Cilt 3: Son Söz II [Yiyelim] (1/2)

avatar
18116 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 3: Son Söz II [Yiyelim] (1/2)


 

Çevirmen: Clumsy Düzenleyici: Ratel

 

***

Animeyi izlemeden başlamayın.

***

 

Sallanan ejder vagonunda Rem, yalnızca onu düşünüyordu.

 

İsmi aniden aklında beliren Rem, yavaşça yüzünü kaldırdı ve gözlerini parlak güneş ışıklarına karşı kıstı. 

 

İçi beyaz balina ile yapılan savaşın yaralı askerleriyle dolu olan ejder vagonlarına doğru göz gezdirdi.

 

Neticede yalnızca acil müdahale gerekenler tedavi edilmişti, daha fazlası ise hala ciddi derecede yaralıydı. Yine de acılarına rağmen, dudaklarının kenarları yalnızca uzun zamandır hayal ettikleri şeyi başarmanın mutluluğunu yansıtıyordu. Bu hayali yıllarca taşıdıktan sonra, onun yaralanmak veya ölmekten dahi fazla şey ifade ettiğini görmüşlerdi. Yola çıktıkları şeyi başarmış, başkente doğru muzaffer dönüşlerini gerçekleştiriyorlardı.

 

Rem ise kalbindeki acıya hakim olamadığı için kendinden nefret ediyordu. 

 

[Crusch: Gergin görünüyorsun Rem. Hala onun için mi endişeleniyorsun?]

 

[Rem: …Crusch-sama]

 

Sese doğru dönüp yanında oturan Crusch’ı gördü.

 

Hafif bandajlarıyla yaralarının hiçbir ciddiyet belirtisi göstermiyor oluşu övgüye değerdi, ancak tükenmiş gücünü gizlemek imkansızdı. Vagonda yolculuk etmelerinin bir sebebi de Crusch’ın, Rem’in bu durumdayken bir yer ejderiyle yalnız yolculuk etmesi konusunda içinin rahat etmemesiydi. Bu yüzden en azından başkent görüş alanlarına girene dek ona eşlik etmeye karar vermişti.

 

Rem’in tedirgin görünüşünü hisseden Crusch omuz silkti.

 

[Crusch: Buna kıyasla…] (başını sallayarak)

 

[Crusch: Onun yanında ona yardım edebilecek Wilhelm, Ferris, seferin seçkinleri ve Ricardo’nun ücretli ordusu var. Ayrıca Anastasia olayların böyle gelişeceğini öngörmüş olmalı. Rakibin gücü endişe verici olsa da onların kaybetmesi için bir sebep olduğunu düşünmüyorum.

 

[Rem: Öyle bile olsa bencilce endişelenmeyi kesemiyorum. ]

 

[Crusch: Hala endişeni ortadan kaldıramıyorsun ha... Zorluk seninle ilgili olduğunda üstesinden gelene kadar kendini geliştirmen mümkün. Ancak başka biriyle alakalı olduğunda bu oldukça zorlaşıyor. Ah, ama sonuç olarak ben insanları rahatlatmak konusunda çok kötüyüm, özür dilerim. ]

 

Rem’in iyice kaygılandığını gören Crusch yanlış bir konuşma yaptığını fark edip gözlerini devirdi. Ama soğuk ve ciddi biri olan Crusch’ın aniden karakterinden çıkmış olması Rem’i istemsizce gülümsetti. 

 

[Crusch: Eh, bu iyi] dedi bunu görüp memnuniyetle kafasını sallayarak.

 

[Crusch: Natsuki Subaru bir keresinde ‘’Gülümsemek Rem’e daha çok yakışıyor değil mi?’’ demişti. Sebepsizce söylenmiş gibi gelse de anlaşılan tamamen aptalca bir söz değilmiş.]

 

[Rem: Crusch-sama… Gülümsediğin zaman tamamen farklı bir izlenim bırakıyorsun. Genellikle sertsin ama gülümsemeye başladığında...]

 

[Crusch: İnsanlar bunu sık sık dile getiriyor, buna kızmadığımı söyleyemem. Çünkü insanların içinde sebepsizce gülmem. Sanırım giderek sevilemez hale geliyorum…]

 

Rem bunu bir şaka olarak algılasa mı emin olamamıştı ancak Crusch’ın tatlı gülümseyişini görünce aynı şekilde kendisi de gülümsedi. Her zaman özgüven eksikliği çeken Rem’e göre daima cesur ve gururlu olan Crusch ideal bir kadındı. Ama tabii ki Rem’in kalbinde en büyük onur, ablası olan Ram’a ayrılmıştı.

 

[Crusch: Cadı tarikatı yollarının üzerinde … Emilia’nın kimliğini düşününce az çok beklense de onlar hakkında daha fazla şey öğrenene dek önlem almamız gerekiyor. Natsuki Subaru bunun farkında ama Lord Mathers’ın(Roswaal) gerçekten bir planı var mı?]

 

[Rem: Efendimin zihninin derinliği ile bunu bilmem mümkün değil. Sorsan da söyleyemem.]

 

[Crusch: Bu kırıcıydı. Sonuçta müttefik olduğumuza göre, küçük bir bilgi çok da kötü olmazdı.]

 

Bu belki de Rem’i negatif düşüncelerine batmaktan kurtarmak, kafasını dağıtmak içindi, doğrusu Crusch sayesinde Rem artık tek başına endişelerine dalmıyordu. 

 

Üstelik Crusch iyi bir noktaya değinmişti, Roswaal L. Mathers gibi bir adamın tüm bunlar için bir planı olmalıydı. Şüphesiz Subaru'nun eylemleri ustasının amaçlarını ileriye götürürken, aynı zamanda onun kayıp ününü de geri kazandırıyordu.

 

Aslında… Beyaz balinanın öldürülmesiyle saygınlığı eskisini çoktan aşmıştı. 

 

–“Kahraman Natsuki Subaru

 

Rem’e göre o, kalbini ve geleceğini kurtarmıştı, bu düşüncede eksik bir şey yoktu. Henüz yaratmadığı parlak geleceği düşününce daha fazlasını da hak ediyordu.

 

Ve sonra bu ışıldayan kahramanın tarafında olmak, onun varlığından emin olup ara sıra dönebileceği bir yer olmak –eğer o yer varlığını sürdürebilirse- Rem’in bu dünyadaki tek dileğiydi. Yalnızca bu, onu tatmin edebilirdi.

 

Rem’in kalbi, Subaru aklına geldiğinde daima kargaşa doluyordu.

 

Isınıyordu hatta belki sakinleşiyordu. Ama nasılsa bir yandan da acı, endişe, özlem duyuyordu. 

 

Kalbine bir anda bu kadar çok mutluluk ve bu kadar çok acıyı yalnızca Subaru doldurabilirdi.

 

Dudaklarında bir gülümsemeyle Rem’in düşünceleri geleceğe daldı: Onun ve Subaru’nun geleceğine.

 

Rem’in yüzündeki parlamayı fark eden Crusch, rahatlayıp derin bir nefes verdi. Kılıcının kınını parmaklarıyla okşayarak, sessizce başkente giden uzun yolun devamını gözledi.

 

[Crusch: ——-]

 

[Rem: ———–?]

 

Rem bir ses duyup kafasını kaldırdığı anda Crusch da gözlerini kısarak baktı.

 

Crusch ejder vagonunun ilerisinde bir şeyler görmüştü. Rem’in duyduğu ses de aynı noktadandı. Öyle ki tüm kanıtlar aynı sonuca işaret ediyordu.

 

Crusch’ın gözleri önünde, ejder vagonu parçalara ayrılıyordu. Rem’in kulaklarında ise çöküşün başlangıcı yağmur damlaları gibi yankılanıyordu.

 

Bir kan sisi püskürdü. Önlerindeki ejder vagonunun görüntüsü bir anda acınası bir bulanıklığa dönüştü.

 

Yer ejderi, vagon ve içerideki tüm yaralı askerler tamamen yerinden ayrıldı ve yoğun hasarla acımasızca parçalandılar.

 

[Crusch: –! Düşman saldırısı!]

 

Şaşkın gırtlağı yardım çağrısını yapmadan önce yalnızca kısa bir an gecikmişti. Etrafı sarılmış ejder vagonları da krizi fark ederek başlarındaki Crusch ile savaşa hazırlanmaktaydı.

 

Rem, tüm yaralı ve tükenmiş hislerini ortadan kaldırarak, elinde sabah yıldızıyla bir anda ayağa kalktı — kan sisinin diğer tarafında bir erkeğin dik gölgesi vardı.

 

Yolun ortasında durup görüşüne giren bu adam kimdi?

 

Silahsız, zırhsız, korkusuz. Merhamet, kötülük veya kasıt olmadan!

 

[Crusch: –Ezin onu!!]

 

Crusch’ın emri sürücü platformuna kükreyerek ulaştı. Emri alan sürücü şövalye, dizginleri gerdi. Yer ejderi bir haykırışla vagonun temasa geçen herhangi bir büyük hayvanı parçalayabilecek bir güçle dolmasına öncülük etti.

 

Hedeften şaşmadan, kafa kafaya bir çarpışmaya gidiyordu. Adam hiçbir hareket etme niyeti göstermiyordu. Ve öylece iki obje birbirine dokundu, zayıf vücut parçalanmak üzereydi.

 

[Rem: Crusch-sama!]

 

Bu çığlıkla, Rem Crusch’ı belinden yakaladı ve arabanın yanına fırlattı. Rem dudaklarını ısırarak indiğinde sürücüye ulaşmak için yeterli zaman yoktu diye düşünüyordu.

 

Ve tam sonrasında,

 

[Adam: Ah gerçekten mi? Pes etmek istiyorum! Hiçbir şey yapmadım, buna rağmen birileri beni ölümüne ezmek istiyor. Gerçekten insanların yapması gereken bu olmamalı. Sanmıyorum.]

 

Bir parkta sakince yürüyen, güneşin tadını çıkaran veya bunun gibi şeyler yapan birinin rahatlığıyla konuşmuştu.

 

Parçalanan ejder vagonu enkazı olmasaydı Rem bu sahneyi garip bir şekilde korkutucu bulmazdı.

 

Nasıl bakarsanız bakın, adam sıra dışı gözükmüyordu.

 

Vücudu uzun ve inceydi, düzgün beyaz saçları ne uzun ne kısa ne de özellikle garipti. Siyah kıyafetleri ne gösterişli ne de yırtık pırtıktı, yüzü de dikkate değer değildi. Bir hayli sıradan gözüküyordu, öyle ki onu nereye koyarsanız koyun oraya ait değilmiş gibi görünmezdi, onunla sokakta tanışsanız da 10 saniye sonra onu unuturdunuz.

 

Ancak gerçek şu ki, bu adamla karşılaştığında yer ejderi ikiye bölünmüş, ayakları hala ortada iken geri kalan kısmı sürücü ve vagonla birlikte ayırt edilemeyecek sayısız parçalara ayrılmıştı.

 

En korkutucu kısımsa Rem’in bakışlarını hiç kaçırmamasına rağmen gördüğü tek şeyin adamın öylece orada duruyor olmasıydı.

 

Hiçbir şey yapmıyor, yalnızca yüklü bir ejder vagonuyla çarpışmadan kurtulmuş bir adam olarak hiçbir şey olmamış gibi duruyordu.

 

[Crusch: Beni kurtardığın için teşekkürler Rem. Ama… Durum düzelmemiş gibi görünüyor.]

 

Hala Rem’in kollarında taşınmakta olan Crusch teşekkür etmiş, ayağa kalkmış ve aynı anda kılıcını kınından çıkarmıştı. Ardından emrini dinleyip bunun sonucunda binlerce parçaya ayrılan sürücü şövalye için kalbinde bir acı duyarak gözlerini kıstı.

 

[Crusch: Adamlarımı gaddarca öldürdüğün için bu işin kolayca biteceğini sanma… Kimsin sen?]

 

Öldürmek için parlayan çıplak bıçağıyla bu sözlerini adama iletti. Bu kelimeleri alan adamsa çenesine dokundu ve sanki anlaşmış gibi kafasını sallamaya başladı.

 

[Adam: Ah anlıyorum, anlıyorum, haklısın, doğru. Beni tanımıyorsun. Ama ben sizi tanıyorum. Tüm başkenti… Aslında tüm ülkeyi… Şu anda oldukça konuşuluyorsun. Sonuçta gelecek krallık adaylarından birisin. Dünyayla teması olmayan ben bile bunun büyük bir yük olduğunu hayal edebiliyorum…]

 

[Crusch: Boş konuşmaları bırak. Sorumu cevapla, yoksa gelecek sefer seni katledeceğim.]

 

[Adam: Bu gerçekten aşırı! Ama başka türlü bir ülkeyi yönetemezdin. Fakat bu duygu, gerçekten azıcık bile anlayamıyorum. … Bu tacı takma isteği, bütün sorumlulukları üzerine almak, bunu kim, nasıl anlayabilir? Ah, ah, ben anlayamasam bile seninle farklı fikirde olmayacağım. Bu kadar kibirli değilim, azıcık bile. Senin aksine…]

 

Adam Crusch’a hiç dikkatini vermeden devam ettikçe ediyordu.

 

Ve sonra,

 

[Crusch: –Söylediğim gibi, bu son şansındı.]

 

Crusch bu sözleri soğukça söylerken, kolları rüzgar kılıcını salladı.

 

Crusch’ın rüzgar büyülü kılıç ustalığı görünmez bir kesik açığa çıkardı. 100 adam kesen olarak ünlenmiş güçlü ve uzun menzilli kılıç bir adamın vücudunu haberi bile olmadan, nereden veya kimden geldiğini anlayamadan ikiye ayırabilirdi.

 

Zamanında, cadının yaratığı ‘’büyük tavşan’’ Karsten ilçesinin ovalarında ortaya çıktığında, ilk savaşında büyük tavşanın emrindeki tüm yaratıkları kesmişti. İşte Crusch Karsten o zaman 100 adam kesen ismini kazanmıştı.

 

Beyaz balinanın sert derisi de bu kılıçla kesilmiş, kılıç o muazzam yaratığı indirmekte de küçük bir rol oynamamıştı. Beyaz balinaya kıyaslanınca bu küçük, kırılgan vücudun dayanmasına imkan yoktu.

 

Yine de;

 

[Adam: …hala konuşmakta olan birine saldırıyorsun. Senin terbiyen yok mu?]

 

Başı eğildi, sanki vücudunda hiçbir hasar olmayışıyla gösteriş yapar gibi yalnızca orada dikiliyordu.

 

Onun varlığı, Beyaz Balina'nın zırhını dahi delebilecek bir kesikten en ufak bir şekilde etkilenmemişti. Adamın vücudu — hayır kıyafetleri bile zarar görmemişti.

 

Saldırıya karşı kendini savunmamıştı, bundan ziyade, tamamen farklı ve bilinmeyen bir şey söz konusuydu.

 

Şimdiye kadar alışıp anlayabildiklerinin çok ötesinde bir olaya şahit olduktan sonra Crusch nefesini tutamamış, Rem donup kalmıştı. Adamsa önlerinde ilk defa iç çekmekteydi.

 

[Adam: Bilirsin…] dedi hoşnutsuz bir tonla,

 

[Adam: Konuşuyordum. Şu anda da konuşmuyor muyum? Ve sen beni rahatsız ettin. Bu biraz kabaca değil mi? Bunun yanlış olduğunu düşünmüyor musun? Benim konuşmaya hakkım var… Ne kadar bunu pek belirtmek istemesem de insanları konuşurken bölmemek... Bu genel toplum adabı değil mi? Beni dinler veya dinlemezsin, bu konuda seni zorlamam ancak benim konuşmama izin vermeyerek ne yapmaya çalışıyorsun? ]

 

Adam söylenirken zaman zaman yüzünde hoşnutsuz bir ifade ile yere basmıştı. Ve bu şekilde, önündeki ürkütücü bir şekilde sessiz ikiliyi parmağıyla işaret etmekteydi.

 

[Adam: Ve şimdi de sessizleştiniz, bu da ne ? Dinliyorsunuz. Dinliyordunuz değil mi? Ben size bir şey sormuyor muyum? O zaman bana bir çeşit cevap verin, böyle olmalı değil mi? Bunu yapmıyorsunuz bile, istemiyorsunuz bile. Ah, ah, özgürlük. Bu sizin özgürlüğünüz. Benim söylendiğimi görüyorsunuz, beni öldürmek istiyorsunuz ardından ben size bir soru sorduğumda ben rüzgarmışım gibi beni görmezden geliyorsunuz. Böyle değil mi? Bunu yapmakta özgürsünüz. Peki, hadi böyle olduğunu söyleyelim. Ama bu ne anlama geliyor ki?]

 

Önünde saldırıyı bekleyerek sessizce bekleyen ikiliyi görerek başını eğdi, keskin gözleriyle onlara baktı ve boğuk bir sesle;

 

[Adam: Haklılığımı -az sayıda varlığımdan birini- önemsemiyorsunuz, değil mi?]

 

Adam bir adım ilerledi, Rem’in arkasında bir ürperti oluştu. Adamın sarkan kolu kalktı ve küçük bir rüzgar yarattı.

 

Ardından kolunun hareketi ile aynı çizgide yeryüzü, hava ve dünya ikiye ayrıldı.

 

İşte o rüzgar döndü, döndü, döndü ve Crusch’ın sol omzu koparak havaya uçtu.

 

Hala kınıyla kılıcını kavrayan kol, kanlar saçarak düştü. Crusch ise bunun etkisiyle şiddetle sarsılarak ve kanlar içinde yere düştü.

 

[Rem: Crusch-sama–]

 

Bir iki saniye donakalan Rem, düşen Crusch’ın yanına koştu. Ellerini Crusch’ın yarasının üzerine koydu ve manasının kalan son küçük parçalarıyla kanamayı durdurmak için tüm gücünü kullandı.

 

Crusch'un omzundan parlak kırmızılıklar akıyordu, et, kemik, sinirler ve arterler tamamen kopmuştu. Temiz ve ustaca bir ataktı. Rem oldukça uygunsuz bir hayranlıkla iç çekti.

 

[Crusch: Ferris… oh… sen misin?]

 

Rem’in iyileştirici kollarında Crusch odaklanamayan gözlerle baktı, anlaşılmazca mırıldanarak geriye kalan sağ koluyla Rem’in dizini sıkıca kavradı. Bu, hala yaşayacak güce sahip olduğunun kanıtıydı.

 

//İlk bölümümüz hayırlı olsun. Crush ölecek mi? Gizemli adam kim? Subaru ne zaman gelecek? Hepsi ve daha fazlası için sonraki bölüme tıklayın...

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21948 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40703 Bölüm Sayısı


creator
manga tr