Cilt 5 Bölüm 50 [ Sevgi Prangaları ] (1/2)

avatar
1658 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 50 [ Sevgi Prangaları ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



—Süpernovanın silinişiyle Subaru’nun görüş kabiliyeti geri döndüğünde kilisedeki durum bütünüyle değişmişti.

 

Subaru: “Bunu daha önce de söylediğimi biliyorum ama…”

 

Bu manzaraya kendi gözleriyle tanık olan Subaru hafifçe nefes alırken toz parçacıkları ve ahşap kıymıklarını içine çekmekten kaçınmak adına ağzını koluyla kapattı.

 

Ve artık tavanı olmayan, havadar kilisede akşam rüzgarlarıyla yıkanırken ayağını sertçe yere vurarak önündeki adamı bir parmağıyla işaret etti.

 

Subaru: “Bu adamın lanet olasıca bir canavar olduğu kesin!”

 

Reinhard: “Ben de bunu daha önce söylemiştim ama bayağı can sıkıcı. Bu kelimeler benim kalbimi bile acıtır.”

 

Subaru: “Gerçekten kalp acısından şikâyet edilecek bir zamanda mıyız!? Esas meselenin fiziksel yaraların olduğu ortada! Sen burada ne haltlar döndüğünü sanıyorsun?”

 

Reinhard’ın bariz anormalliğiyle karşı karşıya kalan Subaru, yüzünü yılmış bir şekilde elleri arasına gömmeden ödememişti.

 

Reinhard ise sağ elindeki buz kılıcının parçalanıp dağılışı esnasında buruk bir gülümsemeyle karşılık verdi. Kılıcı yalnızca bir kez savurmuş olsa da Kılıç Azizinin kudretine direnebilmiş olması dayanıklılığının takdire şayan olduğunun göstergesiydi.

 

Bu esnada o kılıcın yaratıcısı, Emilia, Reinhard’ın sol kolu tarafından kucaklanmış durumdaydı.

 

Reinhard, Emilia’nın boğazını Regulus’un kavrayışından kurtararak onu özgür bırakmıştı.

 

Sonucunda da az önceki bombardımana maruz kalan tek kişi Regulus olmuştu.

 

Yani ilk darbe dışında her şey yolunda gitmiş gibi görünüyordu—

 

Subaru: “Bu konuda kıl payı kurtulduk diyebiliriz. Hey, sen iyi misin?”

 

184 Numara: “——”

 

Söz konusu kadın da aynı Reinhard’ın yaptığı gibi kaos öncesi tehlikeden kurtarılmıştı. Altın saçlı bu kadın son derece güzel olsa da boş gözleri ve ifadesiz suratı kötü bir hava doğuruyordu.

 

Durumun yarattığı şok yüzünden böyledir kesin diye düşünen Subaru, oturmakta olan kadınla göz göze gelmişti.

 

Subaru: “Seni şaşırttıysak özür dilerim ama onun zayıflığını fırsat bilebilmek adına gerçekten başka bir şansımız yoktu. Eğer herhangi bir yaran, acın varsa lütfen söyle de toparlanmana yardım edelim.”

 

184 Numara: “——”

 

Subaru ona bu şekilde seslense de genç kadın hala herhangi bir tepki vermiyordu.

 

Bu durum sahiden de endişe vericiydi fakat Subaru’nun yalnızca o kadın adına endişelenme lüksü yoktu. O yüzden onu oturmakta olduğu yerde bırakarak mihraba— ya da daha ziyade az önce mihrabın bulunduğu yere yöneldi.

 

Subaru’nun kilise olarak bildiği yerlere büyük oranda benzeyen bu yer, Reinhard tarafından tamamıyla dağıtılmıştı.

 

Süpernovanın uyanışıyla binanın önü—yani mihrap ve yan odaya açılan koridor imha edilmişti. Zar zor sağlam kalabilen noktalar, köşeler ve binanın arka kısmından ibaretti. Neyse ki Emilia’nın buzdan duvarının sağladığı koruma sayesinde geride oturmakta olan kadınların kılına dahi zarar gelmemişti.

 

Subaru, Emilia ve Reinhard’ın dağılan mihrap yakınlarında dikildiği noktaya ilerlerken Reinhard’ın kollarından ayrılan Emilia’dan acılı bir öksürük sesi yükseldi.

 

Subaru: “Emilia-tan, iyi misin?”

 

Emilia: “—hk… ah, iyiyim. Yalnızca boğazım gıcıklandı…”

 

Subaru: “Peki nasıl hissediyorsun? Tuhaf bir şey oldu mu? O şerefsiz, suratını yalamak gibi bir şeyler yaptı mı? Ayrıca bu muhteşem gelinliği… sana o mu giydirdi? Lanet olsun, o piçin kurtulmasına izin vermeyeceğim. Ama bu elbise cidden bir harika. Gerçi sen ne giyersen giy güzel görünürsün, Emilia-tan.”

 

Emilia: “Subaru, birazcık sakinleş. Ne söylemek istediğini çözemiyorum.”

 

Çılgınca endişeli bir Subaru’yla karşı karşıya kalan Emilia kibarca geri çekiliyordu.

 

Kendisinin güvende ve iyi olduğunu dikkatlice incelerken büründüğü stresli görünümü izledikten sonraysa bir gülümsemeyle iç çekerek,

 

Emilia: “Doğru ya, beni kurtarmaya geldiğin için teşekkür ederim. Geleceğini başından beri biliyordum.”

 

Subaru: “Ben de Emilia-tan’ın bana inanıp kurtarılmayı bekleyeceğini biliyordum. Ama düğünü birazcık daha geç bassaydım kim bilir neler olacaktı…”

 

Emilia: “Önemi yok. Onunla evlenmeyecektim. Bir gün evlenecek olursam bunu hoşlandığım biriyle yapacağım.”

 

Subaru: “Bu, bu harika! Gerçekten içim rahatladı. Öyleyse bu hoşlandığın kişi…”

 

Emilia: “Ah! Reinhard! Yaran ne durumda!?”

 

Tam da Subaru hücuma geçmeye hazırlanırken Emilia, gözüne takılan Reinhard’a seslenmişti.

 

Emilia’nın ilgisinin Reinhard’a kaydığını gören Subaru ise duraksayarak kaşlarını çattı.

 

Emilia’yı kurtaran Reinhard— beklenmedik bir şekilde ağır bir yara almıştı.

 

Beyaz kıyafetlerinin ön kısmı abartılı denilebilecek derecede yırtılmış ve bütünüyle kırmızıya dönmüştü. Bu çarpıcı manzaraya tanık olan Emilia soğuk terler dökmeye başlıyordu.

 

Subaru: “Aah, ne acımasızca! —Bir sorun olmadığına emin misin!?”

 

Emilia: “Evet, çok ağır bir yara! İzin ver de bir bakayım, seni iyileştirebilirim!”

 

Reinhard: “Teşekkür ederim. Ama endişelenmenize gerek yok. Yaram iyileşmeye başladı bile.”

 

Yıpranan, telaşlanan ikiliye bir gülümsemeyle karşılık veren Reinhard, gövdesindeki kanı kıyafetinin beyaz kollarıyla sildi.

 

Ve sahiden de temizlenen göğsündeki yara izlerinin kaybolduğu göründü. Yara tamamen kaybolmuş, geriye yalnızca Reinhard’ın bozulmamış teni kalmıştı.

 

Subaru: “Yara, kaybolmuş…  Hey, az önce neler yaşandı öyle? Benden bile sakladın. İçine sinsice kan torbaları falan mı gizledin?”

 

Reinhard: “‘Az önce’ derken kastettiğin…”

 

Subaru: “Havalara girmeyi bırak, ciddi misin sen? … Regulus’un rehine durumuyla nasıl baş etmeyi planladığını bilmediğim için sessizce izlemekle yetindim. Ama nasıl kurtuldun? Aaah, hadi söyle artık!”

 

Reinhard: “Bahsi geçmişken, sessizce izlemenin çok yardımı dokundu. Onu oyalamaya özen gösterdiğin için teşekkürler.”

 

Reinhard, Subaru’nun sabırsızlığına rağmen düzgün bir tonlamayla konuşmayı sürdürüyordu. Onun daha hafif, sakin bir atmosferi sürdürmeye çalıştığını düşünen Subaru ise iç çekerek,

 

Subaru: “Söz konusu sen olunca kesin aklında bir numara vardır diye düşündüm. Fakat o kan yağmuruna tutulma anını görünce gerçekten öldüğünü düşündüm, ne korkunçtu ama…”

 

Reinhard: “Buna rağmen vaktinde tepki verdin. Bana bu kadar güvenmen beni gerçekten çok mutlu etti.”

 

Subaru: “Sana kusurlar ve yeterlilikler hakkında bu dramatik konuşmayı yapmanı kim söyledi ki?”

 

Reinhard’ın omuzlarına hafifçe dokunan Subaru, samimiliğine kaba sözlerle karşılık vermişti. Onların konuşmasını işiten Emilia ise gözleri şaşkınlıkla irileşerek,

 

Emilia: “Sadece bu sözlerle tüm planı çözdün mü yani?”

 

Subaru: “Emilia-tan, sen de ben harekete geçerken Reinhard’a buz kılıcını uzatmıştın.”

 

Reinhard: “Gerçekten bunun da çok yardımı dokundu. Nedense elimde bir silah olmadan rakibin bedenine doğrudan vurmak zorunda kalmak tedirginlik veriyordu. Ama neyse ki bu sorunu çözdük.”

 

Subaru: “Evet, gerçi sonunda binanın yarısı başımıza yıkıldı. Lütfen bunun sorumluluğunu üstlen. Ehh, bu da bir hayatta kalma bayrağı sayılır.”

 

Zamanında Elsa’yla sayısız karşılaşmada bulunan Subaru, fazla iyimser olamıyordu.

 

Şu anda bu şekilde konuşuyor olsa da Regulus’a karşı gardını hiçbir şekilde indirmemişti.

 

Subaru: “Ee, Reinhard, bu sahnedeki gizemin doğru yanıtı ne peki…? Bir avatar falan mı kullandın? Bir çeşit klonlama tekniği olamaz. Lütfen bana şövalye olmanın yanı sıra bir de Ninja olduğunu söyleme.”

 

Reinhard: “Ninjanın ne olduğunu bilmesem de ortada öyle büyük bir gizem olmadığına eminim. Bu [Anka Kuşu İlahi Koruması] yalnızca ölümden dönmek adına kullanılan bir kutsama. Yani ölü gibi göründüğüm şeklindeki gözlemin doğruydu, birazcık ölüydüm.”

 

Subaru: “Birazcık ölüymüş, götüm! O şey mi seni mahvetti yoksa yalnızca aptalın teki misin?”

 

Böylesine beklenmedik bir yanıt almak Subaru’yu bir kez daha delirtmişti.

 

[Anka Kuşu İlahi Koruması] mı her neyse onun etkisi altında ölmek ölümle alay etmek değil de neydi? Bunlar Subaru’ya söylenmese daha iyi olacak sözlerdi— ya da belki de yalnızca Subaru böyle şeyler söyleyebilir demek daha iyiydi.

 

Subaru: “Benim olayımı çalarak falan ne yaptığını sanıyorsun sen…”

 

Reinhard: “—? Pardon. Ama o zaman Günah Başpiskoposuyla baş etmenin en etkili yolunun bu olacağını düşündüm. Ve gerçekten de son derece sorunsuzca iş gördü. Ah, ama mümkünse tekrar ölmekten kaçınmak isterim.”

 

Emilia: “Yalnızca beni kurtarmak için öldün, bu konuda suçluluk hissetmemek elimde değil…”

 

Subaru: “—kuu”

 

Emilia: “Subaru? O ifade de neyin nesi?”

 

Emilia’nın yanıtında gizli kelimelerin barındırdığı fiziksel yük son derece ağırdı.

 

Ayrıca bu diyalog daha fazla süremeyecek gibi görünüyordu.

 

Reinhard: “—Subaru.”

 

Subaru: “Anlaşıldı.”

 

Mavi gözlerini kısan Reinhard, Subaru’ya seslenmişti.

 

Subaru bu sesleniş karşısında elini kaldırırken Emilia da göz ucuyla Reinhard’ın bakmakta olduğu noktaya döndü.

 

—Yırtıcı düşman, uğursuz bir aurayla görüş alanlarına girmişti.

 

Kilisenin yıkıntılarının üzerinde duruyor ve üçlüye bakıyordu. Beyaz saçlar, beyaz kıyafetler ve boş bir ifade; beyazlardan oluşan bu yırtıcı, homurdanarak konuşmaya başlıyordu.

 

Regulus: “Beni dışarıda bırakıp böyle bir yerde çene çalıp kahkahalar atıyorsunuz. Normallik havasını sürdürmeye bu derece devam edebilmeniz fazla insanlık dışı değil mi? Yoksa yalnızca bir karıncaya bastığınızı falan mı düşünüyorsunuz? Beni öldürmeye çalışmak sizin için bir böceğe basmaktan farksız mı? Ee, ne diyorsunuz?”

 

Kendi abartılı öfkesinin alevlerini harlayan Regulus, kilisenin için için yanan enkazından dışarı fırlamıştı.

 

Yere indiğindeyse beyaz takımının ceketini düzeltti, gömleğinin kollarını silkeledi ve uyumlu pantolonunun bacaklarını ayarladıktan sonra kısık gözlerini yeniden üçlü gruba çevirdi.

 

Bedeni Reinhard’ın darbesi karşısında hiçbir değişikliğe uğramamıştı.

 

Ne yaralanmış ne de kirlenmişti, üzerinde en ufak bir iz yoktu.

 

Reinhard: “Anlıyorum. Demek gerçekten de Subaru’dan duyduğum gibi korkutucu bir rakipmişsin.”

 

Emilia: “Subaru, az önce bahsettiğiniz Günah Başpiskoposu… o muydu?”

 

Reinhard ve Emilia farklı girişler yapmıştı.

 

Bunları işiten Regulus Emilia’ya kin dolu bir bakış atarak,

 

Regulus: “Ah, doğru ya. Ben Cadı Tarikatı Açgözlülük Günahı Başpiskoposu, Regulus Corneas’ım… Düşününce karşındakinin kim olduğunu bile bilmeden bir düğün törenine katılmaya çalıştın. Bu eş olma bilincine sahip olmamandan da önce gelen bir problem. Küstah, ahlaksız, insafsız! Gerçekten de bir kadın olarak kusurlarının sonu yok!”

 

Emilia: “İnsafsızlık mı, sen bana hiçbir şey söylemedin ki! Ayrıca küstahlık ve ahlaksızlık da yersiz yorumlar. Ve sen bir Cadı Tarikatı Günah Başpiskoposusun… Cadı Tarikatı, Cadı Tarikatı…”

 

Kızgınca hakaretler eden Regulus’la karşı karşıya kalan Emilia, tam da onun değindiği noktalara karşı çıkacakken ansızın sessizliğe bürünmüştü.

 

Ve elini kafasına götürmüş, adamakıllı düşünürcesine kaşları kalkmıştı.

 

Emilia: “Cadı Tarikatı, Günah Başpiskoposu… sen, sen daha önce benimle karşılaşmış mıydın?”

 

Regulus: “Hah? Nereden bileyim? Gerçi karşılaşmamız kaderdi falan diyecek olursan saçmalığın daniskası olur. Çok nadir görülür bir tatlılık ama ruhun öylesine yozlaşmış ki bunun yarattığı öfkenin sonu yok… aaaah!”

 

Subaru: “Amaçsızca ne boklar geveliyorsun, seni piç?”

 

Ateş püskürmelerinin sonu gelmeyen Regulus’a bakan Subaru kırbacını savurmuş ve bu darbenin etkisi altındaki Regulus’un suratı yana çevrilirken öfke dolu sesi yükselmişti.

 

Tabii beklendiği üzere suratında darbeye dair en ufak bir iz belirmemişti.

 

Subaru: “Bu noktada [Yenilmezliğinin] gizemini sahiden çözemezsek galip gelemeyeceğiz…”

 

Reinhard: “Uzaktan da yakından da hiçbir saldırı etki etmiyor. Emilia-sama’nın büyüsü bile onu hiçbir şekilde durduramıyor. Onu mağlup etmenin bir yolu olmalı… Subaru, dikkat et, tamam mı?”

 

Subaru: “Neden kulağa öfkeli bir nutuk çekiyormuşsun gibi geliyor…!?”

 

Bu sırada Reinhard kafası karışan Subaru’nun omzuna kısaca dokundu—ve sonra da gözden kayboldu.

 

Bir an sonraysa yırtıcının bedenine toslayarak onu geriye savurdu.

 

Regulus: “Ha, ah—!?”

 

Kendisini hazırlayacak vakti olmayan Regulus bir bağırış eşliğinde uçarak enkazdan oluşan dağa toslayınca da o dağ iyice dağılıp parçalanmaya başladı.

 

Reinhard: “Rakibi ben olacağım. Umarım [yenilmezliğinin] gizemini bir an önce çözersin. Sana zaman kazandıracağım.”

 

Subaru: “Tamam, zaman kazandırman falan iyi… ama onu tek seferde yensen daha iyi olmaz mıydı?”

 

Reinhard: “Yapabilseydim çoktan yapmış olurdum. Bu kadınları güvenli bir yere götür. Burada kalırlarsa savaş alanının bir parçası olacaklar.”

 

Emilia: “Bekle, Reinhard. Muhtemelen pek etkili olmayacak ama bunu kullan.”

 

Reinhard’ı durdurmak için seslenen Emilia, elinde büyüyle yeni şekillendirilmiş bir buz kılıcı tutuyordu.

 

Emilia: “Bunu yapmak için ba~yağı sıkı konsantre oldum— geçen seferkinden biraz daha fazla dayanacak olmalı.”

 

Reinhard: “Minnettarlığımı ifade etmem mümkün değil.”

 

Kendisine uzatılan kılıcı kabul eden Reinhard, törensel bir teşekkür sergilemişti.

 

Sonra da arkasını dönerek harabenin kalıntılarından Regulus’a doğru sıçradı. Tek bir adımda Subaru’nun görüş alanından bütünüyle çıkarak imkânsız bir uzaklığa ulaştı.

 

Ve onun yok oluşunu takiben Subaru’nun tenine bir şok dalgası ulaştı.

 

Bu hisle yıkanırken Emilia’ya dönerek,

 

Subaru: “Emilia-tan! Reinhard’ın mücadelesinden etkilenmemek adına şimdilik bu kadınları güvenli bir yere götürmeme yardım et. Hepsinin buradan çıkması lazım… bu arada, bu kadınların hepsi Regulus’la mı evli?”

 

Buz duvarına hapsolmuş kadınların monotonluğu öncesinde olduğu gibi şimdi de tuhaflığını koruyordu.

 

Regulus’un karıları olmaları hepsini Cadı Tarikatı üyesi kılıyordu. Bu kadınlar tek bakışta aşağı yukarı elli kişi kadar görünüyordu. Hepsi birlikte saldıracak olursa Subaru, Beatrice’in yardımı olmadan onlarla nasıl baş edecekti ki? Bu endişeye daha yeni kapılmaya başlıyordu.

 

Fakat Emilia, onun tedirginliğini ortadan kaldırarak kafasını salladı.

 

Emilia: “Sorun yok. Onun karıları olsalar da büyük ihtimale çoğu yalnızca kuvvet ve zorlama yoluyla buna mecbur kalmış. Yani endişelenme.”

 

Subaru: “Doğru, tamam. Zaten bir tehdit olsalardı Reinhard onları gözden kaçırmazdı… aah, dikkat et! Şu uçan mermi gibi şeyler bize saldırmaya başlıyor! Çok tehlikeli!”

 

Reinhard ve Regulus’un kilisenin dışındaki çarpışması insanlık sınırlarının fazlasıyla ötesindeydi.

 

Çeşitli darbelerle savrulan enkaz ve taş parçacıkları mermi gibi uçuşuyordu. Herhangi biri Subaru’ya ulaşacak olursa sağlam kalacağının garantisi yoktu.

 

Reinhard saldırı konusunda mutlak bir avantaja sahip olsa da Regulus’un gücünün doğası gizemini koruduğu takdirde o avantaj adım adım silinecekti. Subaru’nun yırtıcı taraf baskın gelmeden önce bir karşı önlem geliştirmesi gerekliydi—

 

Emilia: “Hey, iyi misin? Yaralanmadın değil mi?”

 

Subaru bunları düşünürken Emilia, sarışın kadını omuzlarından sarsmaya başlamıştı.

 

Bu, Subaru’nun kırbacını kullanarak kurtardığı kadındı. Mihraptaki konumu gereği statüsünün eşsiz olduğu belliydi. Fakat ifadesizliğini koruyor, en ufak bir rahatsızlık belirtisi taşımıyordu.

 

Emilia’ya bakan kadın, kafasını yavaşça sallamaya başlamıştı.

 

184 Numara: “Benim… burada kalmam lazım. Sen de kaçmak istiyorsan dikkatli ol lütfen.”

 

Emilia: “Kalmak mı, ama neden? Ayakların mı yaralandı? Öyleyse seni hemen iyileştiririm. Yalnızca bu buz duvarı sizi güvende tutmaya yetmez. Acele et, gitmemiz lazım!”

 

184 Numara: “Lütfen reddetmeme müsaade et. Buradan sadece sen ayrılabilirsin.”

 

Emilia: “Neden!? Burada kalırsanız siz de mücadelenin bir parçası olacaksınız! Regulus sizin varlığınızı umursamadan canının istediği gibi saldıracak. Hadi, acele edin de bizimle gelin…”

 

184 Numara: “—Efendi-sama bize gitmemiz yönünde bir talimat vermedi.”

 

Emilia’nın ikna çabaları kadının herhangi bir sıcaklıktan ve histen yoksun, soğuk sesiyle bölünmüştü.

 

Soğuk ve donuk bakışları Emilia’nın ametist gözleriyle buluşuyordu.

 

184 Numara: “Koca-sama’nın emirlerini dinlemememiz onu öfkelendirecektir. Böyle bir şey olduğunda da olası tek bir sonuç var.”

 

Emilia: “Böyle… olmaz…”

 

Subaru da Emilia’nın nutku tutulmuş tepkisini paylaşıyordu.

 

Ona kararlı demek yanlış olurdu, çünkü şahsını yansıtmıyordu. Ona sarsılmaz demek de yanlış olurdu, çünkü kararlılık taşımıyordu.

 

Konuşması ve tutumu çoktan engellenemez hale gelmiş ağır bir çaresizliği sergiliyordu.

 

O— ya da onlar pes edeli uzun zaman olmuştu.

 

Regulus tarafından kırılan kalpleri artık ondan başka bir şeyi dikkate alamıyordu.

 

Bu, herhangi bir söz veya eylem gerektirmeyen lanetli bir gaddarlıktı.  

 

Subaru: “Regulus’un rakibi [Kılıç Azizi] Reinhard. Onun sizi çok korkuttuğunu biliyorum ama Reinhard onu öldürmekten yana sorun yaşamayacak. O yüzden burada kalmayın. Hayatlarınızı tehlikeye atmanıza gerek yok.”

 

184 Numara: “Rakibinin kim olduğunun bir önemi yok. [Kılıç Azizi] mi? Dalga geçme lütfen. Herhangi biri nasıl Koca-sama’ya… Regulus Corneas’a denk olabilir ki?”

 

Kadın, Subaru’nun rahatlatıcı konuşmasını küçümseme dolu bir havayla geçiştirmişti.

 

Bu, onun ilk içten bir duygu sergileyişiydi.

 

Bir çocuğun cahilce hayallerine tepeden bakan küçümseyici bir yetişkin gibiydi.

 

—Ve Subaru nihayet çarpık ilişkilerinin gerçek doğasını anlamıştı.

 

Regulus Corneas’ın karılarının ona olan inancı mutlaktı.

 

Rakibinin [Kılıç Azizi] Reinhard olduğunu bilmek bile kimsenin geri alamayacağı lanetlerinin prangalarını gevşetemiyordu.

 

Regulus’un eşi benzeri olmayan, bunaltıcı gücü karılarının kalpleri üzerinde tam bir hakimiyet kurmuştu.

 

Karı kocasına güveniyor ve koca, karısının kalbindeki sağlam yerini koruyordu. Bir bağlamda ideal bir ilişkiydi.

 

Ama bu sakin görünüm, iç çarpıklıklara yol açıyordu.

 

Subaru: “Lanet olsun…”

 

Subaru, kadınları kımıldatmaya yalnızca sözlerinin yetmeyeceğini acı verici bir şekilde anlamıştı.

 

Karşısındaki kadınların istisnasız her biri aynı inancı taşıyordu; muhalefet olmamaları ve kati sessizlikleri de bunu kanıtlıyordu.

 

Onları buradan ayrılmaya zorlamak için hepsini bayıltmak ve tek tek taşımak gerekecekti; ama zorlayıcı eylemlerde bulunmak da özgürlüklerini güç kullanarak ellerinden almak olacaktı.

 

Subaru: “—Reinhard! Planlar değişti! Daha önce söylediğim şeyi yap!”

 

Kadınları ikna etme fikrinden vazgeçen Subaru, yıkık kilisenin üzerine tırmanarak yerçekimine meydan okur halde bir binanın yan cephesinden hızla atılmakta olan Reinhard’a seslenmişti. Karşılığında gözlerini çeviren Reinhard,

 

Reinhard: “Savaşı hızlandırıyor muyuz? Hey, Subaru, kadınların güvenliğini garantiledin mi?”

 

Subaru: “—!? Lan!? Bu ses de nereden geliyor!?”

 

Reinhard: “Bu, sesimi belli bir menzile ulaştırmamı sağlayan [Telepati İlahi Koruması].”

 

Subaru: “Bu kadar insanüstü olmayı keser misin artık!?”

 

Reinhard’ın hareketleri, savaşçı olmama sınırlarında gezinen Subaru’nun gözünde insani kavrayışların bariz şekilde ötesindeydi.

 

Bir duvardan koşarak sıçrayan Reinhard, havaya atılmış ve hızla dönmeye başlamıştı.

 

Yere indiği andaysa kıyafetlerinin yayılışıyla momentumunu yavaşlattı ve ince bacaklarını savurarak bir rüzgâr bıçağıyla yeri parçaladı.

 

Toz ve kaldırım taşları uçuşurken bıçak dalgası dosdoğru yolun sonunda beklemekte olan yırtıcıya ulaştı ve böylece ayakta kalmayı sürdüremeyen Regulus’un bedeni bir defa daha uçuruldu.

 

Subaru: “Bu cinayet arenası da neyin nesi?”

 

Reinhard: “Taş ve kum fırlatarak savaşıyor. Yani etrafa dağılan parçacıklar arasında güvenli bir alan yok gerçekten.”

 

Subaru: “Kulağa gizlenmek isteyeceğim bir yağmur gibi geliyor. —Daha da önemlisi, savaş alanını taşıman lazım! O kadınlar yerinden kımıldamayacak! Regulus’tan ödleri kopuyor, buna cesaret edemiyorlar!”

 

Reinhard: “Peki, anlaşıldı. —Öyleyse bir denememe müsaade et.”

 

Derken sesini alçaltan Reinhard, Regulus’a doğru hafifçe sıçradı.

 

Bu sırada bir kez daha ayaklanan Regulus ayağını yere vurarak odun ve kum parçalarını havalandırdı. Fakat Reinhard hesaplı hareketlerle kaçınıp Emilia’nın buz kılıcını çekerek sapladığı Regulus’u bir kez daha uçurdu.

 

Ve yırtıcının çığlıklarıyla kırılan buz kılıcının sesi üst üste bindi.

 

Emilia: “Subaru! Ne yapmayı planlıyoruz?”

 

Subaru: “O piçi buradan uzaklaştıracağız… Vaay, Emilia-tan cüretkarlaştı!”

 

Emilia: “Bu elbise güzel ama gerçekten hiç elverişli değil…”

 

Subaru’nun önünde durmakta olan Emilia, elbisesinin bir kısmını aniden çekerek yırtmıştı.

 

Beyaz gelinliğin kısıtlayıcı noktalarının cüretkâr bir şekilde yırtılışıyla da beyaz bacakları görünmesi gerekenden daha fazla görünerek baştan çıkartıcı bir manzara doğurmuştu.

 

Emilia: “Önemi yok! Her neyse, Reinhard’tan ne istedin?”

 

Subaru: “Regulus’un gücünün gerçek bağlamını bilmediğimiz için savaştan önce bir plan yapmıştık. —Olası zayıflıklarını tek tek test etmek zorundayız.”

 

Emilia başıyla onay verirken Subaru, Reinhard’ın sevgili kılıcını kiliseden aldı. Ve böylece ikili, Reinhard’ın savaş alanına doğru hızla ilerlemeye başladı.

 

#İlk ve belki de en heyecanlı cephemizdeki mücadele başladı. Elinden neredeyse her şey gelen Kılıç Azizimiz henüz hiçbir hasar aldığına şahit olamadığımız yırtıcı düşmanımızla çarpışıyor. Şimdi olası zayıflıkları test etme zamanıymış, bakalım bir zayıflık bulmaları (tabii öyle bir zayıflık varsa) ne kadar sürecek…

Bu arada dün animede güncele geldim. Öncelikle biz Rem’i uykuya yatıralı iki yılı geçtiği için onu kanlı canlı ayakta görmek duygulandırdı. Ram’ın alaylı ve kaba yorumlarını, pat diye ‘öyleyse öl’ gibi şeyler söyleyişini izlemeyi gerçekten özlemişim. Crusch’ın hafızasını yitirdikten sonraki tavır ve görünüş değişimini iyi vermişler bence. Regulus’un sesini hiç yakıştıramadım/sevemedim. Echidna’nın koyun yününü andıran kirpikleri de dünya saçması olmuş, kirpiklerine bakmaktan hiç ciddiye alamadım onu. Subaru’nun ilk yargılamada ailesiyle geçirdiği bölümde bayağı duygulandım. Ailesini tam da hayal ettiğim gibi yansıtmışlar. Mayonez detayının atlanmamasına da çok güldüm, malum mayonezle ilgili koca bir bölüm okumuştuk biz de… Son olarak Subaru’nun Elsa’yla ikinci karşılaşması için köşke gidişinde senaryo biraz değişmiş, henüz izlemeyenler vardır diye detay vermiyorum ama bu hali pek hoşuma gitmedi. Genel hatlarıyla fena ilerlemiyor anime; karakterleri, olay ve mekanları görmek güzel. Yine de bizim tüm detaylarıyla uzun uzun okuduğumuz şeylerin çoğu atlanıyor veya kısacık bir şekilde verilip geçiliyor, e öyle olunca da biraz eksik kalıyor ister istemez. Her halükarda hem izlemeye hem okumaya devam arkadaşlar, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21985 Üye Sayısı
  • 840 Seri Sayısı
  • 40728 Bölüm Sayısı


creator
manga tr