Cilt 4 Bölüm I [döndükleri yer] (4/5)

avatar
3950 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 Bölüm I [döndükleri yer] (4/5)


Çevirmen : Clumsy 

 

 

Eve giden yolda ejder vagonunun üzerine boğuk, kasvetli bir hava çöktü.


Patrasche’nin yanı sıra vagonun kendisi de Crusch’ın minnettarlığının bir göstergesi olarak onlara verilmişti. Süslemeleri dışında bile pahalı bir işçiliğe sahip olduğu belliydi. Ancak koltukların yumuşaklığından iç mekan cazibesine kadar her şey biraz aşırıya kaçmış gibiydi.


Geniş iç kısma 10 kişi sığabilir, hatta daha fazla yer bile kalabilirdi. Bu durumda içeride yalnızca 3 yolcu varken, onların da ne yapacaklarını bilememesi çok normaldi.


Vagonun içinde, Emilia, Subaru ve Rem sessizliklerini koruyordu. Rem, doğal olarak uyuyordu. Yanında oturan Subaru ise oradan kımıldamayı asla düşünmüyordu. Belki de Emilia, Rem’in durumu yüzünden konuşmak istemiyordu.


[Subaru: ……]


Bu iyi değil diye düşündü Subaru, kollarını kavuşturarak. Bu koşullar altında onların her şey normalmiş gibi konuşmaları çok uygunsuz olacaktı. Buna rağmen konuşmaları gereken dağlar kadar şey vardı. Kraliyet seçiminde nasıl bir duruş sergileyeceklerini konuşmalıydılar, Crusch’ın ordusuyla olan ittifaklarını ve dağılma durumunu konuşmalıydılar, hatta hala son birkaç gündür neler olduğunu bile konuşamamışlardı.


Bir de Rem meselesi vardı. Subaru dışında kimse onu hatırlamazken malikanede ona nasıl bakılacaktı? Ne kadar kaçınılmaz olsa da Ram’ın bilinçsiz Rem’i gördüğünde ne söyleyeceğini düşünmek de Subaru’nun omurgasını titretiyordu.


[Emilia: Endişelendiğinin farkındayım ama bence çocuklarla birlikte yolculuk ediyor olsaydık ortamımız daha iyi olabilirdi…]


Tabii ki çocuklar da Roswaal’ın arazisine doğru yolculuk ediyordu. Ama şu anda aileleriyle birliktelerdi. Eğer Rem’e ne olduğunu sorsalardı açıklaması zor olurdu, hele bir de bunun bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünürlerse… Ne yazık ki bunların sonucunda varılan nokta işte bu sessizlikti.


Şimdi ne yapmalı? — Bu kadar ölçülü davranmak Subaru için alışılmadık bir durumdu. Zemine bakıp öylece düşünüyordu. 


[Siz ikiniz, ne olur bilmem ama konuşacak hiç mi bir şey bulamıyorsunuz!? Aaaah, bu garip sessizliği daha fazla çekemeyeceğim!!]


[Subaru: Ne diyorsun sen!? Sinsice ortaya çıkarak !? Bir dakika, başından beri burada mıydın?]


[Otto: Bu çok kabaydı! Tabii ki buradaydım! Sana hangi şartlarda yardım edeceğimi hatırlamıyor musun!?]


Otto bunları kafasını içeri uzatıp, aşırı abartılı bir şekilde, ağzından tükürükler saçarak söylemişti. Sürücü koltuğunda oturup vagonu kullanan kişi Otto’ydu. Arabanın içindeki sessizliğe yorum yapmak için kafasını, sürücü kabinini vagonun içine bağlayan pencereye sıkıştırmıştı.


Otto’nun sözlerine karşılık Subaru, [Ah, ah] diye mırıldanarak kafasını salladı.


[Subaru: Hatırlıyorum, hatırlıyorum. Doğru, Roswaal’a ulaşmama yardım etmek istemiştin, değil mi? … Ah, ama, nasıl söylesem…]


[Otto: Ne var!?]


[Subaru: Eh birilerini kovalarken tamam ama konu Roswaal olduğunda… Benim gücüm yerinde, Emilia da yanımda. Bu yüzden lütfen artık beni takip etme.]


[Otto: Onunla konuşmak isteme sebebim hiç de bu değil! Sen benim ne olduğumu sanıyorsun!?]


[Subaru: Biraz heyecan kovalayan bir tüccar?]


[Otto: Neden bana bir çeşit sapıkmışım gibi davranıyorsun!?]


Otto’ya derinden acıyarak bakan Subaru, kafasını sağa sola salladı. Sohbetlerini sessizce izleyen Emilia ise birdenbire gözlerini açtı ve şaşkın bir ifadeyle konuştu.


[Emilia: Siz ikiniz… gerçekten iyi arkadaşlarsınız, değil mi? Şaşırdım!]


[Subaru: Oy, oy Emilia-tan. Lütfen bu şakaları bırak. Beni bu para koparmaya çalışan tüccarla aynı kefeye koyma… Benim koparmaya çalıştığım tek şey senin aşkın!]


[Otto: O zaman sen de açgözlüsün!! Ah, bir dakika, ben açgözlü değilim bir kere!]


[Subaru: Otto, kapa çeneni.]


Seyahat eden tüccarın elini çeken Subaru kalktı ve aralarındaki pencereyi kapatmak için kolu tuttu.


[Otto: Ah, dur, bana tek sorun benmişim gibi davranma!]


[Subaru: Hadi, seni engelliyorum!]


Pencereyi sert bir şekilde kapatırken, son bir şey söylemeye çabalayan adamın yüzü kayboldu. Zor bir görevi tamamlamış gibi parmaklarını birleştirip gerinen Subaru ise kendisine şaşkın şaşkın bakan Emilia’ya döndü.


[Subaru: …Puh]


[Emilia: Hihahaha!]


Birbirlerinin yüzüne bakarken birer kahkaha patlattılar.


Bir süreliğine kendilerini kahkahalarına teslim ettiler ancak bir süre sonra kahkahalar silinmeye başlayınca vagona yeniden sessizlik hakim oldu.


O anda,


[Subaru: Bu ağır atmosfere izin vermek gerçekten bana göre değil, değil mi?]


[Emilia: Haklısın, bu hiç de sana göre değil. Benim tanıdığım Subaru çok daha akıl almaz, heyecanlı, hayat dolu biri. Öyle ki şu anda hissettiğim tüm kötü şeyleri tamamen yok etmesini bilirdi.]


[Subaru: Bunlar ortamda neler olduğunu anlayamayan bir mankafa olarak da tercüme edilebilir gibi…]


Her halükarda, Otto’nun varlığı havayı rahatlatmıştı. Bunun için Otto’ya teşekkür etmek muhtemelen onu daha da çok sinirlendirecekti ama Subaru ne olursa olsun, ona aklından teşekkür etti ve dünyadaki en normal şeymiş gibi Emilia’nın yanına oturdu. Bunu görmek Emilia’nın suratında alaycı bir gülümseme yarattı.


[Emilia: Sen daima doğal bir şekilde yanıma oturuyorsun ha, Subaru?]


[Subaru: Eh, insanın beğendiği kızın yanına oturması çok normal, o yüzden mümkün olduğunca yakınına oturup soluduğun havayı solumak istiyorum.]


[Emilia: Aman tanrım, söylediklerinin ilk yarısı yeterince utanç vericiydi. İkinci yarısıysa beni tamamen kötü hissettirdi.]


Bu net aşk itirafı Emilia’nın yüzünü kırmızıya çevirmiş ama ikinci yarının sapıklığı ona kaşlarını çattırmıştı. Subaru, bu tepkinin karşısında başını eğerek şöyle söyledi:


[Subaru: Hmm, sadece her zaman olduğum gibi davranmaya çalışıyordum.]


[Emilia: Düşününce, galiba sen hep böyleydin. Sen böyle olduğun için de söylediğin şeyleri asla ciddiye alamayacağım…]


Emilia ona bakarken sesi sessiz bir mırıltıya dönüştü, sonra da tamamen soldu. Bu sırada Subaru konuşmaya devam edip etmemesi gerektiğini düşünerek kafasını kaşıyordu.


[Subaru: Erkekler konu böyle şeyler olduğunda açık sözlü olmayı kaldıramazlar, işi dalgaya vururlar. Benim Emilia-tan’a aşkım, Emilia-tan’a olan sapıkça davranışlarım ve Emilia-tan’a yardım etmek isteyişim, tamamen dürüst, samimi duygularım. Şimdi buna inanabilecek misin?]


[Emilia: Buna inanıyorum ama inanmak ve kabullenmek tamamen farklı şeyler…]


[Subaru: İnan ki bu bana uyar ve sen hislerimi kabullenene kadar da mücadele etmeye devam edeceğim.]


Yeniden düşününce, bu oldukça agresif bir bildiri olmuştu. Hatta bunu Subaru’dan duymak, Emilia’yı yeniden utandırmıştı.


Sakin kalmaya çalışsa da kızarmaya başlayan kulakları ve yanaklarına engel olamıyordu. Daha önce ona böyle karşılıksız bir bağlılık sunan kimse olmamıştı. Tabii ki Subaru’nun, yani bu bağlılığı vurmaya çalışan kişinin de hiçbir tecrübesi yoktu. Dolayısıyla onun yüzü de tamamen kızarmıştı.


Buna rağmen,


[Subaru: Hüzünlü tavırlarımdan ziyade, bu daha çok bana uyuyor gibi. Değil mi, Rem?]


[Emilia: …az önce, bir şey mi söyledin?]


[Subaru: Sadece saçlarını toplasan da boynuna sapıkça bakabilsem ne kadar güzel olurdu diye düşünüyordum.]


[Emilia: Şu anda beni yine rahatsız etmeye çalışıyorsun… Rem-san’a çok değer veriyorsun, değil mi?]


Subaru bir kaçış yolu ararken Emilia’nın keskin sözleri bu kaçışı engellemişti. Yenilgiyi kabul eden Subaru acı bir gülümsemeyle hala yatakta uyumakta olan Rem’e döndü.


[Subaru: Evet, öyle. Çok fazla… Ona çok fazla değer veriyorum. Sürekli bir şey yapmam gerek diye düşünüp duruyorum. Emilia-tan'ın düşüncelerimin başında olmasını istemiş olsam da bu şekilde sıralanamıyor … Özür dilerim.]


[Emilia: Ben sinirlenip öfke nöbetleri geçirecek kadar kötü bir çocuk değilim. Bu kadar önemli bir konuda sana kızacak da değilim… Sadece onun senin için çok önemli olduğunu söyleyebilirim Subaru.]


Subaru gibi Emilia da bakışlarını uyuyan Rem’e çevirdi. Dudakları titredi. Kısa bir duraklamadan sonraysa şunu sordu:


[Emilia: Sen… ondan hoşlanıyorsun. Değil mi?]


[Subaru: Ondan hoşlanıyorum. Onu seviyorum. Onu da seni sevdiğim kadar seviyorum.]


[Emilia: Bu konuda ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum ama… Subaru, sen çevrendeki herkesle flörtleşen biri misin?]


[Subaru: Aslında oldukça sadık bir erkek olduğumu düşünüyordum ama bana bu kadar kendini adamış birine sahip olunca… Bundan etkilenmeyecek bir erkeğin içinde bir damla kan veya gözyaşı olacağını sanmıyorum.]


Geçtiğimiz günlerde tekrar ettiği döngüleri düşününce, Rem’in koşulsuz sevgisine kaç kez şahit olduğunu hatırlamıştı. Bütün bunlar kalbine nasıl dokunmazdı ki? Bunu fark ettiği anda Rem’in kalbindeki varlığı çoktan kocaman olmuştu.


[Emilia: Ne kadar beni sevdiğini söylemiş olsan da...]


[Subaru: Netleştirmek gerekirse ben Rem’i çok seviyorum, ama Rem beni bundan ÇOK DAHA FAZLA seviyor, biliyor musun? O bana tamamen kendini kaptırdı ve gerçekten bunun sebebini anlamıyorum.]


Kollarıyla kendisini sararken onun tarafından nasıl böyle koşulsuz, bencillikten uzak şekilde sevilebildiğini düşünüyordu. O, Rem gibi bir kız tarafından böylesine sevilmeye değecek biri miydi?


Bunu düşünmeyi bırakamıyordu. Ama yine de… onun aşık olduğu adam olarak, hiç değilse onun kendisini gördüğü şekilde yaşayacaktı.


Subaru’nun kendi kendisine daldığı derin düşünceleri gören Emilia’nın dudakları gevşedi.


[Emilia: Onu anlıyorum sanırım.]


[Subaru: Ha?]


[Emilia: Rem-san’ın seni gerçekten sevme sebebini anlıyorum. Eminim Subaru’nun iyi tarafını yakından görme şansı yakaladığı için. Bazen gerçekten inanılmaz hale gelen ve gerçekten inanılmaz şeyler yapan bir hastalığa benziyorsun.]


[Subaru: Bir hastalık mı? Ben… bunu tamamen reddedemem aslında.]


Subaru rahatsızlığını göstermek için yanaklarını kaşıdı ve somurttu. Emilia ise bundan hiç etkilenmeden “bunun doğru olduğunu biliyorsun” demek istercesine gözlerini kapattı.


[Emilia: Biliyorsun, sana öyle kolayca aşık olmayacağım.]


[Subaru: Bu çabalarımı daha da değerli hale getiriyor! Bir gün, Emilia-tan’ı kendime sırılsıklam aşık edeceğim, Rem’i de uykusundan uyandırıp her şeyi yoluna koyacağım. Aaaah, düşünürken bile mutlu oluyorum!]


Emilia ve Rem, ikisi de bir elinden tutacak, onun biricik vücudu için kavga edeceklerdi. Bu çok mutlu, inanılmaz bir manzara olurdu.


Bu yüzden kesinlikle, kesinlikle bir gün—


[Subaru: Binlerce parçaya bölünene kadar beni çekmenize izin vereceğim!]


[Emilia: Ne düşündüğün hakkında hiçbir fikrim olmasa da şunu söylemek zorunda hissediyorum: Asla öyle bir şey yapmayacağım!]

 

#Subaru'nun çapkın planlarını bir kenara bırakırsak, siz kiminle olması taraftarısınız, Rem mi Emilia mı? Tabii söz konusu Subaru olunca bizi neyin beklediğini bilmek imkansız. Daha fazlasını öğrenmek için okumaya devam!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22073 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 40933 Bölüm Sayısı


creator
manga tr