Cilt 5 Bölüm 73 [ Theresia van Astrea ] (4/4)

avatar
773 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 73 [ Theresia van Astrea ] (4/4)


Çevirmen : Clumsy



Sonrasında yine pek çok şey olmuştu.

 

Gerçekten pek çok şey.

 

Çiftin oğlu doğmuştu, Heinkel.

 

Sonra Heinkel eşi olacak kadınla tanışmış ve Theresia’nın torunu, Reinhard, doğmuştu.

 

ーーBu süreçte hiç kimsenin hiçbir suçu yoktu.

 

Heinkel, hevesli ve gayretli şekilde, mutlak bir içtenlikle kılıç kullanımı konusunda sıkı çalışıyordu.

 

Ancak『Uyuyan Güzel』olarak bilinen hastalığın etkisi altına giren karısı Heinkel’in kendisini kanıtlama fırsatını elinden almış, genç Reinhard’ı bir başına bırakmıştı.

 

Pek çok yetenek bahşedildiği tek bakışta hissedilebilen ve gencecik yaşında gereksiz bir kaderle sınanan Reinhard’ı…

 

Hiçbirinin hatası değildi.

 

Her zamanki gibi burada da hata onundu.

 

Heinkel bozulmuş, gelin rüyalara hapsolmuş, Reinhard bu ebeveynler tarafından sevilmek için sıkı bir mücadele verir hale gelmişti.

 

O ise hiçbir işe yaramayan aptalın teki olarak bunu fark eden ilk kişi olmuştu.

 

“Büyük Fetih diye bilinen bir mücadele mevcut…… Beyaz Balinayı alt etmek adına bir mücadele. İşte ben, orada……”

 

Bir Kraliyet Korumaları şövalyesi ve o isimle üstlenilen ağır bir görev.

 

Önerisini yapan oğlunun sesi titrerken Theresia, anında, sessizce kararını vermişti.

 

Kılıcı, son kullanışından bu yana Carol tarafından ilgileniliyor ve hala o günkü durumunu koruyordu.

 

“Buna karşıyım. Aklından neler geçiyor!”

 

Theresia’nın hala kendince şüpheleri varken Wilhelm bu işe tamamen karşıydı.

 

Theresia kendisine atılan güçlü bakışları hissediyordu.

 

Wilhelm’in saçlarına birkaç ak düşmüş, sesi eski gençliğini yitirmiş ama yapısı hala değişmemişti.

 

Asaleti, şevki, sarsaklığı hala Theresia’nın sevdiği şeklini koruyor, onun tarafından hala seviliyordu.

 

“O lanet olasıca aptal…… tam bir utanç kaynağı…… ~hk.”

 

“Bunu söylemeye ne senin hakkın ne de benim hakkım var.”

 

“ーーーー”

 

Wilhelm de oğullarından ötürü dövünüyordu. Yüzündeki öfkeli ifadeyi bastırmaya çalışırken dudaklarını ısırıyordu.

 

Şevki değişmemiş olsa da o şevki coşturup bastırma konusunda olgunlaşmıştı.

 

“Ben de harekete geçeceğim……”

 

“Senin yerine getirmen gereken kendi görevlerin var. Bunun farkında olmalısın, Wilhelm. ーー, Ford-sama’nın sızlanmalarını unutmuş olamazsın.”

 

“ーーーー”

 

Kralın küçük kardeşi olan Ford’un kızı kaleye izinsiz giren biri tarafından kaçırılmıştı. Ve Kraliyet Korumalarının komutanı olarak Wilhelm, kızı bir an önce geri getirmekle yükümlüydü.

 

Yani Kılıç Şeytanının Büyük Fethe katılması imkansızdı.

 

Ve onun yerine『Kılıç Azizi İlahi Korumasının』sahibi olan Theresia’nın savaş alanına adım atması istenmişti.

 

Bunu reddedemezdi. Kılıcı terk ettiği huzur dolu günler kendi bencilliğinin üzerine inşa edilmişti.

 

Bunun daha fazla devam etmesine müsaade edemezdi.

 

“Theresia, böyle bir şey……”

 

“Wilhelm.”

 

Theresia ikna edici bir sesle kocasına seslenmiş ve seslice nefes alıp veren adama gülümsemişti.

 

Ve uzun bir zaman sonra bir soru sormuştu.

 

“Bana, aşık mısın?”

 

“Ne…… ~hk.”

 

Huzursuzlukーー yine aynı duygu.

 

Gülümseyen Theresia kılıcını Wilhelm’in omzuna kaydırmıştı. Ve rüzgarı yarıp geçen kılıç, Wilhelm’in tenine saplanmıştı.

 

Karısının önünde korunmasızca duran Wilhelm, o bilinçsiz halde kendisini korumayı başaramamış ve omzunda açılan taze yara kanamaya başlamıştı.

 

“Theresia…… Ne yapıyorsun sen?”

 

Omzundaki yara『Ölüm Tanrısı İlahi Korumasının』gücüne tabiydi. Derin değildi ama kanaması devam ediyordu. Bu durum o yaranın sorumlusu olan Theresia yakınında oldukça süregelecekti.

 

“Theresia?”

 

Theresia kibarca Wilhelm’in göğsüne yaklaşmıştı.

 

Ve kavradığı omuzların sertliğini hissederek dudaklarını Wilhelm’im omzundaki yaraya değdirmişti.

 

Dudakları kana bulanmış, ilk defa kocasının kanının tadını almıştı.

 

“Bu sayede peşimden gelemeyeceksin. Bana yaklaştığın sürece o yara kapanmayacak.”

 

“Böyle bir şey uğruna böyle aptalca bir şey yapıyorsun…… ama şunu netleştireyim, kanamam durmasa bile peşinden geleceğim.”

 

Hafif bir gülümseme sunan Theresia, Wilhelm’in bedenini serbest bırakmıştı.

 

Ve omzundaki yarayı işaret ederek,

 

“Yara bu şekildeyken gideceğim. Öyle yapacağım ki beni takip edemeyesin. İkimiz de işlerimizi bitirdiğimiz vakitse o yarayı kapatacağım.”

 

“ーーーー”

 

“Hem sen benim kim olduğumu sanıyorsun? Ben bu dünyanın senden sonra gelen en güçlü kılıç ustasıyım.”

 

“Ama şu anki, kırklarının ortasındaki halini gençlik günlerindeki halinle kıyaslarsan……”

 

“Böyle lüzumsuz bir şey söyleme.”

 

Theresia o kaba sözlerine devam edemesin diye Wilhelm’i sertçe susturmuştu.

 

Tanrım, birlikte geçirdikleri yirmi yıla rağmen hala aynı şeyler devam ediyordu.

 

Çelik hala şekil değiştirmemişti. Yine de-

 

“Seni seviyorum, Wilhelm.”

 

“ーーーー”

 

“Evet, doğru. Yanıtını daha sonra verirsin.”

 

“Daha sonra mı?”

 

Kaşlarını çatan Wilhelm ile yüzleşen Theresia, başıyla onay vermişti.

 

Ve tekrar görüşeceklerine dair kocasının yarası üzerine yemin etmiştiーー

 

“Geri döndüğümde, o gün, lütfen duyamadığım o kelimeleri o gün duymama izin ver.”

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Anıları, yok oluyordu.

 

Kum fırtınası içerisinde görüşü engelleniyor, dağınık sesleri işitmek giderek daha da zorlaşıyordu.

 

“ーー!”

 

Birilerinin öfkeli kükreyişleri, tiz çığlıkları, bağırışları işitiliyordu.

 

Görüş alanında her şeyin yeşil olduğu bir düzlem vardıーー yo, orası zemindi. Çimenlerle kaplı bir arazi rengindeydi. Etrafına bakındığında aşağı yukarı on metrelik alanı kaplayan yoğun sisler, dünyanın geri kalanını görmesini tamamen engelliyordu.

 

Cezalandırıcı güç yarıya indirgenmiş, tüm kuvvetler felaket bir duruma ulaşmıştı.

 

Çaresizce bir izdiham vardı ve o kalın sislerden kaçmak için hangi yönü seçmeleri gerektiğine karar veremiyorlardı.

 

Bununla birlikte sisin diğer tarafından gelen devasa baskıyı belli belirsiz de olsa hissediyorlardı. Buradan da yankılanan o seslerin sahiplerinin başka yönlere kaçmakta olduğu anlaşılabiliyordu.

 

“ーーーー”

 

Ansızın neler yaşandığını hatırlayamaz hale gelmişti.

 

Hakimiyet elde etmek için çok çalıştıkları şiddetli ve zorlu bir mücadelenin içerisinde gücünü ön saflardan çekilmek için kullanmanın çok daha faydalı olacağını düşünmüş ve tam da o sırada bu şekilde hissetmeye başlamıştıーー

 

“ーー?”

 

Bu kadarını düşününce de belli belirsiz bir rahatsızlık duymuştu.

 

Avcuna bakmıştı. Rahatsız edici, bir şeyler vardı.

 

Uzuvlarında, gözlerinde veya ayaklarında bir problem yoktu.

 

Ama bir şeylerin varlığını hissediyordu, sanki kanatlarını yitirmiş gibiydiーー

 

“İlahi Korumam……”

 

Onu fark etmişti.

 

Artık『Kılıç Azizi İlahi Korumasına』sahip olma hissini taşımıyordu. Aynı şey kılıçla birlikte ne kadar ileri giderse gitsin daima yanında olan Kılıç Tanrısı için de geçerliydi.

 

Onun alaylarından bile eser kalmamıştı.

 

“Reinhardーー!”

 

Aynı zamanda Theresia, bedeninin yitirdiği şeyin yeni sahibinin kim olduğunu hissedebilmişti.

 

Acaba Theresia İlahi Korumanın yeni sahibi olduğunda amcasının hissettiği şey de bu muydu? Eğer öyle değilse bu yalnızca Theresia’nın Reinhard’ın sınırsız doğal yeteneğine yönelik farkındalığı da olabilirdi.

 

Her halükarda Theresia’nın yeni jenerasyon『Kılıç Azizinin』Reinhard olduğuna dair hiçbir şüphesi yoktu.

 

Belki de bu his öz oğluna, Heinkel’e bir ihanet olarak görülebilirdiーー ama ne bunun için suçlanacak biri vardı ne de Theresia’nın suçlayacak birini bulacak vakti...

 

“ーーOh, bir kadının böyle bir yerde bulunması sahiden bayağı cesaret ister.”

 

Genç bir kadının zaman ve mekana uyum sağlamayan zarif sesi yankılanmıştı.

 

Ve arkasını dönen Theresia, yoğun sislerin içerisinde küçük bir gölge görmüştü.

 

Beyaz kıyafetler, platin saçlar.

 

Samimi, sevecen, birlikteliği fazlasıyla öven sempati dolu sevimli bakışlarーー huzur kaçıracak derecede yanlış yönlendirilmiş bir sevgi.

 

“ーーーー”

 

“Benden pek hoşlanılmamış gibi görünüyor.”

 

Kılıcını kavrayan Theresia öne çıkmıştı.

 

Normal bir durumda olsaydı o kız için endişelenebilirdi. Ama burası, Beyaz Balinanın yoğun sislerinin hüküm sürdüğü bir ölüm dünyasıydı.

 

Genç kızın burada ortaya çıkmasının gizemli olduğuna hiç şüphe yoktu.

 

 『Kılıç Azizi İlahi Korumasını』yitirmiş olsa da Theresia’nın bedeni hala eski Kılıç Azizi olmanın getirdiği kılıç ustalığına sahipti. İşte o kabiliyeti, kılıç ustalığının zirvesinde olan o kılıç ustalığını tam anlamıyla sergileyerek kılıcını genç kızın minyon bedeninin ortasına savurdu.ーー

 

“ーーSeni, anlamak istiyorum.”

 

Genç kızın sesi kulak zarını gıdıklamış, bilincini dağıtmıştı.

 

O seste özel bir şeyler vardı.

 

Theresia’nın bilinci karanlığın içerisinde yitiyordu.

 

Elleri ve bacakları bağlanan Theresia’nın bedeni dipsiz, ılık sulara batıyordu.

 

Torununun geleceği, oğlunun kalbi, ikisini bağlayan gelini, bu endişeler zihninde dolanıyordu.

 

En sonunda da-

 

“Wilhelm”

 

Kıymetlisinin ismini söyleyişiyle bilinci tamamen paramparça olmuştu.

 

Veーー

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Theresia: “Ne kadar da acınası, bir surat……”

 

Yavaşça gözkapakları açılan kadın, perişan bir suratı görebiliyordu.

 

Saçları tamamen beyazdı, yüzüyse yaşlanmanın getirdiği kırışıklıklarla doluydu ama bunun da kendince havalı olduğunu düşünmeden edememişti.

 

Yanılıyor olmasına imkan yoktu.

 

Bu, kocasının suratıydı. Ayrılmalarının üzerinden bayağı vakit geçmiş gibi görünüyordu.

 

“ーーーー”

 

Derin bir nefes aldı.

 

Heinkel ve Reinhard da yakınlardaydı. Onların varlığını hissedebiliyordu.

 

Astrea ailesinin üç erkeği de muhtemelen yalnızca onunla vedalaşmak için toplanmıştı.

 

Çünkü hepsi, çok nazikti.

 

Wilhelm: “Theresia, ben……”

 

Suratı kırışık dolu olan Wilhelm’in soluğu kesilmişti.

 

Theresia oğlu ve torununun önünde böyle bir şeyi onayladığını söyleyemeyecekti.

 

Wilhelm saygınlığını ve ihtişamını nerede bırakmıştı? Aslında şimdi geriye dönüp bakıyordu da bu tür zayıflıkları şaşırtıcı bir şekilde daima açığa çıkıyordu.

 

Theresia: “Hey, Wilhelm……”

 

Sesi boğuk ama alışılmadık şekilde dinçti.

 

Ona ait değilmiş gibiydiーー yo, kesinlikle onun sesiydi ama o bir büyükanne olmalıydı.

 

İlk aşık olduğu zamanki sesi gibiydi, amma da utanç vericiydi.

 

“ーーーー”

 

İlk aşık olduğu günkü gibi hissediyor oluşunu giderek daha da tuhaf buluyordu.

 

Fazla vakit kalmamıştı ama yalnızca birbirlerine bakarak bayağı vakit harcamaya devam ediyorlardı.

 

Ama yine de sıkıntı yoktu.

 

Theresia söylemesi gerekenleri yeterince seferde ifade etmişti. Wilhelm de bunu biliyor olmalıydı.

 

İşte bu yüzden, zamana, fırsata ve kelimelere ihtiyacı olan kişi Wilhelm’di.

 

Theresia yalnızca sessizce o kelimeleri duymayı bekleyecekti.

 

Ancak beklemek zorunda olsa da beklentilerinin yerine getirileceği kesindi. Çünkü Wilhelm Trias böyle bir adamdı.

 

Wilhelm van Astrea tam olarak böyle bir adamdı.

 

Wilhelm: “Sana söylemem gereken…… bir şey var.”

 

“ーーーー”

 

Wilhelm: “Be-ben konuşmakta kötüyüm…… bu yüzden düşüncelerimi doğru düzgün aktaramıyorum, seninleyken bile bunda zorlanıyorum……. sana yirmi yıl boyunca bir kez olsun bunu söyleyememe sebebim de buydu……”

 

“ーーーー”

 

Wilhelm: “Bu, yirmi yıl boyunca beni tedirgin etmiş olabilir. Ama ben……”

 

Theresia: “ーーBir aptalsın.”

 

Onun konuşmakta bu kadar zorlandığını ve kendisini böyle aptalca takdim ettiğini gören Theresia, öylece beklemeye katlanamamıştı.

 

Ve kendisini böyle söylerken bulmuştu. Gerçekten, bu adam ne diyordu böyle?

 

Theresia: “Sen gerçekten, hiç fark etmedin mi?”

 

Diyen Theresia, yürek burkucu bir şekilde gözyaşlarına boğulmuş olan surata uzandı.

 

Bedeni korkunç derecede ağırdı. Gerçekten hiç gücü kalmamıştı ama kalan son güç zerresini de parmaklarına aktarmış ve o surattan dökülen gözyaşlarını silmeye başlamıştı.

 

Theresia: “Sen bunu, sürekli söylüyordun.”

 

“ーーーー”

 

Saklamaya mı niyetliydi?

 

Hiç söylemezse bunu saklayabileceğine mi inanmıştı?

 

Theresia: “Sesinle, gözlerinle, tavırlarınla, eylemlerinle sürekli söylüyordun.”

 

Wilhelm’in Theresia’ya yönelttiği her şey.

 

Bu kişi, her şeyden öte daima kalbindekileri aktarmıştıーー

 

Wilhelm: “Ben, sana”

 

Theresia: “Sen, bana”

 

İşte bu yüzden, bu kadarı yeterliydi.

 

“ーーAşığım.”

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Hayatımın başından sonuna dek kutsamalarla dolu olduğu kesin.

 

İyi ilişkiler geliştirdiğim kardeşlerim, bana daima sıcak davranan, benimle hassasiyetle ilgilenen bir kadın dostum vardı, pek çok kişiden yardım aldım, Wilhelm’le tanıştım.

 

Yine de pek çok problem olduğundan, olacağından eminim.

 

Ama hepinizin iyi olacağınıza da inancım tam.

 

Fakat doğrusu şu ki, şöyle bir şey var.

 

Kalbimde kalan, sormak istediğim son bir şey daha vardı.

 

ーーAslında bunun, ilk görüşte aşk olduğunu bilseydin ne kadar şaşırırdın acaba?

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Bu, birbirlerine sevgi sözcükleri kullandıkları son seferdi.

 

Tatminkar bir şekilde gülümsemekte olan, yanakları aşkın rengine bürünen ve gözleri yaşlarla ıslanan Theresia van Astrea, bedenini yitirip kaşla göz arasında un ufak olmuştu.

 

Diz çökmüş olan Wilhelm’in kollarında artık kanayan, acı çeken bir kadın görünmüyordu, yalnızca bir kül öbeği kalmıştıーー ve bu da kadının bir zamanlar sürdürdüğü varlığa yönelik tek kanıttı.

 

“ーーーー”

 

Canı yanıp tükenen ve bir kül öbeğine dönen o varlık, Theresia idi. Wilhelm gözleri irileşmiş şekilde Theresia’dan kalanlara öylece, sessizce bakıyordu.

 

???: “…… Artık, tatmin oldun mu?”

 

Ve sessizliğini, hareketsizliğini koruyan Wilhelm’in yerine başka bir adam, sesini yükseltmişti.

 

Kırmızı saçlı, orta yaşlı adamınーー Heinkel’in nefret dolu bakışları yanı başında durmakta olan Reinhard’a çevriliydi.

 

Reinhard ise o bakışları yavaşça karşılayarak derin bir nefes verdi.

 

Reinhard: “Tatmin oldun mu derken, ne kastediyorsun?”

 

Heinkel: “Aptalı oynama, gördüğün gibi işte! Tatmin oldun mu? Artık tatmin olmuş olmalısın! Hem ismen hem de cismen『Kılıç Azizi』 pozisyonu artık tamamen sana ait, tebrikler! Önceki jenerasyonun azizini öldürerek unvanını çaldığın söylentileri de artık sorgusuz sualsiz gerçek oldu. Ha, tatmin oldun mu artık? Hey!”

 

Reinhard: “Ne söylemeye çalıştığını anlamıyorum.”

 

Heinkel: “Caka satarmış gibi şu surat ifadesine bürünme! Seni boktan velet!”

 

Diyerek boğuk bir nefes veren Heinkel, Reinhard’ı yakalamaya çalıştı.

 

Ancak Reinhard o parmaklardan kaçındı ve avuçlarına basarak babasının bedenini kontrol etti.

 

Şu anki 『Kılıç Azizi』, önceki『Kılıç Azizini』 kılıcıyla ölüme yollamaktan ötürü biraz olsun etkilenmemişti. İşin doğrusu, rakibi de öyle.

 

Ve ona bu gerçeği zorla idrak ettirmeye çalışan Heinkel’in boğazı ansızın belli belirsiz şekilde titremeye başlamıştı.

 

Heinkel: “Bundan kendine bir sahne yaratma, Reinhard…… ~hk.”

 

İyice çaresizliğe kapılan, kendi kalbinin yalpalayışını kandırmaya çalışan Heinkel, parmağıyla Reinhard’ı işaret edip ağzına geleni sayıyordu.

 

Heinkel: “İşleri ne kadar hoş ve iyi hale getirmeye çalışsan da benim gördüklerim değişmeyecek. Gerçek şu ki annemi…… Theresia van Astrea’yı öldürdün. Bunu ilan edeceğim. Bu söylentiyi her yere yayacağım ki artık hiç kimse seni『Kılıç Azizi』 olarak görmesin!”

 

“ーーーー”

 

Heinkel: “Ne kadar sakin bir surat ifadesine bürünürsen bürün『Kılıç Azizi』olarak prestijinden ödün vermene imkan yok. Şu ana dek buna devam etmiş olabilirsin ama artık bitti. Kendi akrabalarını kılıcıyla öldürenden『Kılıç Azizi』mi olurmuş? Kraliyetin kılıcı mı olurmuş? Hah, güldürme beni! Seni katil!”

 

Reinhard: “Komutan Yardımcısı, kaç defa tekrarlarsan tekrarla ne söylemek istediğini anlamıyorum. ーーEski jenerasyonu kılıcımla öldürdüğüm yalnızca Komutan Yardımcısının yanlış anlamasından ibaret.”

 

Heinkel: “Ha~h……?”

 

Reinhard’ın yüzü kızarmakta olan Heinkel’e sessizce verdiği cevap buydu. Karşılığında Heinkel gözlerini devirse de Reinhard’ın onu oyuna getirmek veya lafı dolandırmak gibi bir niyeti varmış gibi görünmüyordu.

 

Reinhard ona fikrini sunmuyor, yalnızca gerçekleri ifade ediyordu.

 

Reinhard: “Az önceki düşman, gizli sanatlar aracılığıyla hareket ettirilen bir cesetten ibaretti. Önceki jenerasyonun『Kılıç Azizi』…… yani büyükannem olamazdı. Ortada hala bir yanlış anlaşılma olabilir mi?”

 

“ーーーー”

 

Heinkel Reinhard’ın kelimeleri karşısında aptalca bir ifadeye büründü.

 

Sonra da ellerini kırmızı saçlarına yerleştirerek onları şiddetle çekiştirdi. Ve belli belirsiz bir kahkaha ve anormal bir gülümsemeyle,

 

Heinkel: “Öyleyse son anda olanlar da neyin nesiydi? Babamla konuştuğu o anlar!? Sana ve bana nefret dolu bakışlar attığı o anlar…… o anlardaki annem değil de neydi!”

 

Wilhelm: “ーーYeter artık, buna bir son ver, Heinkel.”

 

Heinkel dişlerini gıcırdatıyor, nefretle yanıp tutuşuyordu. Heinkel’in yangınını söndürense o ana dek sessizliğini koruyan Wilhelm oldu.

 

Öne eğilmiş halini koruyarak ceketinin kolunu yırtan yaşlı kılıç ustası, sağ omzundaki yarayla ilgileniyorduーー belli bir kılıç ustası tarafından açılmış olan yarayla.

 

『Ölüm Tanrısı İlahi Korumasının』yaraların kapanmamasına yol açan kabiliyeti, Theresia var olmayı kestiği anda etkisini yitirmişti. ーーYo, ondan da önce, Theresia’nın son anda akıl sağlığına kavuştuğu o anda etki sona ermişti.

 

Yerine son vedalaşmalarında Wilhelm’in sol omzunda açılan yaranın acısını bırakmıştı.

 

Aklı başında olan Theresia sol omzunda kalmıştı, vefat eden Theresia ise sağ bacağında.

 

『Ölüm Tanrısı İlahi Koruması』 kabiliyetiyle açılan yaralar her ikisinin de kaybıyla geçersiz kılınmıştı.

 

Heinkel: “Asıl sen dur, söylesene…… baba! Gerçekten senin için sorun yok mu! O……!”

 

Wilhelm: “Sus, Heinkel….. Sus.”

 

Diyen Wilhelm Heinkel’e itiraz ederek onun daha fazla konuşmasını engelledi.

 

Ve kolsuz ceketini çıkartıp Theresia’dan kalan külleri sarıp saklamak için kullandı. Onu bu soğuk rüzgarlarda bir başına bırakırsa çok yalnız kalırdı.

 

Hiç değilse küllerini doğru düzgün bir mezara gömmesi gerektiğine inanıyordu.

 

Heinkel: “ーー~hk.”

 

Babasının halini gören Heinkel dişlerini sıkarak kelimelerini boğazına tıkadı. Ve külleri toplamayı bitiren Wilhelm sarsıla sarsıla ayaklandı.

 

Kanaması kesilmiş olsa da bedeni çok fazla kan kaybetmişti. Sağ ayağındaki yara derindi, yani desteksiz yürümek hiç kolay değildi. Bu yüzden geçmişe dönen Reinhard, onun titreyen omuzlarını desteklemeye kalktı.

 

Ancak-

 

Wilhelm: “ーーUzak dur benden!!”

 

“ーーーー”

 

Dedesine uzanan parmakları, Wilhelm’in öfkesine maruz kaldı.

 

Reinhard kaldırdığı kolunu durdurdu, dedesinin omuzlarını destekleme çabasını bırakarak yüzünü ona döndü. Ancak Kılıç Şeytanı, ona bakmadan sessizce nefes almakla yetindi.

 

Wilhelm: “Reinhard……”

 

Reinhard: “ーーEvet.”

 

Wilhelm’in titreyen sesinin aksine Reinhard’ın sesi durağan ve ağırbaşlıydı.

 

Bu sesi işittikten sonra gözleri gözlerini buldu ve Wilhelm, ağzına gelen kelimeleri sarf etti.

 

ーーO kelimeler, bir soruya aitti.

 

Wilhelm: “Büyükanneni……. Theresia’yı kılıcınla ölüme gönderdiğin için pişman mısın?”

 

“ーーーー”

 

Bu soru ve yanıtı arasında ufak bir duraksama gerçekleşti.

 

Ya da belki de Reinhard bu soruyu da Heinkel’in önceki soruları gibi anlamsız bulup başından savmıştı.

 

Neyse ki çok geçmeden yanıtı yükseldi.

 

Reinhard: “Hayır. ーーBen doğru şeyi yaptım. Hiçbir pişmanlığım yok.”

 

Wilhelm: “…… Demek, öyle. Doğru.”

 

“ーーーー”

 

Wilhelm: “Sen haklısın. Bense hatalıyım. ーーİşte bu yüzden, artık seninle konuşacak hiçbir şeyimiz kalmadı.”

 

Kısık bir sesle bunu ilan eden Wilhelm, Reinhard’a arkasını döndü.

 

Dede ve torun, birbirlerine yüzlerini dahi dönmeksizin bu belirleyici soru cevap döngüsüne bir son verdi.  

 

Ve Wilhelm parmağını kaldırarak şehrin merkezini işaret etti.

 

Wilhelm: “Garfiel-dono’nun yöneldiği Belediye adına endişelerim var. Eğer mümkünse sizden destek sağlamak adına oraya yönelmenizi isterim. 『Kılıç Azizi』 Reinhard-dono.”

 

“ーーーー”

 

Korkunç derecede resmi, haksız şekilde mesafeli bu ciddi sözleri işiten Reinhard, Wilhelm’in parmağıyla gösterdiği noktaya baktı. Başıyla onay verdi ve Heinkel’e son bir bakış attı.

 

Onun sergilediği tavırlara hala kin besliyor olan Heinkel mavi gözlerini irileştirerek sertçe bir nefes alsa da Reinhard onun yaklaşmakta olan kindar kelimelerini umursamayarak,

 

Reinhard: “Dışarısı tehlikeli. Eğer mümkünse, Komutan Yardımcısı, bir sığınağa yönelin. ーーWilhelm-dono ile birlikte.”

 

Heinkel: “S-sen kapa o lanet olasıca çeneni! Bir an önce kaybol şuradan!”

 

Mağlup bir ruhun sözlerine maruz kalan Reinhard, yüzünü çevirdi. Ve aynı hızla kanala atılıp yüzeyini tekmelercesine bir binaya zıplayarak şehir merkezi istikametinde gözden kayboldu.

 

Onun bu acayip hareketlerini gören Heinkel yere tükürdü. Ve sonra da yaralı sağ ayağı yüzünden yavaşça yürümekte olan Wilhelm’e doğru koşturdu. Ancak-

 

Heinkel: “Baba-dono, tek başına gitmen……”

 

Wilhelm: “Beni şimdilik yalnız bırak. Şu anda hiç kimsenin yüzümü görmesini istemiyorum.”

 

Heinkel: “Baba……”

 

Wilhelm: “Benim için endişelenmene lüzum yok. Sen yalnızca kendin için endişelen. Uygun bir binada veya sığınakta saklanman…… iyi olmana yetecektir.”

 

Düşüncelerini dile getiren Wilhelm, Heinkel’i bir başına bırakarak yola koyuldu.

 

Ve elindeki ceketine karısının küllerini sarmış şekilde sırtını dikleştirdi, ayaklarını sürüyerek uzaklaşmaya başladı.

 

“ーーーー”

 

Heinkel babasını durduramadan veya onun yanında olamadan, öylece bir başına kalakalmıştı.

 

Wilhelm’in en nihayetinde gözden tamamen kayboluşuyla daーー

 

Heinkel: “Senin, sorunun ne……  senin sorunun ne, senin sorunun ne, senin sorunun ne, senin sorunun ne, lanet olsun, senin lanet olasıca sorunun ne!”

 

Meydanda bir başına kalan, kaldırımlarda dikilen, düz kaldırımlara gözlerini diken Heinkel öfkesini lanetlerle dışa vuruyordu. Kafasını sertçe kaşıyor, kelimelere dökemediği öfkesini kükreyerek aktarıyordu. Sonra da beline bağlı kılıcı yere fırlattı.

 

Güzel şövalye kılıcı yerde yuvarlanırken çıkan sesin tiz yankısı yükseldi.

 

Heinkel: “Lanetlanetlanetlanetlanet, herkese lanet olsun……! Herkes geberip gitsin……! Gidip gebe~e~e~e~e~e~ ~rinnn ~hk!!”

 

Heinkel’in kanlı ve nefret dolu çığlığı ıssız meydanda tek başına yankılanıyordu.

 

Uçsuz bucaksız, sonsuz bir kin ve kederin karışımı olan çığlığı uzaklara yayılıyorduーー

 

Büyükbabanın, babanın ve torunun savaşı böylece sona ermişti.

 

Bir leydi, bir büyükanne, bir anne, bir eş.

 

Theresia van Astrea’nın hayata veda edişi, üç adamın kalbinde derin yaralar açmıştı.

 

ーーİşte bu da Su Kapısı Şehri Pristella’daki tüm savaşların sonuncusuydu.

 

#Theresia van Astrea bölümü başından sonuna beni çok etkiledi. Detaylarını çok merak ettiğim, böyle hüzünlü bitmesini hiç istemeyeceğim bir hikayeydi. Bölümün sonlarında hüznün yanı sıra öfkeye de kapıldım açıkçası. Tabii karakterlerin o an ne yaşadığını da düşünmek gerek. Evet, o kişi son ana dek Theresia değildi, hatta başlarda Theresia’ya bir hakaret gibiydi. Ayrıca Reinhard ona saldırmasaydı Wilhelm de Heinkel de ölmüş olacaktı. Ama son anda Theresia’ya dönmesi ve yirmi yıldır beklenen aşk itirafının gerçekleşmesi işi dramatikleştirerek ölüm anını korkunç kıldı. Reinhard doğru olanı yapmış olabilir ama gerçekten çok duygusuz ve dobra bir karakter. Birinin annesi, birinin karısı, kendisinin de büyükannesi onun elleriyle küle dönmüşken ne olursa olsun bu kadar duygusuz davranmamasını isterdim. Wilhelm ile son diyalogları ve sonrasında Wilhelm’in aşırı ciddileşişi, Wilhelm’in karısının küllerini ceketine sarıp aksaya aksaya gidişi, Heinkel’in iyice kafayı yiyişi falan… Hem izlenilesi hem de izlenilirse hüngür hüngür ağlanılası… Bunca konuşmadan sonra ben susayım. Siz de yorumlarda konuşun, bu bölüm hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Hadi önce yorumlarda, sonra da bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 20537 Üye Sayısı
  • 806 Seri Sayısı
  • 40020 Bölüm Sayısı


creator
manga tr