Cilt 5 Bölüm 25 [ Leo'nun Sahnesi ]

avatar
1695 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 25 [ Leo'nun Sahnesi ]


Çevirmen : Clumsy 

 

Beyaz saçlı, esrarengiz bir genç, ansızın buz ve ateş tarafından ayrılan kavruk, kaotik savaş alanına girmişti.

 

Beyaz saçları ne çok uzun ne de çok kısaydı, belirgin bir tarzı yoktu. Bedeni de ne çok kaslı ne de inceydi; insana her an süzülüp kitleler tarafından yutulabilirmiş gibi bir izlenim veren ortalama bir bedene sahipti.

 

Ama,

 

Subaru: “Açgözlülük… Günahı Başpiskoposu mu…?!”

 

Orta karar genç adamın tanıtımı, Subaru’da büyük bir etki doğurmuştu. Kulakları hayati bir hata yapmadıysa bu genç adam bir Cadı Tarikatı Günah Başpiskoposuydu.

 

Bu ifadesinin yalan olmadığı kesindi.

 

Öyle olsaydı Sirius’un son saldırısından nasıl hasarsız kurtulacaktı ki?

 

—Böyle bir anomali imkansızdı.

 

Regulus: “Her halükârda yetişmem harika oldu. Sonuçta gelin adayım neredeyse küle dönecekti. Beklentilerini nadiren ifade eden biri olarak ben bile, gelinimin insanlığını sürdürebilmesine yardımcı edecek birilerinin olmasını umuyorum. Bu bir erdem meselesinden ziyade doğal bir mesele. Sonuçta aşkımı küllere adamak gibi bir cinsel sapkınlığın parçası olamam.”

 

Beraberinde dağılmayı reddeden bir öfke taşıyarak Emilia ile ilgili bu tarz sözler sarf eden Regulus isimli genç başpiskopos, titremekte olan Subaru’nun önünde dikilmişti.

 

Son derece akıcı ve düzgün konuşuyor olsa da söylemlerinin içeriği boştu ve aynı şakayı ardı ardına tekrarlıyormuş gibi bir hali vardı.

 

Bu şakayı dinlemeye zorlanan Emilia’da herhangi bir hareket veya heyecan doğmamıştı. Bilincini tamamen yitirmiş görünüyor, narin bedeni genç adamın kollarında öylece uzanıyordu.

 

Bu sırada Regulus bir parmağını kaşlarının üzerine inen beyaz saçlarına götürerek,

 

Regulus: “Herhangi bir sorun olmadığını görmek memnuniyet verse de bugünkü kahramanlığımı gelinime gösterememiş olmam pişmanlık verici. Bence çıkmaz sona ulaşılan bir kriz anında gelen kahramanca bir kurtarış iki insanın kalplerini çok önemli bir noktaya taşıyabilirdi. Ehh, sonuçta, bu ikilinin birleşimi zaten resmiyete dökülmüşken geriye kalan tek mesele zamanlama. Bu harika değil mi?”

 

Subaru: “Sen, sen neden bahsediyorsun…?”

 

Regulus: “Hmm?”

 

Kendini beğenmiş bir şekilde gerçeklerinden bahseden Regulus, Subaru’yu fark edip kaşlarını çatmıştı. Ardından son derece bitkin, gürültülü bir nefes verdi.

 

Regulus: “Kibarlık gibi temel konseptlerden anlamaz mısın sen? Benim yaptığım ilk şey kendimi tanıtmak oldu. Kendini neden tanıtacağını soracak olursan da cevabı bunun bir ilişkiye başlamak için en önemli şey olduğudur. Nasıl bir ilişki olursa olsun birbirimizin kim olduğunu bildiğimiz bir tanışıklıkla başlamak şart değil midir? Böyle şeyleri umursayan biri olduğum için ben, sıklıkla karşımdaki her kim olursa olsun olabildiğince arkadaş canlısı davranırım. Diğer tarafın utangaç çıkma ihtimali olmadığını söylemiyorum. Çevresi geniş biri olmak istemene rağmen kendini tanıtmaya başladığın vakit elinde olmadan tereddüt edebilirsin. Bu tipte insanları düşünerek kendimi olabildiğince tanıtmaya ve onlara kendilerini rahat hissedecekleri bir alan yaratmaya çalışırım. Tabii ki bu inceliğin anında anlaşılmasını beklemiyorum. Ama biraz vakit geçtikten sonra tanıtımımın ardındaki anlamı tespit edebilmelerine dair bir umut besliyorum. Ya da daha ziyade bunun farkında olmalarına diyeyim. Yoksa ilk defa karşılaştığın biriyle konuşurken kendini tanıtmamak normal mi? Eğer öyleyse benim mantığımla genel kanı arasında hafif bir fark var demektir. Bu durumda her iki tarafın da bir yükümlülük duygusu hissetmesine rağmen herhangi bir yanlış anlaşılmayı önlemek adına karşı tarafı peşinen reddetmek gerekir. Peki bu, insanlara karşı kibar olmakla ilgili söylemlerimden o kadar mı farklı? Açıkçası bunu söylemek bile insana kaba geliyor. Görgü kaybı, aynı zamanda karşı tarafa kendini daha değersiz hissettiriyor. Birbirlerinin değerleriyle ilgili yanlış izlenimler de başkalarına yansıyor. Bu, tarafların haklarına yönelik bir ihlal. Herhangi bir rasyonel bakış açısıyla bu durum benim haklarıma yönelik bir tecavüz.”

 

Subaru: “Oh. Ohh…? P-pardon… benim adım Natsuki Subaru.”

 

Konuşmasını sürdürdükçe delice bir bakış yerleşen gözleri Subaru için bir ikaz görevi görmüştü. Ve korkusuna dayanarak adını söylemişti.

 

Onun kendisini tanıtışını işiten Regulus ise irileşen gözlerini kısarak,

 

Regulus: “…İşte bu iyi. Çünkü saygı göstermek saygı görmeyi getirir. İkisinin de mevcut olduğu bir dünya yaratmanın şartları hafife alınsa da başkalarının mutluluğunun peşinde koşmamalısın. Sen kendi mutluluğunu kovaladıkça başkaları da buna paralel olarak mutluluğu bulacaktır. Arzularının esiri olma, yalnızca kendi gerçeklerini kabul et ve günlük ihtiyaçlarınla tatmin ol. Bu huzurlu bir yaşam tarzıdır.”

 

Bu akıcı konuşmanın ciddi olup olmadığı sorgulamaya değerdi. Ama parlak gözleri bu sözlerin ne şaka ne de ironi olduğunu kanıtlıyordu; aksine, tüm bunlar onun içten inançlarıydı.  

 

Bu sözleri bağlam dışı tutulursa Sirius’a benzetilmesi mümkündü.

 

Aslında Regulus’un tavrı da sözleri de Sirius ile aynı yüzeysellik ve çarpıklığı taşıyordu.

 

Regulus: “Sonuç olarak, sohbet etmek için uygun bir havaya girmek sahiden bu kadar zor olabilir mi? Neden böyle şeylerin yapıldığı günlerde başkalarına bilinçlice, bilinçsizce, kayıtsızca üstü kapalı zararlar vermeye devam etmek imkânsız ki? Üstü kapalı zararlar can acıtmaz, değil mi? Üstelik bu yola ciddi bir şey girerse mesele hayat tehdit edici bir rahatsızlığa dönüşebilir. Beden ve ruh birdir. Hayatı başkalarını bilinçsizce tehdit edecek derecede yanlış anlayanlardan nefret ediyorum. Sence de zihinleri sapkınmış gibi durmuyor mu?”

 

Subaru: “……”

 

Regulus: “İnsani varlıklar olarak kusurlu oldukları ortada ve bilinçsizliklerini koruma tavırları hoş görülmemeli. Tabii ki ayrımcılığa uğrayanların üzerine bir yük bindirmek de yanlış. Çoğu kişi sağduyuya sahip ama neden dünyanın yavaşça döndüğünü bilinçlice fark edemiyorlar? Başkalarının gizli kalplerini çiğnediklerini bile fark etmez, çarpık, sorunlu hatalarının bilincine varmazlarsa onları sürekli ama sürekli çiğnemeye devam etmezler mi?”

 

Regulus, Subaru’nun sessizliği yüzünden mutsuzmuşçasına bir yanıt için bastırıp duruyordu.

 

Konuşması giderek daha hızlı bir hal almıştı, heyecanının arttığı barizdi. Buna rağmen Subaru, herhangi bir yanıt veremiyordu.

 

Bir yanıt verme düşüncesi kalbini sıkıştırıyordu.

 

Subaru: “Tüm bu söylediklerin…”

 

Sirius: “Ders için teşekkürler. —YAN, KAVRUL VE YOK OL!!”

 

Regulus’un arkasından bir ateş bombardımanı başlamıştı. Kollarını sallayarak alevler çağıran Sirius, yoldaş başpiskoposunu acımasızca tüketmiş, bu vahşete tanık olan Subaru ise bir kez daha hareket kabiliyetini yitirmişti.

 

Beatrice: “Subaru…”

 

Subaru: “Bi… biliyorum. Ama sorun yok.”

 

Kendisi de korkudan tir tir titriyor olan Beatrice, Subaru’nun omuzlarını acıtana dek sıkmıştı. O da alevlerin esiri olan Emilia adına endişeleniyordu.

 

Subaru’nun Emilia’nın dahil olduğu bu şiddetten korkmaması imkansızdı. Ama buna rağmen sarsılmaz bir inancı vardı. O inanç,

 

Regulus: “—Diyorum ki, bir başkasının konuşmasını bu şekilde bölebiliyorsan ortamı okumak konusunda ne kadar korkunçsun acaba? Bir şey söylemek istiyorsan elini kaldır ve konuş. Sence ben senin konuşmanı öylece bekleyecek soğukkanlılığa sahip miyim?”

 

Regulus bileğini bükmüş ve etrafındaki ateşler yok olmuştu.

 

Isı dalgaları bir büyü etkisiyle kovulurmuşçasına dağılırken ateşlerin merkezindeki Regulus en ufak bir zarar görmemişti. Doğal olarak kollarında yatmakta olan Emilia da hala aynı durumdaydı.

 

O yoğunlukta alevlerle sarılmalarına rağmen Regulus’un suratında tek bir damla ter dahi belirmemişti.

 

Regulus: “Sen ve ben Başpiskopos unvanını paylaşıyoruz. Kafanın dağınık olduğunu bildiğim için tek bir hata yaptığın takdirde kibarca görmezden gelebilirdim. Neyse ki hiçbir hasar doğmadı. Ama…”

 

Diyerek dönen Regulus sesini alçaltmış, ceketini kapatarak küçük kızı bir kez daha gizleyen ve tüm bu süreç boyunca dişlerini sıkmış olan Sirius’a kötü bir bakış atmıştı.

 

Regulus: “Bu kızı da benimle birlikte yakmayı planlıyordun. Bu tarz bir tavrı bağışlayabileceğimi söylemekten yana biraz çekinceliyim. Ah, aslında bunu yapmam imkânsız desem daha iyi. Antik çağlardan bu yana karakterlerin ahlak seviyesi veya hikayesi ne olursa olsun sevdikleri acı çektiğinde öfkelenmeleri kaçınılmaz olmuştur. Çünkü bu herkesin sahip olduğu bir haktır ve benim de intikam almaya hakkım var.”

 

Sirius: “Öfke! Hah, öfkelendin öyle mi!? Güldürme beni! Senin gibi yüzeysel ve önemsiz bir adam öfkeyle ilgili böylesine hafif konuşmalar yapamaz! Öfke bana ait! Öfkeyi ondan aldım ve benim için her şeyden daha önemli. Çünkü…”

 

Regulus: “Ohh, anlıyorum. Hala canını riske atan o aptala mı tutunuyorsun? Amma can sıkıcı, amma mide bulandırıcı. Bu ne mantıklı ne de yapıcı bir hareket. Ölüm sondur. Bu kadarı kesin, değil mi? Bunu bile kabul edemeyip yalnızca anılara tutunmak… Sen gerçekten kusurlusun. Sevdiğin biri ölürse bir başkasını bulursun. Sevgi, sevgi, sevgi diye bağırmak yerine sana verilen hakları kullanırsın. Bu doğal döngüyü bozuyorsun ya, ah, sen gerçekten umutsuz bir vakasın.”

 

Sirius: “Sen, o kişinin ölümüne gülen sen, NE CÜRETLE BUNLARI SÖYLERSİN!!”

 

Aralıksız bir şekilde küçük düşürülen Sirius, öfkesine yenik düşmüştü.

 

Taş zemin, ikiz alevlerini ileriye gönderirken ayağını vuran deli kadının etkisiyle çatlamıştı ve alevler korkutucu bir hızla Regulus’a ilerlemekteydi. Silahın öldürücü yolculuğuna yanışın, yırtılışın sesleri eşlik ediyordu.

 

Zincir Regulus’un etine vurmuş, yanağının tek tarafına ulaşmıştı. Ama bu tek darbe ne Sirius’un öfkesini ne de zincirin saldırısını sonlandırmaya yeterdi.

 

Soldan sağa, yukarıdan aşağı, önden arkaya… Sirius’un bakır zincirleri Regulus’un bedenini dur durak bilmeksizin dövüyordu. Üstüne üstlük inanılmaz yüksek bir hızla uçuyor ve ısı dalgaları da yansıtıyorlardı.

 

Sirius: “Yok ol, yok ol, yok ol, yok ol, yok ol! O NEFRET UYANDIRICI YARI CADIYLA BİRLİKTE KÜLE DÖN!!”

 

Alevden çitler merkeze yaklaşıyor, Regulus o cehennemin içinde hapsoluyordu.

 

Bu fırtınanın derecesi Regulus’un ayak bastığı taşları eritecek yükseklikteydi ve altındaki zemin ya buharlaşıyor ya da çukurlar oluşturacak şekilde içe çöküyordu.

 

Bu yakıcı sonucu görmek Sirius’un nefes alıp verişine çılgınca bir hal aldırmıştı.

 

Onun öfkesini paylaşan delirmiş topluluksa gözleri ve burunlarından kanlar akarak, tuhaf sesler çıkartarak toplanıyordu.

 

Regulus: “Diyorum ki, sana aynı şeyi daha kaç defa söylemem gerekecek?”

 

Regulus kırmızı taş levhalara hiçbir şey olmamışçasına basıyordu.

 

Beyaz saçları, kıyafetleri veya kollarındaki Emilia’da en ufak bir sıyrık, hasar yoktu. Yalnızca ifadesi bir değişim göstererek çocuksu bir tatminsizliğe çevrilmişti.

 

Regulus: “Bu konuda düşünmüştüm. Bir şeyi kaç defa söylersen söyle bazıları anlayamıyor. Söyleneni anlamak için yeterli çabayı sarf edecek kadar umursamıyorlar. Bu aşağılama değil de ne? Yani öğrendiklerini kalplerine buyruk olarak kazımak olsun, dikkatlice öz değerlendirmeler yapmak olsun, bu şeyleri yarınki düşüncelere konu olmaları adına hatırlamak olsun, hiçbirini yapmıyorlar. Unutuyor ve temizleyip gidiyorlar. Aynı şeyi ardı ardına söylemek yalnızca kutsal şeylere yönelik bir küfür değil, aynı zamanda iki tarafta da negatif duygular uyandıran bir aşağılanmadır. Kişinin kendi değeri de karşısındakinin değeri de temelden sarsılmış, düşürülmüş olur. Bu böyle işler. Bu sözleri ve eylemleri ihmal eden bir şiddet şeklidir. Evet, bunları düşündüm.”

 

Sirius: “Seni lanet olasıca böcek…!”

 

Regulus: “Cadı Tarikatı ‘Bir yanağa vurulursa diğer yanak kendini takdim edip rakibe neden savaştığını sormalı’ doktrinini izliyor. Bu da karşılıklı anlaşılmaya dair kıymetli bir ders teşkil ediyor. Ah, ama ben bunu da düşündüm. Dövülen yanağın karşılık vermesi gerektiği de doğru. —Bu bilhassa acı nedir bilmeyen kişilere karşı gerekli.”

 

Yalnızca bu konuşmanın içeriğini dinlemek onu son derece ciddi gösterse de Regulus sapkın bir varlıktı.

 

Regulus: “—”

 

Karanlığın içerisinden amansız bir gülümsemeyle çıkmıştı.

 

Bu gülümsenin arkadaşça bir jest olmadığı kesindi; daha ziyade avını köşeye kıstıran bir yırtıcının yalanışına yakındı.

 

Regulus’un kendisini Sirius’un alevlerine ve zincirine karşı nasıl savunduğu hala bilinmiyordu. Belki de gücü tamamıyla defansifti; yani Açgözlülük Otoritesi saldırı gücü bahşetmiyor olabilirdi.

 

Bu yüzden Regulus’un tavrına illa da ölümcül bir sonuç biçilmeyeceği barizdi.

 

— Ama bir savaş gerçekleşirse Sirius ölebilirdi.

 

Regulus’un tamamıyla defansif kabiliyetlere sahip olduğunun garantisi yoktu.

 

O genç adamın bir şeyler çevirdiği takdirde Sirius’un öleceği su götürmez bir gerçekti. Bu durum hiçbir problem doğurmazdı. Açıkçası başpiskoposların sayısının içsel mücadeleler nedeniyle azalması kutlanılacak bir şeydi.

 

Ama Sirius’un ölümü memnuniyet vermesinin yanı sıra etrafını çevreleyen pek çok kişiyi de ilgilendirirdi. Tabii ki onunla birlikte ölecek olanlara Subaru, Sirius’un öfkesinin esiri olan onca kişi ve birbirleri uğruna av olarak kendilerini feda eden Lusbel-Tina ikilisi de dahildi.

 

Subaru: “——”

 

Korku şimdi bile Subaru’nun bedeninin her noktasına yayılmaktaydı.

 

Gevşeyen dizleri öylesine titriyordu ki nefes almak bile anormal bir hareket haline gelmişti. Ama durum bu olsa da,

 

Beatrice: “Subaru.”

 

Kulaklarında anlaşılmaz, güçsüz bir ses yankılanıyordu.

 

Bu sesin sahibi korkusunu gizlemekte bariz şekilde başarısız olsa da arkasından samimi bir ses yükseltebiliyordu. Bana güven — gibi bir mesaj veriyordu.

 

Bu mesajı alan Subaru dişlerini sıkıp sendeleyerek ayağa kalktı.

 

Hiçbir şey yapamayacak halde olduğunu da her şeyi sırtındaki çocuğun ufak omuzlarına yıkmayı da reddetmişti. Tabii ki buna rağmen onun gücü olmaksızın herhangi bir şey yapamazdı.

 

Yani Subaru tek başına mücadele vermeyi de reddediyordu, her şeyi tek bir insana yıkmayı da. Şu anda tek başına olsaydı dizlerinin üzerinde kalmayı sürdüreceği kesindi.

 

Ayağa kalkabilme sebebi tek başına olmayışıydı. O, deliliğe kapılan diğer insanlardan farklıydı. Yalnızca Subaru’nun yanında ona yakın olan biri vardı, yalnızca Subaru tek başına değildi.

 

Bu gerçek hisse sımsıkı tutunarak kahramanlık mücadelesi veriyordu.

 

Subaru: “Beatrice.”

 

Beatrice: “Biliyorum, doğrusu.”

 

Beatrice, onun tek bir seslenişinden tam olarak ne istediğini anlayabilmişti.

 

Birbirlerini teyit etmelerine gerek yoktu. İkisi de kendilerine düşen sorumlulukları yerine getirebilmek için elinden geleni yapıyordu — ve bunu sürdürebildikleri sürece arzuladıkları sonuca ulaşacak olmalıydılar.

 

Sirius olsun, Regulus olsun, iki kötü karakter de Subaru’yu tamamıyla unutmuştu.

 

Yalnızca birbirlerini görüyor ve birbirlerini öldürme niyeti taşıyorlardı. Aslında en iyi sonuç Sirius’un Regulus’u küle döndürmesi olurdu ama bu imkansızdı.  

 

Bu yüzden Subaru, Regulus’un öfkeli hareketlerini sonlandırmalıydı.

 

Regulus’un dikkatini kendi üzerine çekmeli ve çok sayıda kurban olmaması için önlem almalıydı.  

 

Ve her şeyden öte,

 

Subaru: “Emilia’ma dokunmayı bırak…!”

 

Bitmek tükenmez bir sevgi, Subaru’nun kalbindeki korkuyu kovuyor ve orayı aydınlatıyordu. İlk önce dürüst davranmayan yüreğine hitap etmezse Regulus’a asla karşı koyamazdı.

 

An itibarıyla Regulus’un sırtı Subaru’ya dönüktü ve ilgisi tamamıyla Sirius’a odaklıydı ki bu da Subaru için son derece uygun bir durumdu.

 

Beatrice: “—Shamak!”

 

Subaru titreyen bacaklarını kımıldamaya zorlarken Beatrice de arkasından büyüsünü gerçekleştirmekteydi.

 

Güçlü büyüsü, Shamak, Regulus’un bedenini siyah bir pusun içerisine alarak onu dünyadan koparmaya, hareketlerini güzelce engellemeye başlamıştı. Subaru ise Regulus’un pusa çekildiği noktanın hemen arkasında savaş pozisyonu almış, kırbacını hiddetle savurmuştu.

 

Hedeflediği nokta Regulus’un boynuydu.

 

Kırbacı Regulus’u tuzağa düşürme amacıyla ilerliyordu. Böyle bir kargaşanın kibirli Regulus’un bile Subaru’ya dikkat kesilmesine yol açacağı kesindi. Hatta Beatrice’in perdeleri kaldırdığı anda, olup bitenin farkına dahi varmadan kurban olmuş bir Regulus bulmaları bile mümkündü. 

 

Subaru: “Karşılık yok!”

 

Beatrice: “Geliyor!!”

 

Beatrice’in uyarısı Subaru’nun kalbine yoğun bir stres göndermişti. Kırbacının ince havayı yarıp geçmesi ve bir hedef bulamayışı bariz şekilde can acıtıcıydı.

 

Bir an sonra beyaz saçlı genç adam zeminden atılmış, siyah pusların arasından Subaru’ya atılmıştı.

 

Regulus: “Başından beri can sıkıcıydı. Sorunsuz hayatımı bütünüyle bozmaya çalışıyorsun. Yok olup gidebilir misin?”

 

Beatrice: “Mi…. Yo, Murak!”

 

Regulus Emilia’yı sağ eliyle tutuyordu ve boşta kalan sol elini bir anda Subaru’ya doğru savurmuştu. Beatrice ise o saniyede saldırmayı bırakarak Subaru’ya bir yerçekimi değişikliği büyüsü yapmıştı.

 

Onun verdiği karara hemen uyan Subaru, Regulus’un uzanmakta olan parmaklarından kaçınabilmek için yukarı sıçradı. Murak, fiziksel bir nesnenin yerçekimi etkilerinden muaf olması için kullanılan bir gölge büyüsü çeşidiydi. Subaru’nun bedeni artık tüyden hafifti. Bu şekilde havalanarak Regulus’u ardında bırakmıştı.

 

Regulus: “Neden kaçınmak istiyorsun?”

 

Subaru: “Neden kaçınmak istemeyeyim ki, korkunç bir şey”!”

 

Subaru kırbacını bir kez daha kendisine havai bakışlar atmakta olan Regulus’a doğru savurdu. Bu defa belli bir noktayı hedeflememiş, Regulus’un kafasına vurmuştu. Darbenin etkisiyle havada süzülmesi gereken beyaz saçları da yarılmış olması gereken kafası da en ufak bir değişiklik göstermemiş, saçları savrulmamış, kafası yaralanmamıştı.

 

Regulus: “Ya gelinim yaralansaydı? Sence de kızlara nazik davranılması herkesçe bilinen bir gerçek ve öğretilmesi gereken bir şey değil mi? Bunu bile anlamıyor musun?”

 

Subaru: “Aptal olma! Bu dünyada en nazik davranmak istediğim kişi o kız. Hem ‘gelin aşağı, gelin yukarı’ neden bahsediyorsun sen…”

 

Regulus: “Karar verildi. Bu bizim kaderimiz. —Sonuçta rüyalarımda sözümü verdim.”

 

Bir elini duvara dayamış olan Subaru, Regulus’un gülümseyerek verdiği yanıt karşısında serseme dönmüştü. Bir tuhaflık olsa da Regulus’un umursamadığı belliydi.

 

Regulus: “Bana bağlanacak. Bu kader, bilirsin işte. Genel olarak halimden memnunum ve istediğim herhangi bir şey yok. Ama özellikle istediğim bir şey olmasa da bana sunulan şeyi kabul etmeyecek kadar sığ fikirli değilim. Bilhassa bana onu veren kaderse. Çoğu kişi bunu beklemeyebilir ama ben, elimin erişebildiği her şeyi korumak isterim. Yani kendimi ve benim için önemli olan insanları.”

 

Subaru: “——”

 

Regulus: “Onu da koruyacağım. Onu gelinim olarak hoş karşılayacak ve seveceğim, o da beni sevecek ve birlikte düzenli bir hayatımız olacak. Bu yüzden, bunun hatırına, bana bahşedilen gücü kullanmaktan kaçınmayacağım.”

 

Subaru: “Peki ya… onun özgür iradesi? Taraflardan biri henüz rıza göstermemişken nişandan bahsetmek fevri bir hareket.”

 

Regulus’un katı ifadesi Subaru’nun vardığı sonucu teyit etmişti.

 

Bir taraftan dobra, adil ve zararsız bir düşünce şekliydi. Ama diğer taraftan ölümcül derecede saçmaydı.

 

Neden ölümcül olduğunu anlatmak zordu fakat en başından belli olan bir şeydi. Çünkü Regulus deliye dönmüş, her şey yolundan çıkmıştı.

 

Subaru’nun sesini titreten şey yalnızca korkusu değildi. Bu esnada Regulus, onun sorusu karşısında gülümsemiş ve değersiz bir konu olmasına rağmen konuşmaya devam etmişti.

 

Regulus: “Benimle ilgili endişelerin mi var? Eğer öyleyse, teşekkür ederim. Ancak ortada herhangi bir sorun yok. Kader kaçınılmazdır… bilhassa aşkta ve arkadaşlıkta kişinin sözlerinin bir önemi olmaz. Kader bana onun benim gelinim olacağını, benim de onun damadı olacağımı söylediyse karar çoktan verilmiş demektir.”

 

Beatrice: “…onda tamamen yanlış bir şeyler var, doğrusu.”

 

Beatrice, Regulus ve kusurlu teorisi karşısında istemsizce tiksintisini mırıldanmıştı.

 

Subaru da aynı fikirdeydi. Regulus inançlarının altında yatan deliliği örtbas etmek için sevimli, akıcı sözler kullanmıştı. Ve Subaru, onun bu düşüncelerinin doğurabileceği sorunların boyutunu öğrenmek dahi istemiyordu.

 

Subaru: “Yetti artık. Birbirimizi anlamamız imkânsız. Aşktaki rakibimin böylesine korkunç biri olduğunu itiraf etmek mide bulandırıcı.”

 

Subaru elini duvardan çekerek bedeninin yeniden zemine doğru alçalmaya başlamasına fırsat vermişti. Bu sırada sessizleşen Subaru’ya bakan Regulus, ana fikri anlamışçasına başını sallayarak onay vermekteydi.

 

Regulus: “Hmm. Anlıyorum. Bilirsin, bunu söylediğim için üzgünüm ama… bir aşığın kaderi paylaşılamaz. Başkalarına hayranlık besleyen bir gelini hiç çekici bulmam.”

 

Subaru: “Kapa çeneni! Emilia-tan benim gelinim. Onu senin gibi birine vermem.”

 

Regulus: “Ohh, demek Emilia. Hoş bir isimmiş. Aşk kuşlarının hafifçe seslenmesine pek uygun bir isim, bu sevilesi çocuğa da çok uygun gerçekten.”

 

Subaru: “Daha adını bile bilmiyorsun… ama onu gelinin yapacağını söylüyorsun? Ne şaka ama! Sana bunu söyleten ne peki…?”

 

Regulus: “Suratı.”

 

Subaru’nun öfkeden nutku tutulmuştu. Bu sessizliği yanlış anlayan Regulus ise başını eğerek,

 

Regulus: “Tatlı bir surat. Aşk için böyle ufak şeyler yeterli değil midir zaten?”

 

Subaru: “Cehenneme git.”

 

Beatrice: “Öl, sanırım.”

 

Subaru’nun beyanına katılan Beatrice de Regulus’un üstünkörü aşkını inkâr etmişti.

 

Yere doğru alçalmakta olan Subaru’nun ağırlıksız bedeni hala Murak etkisi altındaydı. O rüzgârı kullanarak aralarındaki mesafeyi azaltırken Regulus, şok olmuşçasına kafasını eğmişti.

 

Regulus bu yakın mesafe mücadelesinin yansımalarını anlayamamıştı.

 

Subaru ise anlamıştı. Regulus, zekâ eksikliğinden kaynaklanmasa da savaşmaya Sirius kadar aşina değildi. Tabii bu hazırlıksız olduğu anlamına gelmiyordu; çünkü herhangi bir silaha ihtiyacı yoktu.

 

Bu yüzden Regulus’a yaklaşmak intihar denilebilecek bir hareketti. Ama Subaru buna rağmen Regulus’la yakın bir çarpışmaya girmek için ezici bir sebebe sahipti.

 

— Çünkü kozunu kullanabilmesinin tek yolu buydu.

 

Regulus: “Buraya neden geldin? Gerçekten anlamıyorum? Gerekli olmasa da sebebini söylemeni umuyorum. Sonuçta düşüncesiz biri değilim. Rakiplerimi utandırsa da anlamak isterim.”

 

Subaru: “Aydınlanma için teşekkürler — Beako!”

 

Beatrice: “Hazır, doğrusu!”

 

Regulus uzattığı sol eliyle Subaru’ya yaklaşmaktaydı.

 

Bu parmakların her birinin Subaru’nun hayatının sona ermesine yol açacak ölümcül silahlar olması mümkündü. Fakat Subaru, bu yaşanmadan önce derin bir nefes alarak bağırdı.

 

Yaşanacak olan şey, Subaru ve Beatrice’in geride kalan yıl içerisinde harcadıkları emeklerin meyvesiydi.

 

Subaru: “— E · M · M!!”

 

Regulus: “…ne?”

 

Bu yüksek perdeli büyü, Subaru’nun hasarlı geçidini uyarıp Beatrice’in manasını özümseyerek daha önce hiç kimsenin yapmadığı özel bir büyü yapmasını sağlıyordu.  

 

Mutlak defans büyüsü adı altında bir büyü geliştirmişlerdi ki bu, yani E M M, Beatrice ve Subaru’nun icat ettiği üç orijinal büyüden biriydi.

 

Subaru’nun bedeni görünmez bir büyü alanıyla çevreleniyor ve bu sayede mevcut varoluş düzleminden çıkıyor, böylece fiziksel veya büyüsel herhangi bir saldırı etkisiz hale geliyordu.

 

Regulus’un parmak uçları, ulaştığı Subaru’ya herhangi bir zarar vermemişti. Ve böyle bir şey yaşayan Regulus, ilk defa kaskatı bir şok ifadesi sergilemişti.

 

Bu sırada Subaru onun suratını hedef alarak sol yumruğunu hiddetle savurdu.

 

Subaru: “Yah!”

 

Regulus: “—hk”

 

Ve yumruğu Regulus’un suratının yan tarafına ulaştı.

 

Subaru sıkı bir yumruk savurmuş olsa da Regulus’un kafasının hareketlendiğine dair en ufak bir işaret yoktu. Darbe tamamen etkisiz hale getirilmişti. Bu tam da Subaru’nun beklediği şeydi; Regulus’un bedeninde ebedi ve daimî bir koruma mevcuttu.

 

Beatrice: “Henüz hazır değil, sanırım!”

 

Beatrice, Regulus herhangi bir karşı saldırıda bulunamadan bağırmış, sıradaki hamle için gerekli şartlara henüz ulaşılmadığını anlatmıştı.

 

Subaru’nun bu yakın mesafede Regulus’un saldırılarından kaçınması gerekliydi. Defansta olmak her hareketi inanılmaz zor kılıyordu. Bu yüzden Subaru’nun ruhunun bir parçasını bırakması lazımdı.

 

Regulus: “Endişelenme…”

 

Subaru: “Görünmez · Takdir!”

 

Bir darbe yiyen Regulus’un sözleri yarıda kesilmişti.

 

Çünkü aldığı darbeyle uçurulmuştu. Subaru ise kan kusarak, ağzının kenarlarını kıyafetinin koluyla kabaca silerek bu sahneyi izlemekteydi.

 

Görünmez Takdiri yalnızca Subaru’nun gözleri algılayabiliyordu.

 

Göğsünden çıkarak tüyler ürpertici bir güçle ilerleyen üçüncü eli açıkça görebiliyordu.

 

Tüm bedeni gıcırdarmış, ruhu zayıflamış ve bedeninde akan zehirli bir şey boğazında siyah bir kan olarak maddeleşmişti.

 

Kabiliyetinin bedelini ödeyen Subaru, saldırısını tüm gücüyle salabilmişti. Ve Subaru’dan onca şey alan bu saldırı Garfiel’in tek bir tekmesine bile denk olmayabilirdi.

 

Buna rağmen o görünmez saldırı, gerçekleştirmek için harcanan eforun karşılığını verebilecek olmalıydı.

 

Beatrice: “Subaru, iyi misin, doğrusu?”

 

Subaru: “Öhööhö… sayılır. Ayrıca bu herif güçlü olsa da saldırıları için düz diyebilirim. Bugüne kadar karşılaştığım onca kişi arasından Larkins seviyesinde.”

 

Boğazını tıkayan kanın gerisini tüküren Subaru, Regulus’un mücadeledeki düşük enerjisine parmak basmıştı.

 

Regulus en fazla Subaru’nun seviyesinde, tecrübesiz, toy biri olduğunu açığa çıkartmıştı. Yani Subaru, kelimelerindeki konsantrasyonu koruduğu takdirde o öldürücü parmak uçlarından mütemadiyen kaçınabilirdi.

 

Beatrice: “——”

 

Subaru’nun omzu dürtülmüştü. Bu Beatrice’in sessiz raporuydu.

 

Orijinal büyüleri, güçlü etkileri gereği kısa bir devamlılık süresine sahipti. Ayrıca günlük bir limitleri vardı ve aşırı kullanım, güç kaybıyla sonuçlanıyordu.

 

Beatrice: “EMM'nin etkileri sona erse de mevcut durumda Subaru, büyü yapmadan bile bir şansa sahip. Yani acele edersen…”

 

Subaru: “Galibiyet bekleyebilir. Umut ışığı görüyorum.”

 

Regulus: “Öyle bir şey yok. Yanlış anlaşılma adına özür dilerim. Pek ilgi çekici olmadığın için gereğinden fazla vakit harcadım. Ama mevzumuz bu değil. Bir anlaşmazlık içerisinde olmamız kötü. Çünkü bu hak ihlalidir. Başladığımızdan bu yana iki darbe aldığıma göre ben de ikinci bir saldırı gerçekleştirmezsem adil olmaz, haksız mıyım?”

 

Regulus kararlı görünen Subaru’ya bakarak havadan alçalıyordu.

 

İfadesindeki sakinlik silinmiş, sinirine yenik düşmeye başlamıştı.

 

Subaru: “Ne!?”

 

Regulus: “…ne planlıyorsun?”

 

Bu esnada Subaru ve Regulus arasındaki zemin bir anda alevlendi.

 

Subaru kendisini yıkayan ısı dalgası tarafından geri itilmekte, Regulus ise suratındaki sıcak havayı hissetmekteydi.

 

Doğal olarak ikisi de bu olayın sorumlusuna dönmüştü — yani Sirius’a.

 

Deli kadın şu ana dek, her nedense, Subaru ve Regulus arasındaki mücadeleye karışmamıştı. Eylemsizliğinin ardındaki sebep bilinmese de Subaru, onun sessiz kalmasını yeğlerdi. Harekete geçişi son derece ani bir değişimle sonuçlanmıştı.

 

Subaru’nun Sirius’un alevlerine karşı çıkması imkansızdı ve yalnızca yakın dövüş tercih eden Regulus’u şiddetle tercih ederdi. Ayrıca henüz Sirius’u mağlup edebilmek adına bir çözüm bulamamıştı.

 

Durumun bozuluşu karşısında yutkunuyordu. Ve açıkçası şartlar onun hayal ettiğinden çok daha kötüydü.

 

Sirius: “— Buldum seni.”

 

Subaru: “—?”

 

Nahoş bir şekilde dikilen Sirius, kendisine bakan iki erkeğin bakışlarına karşılık veriyordu — yo, aslında yalnızca Subaru’ya bakıyordu.

 

Deli kadın Regulus’u öldürme arzusunu tamamıyla unutmuş, gözlerini tek gayeli bir takıntıyla yalnızca Subaru’ya dikmişti. Bakışları delilik doluydu, Subaru’nun boğazı ansızın yakalanmıştı.

 

Ardından kadın, önceden cansız, sarsak olan ellerini havaya kaldırarak suratına bastırdı.

 

Sirius: “Buldum seni, buldum, buldum, buldum, buldum seni. Ah, ah, ahahah! Aaaah! Evet, gerçekten sensin! Üzgünüm, başta fark edemedim. Üzgünüm. Çok üzgünüm. Bu harika. Gerçekten sensin. Tabii ya, benim için mi döndün!?”

 

Subaru: “Ne……?”

 

Sirius: “Sevgilim, neredeydin!? Nereye bakarsam bakayım seni bulamadım, yedeklerini yırtıp açtıktan sonra bile seni hiçbir yerde bulamadım. Sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli sürekli arasam da bulamadım… Ve sen, seni aradığımı fark edip geri döndün!”

 

Tiz, yankılı sesi bariz bir şevkle dolup taşıyordu.

 

Ellerini yanaklarına koymuş şekilde bedenini sallıyor, hoşnut sesler çıkarıyordu. Nasıl bir durumdu bu? Bu tuhaf jestler gerçekten kelimelerle anlatılamazdı.

 

Fakat illa da bir yanıt aranacaksa hareketlerinin uzun zamandır sevgilisini arayan birininkine benzediği söylenebilirdi. Görünen şey, kara sevdaya düşmüş bir kadındı.

 

Sirius: “Hedefime ulaştığım için! Seninle bir olmak istediğim için — nihayet dua ettiğim şeyin farkına vardın! Aşkım nihayet sana ulaştı!”

 

Subaru: “——”

 

Sirius: “Sürekli seni, yalnızca seni bekliyordum… benim sevgili, sevgili Petelgeuse Romanee-Conti’m!”

 

Delice bir gülümsemeyle konuşan Sirius Romanee-Conti, Subaru’ya hassas, şefkat dolu bir bakış atarak elinden alınan sevdiğinin ismini dillendirmişti.

 

#Tekrar merhaba arkadaşlar. 1 yaşında bir minikle karantina günleri pek kolay geçmediği için geçen hafta ikinci bir bölüm atma fırsatım olmadı. Yine de her salı bölüm gelecek, fırsatım olursa hafta araları bir bölüm daha atarım, şimdilik düzen bu şekilde devam.
Peki bölüme ne demeli? Subaru-Beatrice'in koordine çalışması çok iyi, Subaru bu yılı gerçekten verimli geçirmiş. Geçen arc büyü kullanamayan ikili olarak komik bir kapanış yapmışlardı ama bir yolunu bulmuşlar belli ki. 
Sirius'un kendisine seçtiği soyad da zaten pek sevgili sevgilisinin kim olduğunu anlatıyordu ama yine de Subaru'nun görünmez takdirinden sonra bir anda gaza gelmesini beklememiştim.
Bu durum neler değiştirecek, okuyup göreceğiz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21951 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40707 Bölüm Sayısı


creator
manga tr