Cilt 5 Bölüm 42 [ Kahramanların En Yenisi ve En Eskisi ] (2/2)

avatar
1823 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 42 [ Kahramanların En Yenisi ve En Eskisi ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



[――――!!]

 

Gencin kimliğini ilan edişiyle bir hengâme doğmuştu.

 

Küçük kız, bu ilanın önemini pek anlayabilmiş değildi. Fakat etrafındakiler için farklı bir durum söz konusuydu. Etki bir hayli yüksekti ve kötü yönde olmadığı da kesindi.

 

İlk başta afallayış, sonra da kavrayış gelmişti―― umut ve inanç öylesine kuvvetli bir yayılım göstermişti ki küçük kızın kalbi bile bu duygu dalgalarıyla yutulmuştu.

 

{Yoldaşlarım ve ben, bu şehirdeki Cadı Tarikatı üyelerinin icabına bakmak için her şeyi yapacağız! O yüzden lütfen bize inanın ve mücadelenizi verin. Sizin için önem taşıyanların ellerini sımsıkı tutun, teslim olmak isteyen korkak yönünüzü kovun. Ve…}

 

[――――]

 

{――Gerisini bana bırakın!}

 

Sağır edici tezahüratlar yükseliyor, hararetli bir coşkuyla sığınağın dışına taşıyordu.

 

Beklenti umuda çevrilmiş ve tek nefeslik sürede tek bir umut sayısız umuda dönüşmüştü.

 

Küçük kız, kollarındaki kardeşine bakıyor ve gözlerinde beliren reddedilemez ışığı görüyordu.

 

Yalnızca emin olmak adına onu bir kez daha sımsıkı kucaklamıştı. Karşılığında kardeşinin kolları da kendi bedenini sardı ve küçük kız, o kucaklamanın verdiği sıcaklığın tadını çıkartarak kafasını tavana doğru çevirdi.

 

Korkusunu veya kaygısını gizleyemeyen genç konuşmacı, buna rağmen şehirdeki herkesin umutlarını üstlenmiş ve onlar için savaşacağını ilan etmişti.

Küçük kız, yüzünü dahi tanımadığı o kahramanın görüntüsünü zihninde çizerek gözlerini kapıyor ve akla gelebilecek tüm iyiliklerin onunla olması adına dua ediyordu.

 

――Çünkü o, yalnızca sıradan bir genç olmasına rağmen kendisi için önem taşıyanlar hatırına savaşıyordu.

 

-----

 

Gramofonu andıran büyülü cihazı yere indiren Subaru, yavaşça geri çekildi.

 

Alnı gerginlik terlerinden sırılsıklam olmuştu. Yakınlardaki bir tezgâha yaslanarak kaşlarına düşen terleri kabaca siliyordu.

 

Ardı ardına derin nefesler alıyor, acaba cihaz bu sesi aldı mı diye merak ediyordu.

 

Ancak hemen sonrasında cihazı çalıştırmaktan sorumlu Anastasia’ya baktı ve cihazın çoktan güvenle kapatılmış olduğunu fark etti. İşte o anda üzerine bir rahatlama çöktü.

 

Subaru: “……Hhaa, çok yorucuydu.”

 

Başı akla hayale gelmez bir bitkinlikle çatlarken uzunca bir ah çekmişti.

 

Dürüst olmak gerekirse konuşurken öyle bir trans halindeydi ki söylediği şeyleri zar zor hatırlıyordu. Aslında her şeyi unutmuş değildi ama anıları belli belirsiz, bölük pörçüktü.

 

Halbuki elinde Anastasia’nın hazırladığı konuşma da vardı…

 

[――――]

 

Çenesinden akan ter damlalarını koluyla silen Subaru, odaya olağandışı bir sessizlik çöktüğünü fark etmişti.

 

Yayını izleyenlerden çıt çıkmıyordu. Anastasia’nın yanı sıra Garfiel ve Al vardı. Ayrıca Julius ve Ricardo da sonradan dahil olarak odanın bir köşesinde dikilmişti. Normalde pek geveze olan bu kişilerin hepsinin de aynı anda ölümcül bir sessizliğe bürünmesi iyi bir işaret olamazdı.

 

Yoksa az önceki yayın o kadar mı kötüydü?

 

Anastasia: “Natsuki-kun”

 

Subaru: “Uaaha! Özür dilerim! Bir sonraki sefere daha iyisini yapacağım!”

 

Anastasia: “Neden özür diliyorsun ki? Tuhaf bir çocuksun.”

 

Kalbi gerginlikle çarpılan Subaru, ismini işittiği anda bir özür gevelemiş, onun tepkisine gülen Anastasia ise gülümseyerek kafasını eğmişti.

 

Anastasia: “Tuhaf bir çocuğa söylemek için tuhaf bir şey ama, Natsuki-kun, sen……”

 

Subaru: “Hmm?”

 

Anastasia: “Sen zamanında dolandırıcı falan mıydın?”

 

Subaru: “Durduk yere bu asılsız suçlama da nereden çıktı!? Gördüğün gibi yalnızca sıradan, normal bir öğrenciyim…… yo, aslında, bir bağlamda öğrenci bile değilim artık!”

 

Anastasia: “Ah, yo yo… Kötü anlamda söylememiştim. Sadece konuşma şeklinin enfes olduğunu söylemeye çalışıyordum…… İnsanları yeniden canlandırmadan önce çaresizliğe sürüklemen hitabet sanatının kusursuz bir kullanımıydı.”

 

Subaru’nun isyanlarını savuşturan Anastasia, güçsüz bir “Tahhaha” sesiyle kıkırdamıştı.

 

Fakat bunu işitmek bile Subaru’nun aklını iyice bulandırmıştı.

 

Subaru: “Hitabet sanatı mı? Ne cehennemden bahsediyorsun sen? Konuşmaya başlar başlamaz kendimden geçtim ve ne söylediğimden bile haberim yok. Kopya kağıdındaki tüm satırlar bulanıklaştı ve okumayı bıraktıktan sonra olanlara dair hiçbir şey hatırlamıyorum.”

 

Anastasia: “Evet, taslağımızı bir kenara attın. Konuştuklarımızla hiç alakası olmayan şeyler gevelemeye başladığın anda ne hissettiğimi hayal dahi edemezsin…… ama görünen o ki endişelenmeme gerek yokmuş.”

 

Subaru: “Bu konuda çok üzgünüm! Ama genel hatlarıyla aşağı yukarı notlara paralel gitmedim mi? Yani konuşmam kötü olsaydı beni durdururdunuz, değil mi, Anastasia-san?”

 

Ellerindeki notlar -yani en kritik anda varlıklarını unuttuğu kopya kağıtları- şehir halkını gerginliklerinden kurtarmak adına tasarlanmış süslü hitabet yollarıyla doluydu.

 

O notlar, Anastasia’nın pazarlık tekniklerinin, Garfiel’in sonu gelmez atasözlerinin ve hatta Subaru’nun zarif ve nükteli yorumlarının gurur duyulacak bir birleşimiydi.

 

Ve Subaru, vakti geldiğinde notları okuyamamış olsa da en azından zihninde kalan kısımlarını bir şekilde konuşmasına dahil etmiş olmalıydı.

 

Anastasia: “Bunu nasıl ifade etmem gerektiğini bilemiyorum ama, Natsuki-kun, konuşman notların ucundan bucağından geçmedi. Yani notlarla en ufak bir alakası yoktu.”

 

Subaru: “――Eh?”

 

Bu konuyla ilgili hiçbir belirsizlik bırakmayan Anastasia’nın sözleri, Subaru’nun varsayımını anında çürütmüştü.

 

Bir anda kaskatı kesilen Subaru, doğruluğunu teyit etmelerini istermişçesine etrafındakilere bakıyordu. Fakat diğer dörtlü, Subaru’nun bakışlarına kendilerine has tuhaf suratlarıyla karşılık vermekten fazlasını yapmıyordu.

 

Bu sırada içlerinden biri olan Julius bir adım öne çıktı. Ve önündeki saçları çekiştirerek,

 

Julius: “Tam da Anastasia-sama’nın söylediği gibi, Subaru. Yayının daha önceden konuştuklarımıza dair hiçbir şeyi barındırmıyordu. Bilhassa başlangıçta söylemen gereken ‘Tembellik Günahı Başpiskoposunu katletme’ başarını ikinci yarıya taşıdın. Öyle ki sana ne yapmaya çalışıyorsun diye soracağım bir noktaya gelmiştin.”

 

Subaru: “Gerçekten mi? Onlara bunu söylemediysem gözlerinde rastgele herifin teki olmadım mı yani!? Madem öyle beni durdursaydınız ya! Baştan başlamam gerekse bile kafalarını saçma sapan karıştırmamızdan daha iyi olurdu!”

 

Julius: “Baştan başlamak mı? Olacak iş değil.”

 

Subaru bu şüphe itirafı karşısında kendinden geçerken Julius, tam bir ciddiyetle kafasını sallamaya başlamıştı.

 

Ardından derin bir saygı denilebilecek bir havayla,

 

Julius: “――Bu… harikulade bir konuşmaydı.”

 

Subaru: “……Ha?”

 

Julius: “Notları unutmuş olmanın önemi yok. Kendi kabiliyetinle beklentilerimizin fazlasıyla ötesine geçtin. Başarına övgüler sıralamaktan başka bir yorumda bulunamam. Beyaz Balina ve Tembelliği katlettiğinde de bana aynı duyguyu yaşatmıştın.”

 

Julius, serseme dönen Subaru’yu abartılı övgülerinin altında ezmeye devam ediyordu.

 

Subaru, Julius’tan hiç beklenmeyecek bir şekilde “En Mükemmel Şövalyenin, Şövalyelerin Şövalyesinin” gözlerindeki heyecanı görebiliyordu. Ama kendine gelir gelmez bir şeyler döndüğünden şüphelenmeye başlamıştı.

 

Bu Şövalyenin içine ne girmişti böyle? Subaru onun soğukkanlılığını bu kadar mı bozmuştu yani?

 

Subaru: “Şaka yapmayı bırak… Şakalarını oldum olası pek komik bulmuyorum, bilesin.”

 

Julius: “Kulağa şaka gibi geldiyse tek sebebi kendini fazla küçük görüyor olmandır. Ama, tekrar ediyorum, belki de konuşmanı harika hale getiren tam olarak buydu. Senden başka hiç kimsenin yapamayacağı bir konuşmaydı.”

 

Subaru: “Gerçekten benimle dalga geçiyorsun, değil mi?”

 

İçerisinde bulundukları kritik durum gereği Julius’un övgüleri Subaru’nun canını daha çok sıkmaktan başka bir işe yaramıyordu.

 

Julius’un alaycılığına çoktan alışmıştı ama şu anda anlamsız didişmelere ayıracak vakti yoktu. Konuşması umdukları etkiyi vermediyse bir an önce başka bir plan yapmaları lazımdı.

 

Subaru: “İnsanlara güç aşılamak yerine bize olan güvenlerini kırdıysam tekrar denemem bile fayda etmeyecektir. Bir dahakine başka biri konuşmalı……”

 

Anastasia: “Natsuki-kun, kendini bu kadar küçümsemen yetti artık! Seni dinleyenleri bile rahatsız ediyorsun.”

 

Bunu söyleyen Anastasia, Subaru’nun sızlanmalarına bir son getirmişti. Sonra da tatlı suratında bir kınamayla Subaru’ya bakarak,

 

Anastasia: “Konuşman olağanüstü derecede etkiliydi, sanırım bunu kendin fark edemediğin için benim dile getirmem gerekecek. ――Natsuki-kun, konuşman hayal edebileceğimizden çok daha harikaydı. Gerçek bir demagogun yeteneğine sahipsin, bilesin.”

 

Ricardo: “Ben de genç hanımefendiyle aynı fikirdeyim! Khhhhyya, tüylerim ürperdi! Kelimelerle arandaki ilişki! Bu işi çok kolay gösterdin, kardeşim! Emilia-sama’yı, Crusch-sama’yı, o küçük kızı ve yer ejderini de böyle kandırdın, haksız mıyım!?”

 

Subaru: “İkinizin söylediklerine de tepkisiz kalamam! Kandırdım derken ne kastediyorsun! Ve sen kime demagog diyorsun!”

 

Fazlasıyla skandal yorumları dinleyen Subaru, sesini yükselterek bağırmaya başlamıştı.

 

Fakat Anastasia ve Ricardo birbirlerine attıkları masum bakışların ardından omuz silkmekle yetindi. Ve herkesin aynı fikirde olduğunu gören Subaru, nihayet tam anlamıyla şaka yapmıyor olduklarından şüphelenmeye başladı.

 

Yere çökmüş şekilde kendisini izleyen Garfiel’i görmekse bu şüpheyi iyice bariz kaldı.

 

Garfiel: “Kaptan……”

 

Subaru: “Garfiel… sen ne düşünüyorsun?”

 

Garfiel: “Kaptan Kaptanlıını gösterdi. Seni takip edip Sığınaktan çıkmakta haklıymışım…… işte bunu düşünüyorum.”

 

Subaru: “……Beklentilerin bana daima fazla ağır geliyor.”

 

Garfiel: “Ehh, bu da senin hatan ama di mi Kaptan?”

 

Garfiel ayağa kalkıp tüm dişlerini gösterir halde gülümseyerek yaklaşmaya başlamıştı. Bunu gören Subaru da burun deliklerinden nefes vererek,

 

Subaru: “Öyleyse sorumluluklarımdan kaçmam da pes etmemle aynı anlama geliyor. Bunun gerçekleşmesini istemem… muhtemelen yayında da böyle söylemişimdir, değil mi?”

 

Anastasia: “Sonunda doğru yola geldin.”

 

Anastasia gülümsüyor, Subaru’nun durumu daha yeni kabullenmişçesine sönük bir görünümle kafasını kaşıyışını izliyordu. Bu beklenmedik derecede iyi sonuç karşısında küçük göğsünü kabartıp eliyle kürkünü hafifçe okşadıktan sonraysa,

 

Anastasia: “Hatta insanların moralini öyle yükselttin ki aptalca bir şeyler yapmaya başlayacaklar diye endişeleniyorum. Burada bile Öfkenin Otoritesi hesabına bizi çok fena gaza getirdin, bilesin.”

 

Subaru: “Böyle abartmaya devam edersen yine benimle dalga geçtiğini düşüneceğim…… cidden ne kadar iyi bir radyocuymuşum ben böyle…”

 

Yükseltildikçe yükseltiliyor ve bu yalnızca yaşananlara inanmasını daha da zorlaştırıyordu.

 

En sonunda kendisini o samimi bakışlardan ayırarak bir kez daha gizemli cihaza ilerledi.

 

Subaru: “Her halükârda o konuşma bir fark yarattıysa gayet iyi. Umarım sığınaklarda yeni bir şiddet vakası yaşanmasını önlemeye yetmiştir…… Peki sıradaki adımımızla ilgili bir fikri olan var mı?”

 

Anastasia: “Vatandaşlar sakinleştiğine göre sorunun kökü dışında her şeyin icabına baktık demektir. Fakat Natsuki-kun’un konuşması sonrasında Cadı Tarikatının niyetimizi öğrendiği kesin……”

 

Subaru: “Tepkileri ne olacak merak ediyorum. Sizin de söylediğiniz gibi mantıksız bir şey olacağı kesin, başka da bir fikrim yok. Ama bu meseleyi bir an önce çözüme kavuşturmamız lazım.”

 

Subaru’nun konuşmasının etkinliği, bu şehrin yıkımının hala o manyakların elinde olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. En iyimser düşünceyle bile gece yarısı Su Kapıları açılacak ve şehir sular altında kalacaktı.

 

Yani ne olursa olsun bu yaşanmadan önce meseleye bir çözüm getirilmeliydi.

 

Anastasia: “Ve bunu yapmak için dört kuleyi de aynı anda ele geçirmeliyiz…… haklı mıyım?”

 

Subaru: “Dört Günah Başpiskoposu ve haklarında bir şey bilmediğimiz iki düşman var. Bunu nasıl ele alacağımız konusunda güçlerimize danışmamız gerekiyor.”

 

Şehri kurtarmak için aynı anda dört Kontrol Kulesini de ele geçirmek gerekliydi.

 

Belediyede yaptıkları gibi güçlerini birleştirmek bu senaryoda mümkün değildi. Çünkü kulelerden herhangi birine saldırmaları demek, diğer üç kulenin taşkını başlatma riskini almaları demekti.

 

Ve Subaru, dört kez peş peşe bu riskten sorunsuzca kurtulabileceklerinden emin değildi.

 

Altı büyük düşmana karşı ellerindeki güçse――

 

Subaru: “Bu elle… kazanmak zor. Belediye saldırısının tekrarlanma ihtimali var. Ama…… keşke hiç değilse elimizde bir kart daha olsaydı.”

 

???: “――Öyleyse, bir Jokere ne dersiniz?”

 

Subaru elinin parmaklarıyla ellerindeki güçleri sayarken araya ansızın bir ses karışmıştı.

 

Hiç düşünmeden kafasını odanın girişindeki figüre çevirdiğindeyse,

 

Subaru: “Seni son görüşümden bu yana kendine biçtiğin değer bayağı yükselmiş, ha?”

 

???: “Konuşmalar yapması falan istenen Natsuki-san’ınki kadar değil…… Arkadaşlarımın arasında bir kahraman olduğunu hiç düşünmemiştim ama sanırım yanılmışım.”

 

Subaru: “Hala kahramanlığın bana yakıştığını düşünmüyorum ama olsun.”

 

Yeni gelen figür haylaz bir gülümseme sunarken Subaru da omuzlarını silkerek kahkaha atıyordu. Ardından girişe doğru yürüyerek o gülümseyen figüre bir beşlik çaktı.

 

Ve bu kavuşmayı izleyen Garfiel de yüzü aydınlanarak,

 

Garfiel: “Otto-kardeşim! İyisin, di mi?!”

 

Bu sıkıntılar başladı başlayalı ortalıkta görünmeyen Otto, Garfiel’in neşeli seslenişine başını sallayarak karşılık verdi.

 

Kıyafetlerindeki kirlerin dışında en ufak bir zarar görmemişti. Yaklaşmakta olan Garfiel’e de beşlik çaktıktan sonraysa,

 

Otto: “Canımı zor kurtardım. Bir mucize eseri kurtuldum ve buraya sağ salim gelebildim. Siz ikinizin sağlam olduğunu gördüğüme sevindim. Gerçi sizi öldürmenin beni öldürmekten çok daha zor olduğunu bildiğim için sizin adınıza pek de endişelenmemiştim.”

 

Subaru: “Haklısın. Aslında ben de senin adına hiç endişelenmemiştim. Neden acaba?”

 

Garfiel: “Ben de bilemedim. Otto-kardeşimin genel havası yüzündendir belki?”

 

Otto: “Benim için birazcık daha endişelenemez miydiniz!? Böyle bir kriz anında dışarıda tek başına olmanın ne kadar tehlikeli olduğundan haberiniz var mı!?”

 

Esasında gruba katılmayı başarmıştı, dolayısıyla bu sözleri pek de ikna edici değildi.

 

Her halükârda onlar bu keyifli kavuşmanın ortasındayken Anastasia ellerini çırpıp kendisini konuşmaya dahil ederek,

 

Anastasia: “Tamam tamam, hadi sakin olun, sakin olun. Öncelikle Otto-kun’un hayatta olduğunu görmek güzel. Ve birbirinize yaptıklarınızla ilgili sormak istediğiniz bir sürü şey olduğundan da eminim ama…”

 

Sözlerini burada sonlandıran Anastasia, yeşil ve soğan rengi karışımı gözleriyle Otto’ya attığı ciddi bir bakışla,

 

Anastasia: “Az önceki cazip lafının…… ne anlama geldiğini söylemek ister misin?”

 

Otto: Jokeri diyorsun, değil mi? Gayet basit. Eğer hemen içeri girmesine müsaade etseydim benim sağ salim dönüşüm görmezden gelinecekti, o yüzden akıllılık ederek Jokerin dışarıda azıcık beklemesini rica ettim.”

 

Hafiften utanmış görünen Otto, Anastasia’nın teşvikiyle kapıya doğru yürüyerek öteki tarafta beklemekte olan kişiye sinyal verdi.

 

Ve işitilen adım seslerinin ardından odaya yeni bir karakter dahil oldu. Sonra da,

 

????: “――Geç kaldığım için üzgünüm.”

 

Tek bir cümle. İşte o tek cümle, dinleyicilere aralarına on bin askerin katıldığı hissini vermeye yetmişti.

 

Savrulan bir rüzgâr hissiyatının yanı sıra gözlerinin önünde beliren alevlerin illüzyonu kalplerini titretmişti.

 

İşte bu buluşma sahiden de böyle bir güç taşıyordu.

 

Elde etmek uğruna öldükleri güç, nihayet saflarına katılmıştı.

 

Reinhard: “Reinhard van Astrea―― biraz geç olsa da size katılmaya geldim.”

 

Kırmızı alevli Kılıç Azizi, bu sözlerle savaşa katılma niyetini ilan etmişti.

 

#Subaru’nun kendine asla güvenmeyişiyle başlayan bölüm harika bir şekilde sonlandı. Öncelikle biliyorsunuz ki Otto benim bebeğim, en ama en sevdiğim karakterlerden biri. O yüzden sağ salim geldiğini gördüğüme çok sevindim. Otto-Garfiel-Subaru üçlüsünün uyumu da o kadar iyi ki onları okuduğum her bölümde çok eğleniyorum. Ve son olarak Reinhard! Beklenen kahraman sonunda geldi! Bakalım nerelerdeymiş ve bizi şimdi neler bekliyor… Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21885 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40663 Bölüm Sayısı


creator
manga tr