Cilt 6 Bölüm 21 [ Monolit İmtihanı ] (2/2)

avatar
1020 9

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 21 [ Monolit İmtihanı ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Subaru: “――――”

 

Subaru, Patrasche’yi okşarken Ram’ın sözleri karşısında hızlıca odaya bakındı. Ruhun varlığı duvarların üzerinde veya fazlasıyla gelişmiş sarmaşıklar arasında yetişen yosunlardan gözlerine yansımıyordu ama yine de Ram’ın sözlerinin hemen sonrasında ortamdaki yoğun miktardaki Mananın varlığını fark etmişti.

 

Nefes alıp verişi de bedeni de oksijeni bol bir ortamdaymışçasına rahatlamıştı.

 

Şifa Manasında da benzer bir etki söz konusu olabilirdi. Hiçbir yarası olmayan Subaru bile kendisini serbest bırakıp derin nefesler aldığında o lütfu hissedebiliyordu.

 

Subaru: “Anladım sanırım. Ruhun bu olduğu şüphesiz… Peki konuşamıyor mu?”

 

Ram: “Buradaki Ruh farklı bir tür….. Gerçi herhangi bir noktada farklılık göstermeyen ruhlar gibi bir şey olamayacağını söyleyebiliriz sanırım. Emilia-sama’nın saygıdeğer Ulu Ruhu ve Beatrice-sama….Onlar özeller, buradaki Ruh ise öyle bir iradeye sahip değilmiş gibi görünüyor. Yalnızca içeri adım atan herkesin yaralarını ve hastalıklarını tedavi etmeye çalışıyor.”

 

Subaru: “H-eehh.”

 

Ram: “Ne oldu?”

 

Subaru: “Önemli bir şey değil. Yalnızca aklıma tanıdığım bir Cadı geldi.”

 

Ram işittiği “Cadı” kelimesini Subaru’nun saçmalıklarından biri gibi görmüşçesine burnundan homurdandıktan sonra Rem’in yanına yürüdü. Bunu takiben hemen altında sarmaşıklar büyümeye başladı ve o sarmaşıklar, büyük kardeşin küçük kardeşini izlemek istediğini anlamış gibi tam da bedeninin yerleşeceği yerde birleşerek yeşil bir sandalye oluşturdu.

 

Ram da Ruha karşı düşünceli bir şekilde başını eğip “Gerçekten minnettarım” diyerek kendisini o sandalyenin üzerine bıraktı.

 

Subaru: “Vuaaaaa, harika.”

 

Ram: “En azından şu ana dek tanıdığım Ruhlar arasında en centilmeni olduğu kesin, sence de öyle değil mi? Senin de onu birazcık örnek alman lazım, Barusu. Hem bu Ruhu hem de o Şövalye Julius’u.”

 

Subaru: “İkisini de örnek almamayı tercih ederim.”

 

Subaru o iki bireyi de kafasından atarak Patrasche’yi okşadı. Kafasını kaşıdı, avcuyla çenesinin altını gıdıkladı ve kaldırdığı başının yavaşça alçalmasına müsaade etti.

 

Subaru: “Hadi biraz dinlen artık. Bir kez daha beni kurtarıp kendini fazla yordun. Arada bir ücretli izin kullanmanın bir sakıncası yoktur, bilirsin ya.”

 

Patrasche: “――――”

 

Subaru’nun anlayışlı kelimelerini işiten Patrasche kıvrılıp yatarak sarı gözlerini kapattığı gibi uykuya daldı. Grubu kuleye dek getirmişti ve şimdi de birbirlerinin güvende olduğundan emin olmuşlardı.

 

Bu kadarı bile çok fazlaydı, Patrasche’ye düşen iş çok fazlaydı.

 

Subaru: “Rem’de bir değişiklik var mı? Bu odanın varoluş nedeni insanları tedavi etmekse şu anda Rem’e bir çeşit müdahale gerçekleştirebiliyor mudur acaba.….”

 

Ram: “Maalesef düşük bir ihtimal. Ne iyi ne kötü…. Ama tedavisinde herhangi bir ilerleme yok. Çünkü ne yara ne de hastalık olan bir şeyi tedavi edemezsin. Bu tarz bir muhakeme söz konusuymuş gibi, değil mi?”

 

Subaru: “…..Sanırım öyle.”

 

Yine de Yeşil Odanın ruhu, uykudaki Rem’le ilgilenmeye gönülsüzmüş gibi görünmüyordu. Ayrıca Rem’i izleyen Ram’ın da üzerine titriyordu.

 

Subaru: “Sonuç olarak bu, hiçbir şeyin değişmediği anlamına mı geliyor?”

 

Ram: “……Bir şeylerin değişmesini istiyorsak bu kuleye gelmekteki amacımızı yerine getirmemiz gerekiyor, sence de öyle değil mi?”

 

Subaru: “Büyük Pleiades Kütüphanesi ve yargılamaları, ha?”

 

Esas amaçları Pleiades Gözcü Kulesindeki “Bilge” ile irtibata geçip onun her şeyi biliyor şeklinde koşullanılan bilgeliğinden faydalanarak Rem’i ve Pristella’da kalan diğer “Şehvet” ve “Oburluk” kurbanlarını kurtarmaktı.  

 

Fakat Shaula, yani Pleiades Gözcü Kulesinin “Bilgesi” yalnızca ismen bilge çıkmış ve esasında karşılarında buldukları kişi sadece Subaru’yu “Bilge” Flugel zanneden tuhaf bir kız olmuştu. Yine Pleiades Gözcü Kulesi Büyük Pleiades Kütüphanesi çıkmıştı ve Shaula’nın her şeye kadirliği kütüphanelerdeki sayısız kitap içerisinde uykudaydı ya da en azından söylenen buydu.

 

Aynen öyle, amaçları gerçekten sapmış ve nihai hedefleri tahmin dahi edemeyecekleri bir doğrultuya kaymıştı.

 

Subaru: “O bilgiyi edinip Rem’i geri getireceğim. ――Bu amacımdan şaşmadım.”

 

Ram: “……Hı hı. Umudum bu yönde.”

 

Subaru omuzlarını döndürerek hızlıca gerinirken Ram gözlerini yere eğdi. Ve Subaru’ya tek bir bakış atmaksızın uyumakta olan Rem’in elini şefkatle eline aldı.

 

Onun bu tavrı karşısında bir gözünü kapatan Subaru ise parmağıyla tavanı işaret etti.

 

Subaru: “Ben yukarıdaki yargılamaya katılmaya karar verdim. Peki ya sen?”

 

Ram: “Sence de hiç kimsenin Rem’e göz kulak olmaması fazlasıyla gerginlik yaratmaz mı? Bunu hesaba katarak bu görevi ben üstleneceğim. Zaten en başta bu yolculuğa katılma sebebim Rem’e göz kulak olmaktı, bu uğurda Roswaal-sama’dan böyle mantıksız taleplerde bulunacak kadar ileri bile gittim.”

 

Subaru: “Ee, şey, evet haklısın sanırım. Öyleyse Rem’i sana emanet edeceğim.”

 

Ram: “Elimden ona öylece bakmaktan başka bir şey geldiği yok gerçi.”

 

Subaru: “Onu izliyor olman da bir anlam taşıyor, biliyorsun.”

 

Alışılmadık bir şekilde kendisini küçümseyen Ram’a böyle söyleyen Subaru, odadan çıkmadan hemen önce bakışlarını Rem’in uykulu yüzüne çevirdi. Yüz ifadesinden yoksun bir düşün içerisindeydi ve Subaru, onun üzgün mü yoksa huzurlu mu göründüğüne karar veremiyordu.

 

Elini perçemlerinin indiği alın bölgesine uzatarak gıdıklarcasına kibarca dokundu.

 

Subaru: “Peki öyleyse, ben gidiyorum, sonra görüşürüz.”

 

Rem: “――――”

 

Rem tabii ki yanıt vermemişti.

 

Ram da Subaru’nun kendi kendine konuştuğunu bilerek acımasızca araya girmemişti. Bundan tatmin duyan Subaru, odanın çıkışına yöneldi.

 

Ve kendisine engel olamadan elini duvara uzatıp sarmaşıklara dokunarak Ruh unutmasın diye, “Lütfen Rem ve Patrasche’ye iyi bak.” şeklinde seslendi.

 

Ancak tam odadan çıkmak üzereyken bir anda adımlarını duraksattı.

 

Subaru: “Bu arada Rem’i yalnız bırakamayacağından bahsetmiştin ama az önce odayı boş bırakmıştın. Neden alt kata inme zahmetinde bulundun ki?”

 

Ram: “――――”

 

Subaru: “Yok artık, benim uyandığımı duyunca beni görmek için bir an önce kalkıp gelmiş olabilir misin acaba? Bir şey varsa söyle de bileyim lütfen…..”

 

Ram: “Hadi yola koyul artık.”

 

Subaru: “Ha? Yo, ama, aklında bir şey varsa söylesene.”

 

Ram: “Bir an önce git hadi.”

 

Ram’dan yayılan korkunç aura karşısında bunalan Subaru, konuşmayı daha fazla uzatamayacağı için Yeşil Odadan boynu bükük şekilde ayrılmak zorundaydı.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Subaru: “Ram’ın ne düşündüğünü hiçbir zaman anlayamamışımdır ama son zamanlarda onu anlamak iyice zorlaştı.”

 

Emilia: “Hmm, ben öyle düşünmüyorum, Ram bu konularda şaşırtıcı bir şekilde dürüst bence. Hatta o dürüstlüğünü saklamaya çalışmasını sevimli buluyorum.”

 

Subaru: “Ondan yaşça büyük olduğun biri gibi bahsettiğin anlar çok nadir oluyor….. Gerçi sahiden de ondan büyüksün sanırım.”

 

Emilia: “Evet, onun ablası gibi bir şey oluyorum azıcık. Buradaki herkesten büyüğüm zaten…..Oh, bekle.”

 

Beatrice: “Mhhhm, esas abla kesinlikle Betty, doğrusu. Bu taşa kazınmış bir gerçek ve hiç kimse bunu değiştiremez, sanırım. Hepiniz bana hayran olmalısınız, doğrusu.”

 

Subaru Yeşil Odadan çıkar çıkmaz dışarıda bekleyen gruba katılmış ve konuşma bu noktaya bağlanmıştı.

 

Emilia grubun en yaşlısı koltuğunu kaptırdığı için birazcık üzgün gözükürken Beatrice, göğsünü tatminkar bir şekilde kabartmış durumdaydı. Eh, dürüst olmak gerekirse ikisinin tavırlarında da o olgunluktan eser yoktu.

 

Ayrıca içerisinde bulundukları şartlarda kimin daha büyük olduğu gibi bir konuşma yapmak oldukça hassas bir mesele doğuruyordu.

 

Anastasia: “Hmm? Natsuki-kun, ne oldu? Bana söylemek istediğin bir şey mi var?”

 

Subaru: “Yok aslında. Yalnızca burada yüzleri gerçek yaşlarıyla örtüşmeyen pek çok kişi var diyecektim.”

 

Anastasia: “Oh? Bana sıklıkla “Olduğundan genç gösteriyorsun” derler. Bunu bir iltifat olarak algılamam birazcık zor oluyor ama küçümsenmeyi küçümserim, bu yüzden ifade etme şekillerine göre söylediklerini kabullenebiliyorum.”

 

Anastasia sağlam bir iş kadını gülümsemesi takınmış olsa da gerçekte ne hissettiği belirsizdi.

 

20li yaşların başlarındaydı fakat 14-15 gösteriyordu. Ancak Subaru’nun değinmek istediği nokta dışında değil, içerisinde yatandı. Anastasia’nın bedeni hala kendisini ele geçiren Eridna’nın elindeydi.

 

Eridna’nın doğumu da Beatrice ile aynı zamandaysa onun da en yaşlı kim yarışına girmesi zor olmazdı. Fakat Subaru’nun böyle önemsiz bir mesele uğruna o ana dek gizledikleri şeyi açığa çıkartmasına imkan olmadığı için hiçbir şey söylemeyecekti.

 

Ayrıca şimdiki zamanla sınırlandırılırsa bu yarışa katılacak başka mühim adaylar da vardı.

 

Shaula: “Hey, ne oldu Ustam? A ah, hmm, Yeşil Odadaki çim kokusu hoşuna gitmedi mi? Anlıyorum. Beeeen de o odayı pis ve sevilmez buluyorum~”

 

Subaru: “Benden de keskin bir koku aldığını söylememiş miydin? Benim kokumdan yana sorun yoktu ama!?”

 

Shaula: “Ustamınki alışkın olduğum bir koku. Gerçekten. Bu defa yalan söylemiyorum!”

 

Subaru: “Kapa çeneni.”

 

Dibine girip kendisini koklayan Shaula’yı uzaklaştıran Subaru, kafasını üst kata çevirdi. Rem ve Ram hariç Dördüncü Kata çıkan herkes yargılamalara katılacaktı――

 

Subaru: “Peki ya sen? Bizimle geliyor musun?”

 

Shaula: “Ben miiiiii? Şeeyy, aslında gelmeme gerek yok ama uzun zaman olduğu için sizinle gelmek isterim sanırım. Çünkü mükemmel bir şekilde yapabilecek olmama rağmen konuşamamam kendimi yapayalnız hissettirebiliyor. Yüzyıllardır sessizliğe mahkumum, o yüzden şimdi konuşmak konuşmak konuşmaaaaaak istiyoruuuum~”

 

Subaru yüzünde böyle dostane bir gülümsemeyle bu kadar yürek burkucu şeyler söylerken ona karşı bir soğukluk duyamıyordu. Emilia ve Beatrice’in de bu tarz bir yalnızlığı tattığını biliyordu. Haliyle Shaula’ya yönelik hisleri sempati içeriyordu ve onu gerçek anlamda, aktif olarak kendisinden uzak tutmak gibi bir niyeti yoktu.

 

Meili: “Ben bu Onee-san’dan ge~rçekten hoşlandım, ya~ni bizimle gelmeli bence.”

 

Julius: “Yargılamaya katılacaksak hakimin başımızda olması çok doğal olur. Herhangi bir kuraldışı harekette bulunmadığımızdan emin olmak adına yanımızda olmalı.”

 

Beklenmedik bir şekilde Meili ve Julius’tan da destek gelmişti. Bu da çoğunluğun Shaula’nın katılımını desteklediği anlamına geliyordu.

 

Son olarak Subaru, fikir birliğine varabilmek için o ana dek herhangi bir yorum yapmamış olan Anastasia’ya döndü.

 

Onun bakışlarını üzerinde hisseden Anastasia ise kafasını eğerek “Ben mi?” dedi.

 

Anastasia: “Karşı çıkmamın bir anlamı olacağını sanmıyorum, zaten en başta karşı çıkmamı gerektirecek bir durum da yok ve bir problem görmüyorum? Ayrıca…”

 

Subaru: “Ayrıca?”

 

Anastasia: “O kız sana çok bağlı görünüyor Natsuki-kun, yani onu yanımızda götürürsek bize yargılamanın içeriğiyle ilgili bir şeyler söyleyebilir. Dikkatsizlik ederek bizim tarafımızı tutabilir.”

 

Shaula: “Üüüzgünüm ama yargılamaların içeriğiyle ilgili zerre kadar fikrim yok, yani sizi bu konuda hayal kırıklığına uğratmak zorundayım.”

 

Subaru: “Tanrım, gerçekten bu şekilde ifade etmek zorunda mıydın?”

 

Anastasia ‘tahaha’ şeklinde kahkaha atarken Shaula iltifat almışçasına ukala görünüyordu.

 

Anastasia’nın beklentilerinin iyiye mi kötüye mi alamet olduğu bilinmese de hiç kimsenin Shaula’nın katılımına itirazı varmış gibi görünmüyordu.

 

Subaru bunun birazcık dikkatsizlik olduğunu inkar edemezdi fakat onu yalnız bırakmak da başlı başına gerginlik sebebiydi, dolayısıyla aradaki tek fark tehlikeyi yakın veya uzak tutmaktı.

 

Subaru: “Peki. Birlikte gidelim. Sana güvenebilirmişiz gibi görünmüyor ama bir fikir bulabileceğine inancım sağlam.”

 

Shaula: “Sana diyor ufaklık. Elinden geleni yap!”

 

Beatrice: “Sana diyor, sanırım! Nerenle dinliyordun, doğrusu!”

 

Shaula açmaması gereken bir konuyu açmış birinin surat ifadesiyle dudaklarını büzdü. Ve Beatrice’in öfkeli bağırışlarını dinleyen grup Yeşil Odanın karşısındaki kapıyı açtı―― içeri göz attıklarındaysa karşılarında yukarı uzanan bir merdiven buldular.

 

Subaru: “Spiral merdivenlerle işimiz bitti mi?”

 

Shaula: “Dördüncü Kat “Alcyone” ve Üçüncü Kat “Taygeta” doğrudan bağlantılı. İşim olmadıkça pek yukarı çıkmıyorum, o yüzden nadiren orada olurum.”

 

Subaru: “İşten kastın ne?”

 

Shaula: “Bu da genç bir kadının sırrı olsun.”

 

Subaru, saçmalama belirtisi vermeye başlar başlamaz bakışlarını Shaula’dan ayırarak Julius’a kaydırdı. O ve diğerleri kendisi uykudayken Üçüncü Katın yargılamalarına katılmıştı bile.

 

Ondan işe yarar bir şeyler duymayı bekliyordu fakat şövalye sakince omuz silkmekle yetindi.

 

Julius: “Beklentilerin varken bunu söyleyeceğim için üzgünüm ama pek bir şey anlayamadık. Üçüncü Kata çıkar çıkmaz yargılama denilen odaya ulaşıyorsun ama…..”

 

Subaru: “Ama?”

 

Julius: “Orada yatan şey anlaşılmaz bir bilmece. Dürüst olmak gerekirse o bilmeceyi nasıl çözeceğimize dair hiçbir ipucu bulamadık ve sonucunda da ne yapacağımız hakkında hiçbir fikir edinemedik.”

 

Subaru: “Anlaşılmaz bir bilmece mi…..?”

 

Subaru Julius’un sözlerine değinmeden ilgisini merdivenlerin ötesine çevirdi. Üst kat karanlıktı ve aşağıdan nasıl göründüğünü çıkartamıyordu. Yine de o durgunluk göze daha uğursuz geliyordu.

 

Emilia: “Ama öylece girip ne yapacağını çözebilirmişsin gibi de durmuyor. Bizim girip çıktığımız vakitlerde gerçekten hiçbir şey değişmedi…… Yalnızca soğuk bir karşılama aldık.”

 

Beatrice: “Görmezden gelindiğimizi düşündükçe sinirim bozuluyor, sanırım.”

 

Emilia ve Beatrice de Julius ile hemfikirmiş gibi görünüyordu.

 

Açıkçası bunun bir yargılama olduğu söylense de hiç kimse o yargılamadaki yerini alamıyordu. “Sorgulama(işkence ile)” kelimesine olan benzerliği de Subaru’yu temkinli hale getiriyordu.

 

Subaru: “Ehh, yapacak bir şey yok. Emeksiz yemek olmaz. ――Öyleyse gidelim mi?”

 

Emilia: “Aynen, ruh budur.”

 

Beatrice: “Ruh budur, doğrusu.”

 

Shaula: “İşte ruh budur.”

 

Üç kızdan da aynı onayı alan Subaru, inisiyatifi alarak merdivene ilk adımını attı. Sonra da adım adım üst kata doğru yükselmeye başladı―― Önceki spiral merdivenlerin aksine Üçüncü Kata ulaşmak için gereken basamakların sayısı sıradan bir bina standardındaydı.

 

Bu nedenle Subaru, hazırlığının aksine hedefine fazla hızlı ulaştığı hissiyle birlikte Üçüncü Kat “Taygeta’ya” çıktı.

 

Subaru: “Burası bir…..”

 

Ve adımını atar atmaz yoğun bir huzursuzluğa kapıldı. Oraya bir huzursuzluk öbeği veya huzursuzluktan başka bir şey doğurmayan bir alan mı demeliydi?

 

――Beyaz, bembeyaz geniş bir alandı.

 

Oranın o ana dek silindir şeklini koruyan kulenin bir uzantısı olması gerekse de merdivenleri çıkışının ardından Subaru’yu karşılayan şey, her noktası tamamen beyaza boyanmış tuhaf bir alan olmuştu.

 

O engin genişlik o ana kadarki kuleden çok da farklı olmamalıydı fakat ne duvarlarının ne de inanılmaz beyaz genişliğinin sonu görünebiliyordu. Kafasını kaldıran Subaru tavanın nerede olduğunu göremiyor, ayaklarına doğru baktığında yalnızca merdivenlerin olduğu yerde hafif bir siyahlık yakalayabiliyordu. Bunun dışında zemin öyle beyazdı ki üzerinde yürümeye bile korkuyordu.

 

Zemin gerçekten zemin mi veya her noktada, sürekli serbest düşüşte olduğu hissi doğuran bir yanılsama içerisinde mi emin olamıyordu. Tavan ve duvarlar tıpatıp aynıydı―― Aşağı inen basamakları gözden kaybettiği takdirde muhtemelen kafayı yiyeceğini hissediyordu.

 

Ve bu beyaz geniş alanın ortasında――tam da merdivenlerin önünde tuhaf bir obje süzülüyordu.

 

Subaru: “Taş bir tabaka mı…..?”

 

O objeye baktığında Subaru’nun ağzından kaçan şey bu şekildeydi. Gerçekten de yalnızca bu şekilde ifade edilebilecek bir objeydi.

 

Dörtgen şekilli ve inanılmaz pürüzsüz hissiyatlı tek, siyah bir tabakaydı.

 

Taştan yapılmadığı için “taş tabaka” diyemese de metalik de olmadığı düşünülünce bunu ifade etmenin başka bir yolu yoktu.

 

Gerçekten daha çarpıcı bir isim vermek isteseydi muhtemelen “Monolit” tabirini kullanırdı.

 

Sessiz Monolit, tuhaf bir süzülme gücü elde etmiş şekilde zeminin düzinelerce santimetre üzerinde süzülüyordu.

 

Ya da en azından öyle yapıyor olmalıydı. Zeminin beyazlığı yüzünden Subaru’nun gözleri yerden yüksekliğini ölçebilme yetisini tamamen yitirmişti ve belirsizlik giderek daha da artıyordu. Fakat havanın ortasında süzülen Monolit beklenen serinlikte görünüyordu.

 

Aşağı yukarı Subaru’nun ağırlığında ve bir araya gelen iki insan boyutundaydı―― İlla bir şeye benzetmek gerekirse Subaru’nun aldığı izlenim, bir matın havada süzüldüğü şeklindeydi.

 

Subaru: “Bu tuhaf şey de neyin nesi?”

 

Julius: “Farklı kelimelere dökmeye kalkacak olsaydım önümüzdeki bilmeceyi ortaya çıkaran düzenek olduğunu söylerdim.”

 

Farkındalığını bu tuhaf manzaraya kaptıran Subaru’nun yanındaki Julius’un gözleri de Monolitin üzerindeydi.

 

Suratı normalden daha sertti, bu Monolit zorluğunu aşmayı defalarca denemiş gibi bir hali vardı. Artık geri kalanlar da Üçüncü Kata ulaşmış ve grup, o beyaz genişliğin içerisindeki belirsiz atmosferi yok etmek için bir araya gelmişti.

 

Subaru: “Bu, içerisinde uzun süre kalmak isteyeceğim bir oda değil.”

 

Julius: “Katılıyorum. Burada uzun süre kalırsak denge duyumuzu yitirme ihtimalimiz çok yüksek. Ve merdivenlere doğru koşturup ayağın kayacak olursa canını yitireceğini de hayal edebiliyorum, siz ne dersiniz?”

 

Anastasia: “Yoohoo, Julius. Gereksiz gevezelikleri bırak.”

 

Anastasia Julius’un sözlerini protesto ederek yanaklarını şişirdi. Anlaşılan daha önce burada ayağı kaymıştı ve Julius’un bahsettiği de buydu.

 

Fakat Subaru’nun bu aksiliğe gülecek hali yoktu. Açıkçası bu odanın insanların duyularına darbe indirme amacıyla yapıldığı barizdi. Kendisini hazırlayan insanın çarpık doğasının somutlaşmış hali gibiydi.

 

Subaru: “Ee, ana gizem hakkında ne yapacağız?”

 

Beatrice: “O tabakaya dokunmalısın, doğrusu. Dokununca yargılama başlıyor, sanırım.”

 

Subaru: “Gerçekten Monolite mi dokunacağım?”

 

Julius: “Monolit mi? Gizemine oldukça uygun bir isimmiş. Bundan böyle bu ismi kullanalım.”

 

Subaru bu tuhaflığa hayranlık duyan Julius’un yanından uzaklaşarak grup adına harekete geçti. Ve hiç kimse tarafından durdurulmayınca da Monolite dek yürüdü.

 

Monolitin yaklaştığı anda tuhaf, uğursuz bir his vermesini bekliyordu―― Fakat öyle olmadı, süzülüşü dışında eski bir kaya tabakasından farksızdı. Onu havada süzülen bir mat şeklinde düşündüğündeyse ilk korkusunu bir nebze yatıştırmayı başardı.

 

Subaru: “Neyse, öylece gidip dokunacak mıyım yani? Geri sayım yapabilir miyiz?”

 

Emilia: “Ah, doğru, ben yapmak isterim. Üç, iki, bir…..”

 

Subaru: “Çok hızlıydı be! Neyse, oldu gerçi.”

 

Emilia Subaru’nun arzusuna gönüllü olarak elini kaldırdı ve geri sayım başladı. O sayarken panikleyen Subaru ise yüzünü Monolite döndü.

 

Ve sonra,

 

Emilia: “Sıfır――!”

 

Subaru, Emilia’nın sıfır dediği saniyede Monolite dokundu―― Hemen sonrasında siyah tabakanın yüzeyi içeriden ışıldadı. Ve Subaru’nun gözlerinin önündeki manzara bulanıklaştı.

 

Yo, tam olarak bulanıklaşmadı.

 

Subaru’nun dokunduğu Monolit siyah bir ışıltıyla sayıca çoğalmaya başladı.

 

Yüzeyi ışıldayan Monolit, arkasından taklitlerini çıkartıp duruyordu. Ve tüm Monolitler inanılmaz bir düğüm şeklinde tuhaf pozisyonlarla süzülerek etrafa dağılıyordu.

 

Sayısız Monolitin beyaz genişliğin içerisine yayılışı şeklindeki değişim Subaru’yu afallatmıştı. Derken afallamış Subaru’nun kulak zarlarından geçerek―― doğruca beyninin içerisinde bir ses yankılandı.

 

???: “――Shaula’nın yok ettiği kahramanların en parlağına dokun.”

 

Subaru: “――hk!?”

 

Ansızın çınlayan o sesi işitmenin şaşkınlığıyla elini Monolitten çekti. Tam da sendelerken biri tarafından arkasından desteklendi.

 

O yöne dönerek arkasındakilere baktı. Ve Julius’un yüzünü gördü. Julius sağ eliyle Subaru’yu desteklerken sol eliyle perçemlerini tutarak,

 

Julius: “Şuna bakın. İlk sürprizimiz gerçekleşti, ona bir yakınlık duymana güvenebilir miyim acaba?”

 

Subaru: “Ne boktan şeyler söylüyorsun――!!”

 

Subaru’nun inkarı Julius’un alaycı gülümsemesini daha da derinleştirdi.

 

Öyle ya da böyle “Yargılama” tüm içtenliğiyle başlamıştı.

 

Büyük Pleiades Kütüphanesinin Üçüncü Katı Olan “Taygeta” Yargılaması.

 

Zaman Limiti: “Kısıtlama Yok”. Teşebbüs Limiti: “Kısıtlama Yok”. Katılımcılar: “Kısıtlama Yok”.

 

――Yargılama, başlasın.

 

#Merhaba arkadaşlar, bu bölüm için sizleri biraz beklettim ama çok yoğun bir dönem içerisindeyim. Bilgisayar başına oturacak vakit bulamıyorum maalesef. Birkaç gün içerisinde işlerimi halledip eski düzenimize döneceğim, hatta fırsat bulursam bu beklemeyi telafi edeceğim inşallah.

Nihayet ilk yargılamamıza/sınavımıza başlamış bulunuyoruz. Subaru Beatrice’in kapı geçişlerini falan anlamsızca çözüyordu, Shaula da bizimkine Flugel deyip duruyor, öyle olunca bu yargılamaların altından beklenmedik bir kolaylıkla kalkar mı acaba diyorum. Ama bu seride hiçbir şey belli olmaz tabii. Öyleyse okuyup göreceğiz diyelim, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 23947 Üye Sayısı
  • 835 Seri Sayısı
  • 42081 Bölüm Sayısı


creator
manga tr