlaşılan hiçbir yerini çok sert vurmamışsın. Bu iyi. Ama geeeeerçekten endişelendim, bilirsin ya, beni bu şekilde korkutmamalısın.]

 

[????: Emilia, bu şekilde dile getirirsen Subaru oturup da yaptığı şeye kafa yormaz, sanırım. Eğer daha ciddi ifade etmezsen Betty’nin endişeleri ona ulaşmaz, doğrusu.]

 

[???: Sanırım haklısın. Ama Beatrice’in böyle söylemesine şaşırdım. Subaru’yu bulamayıp panik içinde etrafı aradıktan sonra onu orada yatar halde bulduğunda neredeyse gözyaşlarına boğulacaktın……]

 

[????: O kısımdan bahsetmene gerek yok, o kısımdan bahsetmesen olmaz mı, sanırım!]

 

Subaru’nun gözlerinin önünde yaşanan bu konuşma, kontrolden çıkmaya başlıyordu.

 

Gülümsemek istemesine neden olan bu atışmanın ritmine aptalca kafa sallayan Subaru, etrafına bakındı. Yerde oturup ardında nefes alan kocaman bir yaratık vardı.

 

[Subaru: ――――]

 

O şey devasa bir kertenkeleydi. Teninin her zerresine yayılmış siyah pullarla at ebadında koca bir kertenkeleydi. İşin en tuhaf yanıysa burnuyla Subaru’nun ensesine sürtünüp ona kibarca sırnaşıyor olmasıydı.

 

Onun kendisine arkadaşça yaklaştığını gören Subaru, hafifçe kertenkelenin kafasını okşadı.

 

Ve sonra da derince bir nefes verdi.

 

[Subaru: Başka bir deyişle, olan şu…]

 

Sakin, aklı başında ve ağır ağır bu kelimeleri kullandı.

 

Onu bu halde gören iki kızın kafaları eğildi.

 

[??? + ????: ――Subaru?]

 

Ve iki kız kardeş gibi ikisi de aynı saniyede Subaru’ya seslendi.

 

Subaru’nun gözlerini patlamak isteyecek noktaya getirecek kadar güzel, gümüş saçlı bir genç kız ve tatlı bir elbise içerisinde, peri gibi bir ufaklık.

 

Gümüş saçlı güzel bir kız, Lüleli bir Loli, devasa bir kertenkele ve sarmaşıklardan oluşan bir oda――

 

Tüm bunları toparlayan Subaru, ağzını kocaman açarak bağırdı.

 

――Çünkü olan buydu, olan buydu, buydu.

 

[Subaru: PARALEL BİR DÜNYAYA MI IŞINLANDIM――BEN!?]

 

#Subaru ani bir aydınlanmayla yardımı dokunacak bir fikir buldu. Kulede koşmaya başladı. Ardından bir zaman atlayışıyla uyandı ve kendisini yeşil bir odada, kim olduklarını bilmediği iki kız ve bir ‘kertenkeleyle’ bularak paralel bir dünyaya mı ışınlandım dedi! Anlaşılan Subaru bir şekilde hafızasını kaybetti veya buna benzer gizemli bir durum söz konusu. Bir sonraki bölümde yapacakları sohbette daha çok bilgi ediniriz diye umuyorum. Ortalığı spoilera boğmazsınız değil mi güzel arkadaşlarım diyerek tatlı tatlı uyarımı da yaptıktan sonra bir sonraki bölüme geçiyorum, orada görüşmek üzere!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 29820 Üye Sayısı
  • 281 Seri Sayısı
  • 40843 Bölüm Sayısı


creator
manga tr