Cilt 5 Bölüm 76 [ Pristella Savaşının Meyveleri 3 ] (2/2)

avatar
1318 6

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 76 [ Pristella Savaşının Meyveleri 3 ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Subaru: “EMILIA! BEATRICE! Doğruca az önceki sığınağımıza dönün. Emin olmam gereken bir şey var.” 

 

Emilia: “Subaru? Sana bir anda ne oldu bilmiyorum ama sakin ol……”

 

Subaru: “BU İŞ BİTTİĞİNDE! İstediğiniz kadar sakin olacağım. Sakin olacağım, o yüzden şimdi sakin olmam için gereken şeyi yapmama izin verin lütfen. Acil bir iş.”

 

Subaru omzuna dokunan Emilia’ya çabucak bu yanıtı verirken onun tavrını gören Emilia yutkundu, “Anladım” diyerek başıyla onay verdi.

 

Daha en başta Subaru’nun hareketlerine müdahale etmeye niyetlenmeyen Beatrice ise şaşkınca bakakaldı. Subaru Sirius’u çoktan unutmuş ve aceleyle odadan fırlayıp çıkmıştı.

 

Emilia: “Bekle, Subaru. Ben de geliyorum.”

 

Ve böylece Emilia da çabucak peşine takıldı, ikilinin adım sesleri hızlıca uzaklaşmaya başladı.

 

Onları dinleyen Beatrice ise kapıya ulaştığı anda kafasını çevirip hala yüzüstü yerde yatıyor olan Sirius’a bakarak avcunu o canavara uzattı.

 

Beatrice: “Gerçeği söylemek gerekirse, seni paramparça etmenin uygun kaçacağını düşünmüyor değilim.”

 

Sirius: “――Öyleyse neden yapmıyorsun? Orospu Ruh. O kişinin uyanışını hızlandıracaksa bunu seve seve kabul ederim.”

 

Beatrice: “――――”

 

Beatrice Sirius’un kışkırtıcı konuşma tarzı karşısında iç çekerek avcunu indirdi. İndirdiği eliyle eteğinin ucunu tutan ve gözleri güçlü duygularla dolan küçük kız,

 

Beatrice: “Subaru’yu üzecek olursan Betty seni kesinlikle öldürecek, doğrusu.”

 

Sirius: “Tabii ki. Kıymetli Petelgeuse’imin dirilişi yalnızca sevinç duygusuyla karşılanmalı.”

 

Ne kadarını anladığı veya burada işinin bitip bitmediği belirsizdi ama her halükarda bu halsiz konuşma sonlanmış ve Beatrice odadan ayrılıp kapıyı arkasından kapatmıştı.

 

Bunu yapmasından hemen önce de Sirius’un biçimsiz mırıltıları Beatrice’in kulaklarına ulaşmıştı.

 

Müzik konseptini ayaklar altına alan çarpık ritmiyle insanın işitme duyusuna zarar veren ve taciz eden bir sesti. Bu tamamen yeni müzik türü, başkalarında nahoş hisler doğuruyordu―― Bu şey “Kin Müziğiydi”.

 

Kapının kapanışıyla Kin Müziği de kesilmişti.

 

Ama her nerede olursa olsun o çarpık ritim kulaklarında çınlamayı sürdürüyordu. Beatrice, o nahoş hissiyatı tadarak ağır adımlarla Subaru ve Emilia’yı takip ediyordu.

 

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Sirius’un hapishanesinden ayrılan Subaru, koridorda beklemekte olan Al’a doğru hızla ilerliyordu. Bu esnada elinde Mavi Ejder Kılıcıyla hazırda olan Al, Subaru’nun bir hışımla ilerleyen o tehdit edici tavrı karşısında gafil avlanmış durumdaydı.

 

Al: “Hey, Kardeşim. Acayip yüksek bir ses duydum, onu öldürmediniz, değil mi? Yumruklamak ve tekmelemek de mahkum istismarı sayılır, yani gerçekten övülecek şeyler değiller.”

 

Subaru: “Onu öldürmedim ve daha sonra sana mahkum istismarıyla ilgili adamakıllı bir açıklama yapacağım ama şu anda kontrol etmem gereken daha önemli bir şey var. Al, senin olduğun yerde kimse ölmedi, değil mi?”

 

Al: “――? Ehh, tüm şehri soruyorsan bilemem. Ama en azından ben, kedi kulaklı kız kardeş― erkek kardeş ve Kararagi aksanlı hanım iyi durumda. Bunu zaten bildiğini sanıyordum?”

 

Subaru: “Biliyorum ama… Aah, kahretsin. Bu şekilde bir yere varamayacağım!”

 

Yetersiz bir yanıt alması gayet doğaldı.

 

Subaru’nun endişeleri doğrultusunda “Oburluğun” kurbanı olan biri söz konusuysa o kişi aynı Rem gibi diğerlerinin hafızasından silinmiş olmalıydı. Böyle bir durumda da “Hatırlamadığın biri var mı?” gibi bir soru sormanın hiçbir anlamı olmazdı.

 

En kolay yol, Al ve Emilia’ya herkesin isimlerini tek tek söylemek olurdu.

 

Subaru: “――tch”

 

Bu da korkutucuydu, ürperticiydi.

 

Korkudan sinecek vakit olmasa da bu cevabı bir başkasının ağzından almak tüyler ürperticiydi. Sığınağa gidip herkesin güvenliğini kendi gözleriyle kontrol etmesi çok daha güven verici olurdu.

 

Subaru: “Sığınağa geri döneceğim. Lütfen Reinhard herhangi bir sebeple geri dönene dek gözlerini üzerinden ayırma.”

 

Al: “Tamam o zaman, ama….. İyi, tamam. Detayları sormayacağım. Tüylerimi ürpertiyor.”

 

Elini sallayan Al, Subaru’nun tavrının ardındaki gerçek sebebi sorgulamadı. Subaru da sorunlu şeyleri gereksiz yere düşünmekten kaçınarak geçitten çıkıp sığınağı terk etti. 

 

Ve her zamanki kadar sıkkın görünen Priscilla’ya göz ucuyla bakarak, “Bu da ikincisi” diye hesap etti.

 

Priscilla: “Hah. Sıradan vatandaşların küçük çapta olduğu kesin, bu yüzden kalpleriniz önemsiz şeyler yüzünden endişeye düşüyor, amma da büyük bir mesele. Bir oraya bir buraya gidip duracaksan hiç değilse olabildiğince çok manzara görmek için ilgini odakla.”

 

Subaru: “Değişmemiş olman beni bir nebze bile rahatlatmadı. Sonra görüşürüz.”

 

Durup oyalanacak vakti olmayan Subaru, Priscilla’nın önünden hızla geçip gitti. Bu da Priscilla’nın canını sıkabilecek bir davranış ya da daha ziyade saygısızlıktı ancak bu konuda hiçbir şey söylemeden, yelpazesini sallayarak “Ne sıkıcı” diye mırıldanmakla yetindi.

 

Emilia: “Ee Subaru, ne yapmak istiyorsun? Emin olman gereken şey nedir?”

 

Yaralılarla dolu sığınağa dönen Emilia, tedirginlik içerisinde etrafa bakınan Subaru’ya seslendi. Subaru ise bu sesleniş karşısında onun yardımını isteyip istememe konusunda anlık bir tereddüde düştü.

 

Rem’in durumunu düşününce Emilia, “Oburluğun” öğünleri konusunda herhangi bir dirence sahip değildi. Subaru, Rem’in isminin yitirilişini onun dudaklarından dökülüşüyle öğrendiği andaki şokunu hala unutmamıştı. 

 

O yaranın bir kez daha açılması olasılığına karşı kadere boyun eğecek, Emilia’ya durumu açıklama cesareti gösterecekti. Çünkü bu, Emilia’nın hesaba katamayacağı bilinçsizce saplanan bir bıçaktı.

 

Subaru: “――――”

 

Subaru o ana dek savunma savaşında yer alan yoldaşlarının birkaçının ismini teyit etmişti.  

 

Önce Beatrice ve Anastasia. Sonra onlara Garfiel ve Mimi eklenmiş, derken Wilhelm, Otto, Liliana ve Kiritaka da gelmişti.

 

Felt’in varlığı Otto’nun kelimeleriyle onaylanmıştı. Kızların hikayelerine bakılırsa Reinhard ve Ferris de iyi olmalıydı. Ve Priscilla ile Al’ı da az önce bizzat görmüştü.

 

Başka bir deyişle henüz güvenliğini teyit etme fırsatı bulamadıkları――

 

???: “――Subaru, sağ salim buluşmayı başarmışız gibi görünüyor.”

 

Subaru: “Reinhard?”

 

Düşünceleri hızla değişip duran Subaru, yan tarafından gelen rahatlatıcı bir ses işitti. Etrafında döndüğündeyse kendisini selamlamak adına kolunu kaldırmış olan kırmızı saçlı bir gençle karşılaştı; Reinhard ile.

 

Regulus’un mağlup edilişinden sonra diğer gruplara destek sağlamak için harekete geçmiş olan Reinhard ile ayrılışlarının üzerinden yalnızca birkaç saat geçmişti. Yine de etrafta tanıdıklarını ararken onun yüzünü görebilmek, Subaru’da samimi bir rahatlama doğurmuştu.

 

Reinhard: “Emilia-sama ve Beatrice-sama’nın da sağ salim bir araya gelmiş olması rahatlatıcı.”

 

Emilia: “Teşekkürler, Reinhard. Şehirde bir hayli koşturmuş olmalısın, haksız mıyım? Şükürler olsun ki iyisin. Evet, gerçekten.”

 

Reinhard: “Yo, büyütülecek bir şey yok. Hem ben olmasam da herkes rolünü kararlılıkla yerine getirirdi. Benim mütevazı gücümün yalnızca bir nebze yardımı dokundu.”

 

Reinhard Emilia’yı kibarca yanıtladıktan sonra Subaru’ya döndü. Ve Subaru’nun kalbinin derinliklerini görürcesine gök mavisi gözlerini kısarak,

 

Reinhard: “Ee, Subaru, bir şey mi oldu? Az önce heyecanlı görünüyordun.”

 

Subaru: “Şu anda bir şeyler oldu mu diye kontrol etmek istiyorum. ――Reinhard, Felt’le buluştun mu? Felt ve ekibiyle….. Şey, Larkins ve diğerleriyle yani.”

 

Ton Chin Kan üçlüsü, iş bu noktaya gelmişken―― Onlar da yoldaşlar çerçevesine girmişti. Subaru Otto’dan Felt’in ve hizmetkarlarının iyi olduğunu işitmişti ama bu, o üç hizmetkarın isminden bahsettiği ve onların varlığını teyit ettiği anlamına gelmiyordu. Haliyle henüz rahatlayamamıştı.

 

Subaru’nun sorusundaki çaresizlik karşısında Reinhard, elini kibarca çenesine yerleştirerek,

 

Reinhard: “Evet, iyiler. Felt-sama ve o üçlü, Larkins, Gaston ve Camberly sağ salim ve güvende. Larkins ve Gaston’un yaraları var ama endişe doğuracak kadar ciddi değiller. Felt-sama’nın başına buyruk hareketine gelince, sanırım sonrasında hata ettiğini anlayacaktır, değil mi?”

 

Subaru: “Bizim İçişleri Görevlimizin Felt sayesinde kurtulması bayağı büyük bir şanstı, yani bunu hesaba katınca hafif bir ceza almasını dilerim….. Her neyse, ekleyecek başka bir şey yok mu?”

 

Reinhard: “Başka bir şey mi?”

 

Subaru: “Herhangi bir şey….. Yo, pardon. Bu pek de spesifik bir soru olmadı. Şey umm, biz ayrıldıktan sonra bir şeyler oldu mu? Herhangi bir problem veya seni endişelendiren herhangi bir şey.”

 

Tekrar düşününce bu da spesifik bir soru olmamıştı; Subaru kendisini acınası hissediyordu. Ancak Reinhard bu soruya gülmedi, bunun yerine sessizce düşünerek kafasını salladı. 

 

Reinhard: “Hayır, affedersin ama aklıma hiçbir şey gelmiyor. Sen ve Emilia-sama’nın yanından ayrıldıktan sonra bilhassa sorun yaratıcı hiçbir şey yaşanmadı. Bu fikirdeyim.”

 

Subaru: “Peki… anlıyorum. Benim hatam. Şey değil. Neyse, emm…… Evet, seninle konuşmak istediğim çok şey var, o yüzden fırsatın olunca Felt’le birlikte bir toplantı ayarlar mısın? Bu sürece dahil olan insanlara yaşananlar ve sonrasında yapılacaklar konusunda danışmak isterim. Bu işi sana bırakabilir miyim?”

 

Reinhard: “―― Böyle bir talebin varsa tabii ki. Gerçi az önce Felt-sama’dan olduğu yerde sessizce beklemesini istemiştim, o yüzden kulağa biraz alaycı gelecek olabilir.”

 

Subaru: “……Tüh, kötü olmuş. Ama sonrasında özür dilerim, o yüzden şimdilik bu iş sana emanet.”

 

Subaru’nun sözlerine buruk bir gülümsemeyle karşılık veren Reinhard, etrafına bir müddet baktıktan sonra hızla oradan ayrıldı. Sığınağın dışına doğru atladığındaysa tek seferde binaların üzerine sıçrayan figürü zar zor da olsa görünür hale geldi; anlaşılan Felt’le tekrar buluşması uzun sürmeyecekti.

 

Ortadaki sorun,

 

Emilia: “Subaru, Ferris gelmiş. Hikayesini dinlemek istiyorsun, değil mi?”

 

Subaru: “Hmm, ah. Evet, Ferris’le de konuşmak istemiştim.”

 

Emilia’nın seslendiği Subaru, onun işaret ettiği noktaya baktı. Orada, sığınağın köşesinde dikilerek huzursuz bakışlarını sağda solda dolaştıran Ferris’i görmek mümkündü.

 

Kedi kulaklı şifa sanatları kullanıcısı sersemlemiş haldeydi ve teninin rengi korkunç durumdaydı. Büyük ihtimalle bu, Reinhard tarafından bir şifa turuna çıkarılmasının sonucuydu. Şifa büyüsünü özgürce kullandıktan sonra hatırı sayılır bir yükten mustarip olmalıydı. Buna rağmen hiç dinlenmeden sıradaki hastasını arayarak dolanıyordu――yo, aslında öyle görünmüyordu.

 

???: “――Ah!”

 

Etrafına bakınmakta olan Ferris, Subaru ve Emilia’yı fark ederek sesini yükseltti. Sonra da aceleyle onlara doğru koşturup Subaru’yu yığılıp kalacakmışçasına ensesinden yakaladı.

 

Hafif bedeni yukarı kalkarken Subaru, “Hey” diye seslendi. Sonra da,

 

Ferris: “Söyle bana…..”

 

Subaru: “Ha?”

 

Ferris: “ GÜNAH BAŞPİSKOPOSU! YAKALANDI, DEĞİL Mİ? ONA BİLDİĞİ NE VAR NE YOKSA SÖYLETECEĞİM, CRUSCH-SAMA’YI NASIL TEDAVİ EDECEĞİMİ ÖĞRENECEĞİM! O YÜZDEN BANA ONUN NEREDE OLDUĞUNU SÖYLE HEMEN.….!”

 

Subaru, koskoca açılmış gözlerinin önünden kendisine pis pis bakan Ferris’in bakışları yüzünden donakalmış durumdaydı. Ferris’in öfkesi hiddetli bir yangın gibiydi; tek umursadığı şey biricik hanımının iyiliğiydi. Ve onu kurtarmak uğruna bu olasılığı nasıl gerçeğe dönüştüreceğini bilenlere en ufak bir merhamet göstermemeye hazırdı.

 

Subaru: “Fe-Ferris, sakin ol. Hislerini anlıyorum ama bu kadar acele etsen de sonuç alamayacaksın. Şimdilik, gel bir konuşalım…..”

 

Ferris: “ BANA NEYİN UYGUN OLDUĞUNU ANLATMA! HİSLERİMİ ANLIYORSUN, ÖYLE Mİ? GÖRÜNDÜĞÜ ÜZERE ONLARI ANLAMANA İMKAN YOK!? SEN BÖYLE SAKİNCE KONUŞURKEN CRUSCH-SAMA’NIN NE KADAR ÇİLE ÇEKTİĞİNİ BİLİYOR MUSUN….. EĞER ANLASAYDIN SAKİNLİĞİNİ KORUMAYI BAŞARAMAZDIN! BU KADAR SORUMSUZ OLMAYA BİR SON VER!”

 

Subaru: “――――”

 

Göğsünden dürtülen ve kendisine bir parmak doğrultulan Subaru, çenesini kapalı tutuyordu.

 

Bu mantıksız saldırıya herhangi bir karşılık bile veremiyordu. Crusch’ın durumu değişmemişti, hala “Şehvetin” Capella’sının kanının etkisi altındaydı. Ama hepsinden öte Subaru, Ferris’in az önceki yorumları karşısında rahatlamış, çünkü Crusch’ın varlığının unutulmadığını fark etmişti.

 

Crusch’a dokunduğu avcu ve sağ bacağındaki siyah aşınma alanı da hala yerli yerindeydi.

 

Ancak bunların Ferris’in kalbini yatıştırmasına imkan yoktu.  

 

Ferris: “Crusch-sama’yı kurtarmak zorundayım. Bunun için gereken her şeyi yapabilirim ve yapacağım. O Günah Başpiskoposuna işkence etmem gerekirse onu da yapacağım. İnsanları nasıl iyileştireceğimi biliyorum. İşte bu yüzden, bir taraflarını kırsam bile tekrar iyileştirebilirim. İşte bu yüzden, işte bu yüzden……”

 

???: “Ferris. ――Yeter artık.”

 

Subaru, öfke ve hüsran içerisinde yanıp tutuşan Ferris’e tek kelime edemiyordu. Derken biri ona durması için arkasından seslendi, o sesin sahibi de bu duruma daha fazla tepkisiz kalamayan bilge kılıç ustasıydı.

 

Wilhelm, aynı efendiye hizmet ettiği şövalyeye tamamen duygudan yoksun bir sesle seslenmişti.

 

Wilhelm: “Ne hissettiğini tamamen anlıyorum. Ama bu tavır herkesten öte Crusch-sama’ya yönelik bir hakaretten fazlası değil. İlk önce kendini sakinleştir. Yapacaklarını sakinleştikten sonra yaparsın.”

 

Ferris: “Hislerimi anladığını yalnızca beni avutmak için söylüyorsun…..!”

 

Wilhelm: “――Anlıyorum.”

 

Wilhelm öfkesini kendisinden çıkartmaya kalkan Ferris’i kısık bir ses tonuyla zorla duraksattı, sonra da bakışlarını, içine küller sardığı ve kucakladığı ceketine çevirdi.

 

Ferris ise orada ne yattığını anında tahmin ettiğini anlatan suratıyla dudaklarını ısırdı.

 

Ferris: “Bu…… adil değil. Adil değil, adildeğiladildeğiladildeğil. İhtiyar Wil…..!”

 

Wilhelm: “Biliyorum. Senin cömertliğini ve nezaketini kötüye kullanmak benim zavallılığım. Başkalarının acılarına herkesten çok karşı koyan seni böyle bir şeye zorluyorum. Suçu bu ihtiyar adama atmalısın.”

 

Ferris: “Uuuu-uuua…..hık”

 

Ferris gözyaşlarını tutarak başını önüne eğdi. Wilhelm ise onun kafasını kucaklayarak Subaru’ya başıyla onay verdi.

 

Bu işi üstleneceğini anlatırmış gibi görünüyordu. Yani Ferris de sakinleştiği vakit gerçekleşecek olan toplantıya Crusch’ın yerine katılacaktı.

 

Sirius’la nasıl baş edileceğini o zaman tartışacaklardı. Ama şu an için yapılması gereken, birbirlerinin durumunu öğrenmeleri için karşılıklı konuşmaktı.

 

Wilhelm’in durgun gözlerinin Subaru’ya anlattığı şey buydu. Buna tabi olan bir acınasılık da vardı ve Subaru, başını eğerek oradan ayrıldı.

 

Subaru: “Wilhelm-san da ağlamak istiyor olmalı.”

 

Neden her şey ters gitmişti?

 

Tanıdığından yabancısına herkesi keyiflendirmenin bir yolu yoktu. Peki Subaru en iyi seçimi yapmak, o sonuca varmak için ne kadar mücadele etmeli, didinmeli ve deneme yapmalıydı―― İşte bu sorunun cevabını bilmiyordu.

 

Az önce Reinhard, Felt, Ferris ve Crusch’ın güvende olduğunu teyit etmişti. Geri kalanlar arasında “Oburluk” kontrol kulesini geri almaya giden Julius ve Ricardo vardı. Onların yanı sıra Priscilla’nın yaveri Schult ve nahoş bir insan olsa da Heinkel…

 

Lafı açılmışken bir de Julius’un küçük kardeşi Joshua vardı, hani başından bu yana problem yaratıp duran――

 

Subaru: “――Ah?”

 

Tam da bunu düşünürken Subaru, dışarıdan sığınağı izlemekte olan birinin gölgesini fark etti.

 

İyi dikilmiş beyaz bir kıyafet ve bele kılıfıyla takılı ince bir şövalye kılıcı. Yakışıklı, uzun bir profil ile gösterişli denilebilecek parlak mor saçlar―― Onu bir başkasıyla karıştırmak mümkün değildi.

 

O kişi Julius’tu. Güvenliğinden emin olmak istediği kişi tam da oracıktaydı.

 

Subaru: “Hey, Juli――”

 

Julius: “――――”

 

Bedeninin yarısı açığa çıkan Julius’u selamlamak için hızlıca elini kaldırarak seslendi. Ancak tam da o anda Subaru’nun kendisini izlediğini fark eden Julius, hızlıca etrafında döndü. Hızlı adımlarla sığınaktan ayrılmaya çalıştı.

 

Subaru: “Ah?”

 

Julius’un bu beklenmedik tavrıyla karşılaşan Subaru’dan sersemlemiş bir ses yükseldi.

 

Bu tepki gerçekten de tamamen beklenmedikti. Julius’un seslenişine itaatkar bir şekilde karşılık verip vermeyeceği tartışmaya açıktı ama yine de böyle bir tepki vereceğini hayatta hayal edemezdi.

 

Bu itaatkar bir yanıt veya alay değildi, Subaru’yu öylece görmezden gelmişti.

 

Subaru: “O piç benimle dalga mı geçiyor?”

 

O ana dek birikmiş olan tüm öfkesini dışa vuran Subaru, böylece Julius’un peşine takıldı.

 

Endişeli değildi. Endişeli değildi ama güvende olduğundan emin olmak istediği kişi tarafından böyle bir tavırla karşılanmamalıydı.

 

Neyin peşindeydi? Onu yakalamalı ve cevabını almalıydı. Ona şimdi şakalaşma zamanı olmadığını söylemeliydi.

 

Emilia: “Hey, Subaru? Neler oluyor?”

 

Subaru: “O kendini beğenmiş Julius piçi oradaydı ve beni görmezden geldi. Onu getirmeye gidiyorum!”

 

Emilia: “Eh?”

 

Emilia’nın şaşkın sesini ardında bırakan Subaru, koşturarak Julius’un peşine takıldı. Sığınağın girişinden dışarı sıçradıktan sonra da Julius’un sokağın ötesinde gözden kaybolmak üzere olan sırtını gördü. İnsanların bakışlarından kaçınmaya çalışarak hareket ettiği belliydi. Yine de koşmadığı takdirde onu yakalamak kolay olacaktı.

 

Subaru: “İyiysen acele et de iyi olduğunu söyle işte…”

 

Subaru kınarcasına bir havayla sokağın köşesine doğru koşturmaya başladı. Biri hızlıca yürüyen, biri koşan iki kişi arasındaki mesafe kaçınılmaz şekilde kapanıyordu. Ve köşeyi döndüğü saniyede yeniden Julius’un sırtını görebilir hale gelen Subaru’nun sesi yükseldi.

 

Subaru: “Hey, seni piç! Sana diyorum, herkes meşgulken ne demeye ortalıkta koşturuyorsun? İnsanlara görünmezsen endişelenmelerine neden olacaksın. Yo, bu genel bir kanı.”

 

Julius: “――――”

 

Subaru’nun şiddetli sesini işiten Julius duraksadı. Ve yalnızca yüzünü dönerek sarı gözleriyle Subaru’yu sakince izledi.

 

Subaru’nun kaşları bu sessiz bakışlar karşısında çatılsa da Julius duruşunu hiç değiştirmeyerek,

 

Julius: “――Özür dilerim. Birini arıyordum ama o kişi içeride değilmiş gibi görünüyor. Bir başka sığınağa bakmak için ilerlemek isterim. Müsaade ederseniz tabii.”

 

Subaru: “Bekle bekle bekle bekle, ne diyorsun sen? Aradığın kişi herhalde Anastasia-san’dır, haksız mıyım? Eğer öyleyse ben onun olduğu sığınaktaydım. Sabırsızlandığın için fark edemedin yalnızca. Hiç sana göre bir şey değil halbuki.”

 

Julius: “――tch”

 

Arkasına doğru nezaketen birkaç kelime ettikten sonra oradan ayrılmaya kalkmıştı ve sonra da Subaru’nun kelimelerine çarpıcı bir tepki verdi.

 

Omuzlarını döndürdü ve şaşkın bir surat ifadesiyle arkasına döndü.

 

Subaru: “E, eh eh? Ne oluyor?”

 

Subaru refleks olarak tiz bir sesle karşılık verdi. Sebebi bariz olmalıydı.

 

Julius’un arkasını döndüğünde sergilediği ifadeye daha önce hiç görmediği bir şaşkınlık işliydi. Yo, o ifadedeki tek şey şaşkınlık değildi. O ifadedeki şey, bir şeylere tutunmak istediğini anlatan bir ışıltıydı.

 

Julius’a hiç yakışmayan bu ifadeyle karşı karşıya kalan Subaru, nasıl karşılık verse bilemiyordu. Onu bu şekilde gören Julius ise acı dolu bir ifadeyle yutkunarak,

 

Julius: “……Subaru. Sen, benden mi bahsediyorsun?”

 

Subaru: “Ne biçim bir soru bu? Sadece birkaç saat içinde unutulacak kadar basit bir kişiliğin yok. “En İyi Şövalye”, Julius Euculius-san, sen ne saçma…”

 

Omuz silken Subaru, Julius’la alay edercesine bu karşılığı veriyordu. Ancak bu etkileşimin tam ortasında kendi aptallığının farkına vararak konuşmayı kesti.

 

Beatrice: “Subaru! Bir başına koşup gitmesene!”

 

Boğazı donakalan Subaru ve karşısındaki Julius.

 

Emilia ve Beatrice, Subaru’nun peşine takılarak ikilinin sokakta birbirine baktığı manzaraya dahil olmuştu. Ve ikilinin sessizlik içerisinde birbirlerine baktıklarını gördükleri anda iri gözleri titreşerek,

 

Emilia: “Eh… Bir işin ortasındaymışsın galiba, haksız mıyım?”

 

Ortamdaki garip atmosferin ve gerginliğin farkına varan Emilia, tedirgin şekilde kafasını eğdi.

 

Subaru ise bilhassa Emilia’nın Julius’a çevrili bakışlarından ötürü bu tepki karşısında kötü bir önseziye kapıldı.

 

Bu yüzden Julius’u işaret ederek,

 

Subaru: “……Evet, haklısın ama öyle bir şey değil. Emilia-tan. Beako sen de…”

 

Emilia & Beatrice: “――?”

 

Emilia ve Beatrice’in Subaru’nun tuhaf kelimeleri karşısında kafaları karışmıştı.

 

Subaru bir şeyler yapmalı, muhtemelen açık bir soru sormalıydı. Böylece yutkundu ve Julius’a hızlıca bir bakış attı.

 

Julius o bakışlar karşısında kendisini hazırlar ve korkunç boşluktaki yüzünü kaldırırken de,

 

Subaru: “Julius’u buldum. Onu da toplantıya dahil edebilirim, değil mi?”

 

Beatrice: “――Julius”

 

Bu soru karşısında Beatrice’in gözleri Julius’a dikildi.

 

Ve Emilia kısık bir sesle, şüpheci şekilde,

 

Emilia: “Julius-san, Subaru’nun bir tanıdığı mı?”

 

Geçmişteki bir kabusu tekrar edercesine böyle söyledi.


#Julius’un kardeşinin Oburluk tarafından yendiğini biliyorduk. Görünen o ki Julius da ona katılmış… Şu ana dek Rem’i hem hafızası hem adı yenerek derin bir uykuya yatırdık. Crusch hafızası yenerek bildiği her şeyi unuttu. Şimdi de Julius’un adı yenmiş, en azından hafızası yerinde gibi görünüyor. Acaba Ricardo ne durumda? Peki unutulan Julius’u neler bekliyor, toplantıda neler konuşulacak, bilmediğimiz başka bir aksilik var mı, Öfke konusunda ne yapılacak, Crusch’ı kurtarmak mümkün olacak mı… Sorulacak çok soru, alınacak çok cevap var. Yeni bölümde görüşmek üzere, takipte kalın!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21889 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40675 Bölüm Sayısı


creator
manga tr