Cilt 5 Bölüm 75 [ Pristella Savaşının Meyveleri 2 ]

avatar
599 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 75 [ Pristella Savaşının Meyveleri 2 ]


Çevirmen : Clumsy



Wilhelm ile konuşmasını sonlandıran Subaru sessizce rahatlık hissine kapılmıştı.

 

Wilhelm-Garfiel ikilisi “Şehvet” görevini üstlenmişti―― En zorlu mücadeleyi verecek olan grup onlar olmalıydı.

 

Ancak beklentilerin aksine “Şehvet” kontrol kulesini terk etmiş ve yolları, Wilhelm’in karısı Theresia ile eski kahraman Kurgan tarafından kesilmişti. Yine de bu üç noktada zayiat verilmediği çoktan garantilenmişti.

 

Subaru: “――――”

 

Tabii ki Garfiel ve Wilhelm’in üzerine düşünecek çok şeyi olmalıydı.

 

Zaten Garfiel kendi çekincelerinden bahsetmişti ve Wilhelm’in kalbinde kelimelere dökülmesi zor yaralar yattığını hayal etmek zor değildi.

 

Ama yine de sonuç ortadaydı.

 

Subaru, o ikisinin mücadelelerini tamamlayıp sağ salim dönmüş olmasından ötürü mutluydu.

 

Subaru, tanıdıklarından birini yitirdiği takdirde “Ölümden Dönüşü” kullanabileceği ihtimaline teslim olmuş durumdaydı. İşte bu yüzden o ikisinin buna ihtiyaç kalmadan kurtulmuş olması rahatlatıcıydı.

 

Ancak bu gerçeğin doğurduğu rahatlama hissi, aynı zamanda Subaru’nun bir başka kanaatiyle bağlantılıydı.

 

Şöyle ki tüm bunların sonucunda “Ölümden Dönüşün” doğaya aykırı gücüne bir kez daha bel bağlamak zorunda kalmayacaktı.

 

“Ölümden Dönüşü” adamakıllı kullanmış ve daha iyi bir geleceği güvenceye almak için pek çok mücadele vermişti. O güce o kadar bel bağladıktan sonra bu noktada onu kötülüyor olsa da mantığı buydu.

 

Bu yalnızca Subaru’nun ulaşabileceği bir sonuçtu, çünkü defalarca ölüp her defasında geleceği baştan yazmıştı.

 

Daha en başta “Ölümden Dönüş” gibi bir şeye gerek olmamalıydı.

 

“Ölümden Dönüş” olmadan da arzuladığı geleceği güvence altına almanın bir yolu mutlaka olmalıydı. Aynı herkesin bir araya gelip aynı hedef uğruna çalışıp başardığı bu seferde olduğu gibi.

 

Emilia: “Subaru, Wilhelm-san iyi miydi..…?”

 

Geri dönmüş olan Subaru’yu karşılamaya çıkan Emilia, sığınağın köşesinde dikilmekte olan bilge kılıç ustasıyla ilgili bu soruyu yöneltti. Bu kelimeler karşısında çenesiyle onay veren Subaru ise ardına bakmadan,

 

Subaru: “Evet, bence iyi. Bayağı yaralı ama… en panik uyandırıcı olan yaralarının, yani kalbindekilerin icabına bakmış gibi görünüyor.”

 

Emilia: “Anlıyorum…… Apaçık ortada olsa da gerçekten güçlü biri, değil mi?”

 

Subaru: “Aynen öyle. Güçlü biri olduğu kesin. Bu yüzden de durumu iyi.”

 

Subaru başını birkaç kez indirip kaldırarak kendisine bunları söyleyen Emilia’ya onay verirken bu jest karşısında gözleri irileşen Emilia’nın yüzüne bir gülümseme yayıldı.

 

Bu beklenmedik tepkisi karşısında Subaru’nun kaşlarının çatıldığını gördüğündeyse elini ağzına yerleştirerek,

 

Emilia: “Üzgünüm. Subaru’nun Wilhelm-san’ın yanındaki tavırlarıyla diğer insanların yanındaki tavırları geeeeeerçekten farklı. Nasıl ifade etsem, doğrusu, yeni kürenmiş kar gibi saf diyebilirim.”

 

Subaru: “Bu devirde kim yeni kürenmiş kar gibi saf der ki……”

 

Subaru, Emilia’nın tarih öncesinden kalma gibi gelen bu modası geçmiş tabiri karşısında buruk bir şekilde gülümsedi. Sonra da parmaklarından biriyle yanağını kaşıdı.

 

Onunla alay ediyor gibi görünse de ne söylemek istediğini anlıyordu. Ve kendisi de bunun fazlasıyla farkındaydı.

 

Subaru: “Wilhelm-san, nasıl söylesem, özel biri. İçtenlikle takdir ettiğim harika bir insan, şey, böyle hissediyorum işte.”

 

Emilia: “Ben de onun harika bir insan olduğunu biliyorum ama Reinhard ve diğerleri de öyle olmalı, haksız mıyım? Ama yine de…”

 

Subaru: “Aynı yaştakilerle farklı nesillerdekilerin bakış açıları farklılık gösterir. Seninle aynı yaşta olanlarla aranda hissettiğin eşitsizlik, kendini acınası hissetmenle sonuçlanabilecek kadar büyük etkiler doğurur. Ama kendinden büyüklerle aranda hissettiğin eşitsizlikle kendine bir hedef koyabilirsin. Bir gün somurtkan bir ihtiyar olduğumda ben de Wilhelm kadar etkileyici olmak isterim.”

 

Emilia: “……Hmm, anladım. Hehe. Demek öyle.”

 

Emilia, Subaru’nun utancını gizlemek için takındığı uçarı tavır karşısında anlayış dolu bir suratla kafasını sallıyordu.

 

Subaru ise mağlup olmuş gibi hissediyordu. Ciddi olmak gerekirse Subaru bile hissettiği derin duyguları kelimelere nasıl dökeceğini bilemiyordu.

 

Gerçi, muhtemelen, neredeyse kesindi ki onları kelimelere dökmeye ihtiyaç duymaması iyi bir şeydi.

 

Beatrice: “Betty sakal bırakmanın Subaru’ya yakışmayacağını düşünüyor, doğrusu.”

 

Subaru: “Ortada böyle bir konuşma olduğunu sanmıyorum ama neyse, peki, olsun. Beako uygun bulduğu vakit sakal uzatırım.”

 

Beatrice: “……İyi öyleyse, böyle bir vakit gelecek mi görürüz, sanırım. Yumuşak tüylerle sevimliliğin özenli bir şekilde bir arada varoluşu Bubby’nin zarafeti olmadıkça sürdürülemez, doğrusu. Kendini buna ada, sanırım.”

 

Emilia: “Hı hı, bence de.”

 

Emilia ve Beatrice hislerini her zamanki havalarıyla ifade ederken Subaru―― gözlerini sığınağın ansızın gürültülü bir hal alan köşesine çevirmişti.

 

Tahliye edilip sığınağın bir köşesinde toplanmış olan kişilerin her biri, doğdukları şehrin işgal edilişinin doğurduğu korku ve tedirginlikten daha yeni kurtulmuştu. Yine de suratlarında açıklanamaz bir neşe söz konusuydu. Ve bunun sebebi de――

 

Liliana: “İyiöyleyse, iyiöyleyse! Müsaadenizle yeniden şarkı söyleyeyim! Lütfen dinleyin, yeni şarkım başlıyor―― Alevli Şehrin Yakıcı Şarkısı!”

 

Subaru: “Curcunayı yaratan Lilliana’ymış, ha?”

 

O hengamenin ortasında kısa boylu, koyu tenli genç bir kız yer alıyordu. Subaru, sarı saçlarını savura savura çalgısını tıngırdatan ozanın canlı figürünü görebiliyordu.

 

Varlığı apaçık bir etki doğuran, Subaru’nun “Şehvetin” bile taklit edemeyeceği bir özgünlük taşıdığını düşündüğü bu kişi hiç şüphesiz ki Liliana idi.

 

Beatrice: “Gerçekten rahatsız edici bir kız, doğrusu.”

 

Emilia: “Ama Liliana da Günah Başpiskoposlarına karşı savaşanlardan biriydi, haksız mıyım? Eee….. Savaşmayı nasıl başardığını bir türlü hayal edemiyorum gerçi……”

 

Subaru’yla aynı şeyi fark eden Emilia ve Beatrice’in de omuzları gevşemişti.

 

Böylesine canlı, neşeli hareket ediyorsa Liliana’nın da herhangi bir yara almaksızın döndüğü şüphesizdi. O ve ekibinin savaşı―― “Öfkeye” karşı verdikleri savaş, Subaru’nun ne stratejilerini ne güçlerini ne de en uygun sonucu hayal edebildiği bir savaştı.

 

Liliana’nın şarkısının Sirius’un otoritesini sınırlamak için işe yarayabileceği olasılığını değerlendirmişti ama bunu gerçekliğe nasıl dönüştürdüklerini bilmiyordu. O savaş alanında neler yaşandığını öğrenmeye bilhassa kararlıydı.

 

Subaru: “Şu anda Liliana’ya yaklaşmak kolay olmayacak. Bunu sonraya erteleyelim.”

 

Emilia: “Evet…… Ayrıca şu an kesinlikle Liliana’nın şarkılarına en çok ihtiyaç duyulan an. Bunu çalmamız iyi sonuç vermez. Onunla konuşmayı sonraya bırakalım.”

 

Beatrice: “Katılıyorum, sanırım. Betty o sinir bozucu kızla konuşmayı geçiştirmek istiyor, doğrusu.”

 

Subaru ve diğerlerinin nihai bir tutkuyla son ses şakıyarak bir melodi tıngırdatan Liliana’yı izlerken vardığı sonuç buydu.

 

Esasında yalnızca şarkı söylerkenki sesi hesaba katılacak olursa “Şarkıcı” unvanının hakkını gerçekten veriyordu. Subaru da şehrin ona ihtiyacı olduğu konusunda Emilia ile aynı fikirdeydi.

 

???: “――――”

 

Kafasını çeviren Subaru, performansı esnasında Liliana’nın hemen yanı başında durmakta olan Kiritaka’yı izlemeye başladı.

 

Pahalı takım elbisesinin her yeri kana ve çamura bulanmıştı, ayrıca yırtılma izleri de vardı. Bu da Otto’nun anlattığı, bir felaketten kaçtığı ve ölü ya da diri oluşunun bilinmediği şeklindeki hikayeyle uyumluydu.

 

Subaru: “Hiç kimse rahat bir mücadele sahnesiyle karşılaşmamış olmalı…”

 

Bu sırada Subaru’nun bakışlarını fark eden Kiritaka ona doğru eğildi. Subaru da ona el sallayarak sıradaki yoldaşlarını bulma arzusuyla bir kez daha sığınakta turlamaya başladı.

 

Derken hemen yanında yürümekte olan Beatrice,

 

Beatrice: “Çok önemli değil ama beni uykumdan uyandıran adam oydu, sanırım.”

 

Subaru: “Kiritaka mı?”

 

Beatrice: “O adam kıymetli Ulu Büyü Taşlarını parçalayacak kadar ileri gitti, doğrusu. Betty bunun sorumluluk bilincinden mi yoksa başka bir sebepten ötürü mü olduğunu umursamıyor, sanırım. Ama olan bu, doğrusu.”

 

Subaru: “…… Anlıyorum, anlıyorum. Bu harika, Beako. Bunu söylemekle iyi ettin.”

 

Beatrice: “Hmph, sanırım.”

 

Yardımın beklenmedik bir kaynaktan geldiği hikayesini işiten Subaru, Beatrice’in kafasını okşadı. Beatrice ise tatminsiz görünerek yanaklarını şişirdi, tabii bunun yalnızca dış görünüş olduğunu söylemeye gerek yoktu.

 

Subaru’nun Anastasia’dan kısaca dinlediği hikayeye bakılırsa Beatrice’in uyandıktan sonra gerçekleştirdiği eylemlerin de mevcut sonuçlara yadsınamaz bir katkısı olmuştu. Eğer Kiritaka bu işte bir rol oynadıysa, şehrin yöneticisi olarak görevini başarıyla yerine getirdiği söylenebilirdi.

 

Emilia: “Subaru. Yaralananlar sığınağın en gerisindeymiş gibi görünüyor.”

 

Sığınağın o kısmına bakan Emilia, Beatrice ile sohbet etmekte olan Subaru’ya böyle söyledi. Onun işaret ettiği yetersiz aydınlatılmış yere bakan Subaru’nun gördüğü şey, koşuşturmalar arasında sahra hastanesi olarak kullanılan bir alandı.

 

Matlar ve battaniyeler dosdoğru yere serilmişti ve üzerlerinde yaralı insanlar yatmaktaydı. Burası Ferris’in ziyaret ettiği ilk yer olmalıydı, dolayısıyla yerde yatanlar tam olarak toparlanmamış olsa da muhtemelen hayati tehlikeleri kalmamıştı.

 

Subaru: “Bunun anlamı bunca kişiyi tamamen tedavi etmenin Ferris gibi biri için bile zor olduğu mu?”

 

Beatrice: “Şifa büyüsünde ne kadar yetenekli olduğunun önemi yok, bir insanın taşıyabileceği mananın bir limiti var, doğrusu. Gördüğün herkesi iyileştirmeye kalkarsan tek seferde tükenirsin, sanırım. Akıllıca bir kararmış, doğrusu.”

 

Bu yanıtı veren Beatrice, sıra sıra dizilmiş yaralılar karşısında biraz sıkkın görünüyordu. Bunu dışa vurmayıp gizlese de yoğun hisler taşıyan merhametli bir ruhtu.

 

Ferris’e rakip olamayacak olsa da Beatrice’in şifa büyüsü de oldukça etkiliydi. Ama elinde Manası olsa dahi Subaru’nun sağladığı miktar, onu asla o noktaya yaklaştıramazdı.

 

Haliyle üzülmesi, güçsüzlüğünden yana mutsuz olması kaçınılmazdı.

 

Emilia: “Doğrusu, ben de gidip herkese şifa büyümle yardım etmek isterim ama…”

 

Subaru: “Senin başka bir rolün var, Emilia-tan. O yüzden şimdilik bunu bir kenara bırakmak zorundasın.”

 

Emilia: “Evet, biliyorum.”

 

Kendilerini anın getirdiği duygulara teslim ederlerse hedeflerine ulaşamaz ve her şeyi kaybederlerdi. Bu yüzden Subaru, kendisini tutması için Emilia’ya seslendi ve grup, acılarından ötürü homurdanan insanların arasından geçerek aralarında yoldaşlarını aramaya koyuldu. Ve çok geçmeden de aradıkları adam bulundu.

 

???: “Natsuki-san, buradayım!”

 

Subaru: “Heyaa, Otto!”

 

Yaralıların son sırasında elini sallayan biri yatıyordu. Genç adamın tanıdık figürünü gören Subaru ve diğerleri bir rahatlama hissiyle birlikte ona yaklaşmaya başladı.

 

Hazır yapılı bir yatağın üzerinde, beti benzi atık suratında belli belirsiz bir gülümsemeyle yatmakta olan kişi, Emilia Kampının Savaşçı Rütbeli İçişleri Bakanı, Otto Suwen’di.

 

Otto: “Şu anda bana gerçekten müsaade edemeyeceğim bir değerlendirme yapılmış gibi hissediyorum.”

 

Subaru: “Sana öyle gelmiş, Savaşçı Rütbeli İçişleri Bakanı. İşte yine sokaklarda dolaşıp düşman arayışında kan peşine koşmuşsun. Bu işi seviyorsun, değil mi?”

 

Otto: “Yakında yine tuhaf söylentiler başlayacak, o yüzden bu tamamen yanlış iddialara bir son verir misin artık!?”

 

Subaru, yeniden buluşunca verilecek selamların yerine yerde yatmakta olan Otto’yla şakalaşıyordu. Ardından kendisine bağırıp pes ederek omuzlarını düşüren Otto’nun durumunu kontrol etmek üzere yanına çöktü.

 

Hayati bir yarası varmış gibi durmasa da iki bacağı da acı verici görünüyordu.

 

Emilia: “Otto-kun, yaraların nasıl?”

 

Otto: “İyileşene kadar yürümem zor olacak gibi görünüyor ama onun dışında görünür bir travma yok… Tabii Emilia-sama çok daha zor bir durumdayken benim ağır yaralanmış olmam son derece acınası.”

 

Emilia: “Bu doğru değil. Bunlar tüm gücünle savaştığının kanıtları, değil mi? Otto-kun’un işi savaşmak değil, o yüzden başına korkunç bir şey gelmemiş olmasına sevindim.”

 

Otto: “Şu ana dek bir İçişleri Görevlisinin işi hakkında doğru düzgün bir kanıya varan tek kişi Emilia-sama oldu.”

 

Emilia: “Eh?”

 

İçten bir şekilde mırıldanan Otto’nun önündeki Emilia, aklı karışık şekilde kafasını kaldırdı.

 

Bu manzarayı bir kenara bırakan Subaru ise Otto’dan yaralandığı durumla ilgili bir açıklama istedi. Otto’nun Belediyede kalması ve toplanma noktasında çeşitli alanların raporlarını beklemesi gerekliydi.

 

Subaru: “Bu yarayı Belediyenin yıkımına yakalandığın için almadın, haksız mıyım? Anastasia-san’ın söylediklerine bakılırsa Belediyede olanlar Anastasia-san, Ferris ve Al’mış.”

 

Otto: “Geride kalan üçlünün tam olarak ne yaptığını bilmiyorum. Ben Belediyeden ayrıldığımda şehrin kanalları arasında ilerlerken… “Oburluğa” denk geldim. Bu hale gelme sebebim oydu.”

 

Subaru: “… “Oburluk” … O piç. Kahretsin, bir de “Şehvet” var, bizimle daha ne kadar alay etmeye niyetliler acaba…”

 

Tiksindiği düşmanının ismini işiten Subaru’nun içi bir kez daha kaynamaya başlamıştı.

 

Cadı Tarikatı, kötülüklerine yönelik tahminlerine dayanarak oluşturdukları her şeyi alaya almış ve baltalamıştı. Kontrol kulelerini yok sayan tavırları, sahneye çıkanlara yönelik bir alay olmuştu.

 

Otto: “Neyse ki Felt-sama ve “Beyaz Ejderin Pulları” üyeleri sayesinde onlara bir şekilde karşı çıkmayı başardık. Yine de Beatrice-san’ın yardımı olmasa sonuç ne olurdu bilmiyorum.”

 

Beatrice: “Sayıca üstün olmamıza rağmen olanları görmeyi içim kaldırmadı, doğrusu!”

 

Emilia: “Evet evet. Çoook teşekkür ederiz.”

 

Diyen Emilia, küçük göğsünü şişiren Beatrice’in kafasını kibarca okşadı.

 

Bu etkileşim hoş olsa da Subaru’yu esas ilgilendiren Otto’nun eylemleriydi. “Oburlukla” buluşma şeklindeki sonuç ve ilk başta Belediyeden ayrılma sebebi bir kenara bırakılırsa, “Şehveti” engelleme oluşumunun dışında olsa dahi sığınakta kalmalı, ötesine geçmemeliydi. Sığınaktan ayrılıp şehirde dolaşması gerekmemeliydi.

 

Otto: “Cadı Tarikatının bir talebi olmuştu… Belli bir kitabı elde etme önceliği vardı.”

 

Subaru’nun şüphelerini tahmin eden Otto, sessizce böyle söyledi.

 

Cadı Tarikatının talep ettiği kitaptan oldukça belirsiz şekilde söz ediyor olması muhtemelen Subaru’nun arkasından kendisini dinlemekte olan Emilia’yı düşünmesinden kaynaklıydı. Bu endişe karşısında başıyla onay veren Subaru,

 

Subaru: “O restorasyon uzmanının adı neydi?”

 

Otto: “Bay Darts. Onun kitabı onarmakla ilgilendiğini hiç kimse bilmiyor olmalı….. Ama yine de tamamen emin olmak adına kitabı geri almaya çalıştım. Neticede daha Bay Darts ile buluşamadan “Oburlukla” karşılaştım ve sonuç da bu.”

 

Subaru, Otto’nun Belediyeden ayrılma ve Cadı Tarikatı tehdidine rağmen şehirde dolanma sebebini anlıyordu. Bir kez daha Subaru’nun özen göstermediği bir alanı doldurmaya kalkmış gibi görünüyordu.

 

Subaru Belediye Saldırısı ve “Bilgelik Kitabının” onarımı meselelerine yeterince kafa yormamıştı.

 

Subaru: “Hiç değilse önce bana danışsaydın. Biz arkadaş değil miyiz?”

 

Otto: “Emilia-sama kaçırılmıştı ve sen de bir kahraman gibi şehrin kaderini omuzlarında taşıyordun, bu durumda üzerine can sıkıcı bir yük daha bindirmemi mi isterdin? Üzgünüm. Ama arkadaşlarıma böyle aptalca şeylerle baskı kurmak istemedim.”

 

Subaru: “Keh”

 

Şakalaşmak isterken beklenmedik bir şekilde mutlu edici sözlerle karşılık almak, Subaru’nun homurdanmasına yol açmıştı. Bu sırada bu etkileşimi gören Emilia ve Beatrice birbirlerine bakarak derince birer iç çekmekle meşguldü.

 

Beatrice: “Bu heriflerde dürüstlük yok, sanırım.”

 

Emilia: “Bence onlar için normal. Ama, peki, o kitap….? Onu elde etsek daha iyi olurdu. Eem, nerede olduğu…”

 

Subaru: “Ah, onu ben hallederim. Ya da Garfiel’e hallettiririm. Emilia-tan’ın o kitapla ilgili endişelenmesine gerek yok.”

 

Emilia: “Öyle mi?”

 

Emilia’nın “Bilgelik Kitabı” meselesine çok fazla dahil olmasını istemiyordu.

 

İncille geriye dönük bir uyumluluğa sahip olan ve bir Cadı tarafından arkada bırakılan bir nevi yadigardı. O şeyi Emilia’nın olabildiğince uzağında tutmak, Subaru’nun sessiz kararlarından biriydi.

 

Subaru: “Ama “Oburlukla” karşılaşanlar Felt ve “Beyaz Ejderin Pullarıydı”, değil mi? Beyazlı paralı askerleri bir kenara bırakırsak Felt nasıl oldu da bir yerlere saklanmadı?”

 

Emilia: “Fakat ben o kızın sessizce bir yerde kalabileceğini hiç hayal edemiyorum, belki de…”

 

Subaru: “Buna katılıyorum.”

 

Felt ve diğerleri Reinhard’ın babasını ―― Heinkel’i tutuklamışlardı ve Subaru, onun başında nöbet tuttuklarını işitmişti. Dolayısıyla kontrol kulelerini geri alma mücadelesinin bir parçası olmamaları gerekiyordu, tabii muhtemelen bu konuda hiç kimse onlarla iletişime geçmemişti.

 

Subaru: “Ee, Felt diyorduk?”

 

Otto: “Bitkin düştü ama gerçek bir yarası olduğu söylenemez. Az önce beraberinde getirdiği adamları toplamak için sığınaktan koştura koştura çıktı.”

 

Subaru: “Ton-Chin-Kan, değil mi? İşittiklerime bakılırsa o herifler şaşırtıcı derecede iyi durumdaymış gibi görünüyor.”

 

Haklarında hem iyi hem de kötü izlenimlerinin olduğu bir üçlüydü ama artık o izlenimlerden eser kalmamıştı. Bir keresinde onlar tarafından öldürüldüğü bir tanışıklıkları olmuştu ama bunun intikamını almak yerine geçmişi geçmişte bırakmaya çalışıyordu.

 

Her halükarda o grubun da iyi olduğunu teyit edebilmesi güzeldi. Bundan sonra da “Bilgelik Kitabıyla” ilişkili görevin icabına bakılacaktı, yani sıradaki mesele――

 

Otto: “Natsuki-san. ――Bir sonraki sığınakta dikkatli ol.”

 

Subaru: “Bir sonraki sığınakta mı…..?”

 

Otto, düşüncelere dalmış olan Subaru’ya kısık sesle böyle söyledi. Sesine yansıyan çalkantılı duygulardan ötürü Subaru’nun sesi de doğal bir şekilde alçaldı.

 

Otto bu tepkiye ufak bir baş sallayışıyla karşılık verdi.

 

Ve-

 

Otto: “Günah Başpiskoposlarından biri orada tutuluyor.”

 

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

???: “Bu nedir, sen mi geldin, vatandaş? Ne cüretle o berbat suratını bizim huzurumuza çıkarırsın! Bu küstahlığın huşudan da öte takdire şayan.”

 

Sahra hastanesine dönüştürülmüş olan sığınaktan ayrılan Subaru, Otto’nun sözlerini takiben sıradaki sığınağa yönelmişti.

 

Bu sığınak, öncekine nazaran oldukça ufaktı. Önceki bir alışveriş merkezinin otoparkına benzerken burası olsa olsa bir bisiklet parkına benzerdi.

 

Subaru’nun sığınağın amacına dair belli belirsiz bir izlenime kapılışının, buranın bir sığınak olsa da farklı olabileceğini anlayışının hemen ardından binanın girişine yerleşmiş olan kırmızılı bir kadın, bu şekilde seslenmişti.

 

O kadının ismi Priscilla Barielle idi.

 

Şehirde toplanan Kraliyet Seçimi adayları arasında iş birliğine uygun bir kişilikten tamamen yoksun olan tek taraftı.

 

Buna rağmen, böyle bir karakterin bile bu durumda güvenilir bir müttefik olduğu şüphesizdi. Üstüne üstlük bilinmez yaratığın, “Öfkenin” Sirius’unun icabına bakma görevi de Priscilla’nındı.

 

O tehdidi böyle görkemli bir şekilde ortadan kaldırıp geri getirebilmesi, içtenlikle takdir edilmesi gereken bir sonuçtu.

 

Subaru: “Suratımdan hoşlanmaman senin şahsi fikrin, yani sorun yok, şimdilik ikimiz de iyi iş çıkardık diyelim. Sağ salim dönmene sevindim. Seni pohpohlamıyorum.”

 

Priscilla: “Benim şahsi fikirlerim bu dünyada en çok saygı görmesi gereken estetik değerlerdir. Söyleyeceklerini değerlendirmeye almaya dahi değmez….. Neyse, tamam. Yine de beni gördükten sonra sağ salim diyebilme körlüğü sergilemen karşısında kendini savunabileceğin hiçbir kelime yok.”

 

Subaru: “Ah? Yaralı falan mısın ki?”

 

Priscilla sığınağın girişinde bir sandalyeye oturmuş şekilde yelpazesini sallıyordu. Fakat Subaru onu baştan aşağı süzmesine rağmen yara gibi bir şey göremiyordu.

 

Yo, ortada yara yoktu. Priscilla’nın beyaz teni tek bir çizik dahi almamıştı, giydiği elbise de bir zerre olsun toz toprak taşımıyordu. Savaş öncesi ile sonrası arasında bir fark varsa o da boynundaki aksesuar ve saçlarının açılmış oluşuyla ilgili olmalıydı.

 

Emilia: “Kolyen ve saç tokan, onları bir yerde falan mı kaybettin?”

 

Priscilla: “Hm. Demek ki anlayıştan yoksun gözlere sahip bir vatandaş bile eğer kadınsa böyle bir şeyi fark edebiliyor? Yine de ona kolye deme hoyratlığından hoşlanmadım. Bende bir içerleme uyandırıyor.”

 

Subaru: “Sağ salim değilim derken aslında aksesuarlarından bahsediyordun…”

 

Emilia’nın saf ve masum kelimeleri Priscilla’dan bir homurtuyla karşılık bulmuştu.

 

Mücevherlerle kaplı lüks kolyesini ve turuncu saçlarını toplu tutan tokasını yitirdiği belliydi. Normalde toplu tuttuğu saçlarının omuzlarına dökülüşüyse cazibesini arttırmıştı, amma da günahkar bir kadındı.

 

Priscilla’nın etrafına yaydığı ışıltısı zehirli bir çiçeğinki gibiydi. Yaklaşırsanız o zehirden nasibinizi alırdınız.

 

Subaru: “Zehirlenmeyi pas geçeceğim. Neden bu sığınakta kalma zahmeti içerisindesin? Senin korumalık için gönüllü olacak kadar hoş bir karaktere sahip olduğunu sanmazdım.”

 

Priscilla: “Aptalca şakalar. Benim sıradan vatandaşların yapacağı tarzdan işlerle haşır neşir olmamam gerekirdi. Böyle bir yerde kalmak gibi bir niyetim de yoktu ama başkalarının şu anki güzelliğime göz değdirmesine izin veremem. O yüzden ben de bir taviz vererek halkın bakışlarından kaçınıyorum. Ayrıca Al da ısrarcı oldu.”

 

Subaru: “Bana kalırsa burada olsaydı bunu hızlıca reddetmeye çalışırdı.”

 

Onun demir başlığının içerisinden gelen abartılı inkar hareketlerini hayal eden Subaru, bakışlarını sığınağın girişine yöneltti. Gözüne o başlığın ışıltısı takılmasa da onun sığınakta olduğunu duyabiliyordu. Başka bir deyişle Al dışarıda değildi, binanın içerisinde―― Günah Başpiskoposunun yanındaydı.

 

Subaru: “Al içeride nöbet mi tutuyor?”

 

Priscilla: “Öyle. Yalnız bırakırsak ne fena şeyler yapabileceğini bilmiyoruz. Bu yüzden Al nöbet tutuyor. Söz konusu o olunca iyi bir iş çıkarmaya mecbur.”

 

Subaru: “…… Onu öldürmeye kalkacağını düşünmemişsin. Bunu beklemezdim.”

 

Priscilla: “Canı ne isterse yapabilir. Ben onu durdurmam.”

 

Subaru’ya cevap vermekten sıkılmış mıydı? Ağzını yelpazesiyle kapatan Priscilla esniyordu. Bu da onun Subaru’nun sorgusu karşısındaki kayıtsızlığını gösterme şekli olmalıydı.

 

Binaya girdiği takdirde onu durdurmaya hiç niyeti yoktu. Sığınağın girişine bakan Subaru, elini kalp atışlarının hafiften hızlandığı göğsüne yerleştirdi.

 

Emilia: “Subaru, içeri girmeye korkuyorsan kendini buna zorlamana gerek yok…”

 

Beatrice: “Aynen öyle, doğrusu. Bir şey elde edeceğimizi düşünmüyorum, sanırım.”

 

Emilia ve Beatrice adımlarını duraksatmış olan Subaru’ya kibarca fikirlerini beyan ederken Subaru, onların endişeleriyle şımartılmak istediğini hissetti. Ancak bu fikir aklında belirir belirmez Priscilla’nın göz ucuyla attığı acımasız bakışı fark etti.

 

Subaru’nun tüm şüphe ve tereddütlerini sıkıcı bir saçmalık olarak gördüğünü anlatan bir bakıştı.

 

Muhtemelen Subaru geri de dönse içeri de girse Priscilla’nın onun hakkındaki değerlendirmesi değişmeyecekti. Halihazırda olabilecek en düşük değerlendirmeyi almış olan Subaru ise bunu umursamıyordu.  

 

Evet, bunu umursamıyordu ama beraberindeki ikili de aynı değerlendirmeye maruz kaldığı için pişmanlık duyuyordu.

 

Subaru: “Giriyorum. Her halükârda bu, kaçmam gereken bir problem değil.”

 

Emilia & Beatrice: “――――”

 

Subaru kararını vermişti, ikiliyse bu konuda olumlu veya olumsuz bir fikir beyan etmedi. Yalnızca yanında durarak onun arzusuna olan saygılarını ifade ettiler.

 

Böylece Subaru, kendisine eşlik eden ikiliyle birlikte karanlık sığınağa adımını attı. Priscilla ise arkalarından bakmaya bile tenezzül etmedi. Subaru’ya kalırsa bu, tam onluk bir hareketti.

 

Kupkuru pat pat sesleri eşliğinde grup, taş binanın içine doğru ilerledi. Çok geçmeden de sola dönen yolun ötesindeki geçidin sonunu görebilir hale geldiler.

 

???: “――Sen misin, Kardeşim? Prensesin sesini duyunca birileriyle konuştuğunu düşünmüştüm.”

 

Geçidin içerisinde Mavi Ejder Kılıcını omzuna atmış şekilde çömelen demir başlıklı kişi――Al, onları bekliyordu. Subaru ve diğerlerinin kendisine yöneldiğini gördüğündeyse dikkati Emilia’ya kaydı.

 

Al: “Oh, demek Genç Hanım da iyiymiş. İyi iş, Kardeşim.”

 

Subaru: “Emilia-tan’ın iyi olması galibiyetimin asgari koşuluydu. Ama senin de bayağı sorun yaşadığını duydum. Priscilla’nın mantıksızlıkları bilhassa delilikti.”

 

Al: “Ah, sen tamamen ciddisin. Yine de ben de ona bu sefer ne oldu diye merak ediyorum. Şey, yo, aslında neredeyse daima neler olduğunu merak ediyorum, yani üzerinde bir ikna gücüm yok.”

 

Emilia: “Ama, bundan hoşlanmıyormuş gibi görünmüyorsun……?”

 

Al: “――――”

 

Hanımı Priscilla’yla ilgili şikayetvari bir şeyler geveleyen Al, Emilia’nın masum sözleriyle adeta yüzüne tokadı yemişti. Başlığın ardındaki suratını göremese de Subaru, dudaklarının bir へ şekli aldığını hissedebiliyordu.

 

Pratikte Al, Priscilla tarafından her yere sürüklenen bir adamdı ama buna rağmen hala onun hizmetkarı olmak istiyordu. Subaru da aralarında başkalarının anlamayacağı bir ilişki olduğunu varsayıyordu.

 

Bir müddet ortam tarafından tüketilirmiş gibi hissederek boynunu büken Al, Mavi Ejder Kılıcının sırtıyla omzuna vurduktan sonra bakışlarını ansızın geçidin arkasına yönlendirerek,

 

Al: “Buraya kadar geldikten sonra biraz geç olacak ama….. Günah Başpiskoposuyla konuşmaya mı geldiniz?”

 

Beatrice: “Başka bir amacımız olacağını mı düşünüyorsun, sanırım? Korumayla sohbet etmeye geldiğimizi mi düşünüyorsun, vaktimizi bu şekilde ziyan etmemize imkan yok, doğrusu.”

 

Al: “Bu küçük kızın iğneleyici olduğu kesin, ha? Bu kadar gaza gelme, Beako….. muydu?”

 

Beatrice: “――――”

 

Beatrice’in soğuk, keskin bakışları karşısında Al, kasten kafasını salladı. Boy farklarına aldırış etmeksizin her an onu yakalayabilirmiş gibi görünen Beatrice’i hizada tutan Subaru ise gözlerini bu gereksiz tahriki başlatan Al’a dikti.

 

Subaru: “Üzgün olduğunu tahmin edebiliyorum ama onu kışkırtma lütfen. Beako, sen de onun oyununa gelme. Bir yetişkinin asaletiyle karşılık ver.”

 

Beatrice: “Betty yalnızca Subaru’nun kendisine öyle seslenmesine izin veriyor, sanırım. Bir daha bana öyle seslendiğin zaman seni fazlasıyla korkunç bir intikam bekleyecek, doğrusu.”

 

Al: “Tamam tamam, anladım. Daha soğuk olamazdın.”

 

Bir yandan konuşan Al, koridorun kenarına çekilerek üçlü gruba yol açtı. Geçidin içerisinde, karşılarında bir kapı uzanıyordu. Büyük ihtimalle Günah Başpiskoposu orada kilit altındaydı.

 

Subaru’nun ensesi ansızın karıncalanmaya, gergin hissiyattan yakınmaya başladı.

 

Al: “Günah Başpiskoposu içeride. Bir işler çevirmesin diye kısıtlanmış durumda, o yüzden şimdilik bu işin bir katliamla sonuçlanacağını sanmıyorum.  ――Ayrıca, size tek bir tavsiyede bulunacağım.”

 

Subaru: “Tavsiye mi?”

 

Al: “Kardeşim, Genç Hanım ve o ruh. Onunla konuşmadan eve dönseniz daha iyi edersiniz. Ona bulaşmaktan hiçbir iyi sonuç doğmaz. Bu işin peşini bırakın ve evinize dönün.”

 

Subaru: “…… Bunu yapabilmemize imkan yok.”

 

Ses tonunu düşürerek ciddiyetle ilan ettiği şey, içten fikriydi. Bu kelimeleri kafasını sallayarak inkar eden Subaru ise bunu yapamayacağını söyleyerek önerisini reddetti.

 

Ve Subaru’nun bu yanıtının karşılığındaysa Al, iç çekerek “Ben de öyle tahmin etmiştim.” dedi.

 

Al: “Ne dersem diyeyim hiçbir zaman ikna edici olamıyorum. Bu defa tavrım yanlıştı, o yüzden herhangi bir bahanem yok.”

 

Subaru: “Gerçekten sebep bu değil. Ehh, iş birliğine yanaşmadığın doğru ama bu seni dinlemeyeceğim anlamına gelmez. Yanlış bir fikre kapılma.”

 

Al’ın kendini kınadığı korkunç sözlerini hesaba katan Subaru, geçidin sonundaki kapıyı işaret etti. İçerideki kişiyle ilgili görevi, yalnızca Subaru’ya ait bir problemdi.

 

O niyetini nasıl aktarırsa aktarsın Al, pat diye kendisini yere bırakıp oturdu. Ve kafasıyla uçtaki kapıyı işaret ederken,

 

Al: “Umarım konuşurken kendini kaybetmezsin.”

 

Subaru: “TAMAM, bir şey olursa bana yardım etmekten yana tereddüt etme.”

 

Al: “Böyle bir şey olursa Prensesi gönderirim, yani ne olursa olsun onu doğruca cennete gönderir.”

 

Bu son konuşmayla birlikte Subaru ve diğerleri Al’a veda ederek kapıya yöneldi. Kapalı odaya açılan o kapıda, onlarda tuhaf bir baskı hissi doğuran bir şeyler vardı.

 

Oraya kadar varmışken denese bile bundan kaçınamayacak olan Subaru, bir kararlılıkla kapının kulpunu tuttuğu gibi zor kullanıp iterek açtı.

 

――İçeride süzülen havanın toz kokusu taşıdığı ufak bir odaydı.

 

Işık kaynağı ufak ve solgundu, bir sığınak için bile fazla basitti. En fazla beş altı kişinin sıkış tepiş sığabileceği darlıkta bir odaydı; havasızlık da kendisini hissettiriyordu.

 

Ve o odanın tam ortasında,

 

???: “――Aha. Demek geldin, kıymetlim. Bu rahatsızlık için özür dilerim? Teşekkür ederim.”

 

Eski bir sandalyenin üzerinde, tüm bedeni zincirlerle bağlı halde oturan canavar―― Sirius, onları bekliyordu.

 

#Bölümlerdir ayrı ayrı mücadelelerini izlediğimiz kahramanların kavuşup konuşuyor olması hoşuma gitti. Sakin sakin ilerleyen bölüm ise son anında Sirius’u görüşümüzle heyecan sinyalleri verdi. Subaru ile nasıl bir konuşma yapacaklarını çok merak ediyorum doğrusu. Siz de ediyorsanız, sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 20701 Üye Sayısı
  • 810 Seri Sayısı
  • 40070 Bölüm Sayısı


creator
manga tr