Cilt 5 Bölüm 67 [ Liliana Masquerade ] (1/2)

avatar
972 5

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 67 [ Liliana Masquerade ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



Açığa çıktığı üzere Liliana, söylemek istediği şarkının sözlerini hatırlamıyordu.

 

Liliana’nın soyu annesinden annesinin annesine, hatta onun annesine ve ötesine dek tek bir yere yerleşmeyen, bunun yerine dünyayı gezen bir soydu.

 

Bir ozanın durgun mesleğinin sıkıntı yaratması gayet tabiiydi. Tek bir yerde kalmaz, rüzgarlarla ve kalplerinin geçici hevesleriyle birlikte yalnızca iki ayaklarıyla durmak bilmeksizin seyahat ederlerdi. 

 

Ozanların pek çoğu bir araya gelir, birlikte performans sergilerdi. Fakat Liliana bu bir araya gelme olayına pek düşkün değildi. Başkalarıyla birlikte olmaktan hoşlanmıyor değildi, daha ziyade onun ilgi alanları farklıydı. Müzik anlamında elle tutulur bir farkları vardı.

 

Tıpkı annesi ve onun soyu gibi Liliana da tek başına yolculuğa çıkmıştı. Ancak onun bağımsızlığının kişilikleri çeşitlilik gösteren bu ozan grubuyla kıyaslandığında bile oldukça erken açığa çıktığı inkar edilemezdi. Liliana ebeveynlerinin yanından ayrıldığında yalnızca on üç yaşındaydı.

 

“Hey, küçük velet! Böyle bir fikre nasıl kapılabilirsin! Ailenin seninle aynı fikirde olması yeterli değil mi?”

 

Önemsiz bir mesele olmasa da kaçışının altında bir tartışma yattığı şüphesizdi. Liliana onlu yaşlarının başından beri bağımsız yaşama arzusundaydı. Bunlar kendisini hayallerini kovalamaya fazlasıyla kaptırmış bir kızın pervasız görüşleriydi ve ebeveynleri, bilhassa da annesi onu zorla yanlarında tutmuştu.

 

On yaş civarında genç Liliana’nın hisleri yaşıtı olan kızlara nazaran daha olgun hale gelmişti. Bunun sebebiyse babasının performansları, annesinin şiirleri ve akrabalarının samimi etkisiydi.

 

Genç Liliana için annesinin söylediği şarkılardaki karakterler çarpıcıydı. Onların maceralarını, mücadelelerini, çarpışmalarını, aşklarını, entrikalarını dinleyen Liliana’nın kendi ayaklarının yerinde saymasına sonsuza dek dayanması mümkün değildi.

 

— Kendi şarkıları aracılığıyla tanıdığı insanlar, hayattaki yollarını özgürce seçebiliyordu.

 

Şarkılarda beliren o kahramanlar, on yaşındaki Liliana’nın gözünde arkadaşlarıydı. Onlarla aynı yolda yürümek, aynı manzaraları izlemek, aynı göğün altında kafasını kaldırmak, aynı tadı almak istiyordu.

 

Takip eden üç yılı bu hislerle yaşayarak direnebilmişti. 

 

Tek bir gayeye yönelik bir tutkuyla, yoldaşlık hissiyle yanıp tutuşmuş, babasından lu-lir çalma yeteneğini, annesinden de o şarkının ve birkaç ünlü şarkının sesini çalmıştı.

 

Ve on üçüne bastığı gün annesinin geleneksel olarak lu-liri kendisine verişi ve yaşadığı ebeveyn-çocuk tartışması sonrasında ailesinin yanından kaçıp bir başına yola koyulmuştu.

 

Hahahaha! Bekle de gör, ihtiyar kadın! Ozanların hükümdarı olacağım!...

 

Ebeveynlerinin yolundan tamamen kaçınarak gece göğüne bir başına yeminini etmişti. 

 

Liliana Masquerade’nin büyük macerası, artık başlıyordu.

 

Ailesi on yaşından bu yana Liliana’nın pervasızlığı yüzünden hayıflanıyordu. 

 

Yeteneklerinin henüz olgunlaşmamış oluşunu, melodileri öğrenmeyişini şakaya vuruşunu, arada bir yemek yemeyi reddedişini şikâyet ediyorlardı.

 

“Heheheh! Senin gibi küçük bir kızın bir başına yaşayabileceğini düşünmesi için on yaş çok erken! Böyle küstah bir çocuk olsa olsa tuzağa düşen tavşanların etiyle ilgilenir!”

 

“Oh aman, oh aman, seni zavallı şey! Bugünkü tavşan nasıl da pişmemiş görünüyor ama buna rağmen yeniyor, öyle mi? Ebeveynlerini dinlemeyen bir çocuk gerçekten acınası!”

 

İyisiyle kötüsüyle, hayallerinin peşinden koşan cinste ebeveynlerdi.

 

Onlar gibi bir çift için tek kızlarının vedası ne kadar yürek burkucuydu kim bilir. Bu vedaya yol açan tartışmaların sayısıysa bayağı çok olmalıydı. 

 

“Yemek tüketimi azalır işte! Bundan böyle günde üç öğün yeriz!”

 

“Liliana gittiyse biz de yeni bir çocuk yaparız, ne olmuş!”

 

Elbette bazı tartışmalar yaşanmıştı. Elbette acılıydı. Aynen öyleydi.

 

Ve aile arasında yaşanan bir tartışma, aldığı son hediye olmuştu.

 

Liliana’nın hayalleri yıkılacak olursa ailesinin yanına dönmek gibi bir şey yapamayacaktı.

 

Liliana’nın yolunu kesmek için böyle şeyler söylemişlerdi.

 

Bir kaçış yolu düşüncesiyle güçsüzleşmek insan doğasının bir parçasıydı. Bir yol olduğu sürece insanın kararlılık alevi sonuna dek yanamazdı.

 

Bilhassa kendine ait bir evi olmayan gezgin bir tüccar söz konusuysa.  

 

Aile ve memleket genelde bir araya gelen kavramlardı. Aileye bel bağlamak, istemsizce var olan, karşı konulamaz bir eğilimdi. Bağımsızlığın önündeki en büyük engel de buna bir son verebilme eylemiydi.

 

İşte Liliana, gençliğin verdiği pervasızlık ve ebeveynlerinin kurnazca manipülasyonları sonucunda bu engelin üstünden gelmişti.

 

Çamurlu suları yudumlayan, ot köklerini çiğneyen, güçsüzlük ve açlıktan bunalan Liliana “geri dönmeyi” düşündükçe… “bunu” düşünüp onların aklından geçenleri fark etmişti.

 

Eğer o zaman kararlılığı bozulsaydı lu-lirini bir kenara bırakabilirdi. Bu yüzden ebeveynlerine teşekkür ediyordu. Onlardan ayrılmakla en iyisini etmişti.

 

“Eeeh!?”

 

Yıllar sonra onlarla başka bir şehirde karşılaştığında anlaşmazlıklarının üstesinden hala gelememişlerdi.

 

Üstüne üstlük ebeveynlerinin kollarında kendisine yabancı bir çocuk vardı.

 

Liliana onun kız kardeşi olduğunu varsaymış ama ebeveynleriyle konuşmak yerine göğsünü kabartıp sırtını dikleştirmiş, geldiği yere geri dönmüştü.

 

Belki yıllar sonra daha gurur duyulası başarıları olursa ebeveynleriyle buluşabilir, hatta bu, gülümsemeler ve mutlu sohbetler içeren bir buluşma olabilirdi.

 

Fakat o günkü haliyle fena halde yetersizdi. Öyleyse böyle devam etmemeliydi.

 

Tabii ki o günkü karşılaşmadan sonra ebeveynleriyle bir daha hiç karşılaşmayabilirdi. Kendisini henüz ismini öğrenemediği küçük kardeşine ablası olarak tanıtma fırsatını hiç bulamama ihtimali de yüksekti.

 

Fakat Liliana’nın seçtiği şey buydu, şarkıya dayalı bir hayat yoluydu.

 

İleriki günlerde, dünyaca ünlü bir ozan olduğunda, ebeveynlerinin dinleyen herkese sorumsuzca yorumlarda bulunacağı kesindi. Bu yorumların ilk kurbanı da hiç şüphesiz ki küçük kardeşi olacaktı. Ve bu nedenle ufak bir tutku daha edinmesi tamamen doğaldı.

 

Heheh, ne kadar da kalpleri çarpıtan bir gelecek vizyonu! Çok büyük bir istek olmasa gerekti…

 

Liliana on yedi yaşına geldiğinde kendisine yeni bir kararlılık edinmişti.

 

Artık yirmi ikisine varan Liliana, tam dokuz yıldır bağımsız bir hayat sürüyordu – alışılmadık ve sıkıntılarla dolu bir hayat olması kaçınılmazdı.

 

En kayda değer şey, on üç yaşında yolculuğuna başlayışının ve ozanların efendisi olacağını ilen edişinin hemen ertesi günü ayaklar altına alınmış olmasıydı. Yoldan geçen tüccarlar tarafından kurtarılmasa ve pazarlık gerektirmeyen el değmemiş bir kız olmasa bir başına acınası bir şekilde öleceği kesindi.

 

Geçimlerini kazanmak için oradan oraya seyahat eden bir tüccar grubuydu.

 

Liliana onlar tarafından alınıp bir hizmetkar olarak ilgi görmüştü. Bu, yatağı ve yemeği olduğu sürece gerçekten bir başına gerçekleştirebileceği bir yolculuktan çok daha güvenli, çok daha rahat bir yolculuk şekliydi.

 

Şehirlere ulaşan Liliana lu-lirini alıp yol kenarlarında para için şarkı söylüyordu. Ebeveynlerini terk edişinin ardından sergilediği ilk performans unutulmazdı.

 

Tüccarlar yaklaşık bir yıl kadar onunla ilgilenmiş ama sözcüleri o şehre yerleşip kendi dükkanını açınca grup dağılmıştı. Dağılan tüccarlardan birkaç grup Liliana’yı kendilerine katılmaya davet etse de o, ciddiyetle davetleri reddedip bir başına devam etmişti.

 

Daha güvenli ve rahat bir yolculuk şeklini terk ederek bir insan olarak kendisini yenileyecekti.

 

Başlangıçtaki gayretsiz günler geride kalmış, Liliana Masquerade’in masalı başlamıştı. Oldukça güçlü bir masal olduğu şüphesizdi.  

 

Sonrasında zahmetli bir iki yılı geride bırakmıştı. Bir tüccar grubunun veya saygıdeğer ozan hanesinin bir parçası olup bir iz taşıdığını unutmuş, gaddar dünya müzisyen ailesinden ayrılan o küçük kıza hiç ilgi göstermemişti.

 

İşte o zaman, gitmeden önce yapılan değerlendirmeleri tam anlamıyla anlamıştı.

 

İşte o zaman, bu dünyanın bir başka büyük gerçekliğinin farkına varmıştı.

 

İçerisinde yaşadığı dünyayla biricik hikayelerinde yaşayan kahramanlarının yaşadığı dünya tam anlamıyla farklıydı ve hiçbir şekilde o kahramanların yoldaşı olamazdı.

 

Başlangıcı hiç de eşsiz olmamıştı.

 

Her zamanki gibi ot köklerini kemirdiği, dağlarda bulamayacağı kırmızı meyveleri tükettiği ve bir başına karın ağrısıyla ateş ıstırabı çektiği bir gecede, anlamıştı.

 

“Aaaah.”

 

Bildiği o heyecan verici hikayelerin kahramanları böyle olmamalıydı.

 

Çünkü onların masalları bitmiş gitmişti. Taze kan tükürdükleri, özlemlerini dile getirdikleri, umutlarını haykırdıkları, kılıçlarını savurdukları o günler mazide kalmıştı.

 

Liliana onların ayak izlerini takip etmiş, başkaları tanık olabilsin diye onların masallarını dokumuştu. Yalnızca bunu yapmıştı.

 

Liliana onları sevmişti ama onlar Liliana’yı hiç sevmemişti.

 

Düşünceleri tamamen tek taraflı olmuştu ve bu, ölüp gitmiş bir şeye takılıp yolunu yitirmek gibiydi.

 

— Öyleyse, ozan dediğin kimdi?

 

  “Ozanların hükümdarı olmak için!” diyen, Liliana bir yıl boyunca bir ozan gömleği giyinmiş ve nihayet ne kadar işe yaramaz biri olduğunu anlamıştı.

 

“Aaaaaah!”

 

Üç gün üç gece boyunca acıları, ateşi ve kusması ara vermeden devam etmişti.

 

Başını eğen Liliana, bunun acı bir düş mü yoksa gerçeklik mi olduğunu irdelemişti.

 

Dördüncü günün sonundaysa toparlanıp kalkmış, yüzünü nehirde yıkamış, suyunu içmişti.

 

Sudaki yansıması, önceki benliğinden farklı bir çehreye sahipti.

 

Yaprakları hışırdatan rüzgar ve böceklerle kuşların canlandırıcı sesleri nehir boyunca akıyordu.

 

Ve işte orada, ilk defa şarkıyı hissetmişti.

 

Gözlerinden yaşlar akan Liliana, nehre atlamadan edememişti.

 

Müzikleri suyun yüzeyine çıkan böcekler, kuşlar ve balıkların her biri irkilmiş, kafası sulardan çıkan Liliana içten bir kahkaha patlatmıştı. Bağırmıştı, gülmüştü, ağlamıştı.

 

Bedeni kuru çamurlar ve kirli sularla süslenmiş halde dağdan inip sokaklarda dikilmişti.

 

Kirli giysiler giyinmiş, bir enstrümanı sıkı sıkı tutmuş genç kızın görüntüsü herkesi rahatsız etmişti. Dükkan sahiplerinin ifadesi bu rahatsızlığı yansıtırken yoldan geçenler tedirgin olmuştu.

 

Yalnızca bir iki saniye orada durmak bile düşüncesizce bir yolcu tarafından yere devrilmekle sonuçlanabilirdi.

 

Fakat sokaklarda dikilen Liliana, çevikti. Bir an önce başlamazsa devrileceğini düşündüğünden değildi. O an için tek arzusu bir an önce şarkı söylemekti.  

 

“——”

 

Lu-lirini çekişi birkaç kişi tarafından fark edilmişti.

 

Kirli pasaklı kızın ellerinin eskimiş ve solmuş lu-lire dokunuşu nefes kesici bir şeye dönüşmüştü.

 

Bunu kaç kişinin fark ettiği sorgulanabilirdi.

 

Gerçekten bir şey yaşansaydı bunu fark eden insanların hızla uzaklaşacağı kesindi.  

 

Liliana’nın performansı başlamış ve o narin, büyüleyici elleri müziğini yansıttığı anda sokaktaki tüm adımlar ve tüm nefesler kesilmişti.

 

Bir an için herkes kalplerini kasıp kavurmak için bekleyen muazzam bir dalga misali hayati bir değişimin farkına varmıştı.

 

Sesin kaynağı olan, sokağın ortasında duran kirli genç kız, herkesin bakışlarının odak noktası olmuştu.

 

Liliana bu bakışların ağırlığını hissediyor ve aynı zamanda yücelen benliğini tanıyordu. Sahnesi hazırdı ve tek nefeste sahnenin içine girmişti.

 

Ve performansına yönelik alkışlar doruk noktasına ulaşırken Liliana’nın şarkısı başlamıştı.

 

[Şarkı], herkesi geçmişte söylenen şarkılarla birebir aynı olduğuna inandırırcasına boğazından taşıp çıkıyordu.

 

Ünlü melodilere yönelik bilgileri, düşünceleri oradan oraya savruluyor, içini delip geçiyordu.

 

Birbirleri için yaşayan bir çiftin, kendilerini ayrılmaz gören dostların açık yüreklilikle göğe yükselişini izliyordu.

 

— Şarkı bir armağandı ve kendisi, masallarını şarkıya döktüğü arkadaşlarının gözünde bir hiçti.

 

Liliana bir ozan olarak varlığıyla ilgili bu kadarını anlamıştı.

 

Ve bu anlayışla bundan böyle bir başına şarkı söylemeye devam edebilecekti.  

 

Bu dünyada böylesine ibret verici insanların var oluşuyla hava atacaktı.

 

Bir zamanlar arkadaşı olduğunu düşündüğü o ibret verici insanların sevimliliğiyle hava atacaktı.

 

Elbette harika insanların dostu olacağı, böyle harika insanlarla dost olmanın gururuyla böyle bir şey yapacağı günler gelecekti…  

 

— Şarkısını bitiren Liliana gözyaşı dökmüştü.

 

Nutku tutulan insanlar da onun gözyaşlarını paylaşmış, burunlarını silmişti.

 

Ve sokakta gök gürültüsü misali yankılanan alkışlarla birlikte Liliana Masquerade bir ozan olmuştu.

 

İşte o günden bu yana müzikle olan tanışıklığı varlığını sürdürüyordu.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Yanan kontrol kulesinin üzerindeki Liliana, şarkı söylediği, insanlarla şarkı söylediği, bir ozan olarak şarkı söylediği ilk günü anımsamıştı.

 

Şu anda da o günküne benzer bir his, kalbinde dans ediyordu.

 

Şarkıya dökmek istediği, kelimelerle ifade etmek istediği, dile getirmek istediği çok fazla şey vardı. Şarkının ortasındayken de durum buydu. Takıntı denilebilecek bir derecedeydi.

 

Son anına dek yanmayı seçmişti ve şu anda bile şartlara aldırış etmeksizin yanıyordu.  

 

Liliana kavurucu sıcaklığı hissetmiyor olabilirdi ama tüketici sıcaklık ona işkence etmeyi sürdürüyordu.

 

Tüketici sıcaklık sırtına ıstırap verir, kontrol kulesine tırmanan bedeni alevler içerisinde kıvranırken acı çığlıklar atma arzusu devam ediyordu. Onu diz çökmeye zorlayan acılar, ağrılar yüzünden o anda çığlığı basmak istiyordu.

 

Fakat feryat etmek gibi bir şey, çok yakışıksız olurdu.

 

Gözlerinin önünde şarkı söylemek istediği bir seyirci grubu duruyordu. Ve bu boğazın işlevi çığlık atmak değildi.

 

“——”

 

Zihninde beliren şarkı, annesi veya ailesinden gelen şarkı değildi.

 

Bir ozanın yükümlülüğü kendisine miras kalan hikayeleri yaşatmaktı ve bu bir ozan için yanlış bir adım olabilirdi ama bu, Lilana’nın bu dünyayı anladığı ilk saniyede aldığı bir armağandı.

 

Bir sonraki şafak geldiğinde, gökyüzü kırmızıya bulanacaktı.

 

Gecenin peşinden, Liliana’nın görmeyi sevdiği sabah göğü gelecekti.

 

Günün kırmızı ve sarı lekelerle doğuşu, herkese gerçek bir sabah getirecekti.

 

Şafağı aşan bir gökyüzü.

 

Gece ne taşırsa taşısın, gün mutlaka ağarırdı.

 

Mavi göğün şafağı aşışı, yeni bir günün başlangıcı olurdu.

 

“——”

 

An itibarıyla kargaşa yavaşça şehre nüfuz ediyor, çokça kişi tedirginlik ve kederin etkisi altında hareketsiz kalıyordu.

 

Ne geri ne de ileri bakmanın mümkün olduğu bir gecenin ortasında her birinin mücadele edişi, gerçeklikti.

 

Ama, Liliana buna rağmen, şarkı söylemek istiyordu.

 

Çünkü şarkı söylemek istiyordu, şarkı söylemek istiyordu.

 

Şarkı söylemek istediğinde kendisini tutup şarkısını söylememenin verdiği ıstırabı atlatamazdı.

 

Ve bu yüzden, şu anda istediklerini iletmek adına şarkısını kullanmak için mükemmel bir vakitti.

 

Dikkatlice sıkıştırdığı titreyen boğazını gevşeten Liliana, şarkı söylemeye devam ediyordu.

 

Parmakları lu-lirin üzerinde dans edermişçesine kımıldanıyor, işin doğrusu, bir yandan dans edip bir yandan şarkı söylüyordu. Kontrol kulesinin üzerinde, etrafındaki herkesin kendisini duyabilmesini istiyordu.

 

Fakat içler acısı bir şekilde, sesinin herkesin kulaklarına ulaşmasına imkan yoktu.

 

Sorun yalnızca sesinin yüksekliği değildi. Uzaklık meselesi vardı. Dinleyenlerin içleri sıkkındı. Liliana ne kadar gayret ederse etsin var olan fiziksel ve zihinsel bariyerler inkar edilemez bir gerçeklikti.

 

Liliana şarkının gücüne inanıyordu.

 

Fakat, gerçek bir şarkı sayılabilmesinin tek yolu melodinin özveriyle yayılmasıydı.

 

Her yöne yayılacak olursa, kaç kişi gerginliğinin ve kederinin üstesinden gelirdi?

 

Belki yüzler, hatta binlercesi. Liliana’nın büyülü bir cihazın yardımı olmadan böyle geniş bir kitleye ulaşma tecrübesi yoktu.

 

Sesi dağıtmanın, eşzamanlı olarak etrafa yaymanın bir yolu olmadıkça normal bir insan böyle bir şeyin altından kalkamazdı.

 

Liliana’nın mücadelesi çok umutsuz, arzusu çok imkansızdı.

 

Bir zamanlar on yaşında olan Liliana, kendi kötü ebeveynleri tarafından fazla pervasız olarak görülürdü.

 

Peki bugün, yine o zamanki gibi, aynı şeyleri mi tekrar ediyordu?

 

Şarkının gücü gerçekti, öyleyse onu aktaran kişi olan kendisi mi sahteydi?  

 

“——!”

 

Bu şüphe, çaresizce boğazını duraksattı.

 

O anda,

 

“Liliana— sevgili şarkıcı. Şarkı söylerken yükselen o sesinle, seni sonsuza dek yanımda tutmak isterim.”

 

Liliana’nın zihninde şapşal safsataları olan şapşal bir adamın sesi belirmişti.

 

Tuhaf bir adam. Tuhaf olduğu şüphe götürmez. Hatta sapkın daha isabetli olabilir.

 

Liliana’nın şarkısını işiten, kötülüğün dokunduğu kişiler varlığını koruyordu.

 

Liliana hepsiyle mesafeli olmayı sürdürüyordu. Şarkı söylemekle bağdaşmayan, başkalarına ödünç verilemeyecek bir içtenlik teşebbüsü. Bu, bir ozanın kendini adamışlığıydı.

 

“Güzelliğine aşık oldum. Lütfen yanımda kal!”

 

Ve böylece, o, Liliana’yı kalbine yakın tutmayı deneyen ilk kişi olmuştu.

 

Liliana’nın bir ozan olduğunu fark etmesi, onu görüp aşkını ilan etmesinden sonra gerçekleşen bir şeydi. Dürüst olmak gerekirse önünde ilk defa şarkı söyleyişinde gözlerinin şarkısı yerine yüzü, göğsü ve ayaklarında dolanışı son derece rahatsız ediciydi.

 

Fakat bu, adamın Liliana’nın şarkısından etkilenmediği anlamına gelmiyordu. Ve Liliana’ya yönelik hisleri bir sahtekarlık katmanıyla örtülmüş de değildi.

 

Görünüşüne ilgi göstermiş, şarkısını anlamış, onun ayrılmasının mümkün olmadığı biri olduğunu bilmişti.

 

“Pristella şehrinin dört büyük kapısı var. Bu yüzden şehirde acil durumlar için bir sürü sığınak bulunuyor. Bu büyülü cihazın amacı da vatandaşların günbegün güvende olduklarını daha iyi bilmesi ve acil bir duruma hazırlıklı olması.”

 

“Eh… ne olmuş yani…?”

 

“Hadi Liliana’nın şarkısını o radyo aracılığıyla çalmayı deneyelim. Bu şehirde henüz şarkını anlamamış bir sürü kişi var ve bu da harika bir fırsat.”

 

Büyülü cihazla şarkısının güçlendirilişi, Liliana için bir kestirme yoldu.

 

Şarkı dediğin seyircinin önünde söylenmeliydi. Liliana isteksizce reddetmişti. Ama o, yalnızca pervasızca gülmekle yetinmişti.

 

“Görünümünün tek sahibi ben olayım istiyorum. Ama şarkın katiyen kısıtlanabilecek bir şey değil. Geri kalanlara Şarkıcı, bana Liliana. Yapılamayacak bir şey mi ki?”

 

O tuhaf tip, gerçekten de böyle çarpık bir niyetle gülmüştü. O Liliana’yı bu şekilde ikna etmek istiyorsa Liliana da homurdanmak istiyordu.

 

Bu dünyada kayıtlara geçmiş pek çok aşk hikayesini biliyordu.

 

O hikayelerde aşktan gözü dönenlerin kalpleri çalınıyor, sarsılıyordu. O, Liliana’yı tanıyordu. Hangi sözlerin etkileyici, hangi tavırların heyecan verici olacağını biliyordu…

 

Ve bu yüzden Liliana, bu sözleri hafife almamıştı.

 

Tatlı sözler olmayabilirlerdi ama, ama, Şarkıcının sesini takdir etmişlerdi.

 

Bu yüzden abartıp göğsünü kabartmadan edememiş, kendisine uyduğunu söylemişti.

 

O kişi daima Liliana’nın [Şarkıcı] olmasını arzuladı diye.

 

O kişi Liliana’yı bu şehrin şarkıcısına dönüştürdü diye.

 

“——”

 

İletişim kurmak için, yankı bulmak için, ürpertmek için, bu özlem—

 

Gece ne kadar karanlık olursa olsun, önünü görmek imkansız olsa bile.

 

Öyle olsa bile, sabah geri gelirdi, daima öyle olurdu.

 

Herkesten daha kararlı, buna her şeyden daha çok inanır şekilde, bu uğurda şarkı söyleyen kişi.

 

Su Kapısı Şehri Pristella’nın Şarkıcısı, Liliana Masquerade.

 

“——”

 

Böyle bir histen en ufak bir acı derlenemezdi.

 

Lu-lirini tıngırdatan bileklerinden uyum içerisinde dans eden ayaklarına, dur durak bilmeksizin şakıyan boğazına dek her şeyiyle yalnızca bu hisse kapılmıştı.

 

Şarkı söylüyor, şarkı söylüyor, şarkı söylüyor, farkına varmıyordu.  

 

Ruhları kontrol edilen kişilerin feryatları artık kulaklarında yankılanmıyordu.

 

Yanan kanalın karşı tarafında acı içerisinde iç çekenlerin bakışları yukarıdaki boş göğe çevrilmişti.

 

Yo, boş değildi. Alevler içerisindeki kontrol kulesinden işitilen ses vardı.

 

Zirvedeki minyatür figür, büyük bir mesafeden bağırmayı sürdürüyordu.

 

Gözler ondan ayrılamıyordu. Kulaklarıyla tamamen odaklanan millet, nefesini tutmuş halde pürdikkat dinliyordu.

 

Duymamaları gereken bir şarkı, herkes tarafından net olarak duyuluyordu.

 

Bu bir mucize değildi, halüsinasyon da. Başpiskoposun gücü de değildi, sahiden paylaşılan hiçbir duygu yoktu.

 

Bu, Liliana’ya göklerin bahşettiği bir armağan olan [Telepati İlahi Korumasının] gerçekten çiçek açışıydı.

 

O ana dek bilinçaltında var olan ilahi koruma, yalnızca bu ana ulaşılışıyla etkisini gösterebilir hale gelmişti. Bir şarkıcı olarak kabiliyeti ve bu umutsuz anda yardımcı olabilmek için her şeyi bir kenara atışıyla Liliana, şehre nüfuz eden muazzam bir güce dönüşmüştü.  

 

Tabii ki kendisi bunun farkında değildi.

 

Ayrıca orada ona durum hakkında bilgi verecek biri de yoktu.

 

Liliana yalnızca tüm kalbi ve ruhuyla şarkı söylüyordu.

 

Bir ozan oluyor, neyi var neyi yoksa şarkısına katıyor, her şeyi o ana döndürüyordu.

 

İşte böylece, Pristella’nın Şarkıcısının sesi yankılanıyordu.

 

#Liliana’nın çocukluğuna dek indiğimiz bu bölümle birlikte nihayet şarkı söyleyişine tanık olduk. 67. bölümün ikinci kısmıyla birlikte artık bu cepheye bir son verecek ve Oburluk cephesine geçeceğiz. Öyleyse yıllardır okuyormuşuz gibi gelen Liliana cephesinin son kısmında görüşmek üzere!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21985 Üye Sayısı
  • 840 Seri Sayısı
  • 40728 Bölüm Sayısı


creator
manga tr