Cilt 6 Bölüm 17 [ Kum Denizinin Kralı ] (3/3)

avatar
1938 14

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 17 [ Kum Denizinin Kralı ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



Kendisini gafil avlayan Patrasche’ye sert bir çığlık atan At Adam, delice kaçan Yer Ejderini yakalamak için hızlandı ve sıçrayışıyla birlikte yeleleri daha da kuvvetli parıldadı.

 

Patrasche’nin koşu hızı en kötü arazilerde bile etkileyiciydi fakat At Adam kendi habitatındaydı ve ivmelenme konusunda bir adım öndeydi. Buna bir de boyut farkı eklenince Patrasche Subaru’nun ağırlığını taşırken Cadı Yaratığı kısa sürede onunla yan yana koşar hale geldi.

 

Elinde yanan bir ateş topu belirdi ancak bu seferki bir hayli uzadı. Yakından bakıldığında Cadı Yaratığının elinde değişerek uzun saplı bir bıçağı andırdığı görülen ateş topu, göz açıp kapayıncaya dek başından sonuna alevlerle kaplı bir mızrağa dönüştü.

 

At Adam:「――ϡϡ !!」

 

Alevli mızrağını kaldıran At Adam, ucunu Patrasche’ye doğru itti. Siyah Yer Ejderi ise mızrağın yaklaşışıyla eğilip saldırıdan kaçınmak için neredeyse kumlara daldı ve bu açıklığı daha da hızlanmak adına kullandı.

 

Fakat tam da kaçabileceklermiş gibi görünürken Cadı Yaratığının toynağı yan taraftan dosdoğru Yer Ejderinin gövdesine indi. Saldırının hiddeti ejderin sert tenini aştı ve Patrasche darbenin bağırsaklarına ulaşışıyla çığlık attı. Buna rağmen dişleriyle tutmakta olduğu Subaru’yu bırakmayı reddetti. Subaru’nun belinin yakınlarında hissettiği sıcaklığın kaynağı, Patrasche’nin öksürerek iç organlarından çıkarttığı kandı.

 

Fena halde yaralandığının tek işareti buydu.

 

Ama buna rağmen Subaru’yu bırakmayı reddediyordu ve Subaru’nun sadık ejderinin yaralarıyla ilgilenmesine imkan yoktu. Yapabildiği tek şey, kafasındaki sonsuz acının doğurduğu ebedi işkenceye katlanmaktı.

 

Ram:「…EL FULA!!」

 

Anastasia:「JIWALD…!」

 

Alevli mızraktan ikinci bir saldırı, bariz şekilde yavaşlayan Patrasche’yi hedeflemişti. 

 

Fakat daha Yer Ejderinin bedenine ulaşamadan iki farklı yönden gelen müdahalelerle karşılaştı.

 

Bir taraftan görünmez bir rüzgar bıçağı geldi, diğer taraftansa akkor ısı zerrelerinin birleşimi.

 

İki büyü de tanıdık seslerden gelmişti ama Subaru’nun emin olduğu tek şey buydu.

 

İkisi de doğruca Cadı Yaratığına inerek bedeninde delikler açsa ve insan gövdesini belli bir açıyla parçalayıp geçse de… o yaralar da anında kapanmıştı.

 

Ram:「Barusu…! Oh, iyi, ölecek olursan bir haber ver!」

 

Anastasia:「Bu fena oldu, şu Cadı Yaratığı……Ona yapabileceğim pek bir şey yok.」

 

Kulağa normal gelse de kızlardan birinin sesi bir çaresizlik izi taşıyordu. Diğer taraftan içerisinde bulundukları çaresizce duruma rağmen birinin sesiyse stresten yoksundu.

 

Sadık ejderinin nefesini ve kanını teninde hisseden Subaru, bilincini yitirmenin eşiğindeydi. Eğer bu kadar çok acı ve işkence çekecekse belki de ölmek o kadar da…

 

Ram:「Sakın ölmeye kalkayım deme, Barusu! Rem’i ağlatırsın!」

 

Subaru:「…oh」

 

Kulağının dibinde yükselen o ses, acıyı keserek beynine ulaştı. O sesin uyandırdığı şey, Cadı Yaratığına beslediğinden aşağı kalır yanı olmayan bir nefretti.

 

Unutmuşlardı.

 

Tek bir tanesi bile o kızı hatırlamıyordu.

 

…Bir şey bilirmiş gibi Rem ve benden bahsetme.

 

Subaru:「…GÖRÜNMEZ TAKDİİİİİİRR!」

 

Gözyaşlarıyla kaplı görüş alanının kıyısından geçen Cadı Yaratığına yönelik hiddetiyle birlikte Subaru, bir öfke patlamasıyla simsiyah büyülü elini saldı.

 

Bu işin ortasında kafatasına yeni bir şiddetli acı saplandı―― o acı tarafından yutulup bilincini yitirmeden önceyse Subaru’nun『Görünmez Eli』Cadı Yaratığının mızrağına ulaştı ve sembolik bir meydan okuma eylemi olarak silahı ikiye ayırdı.

 

…Sergileyebildiği direnç bundan ibaretti.

 

At Adam:「――ϡϡ」

 

Bu öfkeli karşı saldırının ödülüyse yeni bir hiddetli acı patlaması oldu.

 

At Adam ön ayaklarını kumlu zeminde dikip onların üzerinde dönerek kendisini kuvvetli bir şekilde çevirdi, sonra da arka bacakları bir mancınık gibi fırladı.  

 

Kayayı andıran kaskatı toynakları Subaru’nun grubuna hızla ilerlerken tekmelediği kumlar havaya yayıldı―― Subaru’yu, Patrasche’yi, Ram’ı ve yakınlarda olması muhtemel Anastasia’yı tek seferde parçalayıp geçmeyi planlıyordu.

 

Mağaranın bir kısmını yıkmaya yetecek bir bacak gücü patlamasıyla tüm grup, kum dalgasının etkisiyle farklı yönlere doğru havalandı. Hatta Subaru, Patrasche’nin çenesinden ayrılarak çaresizce kumlarda yuvarlandı ve sonra da darbe sonucunda harap olup yanmış bir bedene fırladı.

 

Subaru:「Ah, uh…」

 

Tarif edilemez bir baş ağrısı ve At Adamın tekmesiyle ayaklar altına alınan bir beden.

 

Kendisine içten ve dıştan saldıran daimi acılarla Subaru, bilincini daha fazla koruyamaz hale geliyordu. Her nasılsa kumlarda öylece yuvarlanırken yaklaşan ölüm karanlığını hissedebiliyordu.

 

Yok oluş, imha ediliş, nafile ölüm, savaşta ölmek.

 

Zihninin ardında bu tarz kalpsiz söylemler dolaşıyordu fakat…

 

Subaru:「――――」

 

Ciğerlerinin nefes almayı dahi unuttuğu bu senaryoda Subaru, birinin önünde dikildiğini gördü.

 

Küçük, narin bir gölgeydi. Çok az ışığın olduğu bu dünyada net olarak görmesi mümkün değildi. Buna rağmen anında çıkartacağı kadar tanıdık bir bedendi. O kişi Ram’dı. Sendeleyerek önünde dikiliyordu.

 

Subaru’yu korumak için kollarını iki yana açmıştı.

 

Kes şunu. Bu aptalca, imkansız, işe yaramaz…

 

Subaru böyle söylemek istiyor ama boğazı kumla dolmuş gibiydi, artık kendisini dinlemiyordu. ――Yo, gibisi fazlaydı, gerçekten de kumla dolmuştu. Kafasındaki acıyla savaşmak için aptalca yutup durduğu kumlar yüzünden artık doğru düzgün konuşamaz hale gelmişti.

 

Subaru:「…ne…den?」

 

Subaru tüm kuvvetiyle güçsüz bir şekilde bağırmayı başardı. Ram’a ve diğer dostlarına hissettiği tüm o biriktirilmiş tatminsizlik ve öfkeye rağmen bunun mutlaka bilinmesi gerekiyordu.

 

Ram:「――Rem… üzülür.」

 

Ram, Subaru’nun sözlerine sessizce bu karşılığı vermekle yetindi.

 

Hatırlayamadığı küçük kardeşi için, hatırlanmayan bir kardeşin en çok değer verdiği kişi için, orada dikiliyordu.

 

Subaru, onu bu kadar ileri gitmeye iten şeyi anlayamıyordu.

 

Bunu anlayamıyordu ama anladığı bir şey vardı. Bu gidişle Ram ölecekti. Subaru da ölecekti. Bundan kaçınmanın bir yolu yoktu.

 

Subaru:「――――」

 

At Adam kükreyip iki kolunu kaldırdığı gibi her birinde birer alevli kılıç belirtti. Gerçi kılıca pek de benzemiyorlardı, yani belki de çekiç veya balta yapmak istemiş olabilirdi.

 

Her halükarda ikisi de alevlerle kuşatılmış silahlardı. Onları kullanarak Ram’ın ufacık bedenini paramparça etmenin ve Subaru’yu kavurmanın eşiğindeydi.

 

Subaru:「…hadi, hadi ama. Bir şeyler… olmak zorunda.」

 

Ölümle burun buruna gelen Subaru, acısının derinliklerine doğru uzanıyordu.

 

Merhametsiz acıyla savaşmak, kendinin derinliklerine dalmak gibiydi. Kendisinin dışına –Ram’a, Patrasche’ye veya Anastasia’ya bakmak―― gerçek dışıydı.

 

Bir düş veya yanılsama şeklinde alay edilebilecek olsa bile Subaru bir şey, herhangi bir şey arayışıyla kendi içine bakıyordu. Bu gerçek dışı yaklaşım, elinde kalan en gerçekçi umuttu.

 

İçine dalan, bedeninin bulutlu derinliklerine ulaşan, orada kıvranan karanlık düşünceleri bir kenara atan Subaru, kendi içinde yardımı dokunabilecek herhangi bir şey arıyordu. Fazlasıyla kullandığı『Görünmez Eller』 değil. Başka bir şey, başka, yeni bir şey, bu hengameden kurtulmasına yardımcı olabilecek bir yol.

 

İşte bu son denemenin verdiği sonuç…

 

Subaru:「――ah」

 

Bir hiçti. Ve Subaru, önündeki Cadı Yaratığının silahlarını kaldırışını izliyordu. Alevler Cadı Yaratığının kafasına kadar yükselip anlık bir duraksamadan sonra Ram’a doğru alçalmaya başlamıştı.

 

Bizzat havayı yakarak yaklaşan silah kesikleri kızın ince boynuna doğru merhametsizce yakıcı bir rota izleyecek, onu yakıp yıkacak, yürüdüğü yollardan, taşıdığı hatıralardan geriye kara bir kömürden başka hiçbir şey kalmayacaktı…

 

İşte bu manzara karşısında Subaru, kendi güçsüzlüğüne feryat etti.

 

「――――」

 

Bir an sonraysa muazzam bir hızla salınan beyaz bir ışık, hızla Cadı Yaratığının üst bedenine savruldu.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

O muazzam ışık sayesinde Cadı Yaratığının kuşandığı alevli silahlar dünyadan silindi. Işık o bedeni parçalamak veya kesmek gibi temel bir zarar vermemişti, yaptığı şey kelimenin tam anlamıyla imhaydı.

 

「――――」

 

At Adam, at gövdesinin kafa kısmında insan bedeni taşıyan bir yaratıktı. Ve ışığın parlayışı, göğsünden yukarısında insan bedeni olarak yorumlanan kısmı yok etmişti. Tabii ki buna omuzlardaki kollar ve insan kafasının yerini tutan boynuz ile göğsünden açılan dişli ağız da dahildi.

 

Darbenin etkisiyle Cadı Yaratığının yaralarından sessizce kanlar fışkırmaya başlamıştı―― Ve hemen sonrasında o yaralar köpüklendi, kendisini o ana dek kullandığı aşırı hızlı yenilenme tekniğini yeniden kullanmaya hazırladı.

 

Kıvranan eti şişti ve yok edilmiş insan bedeni yeniden şekillendi. Bedeni anında yenilenirken de kollarında yeni patlayıcı ateş topları hayat buldu.

 

At Adam:「――――ϡϡ!!」

 

At Adam kükredi ve sayısız bebeğin ağlayışını andıran güçlü sesi serin havayı kapladı. Bedenini etrafında döndüren Cadı Yaratığı, Ram veya Subaru’yu umursamayarak üst bedenini havaya uçuran tehlikeli düşmana doğru sıçradı.

 

Kollarında bir yığın ateş topu belirtip hepsini ardı ardına fırlatarak koşmaya başladı. Ve hararetli bir çılgınlık tarafından tüketilen Cadı Yaratığı, savaş nidasına hazırlandı. Ancak――

 

At Adam:「――ϡϡ!?」

 

Cadı Yaratığının var ettiği ateş topları ardı ardına yakalanmaya başladı. Bunun sorumlusu mükemmel bir isabetle doğruca ateş toplarını delip geçen beyaz ışık huzmeleriydi. Işık huzmelerinin hızı sıra dışıydı ve kuvvetinin ateş toplarından üstün olduğu barizdi.

 

Alev topakları ışıklarla kafa kafaya çarpışıyor ve onun gücüne çekilerek bizzat Cadı Yaratığının bedenine iniyordu. Subaru’nun At Adamın beyaz ışıktan dikenlerle çevrili bir kirpiye benzediğini düşünüşünün hemen ardındansa Cadı Yaratığının dört bir yanında alevli patlamalar gerçekleşti.

 

At Adamın kollarından eser kalmadı, gırtlağı delik deşik oldu, at bedeni yandı ve nihayet yere yığıldı. Kumlara devrildiğindeyse tiz ve saf bir öfke çığlığı attı.

 

Fakat yaraları kıpırdanıyor, ölmeyi reddediyordu. Rakibine daha güçlü olmasını, yaklaşımını değiştirmesini ve ölüm bahşetme tarzını geliştirmesi gerektiğini söylüyor gibiydi, çünkü kendisini parça parça yok ederek bunu başaramayacaktı.

 

「――――」

 

Kayıp parçalarını yenileyen Cadı Yaratığının görünümü değişim geçiriyordu.

 

Bedeninin insan kısmı değişiyor, iki yerine dört kolu uzuyor ve gırtlağından uzun, keskin dişler uzanıyordu. Alt yarısı olan at kısmının bacak sayısı da artıyor ve toplam sekize çıkıyordu. Basit bir hesapla uzuv sayısı ikiye katlanıyordu.

 

Bunun yanı sıra kömürleşmiş teni sertleşiyor, siyah bir parıltı saçıyordu. İlk bakışta zırh giyinmiş gibi görünüyordu.

 

Ve yeni eklenen her koluna bir tane düşecek şekilde ateşten bir balta, bir çekiç, bir mızrak ve bir kılıç taşıyordu. Cadı Yaratığı inanılmayacak kadar kısa bir sürede sırf o beyaz ışık huzmeleriyle yeniden yüzleşebilmek adına değişip kendisini geliştirmeyi başarmıştı.

 

「――――」

 

Dört ön ayağının üzerinde yükselen At Adam kuvvetli bir kükreyiş koyuverdi. Ve kaldırdığı toynaklarını birbirine vurdurarak çıkarttığı kulak tırmalayıcı bir sesle birlikte ilerlemeye başladı.

 

Koca bedeni çelikle kaplanmış bir treni andırıyordu. Ağırlığı ve ivmelenişiyle herhangi bir rakibi kolaylıkla kıymaya çevirebilir, acı bir sona kavuşmalarına sebep olabilirdi.

 

Cadı Yaratığına utanç getiren o varlık bu yanıcı, bitirici darbeye maruz kaldığı takdirde tamamen yok edilecekti.

 

At Adam:「――――ϡϡ!!」

 

Kumları tekmeleyip havaya dağıttı『Beyaz bir ışık delip geçti』ve kızgın bir ateş bulutu『Beyaz bir ışık delip geçti』onları takip ederken Cadı Yaratığı hiddetle『Beyaz bir ışık delip geçti』öne geçti.『Beyaz bir ışık delip geçti』Alevlerin ısısı『Beyaz bir ışık delip geçti』şiddetlenip『Beyaz bir ışık delip geçti』eskisinden de sıcak bir hale gelirken『Beyaz bir ışık delip geçti』adeta cehennem ateşine『Beyaz bir ışık delip geçti』dönüştü. Tuhaf ve alışılmadık figürü『Beyaz bir ışık delip geçti』işleri öyle bir hale getiriyordu ki『Beyaz bir ışık delip geçti』her kim olursanız olun『Beyaz bir ışık delip geçti』attığınız tek bir bakışta『Beyaz bir ışık delip geçti』ürpermemek elinizde olmuyordu;『Beyaz bir ışık delip geçti』işte Kum Denizinin Kralı olmak böyle bir şeydi.『Beyaz bir ışık delip geçti』『Beyaz bir ışık delip geçti』『Beyaz bir ışık delip geçti』『Beyaz bir ışık delip geçti』『Beyaz bir ışık delip geçti』『Beyaz bir ışık delip geç』『Beyaz bir ışık delip geç』『Beyaz bir ışık delip geç』『Beyaz bir ışık delip』『Beyaz bir ışık delip』『Beyaz bir ışık delip』『Beyaz bir ışık del』『Beyaz bir ışık del』『Beyaz bir ışık del』『Beyaz bir ışık de』『Beyaz bir ışık de』『Beyaz bir ışık de』『Beyaz bir ışık d』『Beyaz bir ışık d』『Beyaz bir ışık d』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』『Beyaz bir ışık』――

 

――

 

――――

 

――――――――

 

――――――――――――――

 

Subaru:「――――」

 

Çılgın çoklukta ışığın yayılışının ardından geride hiçbir şey kalmamıştı. Böylesi bir tehdit sergileyen Cadı Yaratığı, ışık tarafından eti lime lime edilerek tamamıyla yok edilmişti. Bu dünyadan çok uzaklara bütünüyle uçup gidivermişti.

 

Kumların üzerinde görünen tek şey, Cadı Yaratığını varlıktan silmek için gönderilmiş olan sayısız ışık huzmesiydi―― Kaynaklarıysa o beyaz, ince uzun iğnelerdi. Ve onlar da tozlaşırcasına anında ufalanıp toza dönüştü.

 

Subaru:「――――」

 

Dehşete düşmüş şekilde kendi gözleriyle bu yaşananlara tanık olan Subaru, baş ağrısını bile unutmuş durumdaydı. O sırada sıcacık, incecik bir bedenin kollarının arasına sıçramış olduğunu fark etti. O beden Ram’a aitti. Neler olduğunu hatırlamıyordu ama son anlarında ona sarılmış olmalıydı.

 

Bunun anlamsız bir hareket olması gerekse de Ram bilinçli değilmiş gibi duruyordu.

 

Subaru:「――――」

 

Subaru birinin kumlarda yürüme sesini işitebiliyordu. Biri Subaru ve diğerlerine çok yavaşça yaklaşıyordu; evet, kesinlikle yaklaşıyordu.

 

Mağaranın içerisi hala soğuk bir sessizlikle birlikte karanlık tarafından kuşatılmış haldeydi.

 

Tek ışık kaynağı, Cadı Yaratığı tarafından püskürtülmüş olan dağınık parlak parçacıklardı. Subaru da hemen yanı başındaki o parçalardan biri sayesinde birkaç metre etrafını görebiliyordu.

 

Birinin ayağı görüş alanının kıyısına giriş yapmıştı.

 

Subaru:「――――」

 

Yüzünü kaldıran Subaru, o ayakların sahibinin bulunduğu noktaya baktı―― Ve belki de ışığın ardındaki kişiye. Görüş alanının yavaşça yukarı kayışıyla birlikte sulanmış gözlerine yansıyan şey ise… bir insan oldu.

 

Subaru:「――――」

 

O… bir kadındı. Son derece tuhaf bir hava taşıyan bir kadın.

 

Bacakları kalçalarına dek cüretkar bir şekilde çıplaktı ve kasıklarını örten tek şey, bu iş için kesilmiş olan şortunun uçlarıydı. Yukarıdaki beli ve göbek deliği de açıktaydı. Göğüslerini gizlemek için ince belinin yukarısına bir parça kumaş sarılmıştı.  

 

Yine de omuzlarından aşağı pelerini andıran bir şey sarkıyor ve solgun omuzlarından başlayarak vücudunun büyük bir kısmını rüzgardan ucu ucuna koruyordu.  

 

Kahve saçları etraflarındaki karanlığa uyum sağlayacak derecede siyaha yakındı. Ve uzun saçlarını hep birlikte at kuyruğu şeklinde toplamıştı.  

 

Subaru ve diğerlerine duygularla dopdolu nemli gözleriyle bakıyordu. İnce dudakları yukarı kıvrıldığındaysa oldukça hayvani bir gülümseme sergiledi.

 

???:「――Buldum seni.」

 

Hiç değilse ne söylediğini anlayabiliyorum, diye düşündü Subaru kendi kendine. Ve bu düşünceyle birlikte bilinci sınırına ulaştı.

 

Ağzında kumun verdiği hisle bilincinin tek kelime edemeden yitip gitmesine izin verdi. En azından kollarında sarmaladığı kızı bırakmasına gerek kalmayacak gibi görünüyor, onu sımsıkı tutuyordu.

 

İradesi yalnızca o ana dek direnebilmesine yetmişti.

 

#Bütün bölüm boyunca Anastasia’nın nerede olduğunu merak ettim, hiç bahsi bile geçmedi. Ram’ın Rem’in hatırına bahanesiyle Subaru’yu bu derece koruması ve öleceklerini sandıkları son anda sarmaş dolaş olmaları da ilginç bir detaydı. Ve son olarak zamanında bizimkileri öldüren iğnemsi ışık saldırılarının ardındaki kişi bu sefer onları kurtarmaya gelmiş gibi görünüyor. Kimin nesiymiş, neler dönüyormuş, gerçekten kurtarıldılar mı yoksa daha kötü şeyler mi olacak sorularının cevaplarını bir sonraki bölümde alırız umarım. Yine bayağı uzun bir bölüm olduğu için birkaç parçaya bölerim. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32131 Üye Sayısı
  • 324 Seri Sayısı
  • 43022 Bölüm Sayısı


creator
manga tr