Cilt 5 Bölüm 44 [ Söylenmeyen Bir Şey Kalmıyor ] (2/2)

avatar
1498 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 44 [ Söylenmeyen Bir Şey Kalmıyor ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Liliana: “Aaaayyyhhh! Dirseğim! Dizim! Bedenimde kemik denilebilecek her şey kırıldı! Altı kaburgam da kırık! Yanılıyor olamam!”

 

Subaru’nun önündeki zeminde enerjik bir şekilde yuvarlanmakta olan kişi sahiden de halk ozanı Liliana’ydı.

 

Onu her zamanki haliyle gören Subaru insanların altıdan fazla kaburgaya sahip olduğunu dile getirmeye gerek dahi görmemiş, yalnızca göğsünü rahatlamayla dövmekle yetinmişti.

 

Subaru: “Ayrılışımızdan sonra bayağı endişelenmiştim ama seni sağ salim gördüğüme sevindim. İçim rahatladı.”

 

Liliana: “Sağ salim mi!? Burada ölüm döşeğinde olduğumu görmüyor musun!? Böyle stresli bir genç kadının önünde göğsüne rahatlıkla nasıl vurabilirsin, ne hastalıklı bir mizah anlayışı bu!? Ah, ilham geldi! Mümkünse dinleyin lütfen: ――Parmaklar! Kulaklar! Ve gözler~!”

 

Subaru: “Hala bayağı hayat dolusun, değil mi?”

 

Müzik aletini tıngırdatarak bağdaş kurma pozisyonundan kalkan kız, son derece sağlıklı bir insan görüntüsü çiziyordu. Bir anda toparlanması oldukça stres verici olsa da Subaru, onun sağlam olduğuna sevinmişti.

 

Subaru: “Ama Belediyeye nasıl geldin ki? Dışarıda dolanmak tehlikeli olmalı……”

 

????: “Doğal olarak buna karar veren kişi ben olmalıyım, değil mi? Vatandaş.”

 

Subaru: “Gh!”

 

Henüz Liliana’ya buraya sağ salim ulaşmayı nasıl başardığını sorma fırsatı bulamadan cevabı küstah bir ses vermişti.

 

Yüksek topukların sesleri çınlarken gösterişli bir kırmızılık taşıyan bir kadın, odaya adımını atmıştı. Baştan ayağa makyajlı bu kadın, kan kırmızı gözleriyle odayı taramaktaydı.

 

Priscilla: “Görünen o ki bütün aktörler toplanmış. Ayaktakımının yıldızdan önce hazır olması iyi olmuş. Gelecekte de bu davranışı tekrarladığınızdan emin olun.”

 

İyi bir ruh haliyle gülümseyerek dudaklarını bir yelpazeyle örten bu kadın ―― Priscilla’ydı.

 

Ani girişi Subaru da dahil olmak üzere herkesi şaşırtırken ilk tepki veren kişi hizmetlisi Al’dan başkası değildi.

 

Al: “P-Prenses-san! Demek iyisiniz… Sizi bulamayınca endişelenmiştim.”

 

Priscilla: “Mm, Al mı bu? Bana hizmet etmek yerine bu köylülerle zaman öldürmenin anlamı nedir? Senin görevin bedenimi kollamak, sesimi dinlemek, kokumu içine çekmek ve komutlarıma itaat etmek değil mi? Ve Schult, onu kendim aramak zorunda kalmama neden oldun, saygısızlığının da bir sınırı olmalı.”

 

?????: “Lü-lütfen bağışlayın beni, Priscilla-sama……”

 

Priscilla endişeli hizmetlisini -arkasından kafasını uzatmış şekilde ürkek ürkek elbisesine tutunan uşak üniformalı ufak oğlanı- acımasızca aşağılıyordu. Görünen o ki Priscilla yalnızca Liliana’yı kurtarmakla kalmamış, Cadı Tarikatının hüküm sürdüğü bir şehrin sokaklarındaki uşağını da bulup kurtarmıştı.

 

Subaru: “Ne delice bir küstahlık bu böyle……”

 

Subaru cesaret ve pervasızlık arasındaki ince çizginin aşılışı karşısında iç çekerken bunu işiten Priscilla, sert bakışlarını Subaru’ya çevirdi. Ve yelpazesini kapatıp çabucak ona doğru ilerleyerek,

 

Priscilla: “Hey sen, kımıldama.”

 

Subaru: “――hk”

 

Bir rüzgâr sesiyle yelpazesinin ucunu Subaru’nun boğazına dayamıştı.

 

Her zamanki gibi anlaşılmaz bir hızla hareket etmiş, Subaru daha herhangi bir hareketini yakalayamadan gözlerinin önünde bitivermişti. Fakat Reinhard müdahale etmediğine göre Subaru gerçekten tehlikede değil demekti.

 

Subaru: “Ne yapıyorsun? Burada önemli bir konuşma yapıyoruz, böyle şeylere vaktimiz y……”

 

Priscilla: “İyi. ――Demek o acemice yayını yapan sendin?”

 

Subaru: “……Evet, ne olmuş?”

 

Reinhard’ın harekete geçmemiş olmasından cesaret bulmak kadar acınası bir eylem gerçekleştiren Subaru, burnundan soluyan Priscilla’ya benzer bir karşılık vermişti. Buna yanıt olarak gözlerini kısan kızsa,

 

Priscilla: “Herhangi birinin benden daha çok dikkat çekmesine katiyen müsaade edemem. O yüzden size sizin gibilerden ne kadar üstün olduğumu kanıtlayacağım.”

 

Subaru: “Ha? Ouuff!?”

 

Yelpazesini Subaru’nun boynuna dayamış olan kız çenesine öyle fena vurmuştu ki Subaru’nun gözlerinden yaşlar dökülmüştü. Bunun ardından yanından ayrılıp amirane bir tavırla yuvarlak masayı çevreleyen sandalyelerden birine yerleşerek,

 

Priscilla: “Amma değersiz bir sandalye. Sırf oturarak bile ne kadar ucuz olduğu anlaşılabiliyor.”

 

Mobilyaların kalitesiyle ilgili öfkeli bir yorum yaptıktan sonra da bakışlarını masayı çevrelemekte olan suratlar üzerinde gezdirdi. Ardından kırmızıya boyalı dudaklarını açışıyla yüzüne son derece çarpıcı korkunçlukta bir gülümseme yerleşti.

 

Priscilla: “Hadi bakalım, bana mevcut durumla ilgili her şeyi anlatmanıza müsaade ediyorum. İyi köleler olun ve en yüce şahsınıza yönelik sorumluluklarınızı yerine getirin. Ödül olarak size yardımımı teklif edeceğim. Minnettar kalmayı unutmayın.”

 

Al: “Bekle, Prenses-san! Artık birbirimizi bulduğumuza göre burada kalmamız için hiçbir sebep yok, haksız mıyım? Bu tehlikeli yerden uzaklaşmalı ve……”

 

Priscilla: “Bana kaçmamı mı öneriyorsun, Al? Eğer öyleyse büyük bir hata yapıyorsun.”

 

Priscilla’nın toplantıya katılmak istermişçesine sandalyesine yerleştiğini gören Al hızlıca araya girmiş ama Priscilla’dan aldığı sert bakış anında metal başlığının ardında buz kesmesine yol açmıştı.

 

Priscilla: “Beni dinliyor musun? Bu şehirde kalma kararını veren bendim. Ve gitme veya gitmeme kararını veren de yine ben olacağım. Hiç kimsenin talimatlarına uymam. Ayrıca bu kuduz ahmaklara arkamı dönmemi ve utanmazca kaçmamı mı istiyorsun yani? Sen beni ne sanıyorsun?”

 

Al: “…………”

 

Priscilla: “Bu dünyadaki her şey benim hayrıma gerçekleşir. Yani ne diye gidip de bu iğrenç meselenin devam etmesine müsaade edeyim? Benim hizmetlim olduğunu söylemek istiyorsan bunu biliyor olmalısın, Al. Ben ilahi bir koruma altındayım ve bu yüzden eylemlerim de aynı şekilde.”

 

Priscilla’nın iradesi sarsılmayacaktı, sarsılamazdı.

 

Oradaki herkes, en çok da Al, bunu biliyordu. Al’ın tek omzunun çöktüğünü gören genç uşak―― Schult, ona sessizce yaklaşıp sırnaştı. Ve onun rahatlatıcı yaklaşımına buruk bir gülümsemeyle karşılık veren Al da kararını vermiş oldu.

 

Subaru: “Otto, bir dakikan var mı?”

 

Otto: “Tabii, hadi gidelim.”

 

Yuvarlak masadakiler Priscilla’yı mevcut durumla ilgili bilgilendirirken Subaru, Otto’nun kulağına fısıldamış, bunu bekliyor olduğu belli olan Otto da hiçbir şaşkınlık belirtisi vermeden ayak uydurmuştu.

 

Subaru: “Garfiel, işleri bitince haber verirsin.”

 

Bu talimatı veren Subaru, Otto ile birlikte toplantı odasından ayrıldı. Ve dışarı çıktıkları anda arkalarını dönen ikili, yüzlerini birbirlerine çevirdi. Subaru’nun bakışlarını karşılayan Otto’nun gözlerinde en ufak bir kafa karışıklığı yoktu. Ne hakkında konuşacaklarını gayet iyi biliyordu.

 

Subaru: “Ne halt yemeye Bilgelik Kitabını onarmaya çalışıyorsun ki? Yo, ondan önce, kalıntıları ne zaman topladın?”

 

Otto: “Bir yıl önce, Sığınaktaki problemleri halledişimizden sonra. Emilia-sama’nın karları ortadan kalkınca etrafta dolanayım dedim ve…… şey, tam olarak şans eseri diyemem. Ram-san’dan olanları duymuştum, o yüzden bir yandan da yanık kalıntıları arıyordum.”

 

Subaru: “Öyleyse bulduğun kitap Roswaal’ın Bilgelik Kitabı?”

 

Otto: “Evet. Kontrol etmek istediğim yerde bulduğum için alışılmadık derecede şanslıydım.”

 

“Alışılmadık derecede şanslı” genel şanssızlığına yönelik bir iğneleme olsa gerekti. Otto buruk bir şekilde gülümsüyor olsa da Subaru, bu duygu ve düşüncesini paylaşacak havada değildi.

 

Çünkü Otto’nun tüm bunları yapma sebebi hala göğsünde bir düğümdü.

 

Otto: “Bana dürüstçe söyle, Natsuki-san, Margrave Mathers hakkında ne düşünüyorsun?”

 

Subaru: “Roswaal mı?”

 

Subaru sessizliğe gömülürken Otto ona bu soruyla yaklaşmıştı. Aynı zamanda hem konuyla alakalı hem de tamamen alakasız görünen bir soruydu. Bir müddet bu soru üzerine düşünen Subaru,

 

Subaru: “Şey… Sanırım o herif karşısında gardımızı asla indiremeyeceğimizi düşünüyorum. Geçen yıl olanlardan sonra indiremeyiz. Ama hedefleri net. Ve değişmediklerini varsayarsak onu şu an için bir tehdit olarak görmüyorum diyebilirim. Hatta artık birbirimizi anladığımız için bana bir nevi suç ortağımmış gibi geliyor.”

 

Otto: “Ben Margrave Mathers’e hiç ama hiç güvenmiyorum.”

 

Diyen Otto, Subaru’nun fazla naif düşündüğünü vurguladı.

 

Bunu duyan Subaru’nun gözleriyse bu ifadenin keskinliği karşısında irileşti.

 

Otto: “Geçen yıl olanlardan bahsettin. Evet, haklısın. Ama o, Sığınakta yaşananları çok öncesinden beri planlıyordu. Sen ve Emilia-sama bu konuda korkunç bir bağışlayıcılık sergiliyorsunuz.”

 

Subaru: “……Onu bağışlamış değiliz. O herifle ilgili her şey “Bu da neyin nesi lan” diye bağırmak istememe yol açıyor ve tepem hala fena halde atık. Ama şu da bir gerçek ki o herifin yardımına ihtiyacımız var. Yani yapabileceğimiz pek bir şey yok ve Emilia da benimle aynı düşüncede.”

 

Otto: “Buna bağışlayıcılık deniyor zaten……Tabii bunun kötü bir şey olduğunu söylemiyorum.”

 

Otto, aciliyet duygusunu ileterek sabırsız bir bakış atmıştı.

 

Başka bir deyişle Subaru’ya yeterince temkinli davranmadığını söylüyordu. Tabii ki Subaru da bir gözünün hep üzerinde olması gerektiğini biliyordu ama,

 

Otto: “Sorun yok. Yaklaşımında sorun yok. Değiştirmen gerekmiyor. Çünkü ben gerekli önlemleri alacağım.”

 

Subaru: “Önlemler?”

 

Otto: “İçişleri Bakanınız olarak Margrave Mathers ile pek çok kez etkileşime girme fırsatım oldu. Geride kalan yılda ondan herhangi bir gizli plan veya tuhaf davranış belirtisi almadım. Ama bu, planlarını çoktan hazırlamadığı anlamına gelmez. Rahatlıkla gecikmeli bir başlangıç planlamış olabilir.”

 

Subaru: “――――”

 

Subaru çenesini kapatmıştı. Otto adamakıllı temkinli ve endişeliydi, sonuçta Roswaal’a güvenmemek için her türlü sebebi vardı. Bu durum o adamın iyi kötü tüm eylemlerinin sonucuydu. Zaten eylemleri de büyük oranda kötüydü.

 

Otto: “Eğer Bilgelik Kitabında yazılı her kelimeyi takip ediyor ve o kitabın geleceği anlattığına inanıyorsa o zaman o kitabın içeriğine göz atmak, onun planladığı her şeyi öğrenmemizi sağlar. Bu sayede gelecekteki olası ihanetlerine karşı gerekli önemleri almış oluruz.”

 

Subaru: “Yani diyorsun ki kitabı onarma sebebin…… Roswaal’a güvenmiyor olman?”

 

Otto: “……Tam tersi. Sebep, müttefiklerime karşı bir güvensizliğim olmayacağından emin olmak istemem. En azından herhangi bir talihsizlik yaşanmayacağından emin olmak istiyorum. Bu yüzden onarabilmek umuduyla Bilgelik Kitabını sakladım…… Ama bunu yapmadan önce sana danışmadığım için özür dilerim.”

 

Otto bu özürle birlikte başını eğdi.

 

Ama karşısındaki Subaru tek kelime edemiyor, buna hakkı olduğunu düşünmüyordu.

 

Otto’nun endişeleri ve bu endişeleri gidermek adına gerçekleştirdiği eylemler――

 

Hepsi de Subaru ve Emilia’nın fark etmesi gereken şeylerdi. Ayrıca bunlar uğruna çektiği acı ve verdiği emek de tamamıyla Subaru ve Emilia’nın iyiliği içindi.

 

Şimdi Otto’nun kendisine gizliden gizliye yardım ettiğini fark eden Subaru hem utanmış hem vicdan azabı çekmiş hem de bunu daha önce fark etmemiş olmasına inanamamıştı.

 

Peki Otto neden Subaru için tüm bunları yapmıştı ki? Yalnızca arkadaş oldukları için mi?

 

Otto: “Sana nedenini söylemeyeceğim. Bayağı sıkıcı bir sebep zaten.”

 

Otto, Subaru’nun düşüncelerini okumuşçasına bu yanıtı verirken onun gülümseyişi karşısında yumruk yemiş gibi hisseden Subaru derin bir nefes aldı.

 

Subaru: “Her nasılsa sürekli kefaletimi ödeyip beni kurtarıyor gibisin, bilesin.”

 

Otto: “Olabilir ama bence sen, yayında olduğun halinle gayet iyisin, Natsuki-san.”

 

Otto kafasını kaşırken Subaru bu değerlendirme karşısında biraz utanmış şekilde dilini şaklatarak omuzlarını düşürdü.

 

Subaru: “Anlıyorum. Bilgelik Kitabı konusunda tamamım, sana uyacağım. Ama sorun şu ki o göt herifler hala kitabı arıyor. Bu konuda ne yapacağız?”

 

Otto: “Sanırım kitap onarılmış olsa da olmasa da geri almamız daha uygun kaçacaktır. Üstat Dartz’ın yaralanma ihtimali yüksek ve bu benim isteyeceğim son şey olur.”

 

Subaru: “Ama eşzamanlı olarak dört Kontrol Kulesine birden saldıracağız. Ona ayıracak gücümüz yok ki.”

 

Otto: “Savaşçı olmayabilirim ama kanallarda seyahat ederek başımın çaresine rahatlıkla bakabilirim. Öyle görünmesem de su ejderleri gibi hayvanları kullanmak en güçlü noktalarımdan biridir, bilesin.”

 

Elini ağzına yerleştiren Otto, Hayvanlara Fısıldama İlahi Korumasıyla böbürleniyor olmalıydı.

 

Açıkçası Otto’nun İlahi Koruması söz konusu kaçmak olunca bayağı iş görüyordu. Ayrıca düşmanların ana güçleri Kontrol Kulelerine odaklanmıştı. Yani ekstra bir Cadı Tarikatı üyesi olmadıkça Otto’nun başı büyük bir derde girmese gerekti.

 

Otto: “Sen benim için endişeleneceğine saldırı takımlarını düşün. Sonuçta Emilia-sama’yı kurtarman lazım. Bu da bayağı büyük bir sorumluluk.”

 

Subaru: “Anlaşıldı. O Açgözlülük piçinin kellesini bizzat ben alacağım.”

 

Zihninde Emilia’yı kaçıran o beyaz saçlı canavarın görüntüsü belirmişti.

 

Hem bu gerçek hem de bir Günah Başpiskoposu oluşu, onun mağlup edilmesi gereken bir düşman olduğu anlamına geliyordu.

 

Otto: “Geri dönelim mi? Şimdiye özet geçme işini bitirmiş olmalılar.”

 

Subaru’nun heyecanlanışını gören Otto kafasını toplantı odasına çevirmişti. Fakat tam da Subaru ona başıyla onay vererek onunla birlikte içeriye dönmek üzereyken,

 

??????: “Subaru-dono.”

 

Merdivenlerden gelen bir çağrıyla durdurulmuştu.

 

Bu sesin kime ait olduğu apaçık ortadaydı. Üst kattan mavi, ciddi gözlerle kendisini izleyen kişi―― Wilhelm’di.

 

Subaru: “Otto, sen içeri gir.”

 

Otto: “Tamamdır. Sonra devam ederiz.”

 

Otto toplantı odasına dönerken Subaru, üst katta bekleyen Wilhelm’le buluşmak adına merdivenlere yöneldi.

 

Ve aynı yüksekliğe eriştikleri sırada Wilhelm bakışlarını hafifçe eğerek,

 

Wilhelm: “Toplantıya katılamadığım için üzgünüm. Bu rahatsızlıktan ötürü özür dilerim.”

 

Subaru: “Bu durumda hiç kimse seni suçlamayı aklından bile geçirmez, Wilhelm-san. Şey, umm…… Crush-san nasıl?”

 

Onun iyi olmadığını duymuştu. Hatta sadece iyi olmamakla kalmamış, bayağı korkunç bir duruma düşmüştü. Bir kadın olarak kimsenin kendisini o halde görmesini istemiyor olmalıydı.

 

Kendi bacağının sefil durumunu düşünen Subaru, Crusch’ın nasıl bir hasar aldığını az çok hayal edebiliyordu. Ve tek başına bu düşünce bile hayal ettiğine pişman olmasına yol açıyordu.

 

Fakat Wilhelm, Subaru’yu şüpheye düşürecek şekilde bakışlarını yavaşça eğerek,

 

Wilhelm: “Crusch-sama seninle konuşmak istedi, Subaru-dono. Sana benimle gelme zahmetini vermem mümkün mü?”

 

Subaru: “Crusch-san beni mi çağırdı? Yo, tabii ki gelirim ama…… gerçekten sorun olmayacak mı?”

 

Wilhelm: “Samimi arzusu bu şekilde. Tabii Ferris pek memnun kalmadı…”

 

Subaru: “……Kalmamıştır sanırım.”

 

Muhtemelen Ferris’in Subaru’ya söyleyecek acı sözleri vardı.

 

Sonuçta Belediyenin en üst katında Capella’yla yüzleşenler Subaru ile Crusch’tan ibaretti ve Subaru’nun Csruch’ı koruması gerekiyordu.

 

Wilhelm: “Ferris saygısızca bir şeyler söyleyecek olursa kafana takma lütfen. Ve yine mümkünse onu bağışla lütfen. İçten içe anlıyor. Ama sindiremeyeceği duygularla boğuşuyor.”

 

Subaru: “En çok önem verdiğin kişinin acı çekişini izlemek… Neden etrafındakilere lanetler okumak istediğini anlayabiliyorum, aklını endişelendiği şeyden uzaklaştırmak istiyor olmalı.”

 

Öfke saçarak acısını bir nebze dindirebilecekse onu kim suçlayabilirdi ki?

 

Zaten Subaru da onun lanetlerinin bir kısmını üstlenmeye hazırdı.

 

Wilhelm: “Buradan gidiyoruz.”

 

Subaru’nun yanıtına herhangi bir tepki vermeyen Wilhelm, Subaru’yu Crusch’ın beklemekte olduğu noktaya yönlendirmişti. Adım seslerinin tik, tak şeklindeki düzenli ritmi koridorda yankılanıyordu.

 

Ve yol üzerinde,

 

Wilhelm: “Subaru-dono, sana söylemem gereken bir şey var.”

 

Subaru: “Ne oldu? Crusch-san dışında bir mesele mi……?”

 

Wilhelm: “Günah Başpiskoposlarına eşlik eden iki kılıç ustası hakkında.”

 

Subaru istemsizce nefes almayı kesmişti.

 

Çok bariz olmalıydı, nasıl aklından kaçmıştı ki? Mimi’nin kapatılamaz yarası, ‘Ölüm Tanrısı İlahi Koruması’ ile açılmıştı.

 

Yani o üst sınıf kılıç ustalarının gerçek kimlikleri――

 

Wilhelm: “Biri “Sekiz Kollu” Kurgan. Bir zamanlar Vollachian İmparatorluğunun bir generali olan ve on yıl önce ölmüş olması gereken heybetli bir kılıç ustası.”

 

Subaru: “Ölmüş olması… gereken bir adam mı? Uhm, Wilhelm-san…”

 

Wilhelm: “Ve diğeri de…”

 

Wilhelm daha sorusunu soramadan önce Subaru’nun lafını kesmişti.

 

Ardından yürümeyi kesti ve Subaru da ona ayak uydurdu. Sonra da arkasını dönerek anlık bir sessizliğe gömüldü. Bu esnada Subaru, onun yüzüne bakmak için bir adım attı―― ve bunu yaptığı anda pişman oldu.

 

Bunu görmemeliydi.

 

Wilhelm: “――Diğeri de önceki neslin Kılıç Azizi, Thearesia Van Astrea. On beş yıl önce…… Beyaz Balina muharebesinde ölmüş olması gereken karım.”

 

Subaru: “――――”

 

Sesinin hiç titremiyor oluşu, iradesinin ne kadar güçlü olduğunun kanıtıydı.

 

Fakat suratının ıstırapla ne derece değiştiğini gören Subaru, tüm bu izlenimi yitirmişti.

 

Wilhelm dudaklarını ısırıyor, gözlerinden öfke ve keder okunuyor, kırışık suratında tanınamayacak derecede çılgın bir tutku görülüyordu―― bu ifadeye atılan tek bir bakışla duyguları apaçık anlaşılıyordu.

 

Subaru: “Senin karın… ve bir İmparatorluk generali? Yoksa… hala hayattalar mı……?”

 

Wilhelm: “Eğer öyleyse…… yo, bu mümkün değil. Karım da Kurgan da öldü. Ölüm tersine alınamaz. Hala ölüler ama kötüye kullanılıyorlar.”

 

Subaru: “Eğer hala ölülerse bu…… Nekromansi gibi bir şey mi?”

 

Nekromansi―― kurgu evrenlerde son derece yaygın olan bir ölüleri kontrol etme büyüsüydü. Tabii ki kurgu evrenlerde ölüleri hayata döndüren büyüler de bir o kadar yaygındı. Ama bu dünyada böyle uygunsuz bir şey mevcut değildi.

 

Bu, Subaru’nun burada geçirdiği yıl ve aylarda acı verici bir şekilde öğrendiği bir şeydi.

 

Wilhelm: “Ölüleri manipüle etmeye yarayan büyüleri kullanmak yasak. Gerçi zamanında bu büyüyü kullanan birini biliyorum. Bu kişi Yarı İnsan Savaşlarında―― onlarca yıl önce Lugnica’da insanlar ve yarı insanlar arasında gerçekleşen savaşta yarı insan tarafında savaşan Krallığın üç düşmanından biriydi.”

 

Subaru: “Krallığın üç düşmanı mı……?”

 

Wilhelm: “Yarı İnsan Kahraman, Libre Fermi. En Büyük Stratejist, Valga Cromwell. Ve……”

 

Bir an duraksadıktan sonra,

 

Wilhelm: “Cadı, Sphinx. En ufak bir tepki vermeksizin, acımasızca hem insan hem de yarı insan kanı döken iğrenç varlık. Satella dışında ismi Kraliyet Tarihine yazılan tek Cadı.”

 

#Wilhelm’in karısı haberini bekliyordum ama Cadı Sphinx ve diğer düşmanlarla ilgili bilgim yoktu. Otto’nun hareketini son derece mantıklı buldum, gerçekten iyi bir dost ve müttefik. Priscilla’ya edecek kelimem yok, seride canımı en çok sıkan karakterlerden biri o herhalde. Wilhelm ise tam tersine en sevdiklerimden, adamın dibi sorulduğunda parmakla gösterilecek bir adam :)) Crusch’ın bu halde Subaru’yu neden çağırdığı ve ona ne söyleyeceğiyse muamma… Hiç üşenmeyip tüm bölümü yorumladığıma göre klasik bitirişimi yapıyorum, sonraki bölümde görüşmek üzere arkadaşlar!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22005 Üye Sayısı
  • 822 Seri Sayısı
  • 40688 Bölüm Sayısı


creator
manga tr