Cilt 5 Bölüm 51 [ Hiledeki Kötülük ] (3/3)

avatar
1923 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 51 [ Hiledeki Kötülük ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



Garfiel: “Ah, lanet olsun! Hiç yanıt yok, şaka gibi!”

 

Yeri tekmeliyor, duvarı tekmeliyor, çatıyı tekmeliyor ve yukarılara süzülüyordu.

 

Havada çaprazlama uçarken kısa sarı saçları rüzgarla yıkanırcasına savruluyor, bir çaresizlik resmi çizerek dişlerini sergiliyordu.

 

Bedeninde ve göğsünde yanan hisle savaşarak ardı ardına o keskin dişleri sıkıyordu.

 

Garfiel: “Piçler! Neyiniz var, hey!”

 

Kıyafetleri dalgalanıyor, yere değdiği anda yeniden koşmaya başlıyordu.

 

Bu insani seviyelerin çok daha ötesinde, yalnızca olağanüstü bir kuvvet ve dirayetle gerçekleştirilebilecek bir şeydi. Fakat yalnızca bedenini kullanarak şehrin üzerinde uçan kişi, bu yeteneğinden gurur duymuyordu.

 

Bunun yerine yanıt alamadığı el aynasına kükreyip duruyordu.

 

Koşan kişi Garfiel, elinde tutup bağırdığı büyülü nesneyse— iletişim aynasıydı.

 

Aynı aynadan birine sahip olan kişilerle bağlantı kurmaya yaraması gereken ayna, sessizliğini koruyordu. Yanıt verebilecek iki grubun bulunduğu bariz olsa da hiç kimse Garfiel’in çağrılarına yanıt vermiyordu.

 

Garfiel: “Belediyedekiler ya da [Öfkeyle] dövüşenler! Ne bok yemeye cevap vermiyosunuz!”

 

İletişim aynalarının dağıtılma sebebi, insanların mücadeleleri esnasında birbirleriyle iletişimde kalabilmesiydi.

 

Belediyeden ayrıldıkları vakit de gayet iyi çalışmışlardı. Ama şimdi, tam da iletişim gerekli hale geldiğinde, aynaların işlevselliği bir anda sona ermiş, sessizlik çökmüştü.

 

—Bir an önce iletişim kurulması gerekliydi.

 

Garfiel: “Onlara Belediyeyi hemen şu anda boşaltmaları gerektiini söylemem lazım, lanet olsun!”

 

Bu sözler eşliğinde yukarı sıçrayıp bir kestirme yol kullanarak önündeki sokağı atladı.

 

Sert atlayışıyla indiği çatıyı parçalamış olsa da bununla ilgilenecek vakti yoktu. Yoldaşlarının güvenliği, şehrin aldığı hasardan çok daha önemliydi.

 

Bu çevik yolculuğun hedefi Belediyeye ulaşmaktı.

 

Garfiel yalnızca düzinelerce dakika önce ayrıldığı yere hızla geri dönmeye çalışıyordu. Silah arkadaşı Wilhelm’i geride bırakarak çaresizce iletişim aynasına seslenmeye başlamıştı.

 

Yapılacak başka bir şey yoktu.

 

Tehlike, üs olarak kullandıkları Belediyeye hızla yaklaşıyordu.

 

—Wilhelm ve Garfiel [Şehvet] tarafından tutulan kontrol kulesine vardığı sıralarda Reinhard da [Açgözlülükle] çarpışmaya başlamıştı.

 

O belli belirsiz ışıklara tanık olan ikili, kontrol kulesine ulaşmıştı.

 

Önleri ne geleceklerini düşündükleri sıkıntılı insanlar ne de cadı tarikatı üyeleri tarafından kesilmişti. Beklenildiği üzere şehirdeki Cadı Tarikatı dalkavukları yalnızca önemsiz rakiplerden ibaretti.

 

Her şey sorunsuzca ilerlemiş ve su kapısı kontrol odası dışında incelenmeye değer bir oda bulunamamıştı.

 

Dolayısıyla ikili, [Şehvet] ile belirleyici bir mücadele yapmak adına en üst kata yönelmişti. Hayal ettikleri üzere [Şehvet] cephesi en tehlikelisi olacaktı. Çünkü o cephede [Şehvetin] yanı sıra olağanüstü iki figür daha mevcuttu, bu da ikilinin üç düşmanla yüzleşeceği anlamına geliyordu— haliyle ikisi de gergindi.

 

Wilhelm: “Mümkünse kadınla çarpışmayı bana bırakmanı isterim.”

 

Garfiel: “Kaptan da aynı şeyi söylemişti. Belli ki aranızda bişi var. Ama harika benliimin de o kadınla görülcek bi hesabı var. Öyle kolay kolay sana bırakamam.”

 

Wilhelm: “O benim karım. O piçler karımın ölüsüyle alay edip ruhunu ayaklar altına alarak onu korumaya yemin ettiği kılıcı doğrultmaya zorladılar.”

 

Garfiel: “——”

 

Wilhelm: “Ne olursa olsun böyle bir şeye izin verilemez.”

 

Wilhelm, yolculukları esnasında savaşma arzusunun altındaki sebebi açıklamıştı.

 

Bu sebep, pes etmek için hiçbir dayanağı olmaması gereken Garfiel’in istemsizce çenesini kapatmasına yol açacak cinstendi. O anda yanıt vermeyi başaramamış olması da o kılıç ustası kadına en uygun rakibin seçilmesini sağlayan şey olabilirdi.

 

Garfiel: “——”

 

Garfiel böylece hiçbir şey söylememesine rağmen rakibini Wilhelm’e teslim etmişti. Wilhelm de bu imayı anlayarak minnettarlığını ifade etme amacıyla hafifçe başını eğmişti.

 

İşte bu şekilde kontrol kulesine adımlarını attıklarında Garfiel tüylerinin diken diken olduğu şeklinde soğuk bir hissiyata kapılmıştı.

 

Wilhelm kadın kılıç ustasıyla savaşacaksa kendisi geri kalan iki kişiyle savaşmak zorunda kalacak demekti. Kadının gücünden bahsetmeye gerek dahi yokken ona eşlik eden devin de ondan aşağı kalır yanı yoktu.

 

Yine [Şehvet] savaş etkinliği konusunda eksik görünüyor olsa da Subaru, Cadı Tarikatının doğrudan savaş kabiliyeti konusunda ne kadar korkutucu olduğunu defalarca vurgulamıştı.

 

Sessiz bir gerginlik ve içe işleyen bir mücadele ruhu.

 

Koku duyusu giderek kuvvetlenen bir kan kokusu algıladığında Garfiel, bacaklarına bağlı gümüş kalkanlarını çekmiş ve odaya dalmıştı.

 

Ve onu görmüştü.

 

[Ne halt yemeye burada uslu uslu bekleyecekmişim? Ahmaklar.]

 

Bu kelimeler oda duvarını bütünüyle kaplayacak şekilde kanla yazılmıştı.

 

Ne anlama geldiklerini fark eden Garfiel’inse tepesi atmıştı.

 

Gayet doğal bir şeymişçesine beklemek gibi bir yükümlülüğü olmadığını doğruca söyleyerek savaş alanını terk eden biriyle karşı karşıyaydılar.

 

Wilhelm: “—Umursamazlık. O piçler tam da böyle bir numara çevirecek tipler.”

 

Diyen Wilhelm sesini alçaltarak iletişim aynasını kolundan çıkartmıştı. Belediyeyle iletişime geçmeye çalışma sebebiyse aklına gelen ilk düşünceydi.

 

Wilhelm: “Ana güçlerimizi baskınlara gönderdiğimiz için üssümüzdeki gücümüz doğal olarak azaldı. Bu herifler de bu boşluğu değerlendirmekten hiç utanç duymaz.”

 

Beti benzi atan Garfiel’in karşısındaki Wilhelm, yanıt vermeyen ayna karşısında surat ekşitiyordu.

 

Aynı zamanda kontrol kulesinin çatısından derin, baskın bir düşmanlık hissedilmeye başlanmıştı.

 

Sırtına bıçak saplanmışçasına bir his taşıyan Garfiel için bu, düşmanın varlığına işaret ediyordu.

 

Wilhelm de aynı düşmanca varlığı tespit etmişti.

 

Wilhelm: “Garfiel-sama, Belediyeyi sana emanet ediyorum.”

 

Garfiel: “İş o noktaya geldiyse harika benliim oraya daha hızlı ulaşabilir.”

 

Böylece çabucak fikirler beyan edilmişti.

 

Düşman jilet keskinliğinde, gizli kapaklı bir bıçak gibiydi. Kaçmaya çalışırken sırtlarını o bıçağa maruz bırakacak olurlarsa da bu durum yalnızca ikisinin de sırtlarından bıçaklanmasıyla sonuçlanırdı.

 

Yani birinin geride kalması gerekliydi.

 

Diğerinin de Belediyeye dönmesi.

 

Wilhelm: “İletişim kurma çalışmalarına devam et lütfen. —Efendimi de sana emanet ediyorum.”

 

Garfiel: “Dile getirmeye bile gerek yok. Bu bi [Libre’nin sesi askerlerin kanını uyandırır] durumu.”

 

Garfiel iletişim aynasını yakalayıp hızla kontrol kulesinden dışarı fırlamıştı.

 

İşte şimdi de şehir boyunca uçuyor, kanalı aşıyor ve yanıt vermeyen aynayla uğraşmaya devam ediyordu. —Wilhelm’in mücadelesiyse başlamak üzere olmalıydı.

 

Garfiel: “Lanet olsun! Tüm bunlar bi hiç içinmiş…!”

 

[Şehvet] Belediyeye bir sürpriz saldırı gerçekleştirecek olursa ona karşı çıkabilecek kişi sayısı çok sınırlı olacaktı.

 

Anastasia ve Ferris’in savaş kabiliyeti yoktu ve Crusch yaralarından ötürü bitap haldeydi. Evet, korumalık yapan birkaç [Demir Diş] üyesi vardı ama onların savaş gücü de Mimi’yle bile kıyaslanamazdı.

 

Mimi’yi düşünmek Garfiel’in kalbini acıtıyordu.

 

Kurtarması, koruması, kollaması gereken kız, şu an bile ölümün kıyısında geziniyordu.

 

Onu hayatta tutmak ve kurtarmak, Garfiel’in görevi olmalıydı.

 

Ama duyguları yüzünden bu görevi bir başkasına vermişti ve intikam şansı her geçen saniye daha da uzaklaşıyordu. Fakat alternatif olarak üstlendiği iş bile tatmin edici bir şekilde tamamlanamıyordu.

 

Garfiel ne yapıyordu? Bu görünümle ne halt yapıyordu?

 

Mimi’nin, Subaru’nun, ablasının, Ram’ın, hatta hiç kimsenin önünde kafasını kaldıracak durumda değildi.

 

Garfiel: “Harika benliim bi kez daha—!”

 

Hiçbir şey yapamıyor muydu?

 

Yanıt vermeyen iletişim aynası, umut vaat etmeyen bir suratı yansıtıyordu. İşte Garfiel’in kendi kendini lanetlediği o anda,

 

Garfiel: “——!?”

 

Sıçrayarak dağıttığı çatının yan tarafından uçmakta olan gölgeye tepki vermekte birazcık geç kalmıştı.

 

Böylece kendininkinden çok daha iri olan o beden, yatay bir etkiyle Garfiel’le buluştu.

 

Acı dolu bir çığlık bile atamamış olma sebebi, boğazının bir dirseğin altında kalmasıydı. Kan ve oksijen beynine ilerleyemiyor, bilincini korumak giderek daha da zorlaşıyordu.

 

Ona yavaş yavaş bilincini kazandıransa tüm bedenine inen darbenin etkisi oldu.

 

Havadan dolaylı bir şekilde kendi bedenini karşılayan beden tarafından yakınlardaki bir binaya çarptırıldı. Ve tüm bedeniyle duvarı parçalayan Garfiel, bir toz bulutu doğurdu.

 

Donuk acısı ve kırık kemikleri yüzünden ağzından bir homurdanma yükselen Garfiel, kısıtlamasının kalktığını hissediyordu. Bu şekilde bedeninin esnekliğini kullanıp yere olabildiğince sert şekilde çarparak bir kez daha doğruldu.

 

Ve kendisini hiç ışıklandırması olmayan bir yapıda buldu. Odayı dolduran kirli hava kütlesi ay ışıklarının altındaki beyaz bir dumana çevrilirken Garfiel, kan kusan bedeninin önünde bir başka varlığı tespit edebiliyordu.

 

O varlığın kendisine sinsice saldıran ve buraya inmesine yol açan kişi olduğuna şüphe yoktu.

 

Garfiel: “Seni piç, cidden napıcağını iyi-”

 

Diyerek savaş duruşunu alır almaz karnına bir yumruk yedi.

 

Tüm alt karın bölgesinin rakibinin koca yumruğunu yemesiyle de bedeni yukarıya doğru uçuruldu. Ardından yukarıdan savrulan bir yumruk daha yedi ve halihazırda güçsüz olan zeminin çöküşüyle alt kata düştü.

 

Garfiel: “Kuu, ne… guu!?”

 

Aşağı düşmekte olan bedenineyse bir ayağın tabanı indi.

 

Hem momentum hem de cüssenin verdiği hasar kan tükürmesine yol açarken bir kez daha çiğnenen bedeni ağır şekilde çatırdayarak dosdoğru binanın girişine, oradan da sokağa çakıldı.

 

Bu çarpıcı etkiyle karşılaşan Garfiel öksürmeye devam ederek ayaklandı. Aynı zamanda kendine basit şifa büyüleri uygulayıp kırık kemiklerini onararak kafasını kaldırdı.

 

Garfiel’i binanın tepesinden o noktaya dek takip eden kişi, görebilmek adına kafasını kaldırmasını gerektiren iri, hantal bir figürdü.

 

Baştan ayağa siyah cüppeler içerisinde olsa da kılığı, kol ve bacaklarının kalınlığını gizleyemiyordu. Kaslı olmaktan ziyade kastan bir zırh kuşandığını söylemek abartı olmazdı.

 

Garfiel’in bu düşmanla üçüncü karşılaşışıydı.

 

Ve ismini gayet iyi biliyordu.

 

Garfiel: “[Sekiz Kollu] Kurgan…”

 

Vollachia İmparatorluğunun kılıç savuran kahramanlarından biriydi.

 

Onlarca yıl önceki İmparatorluk Şehri Defans Mücadelesinde öldüğü söylense de şu anda burada olması onun ölüsünün de Wilhelm’in karısıyla aynı aşağılanmaya maruz kaldığının göstergesi miydi?

 

Kurgan: “——”

 

Garfiel’in bu ismi dile getirişiyle Kurgan isimli dev, kollarını iki yana açtı.

 

O anda cüppesinin kopçasının izniyle bedeni gözler önüne serildi. Bu durumu kahraman Kurgan’ın yakın menzilli savaştaki uzmanlığını açık edişi şeklinde tanımlamak mümkündü.

 

Beklenildiği üzere güçlü bedeni kalın bir kas zırhı kuşanmıştı.

 

Devlere rakip olabilecek güçte bir fiziğe ve boynunda şeytani denilebilecek bir yaraya sahip olan, bir savaş tanrısı olarak tasvir edilebilecek biriydi.

 

Bu savaş tanrısını savaş tanrısı yapan şeyse tuhaf dövüşme tekniklerine olanak tanıyan sekiz koluydu.

 

Olağan şekilde omuzlardan büyüyen iki kolun yanı sıra aynı noktadan iki kol daha uzanıyordu. Bedeninden aşağı inildikçe omuzlarını başlangıç noktası olarak kullanan iki kol daha görünüyor, geri kalanlarsa avuçlarını arkadan öne uzatıyordu.

 

Bu da Kurgan’ın ismi olan [Sekiz Kolluya] uyum sağlıyordu. Yalnızca bedeniyle bile düşmanının savaşma arzusunu baltalayabilecek biriydi.

 

Kurgan: “——”

 

Derin bir nefes alarak yutkunan Garfiel’in karşısındaki Kurgan, silahını çekerken sessizliğini koruyordu.

 

Tesadüfen onun kalın bacaklarına da aynı Garfiel’in kalkanları gibi bir çift kalın, uzun ve biçimsiz bıçak bağlıydı— bu savaş tanrısının savurduğu silahların ismi [Hayalet Satırlar] idi.

 

Savaş tanrısının sırtından çıkan iki Hayalet Satır da eklenince sayıları dördü buluyordu. Kalan dört kolu silahsız olsa da Garfiel, bütünüyle bastırılmış durumdaydı.

 

Düşmanı biraz olsun hafife alması mümkün değildi.

 

Garfiel: “——”

 

Bedeni titriyordu.

 

Garfiel’in bedeni, bu gerçek kahramanın önünde iliklerine dek titriyordu.

 

Tarihte bir iz bırakan o büyük adama, o efsanevi figüre, o kahramana bakıyordu.

 

[Sekiz Kollu] Kurgan ismini bilmemesi imkansızdı.

 

Gerçekten de her türlü büyük efsaneye yoğun bir ilgi duyardı.

 

Ve bugün, o efsanelerden biri düşmanı olarak gözlerinin önündeydi.

 

Bu bir kabustu. Dün başlamış olan ve süregelen bir kâbus.

 

Bu kötülükle kabustan başka ne olabilirdi ki?

 

Garfiel: “… ha, ah, ha.”

 

Bacaklarına doğru uzanan Garfiel’in nefesleri hızlanmıştı.

 

Aynı Kurgan’ın Hayalet Satırları gibi kendisinin de gümüş kalkanları bacaklarındaydı. Parmaklarının kaç defa kaydığının farkında olmasa da nihayet bağları çözebilmişti.

 

Ardından kalkanları yumruklarını örtmek istercesine kollarına yerleştirerek birleştirdi ve gece göğünde yankılanan keskin bir nota yükselmesine yol açtı.

 

Ekipmanı hazırdı ve yaraları elden ayaktan düşürmeyecek derecede iyileşmişti.

 

Fakat zihni hala bitap düşmüş, kaskatı kesilmiş haldeydi.

 

Garfiel: “Aptalca şeyler söyleme vakti diil—!”

 

Dişlerini sıkan Garfiel kendisini tokatlayıp sersemletici ağrısıyla şokundan kurtulmak adına kafasını sallayarak bakışlarını yeniden önüne çevirdi. Bir kez daha duruşunu aldıktan sonra da önündeki savaş tanrısının karşısında dişlerini sıkarak,

 

Garfiel: “Öyle boş boş duracaksan harika benliin ne halt yemeye var oldu? Peki ya kaptan! Ya da diğer herifler! Hepsi savaşıyo! Öyleyse iyi olduun tek şey savaşmakken sen ne bok yemeye oyalanıyosun?”

 

Kurgan: “——”

 

Çığlıklar atan Garfiel’in karşısındaki Kurgan, ifadesizliğini koruyordu.

 

Garfiel’le yüzleşen savaş tanrısı onu sessizce izlemekle yetiniyordu. Bu sırada suratı asık halde caddenin çizgisini kıran Garfiel, hızlıca tek bir adım attı.

 

Ve ayaklarının tabanları aracılığıyla toprağın gücünü çekerek [Toprak Ruhu İlahi Koruması] ile tüm bu enerjiyi tek bir darbeye yönlendirdi.

 

Yumruğu gerçek anlamda taş bir binayı dağıtacak bir güçle dolmuştu.

 

Gümüş kalkanının da desteklediği o yumruk darbesi, bir kahramanı bile indirebilecek güçteydi.

 

Fakat kolu dosdoğru uçup Kurgan’ın beline ilerlerken—

 

Garfiel: “—Nasıl?”

 

Kurgan: “——”

 

Bedenindeki tüm gücü kullanan Garfiel’in saldırısı Kurgan’ın satırı tarafından engellenmişti.

 

Satır, Kurgan’ın karnına gelmekte olan doğrudan saldırıyı engellemiş ve Garfiel’in darbesindeki güce direnmişti. Ne kaçınmış ne de kendini sakınmıştı.

 

Sert bir blok hareketiyle tüm bedenin dahil olduğu bir saldırıyı dağıtmıştı. Ve [Sekiz Kollu] kahraman bunun için yalnızca tek kolunu kullanmıştı.

 

Garfiel: “—kuu”

 

Garfiel’in kaskatı kesilen ifadesiyse omuzdan gelen bir yumruğun habercisiydi. Geriye dönen bedeni yandan çıkan bir kol tarafından yakalanırken kaçamayan Garfiel’in yapabileceği tek şey, temiz bir dayağa katlanmaktı.

 

Elmacık kemikleri anında kırılırken göz çukuru ezilmiş, sağ gözünün görüşü pasparlak bir kırmızıyla lekelenmişti. Köpekdişlerinden biri dağılıp ağzından uçmuştu. En sonunda da hala bırakılmamış olan bedeninin yere fırlatılışı esnasında güçlü bir tekme yedi, yuvarlandı, yuvarlandı, yuvarlandı ve kanala ulaştı.

 

Garfiel: “—aa”

 

Her şey kaşla göz arasında gerçekleşirken Garfiel, yukarılarda süzülmekte olan aya bakakalmış haldeydi.

 

Ay bile kendisine gülüyor gibiydi. Ve Garfiel’in bedeni kanal sularına batmaya başlıyordu.

 

—Suyun yüzeyi yavaşça kan kırmızısına bulanıyordu.

 

#Garfiel’e üzüldüm. Sert görünümüne, küfürlerine ve tavırlarına rağmen henüz çocuk denilebilecek yaşta. Dolayısıyla duygularına çok çabuk yenik düşüyor ve güçsüz olma konusuna yönelik takıntısı yüzünden her yenilgisinde iyice dibe vuruyor. Şimdi de karşısında bir kahraman var ve ondan temiz bir dayak yiyerek başlangıç yaptı. Umarım toparlanması ve intikamını alması mümkün olur.
Bu bölümün ardından yeniden Açgözlülük cephesine döneceğiz. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22005 Üye Sayısı
  • 822 Seri Sayısı
  • 40691 Bölüm Sayısı


creator
manga tr