Cilt 5 Bölüm 35 [ Pusular ve Sürprizler ]

avatar
1952 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 35 [ Pusular ve Sürprizler ]


Çevirmen : Clumsy 


Subaru’nun ilk acımasızca saldırısı rakibinin dişleri tarafından engellenmişti.

 

Subaru: “——”

 

Kırbacının ön ucunu ısıran ve Subaru’yu öfkelendirmek istermişçesine kasten dans eden kişi Oburluktu, yani Roy Alphard.

 

Alphard. Subaru bu ismi duyduğuna birazcık şaşırmıştı.

 

Subaru: “Bu piç de ismini bir yıldızdan almış—hk!”

 

Crusch: “Subaru-sama, o konu kapandı! Müsaadenle onunla ben çarpışayım!”

 

Subaru acımasızca yeni bir darbe için kolunu kaldırmış, Alphard da kendi silahını çekmişti. Bu esnada Crusch Yüz Adam Saldırısını saldı.

 

Ve delice bir rüzgâr bıçağı anında Belediyenin ilk katını kasıp kavurarak sandalyelerle danışma masasını parçalamaya başladı.

 

Tabii ki bu kesikler merhametsizce Alphard’a da ulaşmalıydı fakat—

 

Roy: “Vaaay, harika! Ama bu biraz güçlü görünse de…”

 

Crusch: “—Eh!?”

 

Oğlan, görünmez rüzgâr bıçağını görebilirmişçesine ondan kaçınmak adına geriye doğru eğilmişti. Bir köprü pozisyonu alıp kafasını kısacık bir an için yere değdirmiş ve ardından geri sıçramıştı.

 

Bu hareket de onun ‘savaşa hazırım’ pozunu almasını sağlamıştı.

 

Roy: “Bir saldırı olarak son derece üçüncü seviye bir taktikti. Hiç de lezzetli görünmüyor!”

 

İşini bitiren Alphard’ın yerden sıçrayan bedeni bir mermi gibi öne uçmaktaydı.

 

Ardından ağzını açarak köpek dişlerini anımsatan sıra sıra keskin dişi açığa çıkarttı. Buna bir de görünümü eklenince insanlar onu başıboş, vahşi bir köpek sanabilirdi. Fakat vahşi bir köpeğin tehdit seviyesi onunla asla boy ölçüşemezdi.

 

Crusch kılıcını onunla buluşması ve kafasını kesebilmesi adına kaldırmıştı fakat…

 

Roy: “Niteliklerin iyi olsa da yeterli değil! Bizim için başlangıç seviyesinde bile sayılmazsın!”

 

Crusch: “—Ah!”

 

Oğlan sağ elini sallarken Crusch’ın kılıcı keskin bir sesle birlikte sekti. Yakından bakıldığında Alphard’ın bileklerindeki kumaşa sarılı ikiz hançerler görünüyordu.

 

İki elinde de ince, ufak bedeninin hızlı ve esnek bir şekilde dövüşebilmesine müsaade eden birer hançer tutuyordu.

 

Crusch’ın kılıcını savuşturduktan hemen sonra sol elini boğazına doğru savurdu. Ve Crusch anında kaçınmak adına bedenini kaydırsa da havada attığı tekmeyle omzunun etrafına gelen oğlan tarafından tekmelenmekten kurtulamadı.

 

Crusch: “Ne—!”

 

Subaru: “Crusch-san!”

 

Roy: “En kolay hedef senken orada öylece dikilip izlemesene!”

 

Alphard ayağını yere geçirip Subaru’ya doğru uçmaya başlamıştı. Soluk ışıkta paçavralara sarılı incecik bedeniyle Oburluk karanlığın içerisinde gizlenmiş ve Subaru, onu gözden kaybetmişti—

 

Subaru: “Durum kötü…”

 

Alphard: “Tembelliğinden ayak uyduramıyorsun.”

 

Subaru: “Ne!?”

 

Kusur dolu Subaru’yu hedefleyen Alphard, bir kusurunu daha açığa çıkartmıştı.

 

Bir kez daha kendisini güçsüz hisseden Subaru ise kendi kendine durum ne olursa olsun fevri ve aceleci davranmama kararı almıştı.

 

Bu yüzden dudaklarını ısırıp acısını çekerek gruplarının en güçlü üyesinin saldırı fırsatını kullanmasına izin verdi.

 

Ve Julius’un sessiz komutu havayı yardı.

 

Alphard anında kaçamak bir eğilme hareketinde bulunsa da bedenini Şövalyelerin Şövalyesi tarafından kesilmekten kurtaramamıştı.

 

Yerde yuvarlanan Oburluğun tüm bedeni kana bulanmıştı.

 

Roy: “Ughya! Vaay, şaşırtıcı—”

 

Julius: “O zaman bir sürpriz daha geliyor. Tomurcuklarımın açışını izle!”

 

Julius konuşurken ruhları, ayağının üzerinde sekip uzaklaşan Alphard karşısında yeni bir saldırı setine başlamıştı.

 

O an için salonu renkli pırıltılar doldurmuştu. Julius’un arkasında tomurcuklanan kuzey ışıkları misali ışıklar Oburluğa doğru ilerlemekteydi.

 

Roy: “Ruhlar!”

 

Julius: “Senin gibi gurmeliği takdir eden birinin bundan keyif almasını umuyorum. Bu çocukların hangi tomurcuk olursa olsun çiçek açmasının keyfini çıkarmaktan yana gururluyum.”

 

Roy: “Korkunç, kendilerini beğenmişler, onları sevmiyoruz!”

 

Dünyanın ışıklar içerisinde yandığını gören Alphard kaçmayı sürdürürken konuşuyordu. Julius’un ince kılıcıysa keskin sıçramalarla kaçmaya teşebbüs eden oğlanın sırtını izliyor, ona baskı uyguluyordu.

 

Julius: “—Loli kullanıcısı!”

 

Subaru: “Bana o isimle seslenme! Juli!”

 

Julius: “Valkyrie’yi de alıp en üst kata çık! Yayını durdur!”

 

Birbirlerinin takma adlarını kullandıkları bu sohbette Julius, Alphard’ı kendisinin oyalayacağını ilan etmişti.

 

Hırıltılı nefesler almakta olan Crusch’ı destekleyen Subaru ise bunun olabilecek en mantıklı hareket olduğunu düşünse de tam anlamıyla kabullenemiyordu.

 

Sonuçta sağa sola sıçrayıp duran o alaycı çocuk, Oburluktu.

 

Yani Subaru’nun bir yılı aşkın süredir izini sürdüğü düşmandı. Onu mağlup etmenin Subaru’nun en büyük önceliklerinden biri olduğunu söylemek abartı olmazdı.

 

Ama hemen burnunun ucunda olmasına rağmen—

 

Crusch: “A-anlıyorum. Juli-sama, kılıcının süratli ve hakiki olması için dua edeceğim.”

 

Crusch: “—hk”

 

Fakat Crusch, Subaru’ya itiraz etme şansı tanımadan ayağa kalkıp Julius’a gönülsüzlük dolu bir suratla karşılık vermişti bile.

 

Sonuçta o da Oburluğun bir başka kurbanıydı, onun tarafından hafızası çalınmıştı.

 

Ve tabii ki o da hafızasını geri alma fırsatını değerlendirmek isterdi. Ama buna rağmen kendisine düşen görevi kabullenip Oburlukla dövüşme işini başkalarına emanet etmeliydi.

 

Bu hisler bir kenara atıldığında gücünün yetersizliğinin de son derece bilincindeydi. Subaru ve Crusch’ın kabiliyeti düşünülünce tek çıkar yol buydu.

 

Roy: “Ee, ne olacak şimdi? Nasıl yapıyoruz? Hep birlikte mi gidiyoruz? O hayal kırıklığına uğratan kadınla iğrenç adam aperatif görevi görebilirdi. Sonra da, Juli-sama, seni yer, yutar, kemirir, tadına bakar, yalar, tekrar yutar, ısırır, paramparça eder, parça parça tüketirdik! Fena olmazdı!”

 

Julius: “Böyle gereksiz şeyler söyleme. Ben boşuna Juli olmadım!”

 

Kısıtlı alandaki ışıklar yavaşça dağılırken Alphard rahat gülümsemesini bozmamıştı. Julius ise kılıcının çıkardığı çelik sesleriyle galibiyeti kovalıyordu.

 

O esnada Julius ve Subaru kısa bir anlığına göz göze geldi.

 

Bu manzarayı tanıdık bulan, daha fazlasına gerek olmadığı mesajını alan Subaru—

 

Subaru: “Ah, lanet olsun! Dinle! Piç, kesinlikle kaybedemezsin!”

 

Julius: “O benim cümlem. Neyse, önemi yok. Burada ölmeyeceğim, yo, burada kesinlikle ölemem.”

 

Crusch: “Hadi gidelim, Loli kullanıcısı-sama!”

 

Kafasını kaşıyarak o an için hislerini bir kenara atan Subaru, boyun eğerek harekete geçti.

 

Aslında hiç değilse Crusch’ın önünde yürümesi lazımdı fakat işin doğrusu -ne kadar utanç verici olsa da- Crusch herhangi bir sürpriz saldırıya Subaru’dan çok daha hızlı tepki verebilirdi.

 

Bu yüzden Subaru hala yaralı halde olan Crusch’ın peşine takılmış ve ikisi birlikte hızla merdivenlere yönelmişti. Uzaklaşmadan önce de Subaru, Julius ve Alphard’a son bir bakış attı.

 

Julius avantajlı tarafmış gibi görünüyordu fakat gardını düşüremezdi.

 

Julius: “Git hadi!”

 

Subaru: “—Piç!”

 

Subaru’nun bakışlarının farkında olan Julius onu son ana dek huzursuz etmeye niyetli gibiydi.

 

İnanılmaz sinir bozucu biri olsa da ona bir şey olabileceği düşüncesi can sıkıcıydı. Crusch’ı takip etmek için yeniden önüne dönen Subaru, merdivenleri tek nefeste tırmandı.

 

Kendilerini bekleyen bir pusu olabileceğini bilen ikili, en üst kattaki odaya ulaşana dek merdivenleri çıkmayı sürdürecekti.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Pusularda birkaç önemli unsur olurdu.

 

İlki konumdu. Pusular, rakiplerine dominant bir konumda saldırma fırsatını kollayan kişilerin izlediği taktiklerdi. En mühim unsur buydu.

 

İkincisi, düşmanın ayarlanan noktada belirmesi gerekliliğiydi. Sonuçta pusuyu kurup da esas rakibi karşınızda bulamazsanız tüm bunlar tamamıyla amaçsız olurdu.

 

Ayrıca düşmanın pusu noktasına varacağı zamanı hesap etmek de gerekliydi. Söz konusu pusudaki bir dikkat eksikliği, etkinin maksimum olmasını engellerdi.

 

Yani Şehvetin bir pusu kurduğu varsayılırsa üç şart da yerine getirilmiş demekti.

 

Her halükârda ‘belirlenmiş bir süre içerisinde’ ‘yayın odasına’ dalmaları gerekliydi. Yani düşmanların bakış açısına göre daha keyif verici bir av olamazdı.

 

Subaru: “Bu yüzden ilk önce bu durumu bozmamız gerekiyor.”

 

Crusch: “Ne demek istediğini anlıyorum… Yo, tamam, Subaru’ya inanmaya karar verdim. Daha fazla bir şey söylemeyeceğim.”

 

En üst kata ulaşan ikili, bir merdiven daha bulmuştu.

 

Çatıya açılan bu merdiveni aştıklarında Capella’nın stratejisini yenmeye hazırlıklı olmaları gerekliydi.

 

İlk başta Subaru’nun teklifi karşısında kafası karışmış olan Crusch, artık kararlı görünüyordu. Onun hem hafızasını kaybetmeden önce hem de sonrasındaki bu davranışları hiç değişmeyen bir erdem örneğiydi.

 

Crusch: “Dürüst olmak gerekirse tek isteğim meydandaki savaşın nasıl geliştiğini görmek…”

 

Subaru: “Ama gidip onları kontrol edersek eylemlerimizin hiçbir anlamı kalmaz.”

 

Bu yükseklikten bile kılıçların çarpışışıyla Garfiel’in küfürlerini işitebiliyorlardı. Mücadele hala devam ediyordu, yani o cepheden bir yardım beklenemezdi.

 

Subaru: “Bu arada…”

 

Etrafına bakınan Subaru, çatıdaki durumu incelemeye başlamıştı.

 

Zemin, siyah ejderhanın orada yürüdüğünü anlatan pençe izleriyle doluydu. Meydana doğru bakan korkuluk ve çitlerse Julius’un büyüsü tarafından dağılmıştı.

 

Subaru odayı inceledikçe gerçekten de yayın odasının altında olduklarını teyit edebileceği korkunç bir his duyuyordu.

 

Tabii ki Capella orada pusuya yatmış şekilde bekliyor olacaktı.

 

Crusch: “… ah.”

 

Subaru: “Ne oldu? Eğer hazır değilsen bekle lütfen.”

 

Crusch: “Üzgünüm ama az önce bir şey fark ettim.”

 

Subaru: “…?”

 

Subaru demir korkuluklarla meşgulken Crusch oldukça güçsüz bir ses tonuyla bu cümleyi kurmuştu. Ve Subaru şaşkınlıkla kendisine bakarken de kaskatı bir ifadeyle ona dönerek,

 

Crusch: “Sanırım yükseklik korkum var.”

 

Subaru: “Beklenmedik bir zayıflık… anladım. Hazır ol!”

 

Korkuluğun sağlam olduğunu teyit eden Subaru, kaskatı kesilen Crusch’a başıyla onay verdi ve kadın usulca Subaru’nun kollarının arasına ilerledi.

 

Crusch: “—Beni bırakma lütfen.”

 

Subaru: “Crusch-san, bunu yanlış anlayabilecek çok erkek var, o yüzden bu tarz cümleleri çok sık kurmasan daha iyi olur.”

 

Crusch: “——?”

 

Crusch bu cümle karşısında buruk bir gülümsemeyle kafasını çevirdi. Subaru da kollarına yerleşen ve kendisine sımsıkı tutunan kadınla birlikte binadan aşağı savruldu.

 

Tabii ki bedenleri yerçekimi etkisiyle aşağı çekildi. Ve ikili, Subaru’nun bileğindeki kırbacın izin verdiği en alt noktaya dek ulaştı.

 

Subaru: “—hk!”

 

Bu esnada Subaru’nun iki kişinin ağırlığını taşıyan omuzları kırılma tehlikesi taşıyacak kadar yoğun bir acı içerisindeydi.

 

Yana doğru sallanan ikili yukarıya meyilli bir savruluşla Belediyenin farklı bir dış duvarına ulaştı. Ve içeri girebilecekleri bir pencere bulan Subaru ayağıyla uzanarak camı kırdı.

 

Crusch: “Gah—hk!”

 

Subaru: “Ne!?”

 

Camın kırılışıyla birlikte Subaru ve Crusch ikilisi yayın odasına dalmış oldu. Crusch anlık, ufak bir çığlık atmış olsa da Subaru bunu duymamış gibi yaparak kadını kollarından bıraktı.

 

Ve ayağa kalkan ikili etraflarına bakınırken karşılarına çıkan şey…

 

Ejderha: “——hk”

 

Az önce içeriye sıçramış olan ikiliye koskocaman gözlerle boş boş bakan ve kaskatı bir duruşla oturan siyah bir ejderhaydı.  

 

Daha önce çatıda görmüş oldukları o koca beden, bu odanın içerisine sıkışmıştı. Kanatlarını katlamış olan ejderhanın yüzü, ikilinin normal şartlarda girmesi gereken kapıya dönüktü.

 

Subaru’yu kapıdan içeri adımını atmaya çalıştığı saniyede yakmaya niyetli olabilirdi ama bu strateji tamamıyla mağlup edilmişti.

 

Koca bedeninin sebep olduğu engel nedeniyle hareketlerini büyük ölçüde kısıtlayan bir odanın içerisindeydi. Kendisini saldırmaya hazırlamaya teşebbüs etse de kanatlarını kımıldatması…

 

Subaru: “Crusch-san!”

 

Crusch: “Doğru!”

 

Kendisini yükseklik korkusundan arındırmaya çalışan Crusch başını sallayarak verdiği karşılığın ardından kesiğini savurdu.

 

Ve rüzgâr bıçağı siyah ejderhayı keserek bir kanadıyla bir ön bacağını yaraladı. Ejderha kuvvetli bir çığlık atarken etrafa siyah kanlar sıçramaya başlamıştı.

 

Ejderha: “AAAAAHHHHHHHH!!”

 

Subaru: “Dikkat et! Eğil… oah!?”

 

Capella acı içerisinde kıvranırken çılgınca çırpılan ejderha kanatları odayı darmadağın etmekteydi.

 

Oda normalden oldukça büyük olmasına rağmen fil ebadında bir yaratığın yol açacağı kargaşaya direnebilecek güçte değildi. Subaru’nun bu yıkımdan kaçabilmek adına koşmaya yeltenirken gördüğü şeyse,

 

—Siyah ejderhanın ayaklarının ucunda tir tir titreyen zincirlenmiş, genç bir kızdı.

 

Kız: “——!”

 

Subaru o ağlamaklı kızla göz göze gelmişti.

 

Şehvetin, pusunun başarısız olma ihtimali karşısında son derece etkili bir rehine stratejisi izlediğini gören Subaru’nun tepesi atmıştı.

 

Bu yüzden içgüdüsel olarak kaçmak yerine bir adım öne çıkmayı seçti.

 

Ve kafasının üzerinde sallanan kuyruktan kaçınmanın bir yolunu düşünerek küçük kıza doğru kaydı. Ardından titremekte olan o narin bedeni kucakladı ve kırbacını şiddetle ejderhanın sırtına savurdu. Ağır bir hasar vermiş gibi görünmese de öfkesini dışa vurmasına yetmişti.

 

Fakat Crusch’ın saldırıları o kadar güçsüz değildi.

 

Ejderha: “Bekle! Bekle! Ben o değ… hk!”

 

Crusch: “Cevap vermene gerek yok! Bu, şehre getirdiğiniz felaketin intikamı!”

 

Crusch’ın dur durak bilmeyen kılıcı kendine has bir beyni varmışçasına hareket ediyordu.

 

Capella ise neredeyse hayal kırıklığına uğratıcı bir kırılganlıkla en ufak bir defans sergilemiyordu.

 

Crusch’ın geri kalan kanadı da kesişiyle Capella’dan ağıt gibi bir inleme yükselmişti. Bunun Subaru’yla pek bir ilgisi olmasa da saldırı tufanı karşısında tir tir titreyen o koca beden, Subaru’nun kırmış olduğu pencerenin aksi istikametine doğru sendeleyerek gerilemekteydi.

 

Siyah ejderhanın kanatları bu defa iyileşmiyordu.

 

Bedenine ölümsüz dese de iyileşme hızı böyle olduğu takdirde bir tehdit teşkil edemezdi.

 

Crusch: “—Her şey bitti!”

 

Ejderha: “Bekl—”

 

Sözünü bitirmesine izin vermeyen Crusch, siyah ejderin gövdesine, kafasına ve kanatlarına art arda birkaç başarılı saldırı daha gerçekleştirdi. Ve ejderin kocaman bedeni duvara sertçe vurduktan sonra pencere pervazını kırıp geçerek dışarıdan aşağıya düşmeye başladı.

 

Düşmekte olan siyah ejderha kanatlarını açmak istiyor fakat kanatlarının bir tarafı kökünden kesildiği, diğer tarafı da paramparça olduğu için uçmak için uygun koşulları sağlayamıyordu.

 

Ejderha: “——hk”

 

İyileşme fırsatı bulamayan, bir şeyler söylemeye vakti olmayan siyah ejderha öylece yere düşüyordu.

 

Birkaç saniyenin sonunda da Şehvet, bir etin duvara çarpışı ya da ıslak bir havlunun yere düşüşü gibi bir sesle yere çakıldı.

 

Crusch: “Ben durumu bir teyit edeceğim. Subaru-sama, sen bu çocukla ilgilenebilir misin?”

 

Subaru: “Ta-tabii, hallederim.”

 

Her zaman temkinli davranan Crusch, pencere kenarından düşen siyah enkazı izliyordu. Subaru da ona beslediği içten güvenle birlikte az önce kurtarmış olduğu kızı yere indirdi.

 

Hala korku halinde olan kız, titreşen gözlerindeki kafa karışıklığıyla Subaru’yu izliyordu. Bu kaçınılmazdı. Onun yerinde kim olsa korkardı.

 

Subaru: “Sorun yok, süper kahraman ablan az önce kolay olmasa da ejderhayı öldürdü… peki geri kalan herkes nerede?”

 

Kız: “Ah, eh…”

 

Subaru: “İnanmak zor olsa da bir başımızayız ve buraya sizi kurtarmak için geldik. Kötü adamlar geri dönmeden bir an önce işimizi halletmemiz lazım. Bana yardımcı olabilir misin?”

 

Dizlerinin üzerine çöküp kızla aynı hizaya inmişti ve sakinleştirici bir ses tonuyla konuşuyordu.

 

Bu, kendinden küçüklerle konuştuğu her seferde istemsizce takındığı bir tavırdı. Hafiften sakinleşmiş görünen kızsa yanıt vermeden önce kendisini kuvvetlendirmeye çalışırmışçasına derin nefesler almaktaydı.

 

Kız: “Şurada bir oda var… geri kalan herkes orada.”

 

Subaru: “Kilitli mi? Odanın kapısı…”

 

Kız, yayın odasının içerisindeki ufak bir odayı işaret etmişti.  

 

Aslında burası yayın odası değildi, değil mi? Odanın genişliğine rağmen içeride hiçbir yayın ekipmanı yoktu. Radyo büyülü bir cihaz olsa da Subaru, bu odada ona benzer herhangi bir şey göremiyordu. Öyleyse kızın işaret ettiği yerin esas yayın odası olma ihtimali çok yüksekti.

 

Bakışlarını o yöne çeviren Subaru tereddütlüydü. İçerideki insanların hayatta olup olmadıklarını öğrenmek istiyordu.

 

Ama bunu önündeki kıza sormak fazla acımasızca ve düşüncesizce olurdu.

 

Bu yüzden kızın hala titreyen kafasına dokunduktan sonra yavaşça odaya doğru ilerlemeye başladı.

 

Kız: “——”

 

İçi tir tir titriyor, boynundan aşağı terler döküldüğünü hissediyordu.

 

Saniyeler önceki kaotik çarpışma bile onu bu kadar germemişken ansızın boğazı kuruyuvermişti. Bu, kötü bir önseziydi, zihnini meşgul eden bir dehşetti.

 

Crusch: “Subaru-sama?”

 

Subaru: “Her şey yolunda. Etrafa bakmak üzereyim. Şehvete ne oldu?”

 

Crusch: “…Burada da her şey yolunda… Nedendir bilmiyorum ama düştüğü yerden kımıldamadı.”

 

Crusch Şehvet hakkında bir uyarıda bulunmuştu. Bu yanıtı alan Subaru ise derin bir nefesin ardından odaya ulaşarak elini kapının kulpuna götürdü.

 

Yayın odasında başka tarikat üyelerinin de gizleniyor olma olasılığı vardı. Bu, Subaru’nun dikkate alması gereken bir şeydi.

 

Ama her nedense bu tarz bir endişe lüzumsuz görünüyordu. Evet, öyleydi. Çünkü içeride herhangi bir tarikat üyesi yoktu. İçeride olan şey—

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

“——”

 

———————————————————————————————————————

 

———————————————————————————————————————

 

———————————————————————————————————————

 

Sessiz bakışlar hayretler içerisinde Subaru’ya çevrilmişti.

 

Yo, belki de Subaru öyle olduğunu varsaymak istiyordu. Onların dünyayı nasıl gözlemlediğine dair hiçbir fikri yoktu ve bunu bilmek istediği de söylenemezdi.

 

Dehşet içerisindeydi. Sesi işe yaramıyordu. Bu durum yalnızca nutku tutuldu şeklinde tarif edilemezdi. Düşünceleri donmuştu, zihninde hiçbir şey yoktu. Fakat nihayet anladığı bir şey vardı.

 

— Sığınaktayken işittiği yayındaki o rahatsız edici sesin kaynağını anlamıştı.

 

Subaru: “—Bu da ne?”

 

Subaru’nun sorusu karşısında ‘O Ses’ konuştu.

 

Subaru’yu karşılayan Ses, o korkutucu ses, o meydan okuyucu ses, o neşeli ses, o anlamsız ses—

 

Odada yankılanan o ses, sayısız kanadın çırpılma sesiydi.

 

Karanlık odadaki bir sürü kırmızı göz, Subaru’yu izlermişçesine kırpışıyor, kımıldıyordu.

 

O yayında tek bir odanın içerisine çok ama çok fazla sinek doluşmuş gibiydi. Ve şuradaki, oradaki derken bu sineklerin her biri insan ebadındaydı.

 

“—AAAHH!!”

 

Subaru: “—Eh!?”

 

Bu boşluk denizinde Subaru’dan ani, acılı bir çığlık yükseldi.

 

Ve ani yanıtının beraberindeki şokla kapıyı çarparak yüz küsür kanadın çırpılış sesini içeride bıraktı. Arkasını döndüğündeyse…  

 

???: “Gahahahaha! Aptal, aptal! Sizi çöpler, kafalarınızdaki et yeterli gelmiyor işte. Bana bir akıl savaşında denk olmaya çalıştınız, öyle mi? Beyninizi kim şeker koyup da eritti acaba~! Kahahahaha!”

 

Crusch, keskin ve rahatsız edici bir kahkaha atmakta olan kızın ayakları altına alınmıştı. Bu tanıdık, zehirli kahkahanın kime ait olduğuna dair hiçbir şüphe yoktu.

 

Capella: “Benim, Capella-chan! Gaahahahaha!”

 

Capella göz kırpar ve dil çıkarırken kan kusan Crusch’ın gözlerinin beyazı zar zor görünüyordu.



#Capella'nın yeteneği de yavaş yavaş kendisini gösteriyor. Odadaki 'sinekler' belediye personeli galiba. Peki Crusch az önce ejderha kılığında bir masumun binadan düşüp ölmesine mi yol açtı? Ve o ayaklar altına alınmışken, Julius Oburlukla dövüşürken, Garfiel ve diğerleri de dışarıda çarpışırken Subaru tek başına ne yapacak? Her bölüm hah şimdi ölür de döngüyü sıfırlarız herhalde diye bekliyorum ama bu sefer Subaru'nun ölmesi bayağı uzun sürdü/sürecek gibi. Yine sorulaaar, yine sorulaaaar... Bir sonraki bölümde görüşmek üzere! 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22121 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 41007 Bölüm Sayısı


creator
manga tr