Cilt 4 - Cilt 5 Ara Bölüm 6 [ Yalnızca Bir Tane Kaldı ]

avatar
2397 0

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 - Cilt 5 Ara Bölüm 6 [ Yalnızca Bir Tane Kaldı ]


Çevirmen : Clumsy 

 

Subaru: “Cidden işe yarayıp yaramadığını merak ediyorum...”

 

Emilia: “Gerçekten mi? Ama bence planımız çoook iyiydi. Eminim Anne ve Lewes-san oyunculuklarıyla Garfiel ve Frederica’yı tamamen kandırmıştır.”

 

Subaru: “Emin misin? ...Dürüst olmak gerekirse ben Lewes-san’ın aşırı oyunculuğunu ve Anne-Rose’un son anda sergilediği sahneyi tam anlamıyla şok edici buldum.”

 

Anne: “Kapa çeneni Subaru.”

 

Üçlü akşam yemeği için masada oturup planlarının nasıl işlediğini görmeyi beklerken Anne-Rose Subaru'nun alayına müdahale etmişti. Yanakları utangaç bir şekilde kızarınca da bir kez daha yaşını gösterir olmuştu.

 

Anne-Rose'un kardeşlerin ilişkilerine dayalı planı fazlasıyla basitti.

 

Emilia’nın teklifine uyulmuş ve Subaru’nun çözemediği kısım eklenmişti—yani Garfiel ve Frederica’nın aynı hedefi paylaşarak bir odaya nasıl atılacağı kısmı çözülmüştü.

 

Anne-Rose paylaştıkları bir anıyı kullanarak meselenin üstesinden rahatlıkla gelmişti.

 

Etli turta Frederica’nın Sığınak günlerinden kalma spesiyaliydi. Garfiel’in de turta yapımını bilip bilmediklerinden emin değillerdi ama-

 

Anne: “Frederica sık sık bahsederdi. Büyükannesi ona bu turtayı nasıl yapacağını öğretmiş ve bu tarif ona Annesinin kendisi için yaptığı seferleri anımsatırmış. Doğal olarak Garfiel de aynı ortamda yetişmiş olmalı ve onun da bu tarifi Lewes-san’dan almış olma ihtimali yüksek. Gördüğüm kadarıyla Garfiel ninesinin oğlu gibi bir şey.”

 

Subaru: “Buraya kadar karşı çıkabileceğim bir nokta yok. Benim derdim bu fikre nasıl anlayışla eriştiğin değil.”

 

Anne: “Hrmp.”

 

Anne-Rose yanaklarını şişirse de Subaru hatasının örtbas edilmesine izin vermeyecekti.

 

Frederica’yı başarıyla yakalamış ve onu hiç sorunsuz mutfağa sokacak bir bahane bulmuşlardı. Ama mesele onun şüphelerini dağıtma ve onu motive etme şekilleriydi.

 

Subaru: “Turta olmazsa öleceğini söyledin. Turtadan özür dilemen lazım.”

 

Anne: “Sadece ağzımdan kaçtı. Özür dilememi gerektirecek bir şey yok...”

 

Emilia: “Subaru haklı, o konuda ben de pek emin değilim. Tamamdır, seninle birlikte özür dileyeceğim.”

 

Anne: “Sa-sanırım başka şansım yok! Emiliy öyle diyorsa öyledir!”

 

Anne-Rose’un suratı kıpkırmızı kesilmişti, Emilia’ya katılmaya dünden razıydı.

 

Subaru bakışlarını o etkileyici yuriden çevirerek masada süklüm püklüm oturan Lewes’e döndü.

 

Subaru: “Lewes-san, sen de Garfiel’i tuzağına mükemmel bir şekilde düşürdüğün için biraz suçluluk duyuyor gibisin.”

 

Lewes: “Tabii ki hayır... yoyoyoyo, bekle! Açıkla, suçluluğumu kuvvetlendiren o tabiri açıkla. Bundan vazgeç, kalbimi acıtıyorsun.”

 

Subaru'nun kötü niyetli ifadesi Lewes’in olağan tavrını bir nebze geri getirmişti.

 

Sonra da Subaru’nun onu harekete geçirmek için söylediği şeyi anımsadı ve-

 

Lewes: “Bunca olan bitenden sonra geç kaldın. Bunu yapmaktan memnun olup olmadığımdan hala emin değilim. Onları barıştırmak istiyordum tabii ki. Ama...”

 

Subaru: “Bu konuda endişelenmene gerek yok. Onları kendi hallerine bıraksak da aynısını yapacaklardı. Yani sonuç aynı. Bizim tek yaptığımız o sonucu birazcık erkene almak oldu… Bence ne kadar erken o kadar iyi.”

 

Lewes: “Nedenmiş o?”

 

Subaru: “Aksi takdirde eğlenebilecekleri zamanı boşa harcamış olurlardı. İnsanlar ölmeye mahkumdur, öyleyse neden saatimizden hala kum akarken harekete geçmeyelim ki, haksız mıyım?”

 

Lewes: “—”

 

Lewes'in gözleri irileşmiş ve ağzından güçsüz bir iç çekiş dökülmüştü.

 

Lewes: “Sen de o tiplerdensin değil mi Su-bo? Hayattaki prensiplerini iş işten geçmeden önce bir an olsun düşünmeyen birisin.”

 

Subaru: “Yo, öyle değilim. Prensipleri düşünme konusunda benim kadar takılıp kalan birini daha zor bulursun. Ben sadece kendime bunu yapmasam da olur demek istiyorum ve bu kurala bağlı kalmayı umuyorum.”

 

Lewes: “Uzun uzun düşünmesen de olur.”

 

Subaru: “Evet. Barıştırmak istediğimiz insanlar vardı ve o barışma herkesi mutlu edecekti. O yüzden uzun uzun düşünmedik, hadi onları barıştıralım dedik. Birlikte olmak istediğin biri varsa da endişelenmeyi sonraya bırakıp gidip onları kazanman gerekir. Son zamanlarda böyle düşünüyorum.”

 

Gerçi tabii ki bu mottoyu her konuda uygulayamıyordu.

 

Subaru defalarca sınanarak gereksizce çile çeken güçsüz biriydi. Önünde sınırlı bir zaman ve birkaç mevcut seçenek olurdu.

 

Hiç olmazsa seçtiği seçenek hakkında tekrar düşünmeyi bırakabilirdi.

 

Lewes: “Haklısın. İnsan benim kadar yaşlanınca öğretecek ve öğrenecek öyle çok şeyi oluyor ki bunalıyor. Gerçi son anıma dek Sığınakta kalsaydım böyle bir şey düşüneceğimden şüpheliydim.”

 

Subaru: “Genellikle hayatı yaşarken yaşıyor olmaktan sıkılmazsın. Ama bunu ben parmak basmadan da herkes fark etmiştir herhalde?”

 

Lewes: “Öyleyse ben de sınırlı zamanımın tadını çıkarsam daha iyi olacak. Tatlı torunlarım barıştı ve onları şımartmam için bana gelecekler diye heyecanlanayım.”

 

Subaru: “Dürüst olmak gerekirse onların biri tarafından şımartılmayı kabulleneceğini hayal edemiyorum.”

 

Frederica fazlasıyla ciddiydi, Garfiel ise aykırı.

 

İkisi de ninelerinin şımartışını mutlu mesut karşılamayacaktı. Ama ikisi—yo, üçü—aile sevgisini herkesten çok arzuladığı için oldukça etkileyici bir şey doğuruyorlardı.

 

???: “Tartışmaya dahil olduğum için özür dilerim. Kabalık.”

 

Bir uşağın fısıltısı bir anda Subaru’nun kulağına ulaşmıştı.

 

Subaru'nun gözleri şaşkınlıkla irileşirken Clind, Anne-Rose’un yanında dikilmişti.

 

Anne: “Ne oldu, Clind? Tam da sana Emily ile güzel bir anın tadını çıkardığımı söyleyecektim.”

 

Clind: “Sizi rahatsız etmek canımı acıtıyor. Kalp acısı. Fakat Roswaal-sama’nın döndüğünü haber vermem gerekiyor. Haber.”

 

Anne: “Öyle mi? Yine tam da hesaplandığı gibi mükemmel zamanlamalı bir dönüş…”

 

Tatminsiz bir şekilde mırıldanan Anne-Rose’un kaşları çatılmıştı.

 

Subaru Roswaal’ın akrabalarının bile onun alışkanlıkları konusunda böyle hissedişiyle ilgili sessizce sızlanırken Anne-Rose sandalyesinden kalktı.

 

Anne: “Belli ki amcam dönmüş, o yüzden onu karşılamak için müsaadenizi isteyeceğim. Emily, Subaru ve Lewes-san, siz burada kardeşlerin dönüşünü rahatlıkla bekleyebilirsiniz… Bilhassa Emily ve Subaru. Siz sonrasında meşgul olacaksınız.”

 

Emilia: “Emm? Peki anladım. Burada bekleyeceğim.”

 

Emilia ağırbaşlı bir şekilde başını sallarken Anne-Rose önce ona ilgi dolu bir bakış attı, sonra da Subaru’yu bakışları ve negatif aurasıyla delip geçti.

 

Subaru gördükleri muamelenin farkı karşısında kaşlarını çatarken de Clind’le birlikte odayı terk etti. Bu esnada Subaru, önlerine bardakların yerleştirilmiş olduğunu fark etti. Neredeyse ciyaklayacaktı.

 

Subaru: “Clind-san’ın masayı kurduğunu gören oldu mu?”

 

Emilia: “Yo, ben görmedim. Clind-san her zamanki gibi harika bir iş çıkardı.”

 

Lewes: “Mhm, gerçek bir profesyonel. Bu çay tam da benim sevdiğim gibi soğuk.”

 

Subaru: “Yani benim çayım da benim için ideal sıcaklıkta ama… peki ya seninki, Emilia-tan?”

 

Emilia: “Ben çayı sıcak severim, bu yüzden benimki çoook sıcak.”

 

Subaru: “Bu Clind-san neyin nesi böyle?”

 

Anne-Rose öylece kabullenin demiş olsa da Subaru Clind'i kabullenmekte zorluk çekiyordu. Belki de bu, başka bir dünyada doğup büyümüşken paralel bir dünyada yaşamaya başlamasından kaynaklanan temel bir farklılıktı.

 

...Diye düşünürken aynı şekilde Clind tarafından hayrete düşen Emilia ve Lewes’e baktı. Demek ki yanılmıştı. Bu sırada,

 

???: “Demek tüm fikir babaları sıçtıımın pususuna yatmış.”

 

Anne-Rose ve Clind’in gidişinin birkaç dakika sonrasında sarışın bir kaplan adam kapıyı açarak girişini yaptı.

 

Bu tuzağın arkasında Subaru ve diğerlerinin olduğunu fark etmiş görünüyordu, ifadesiyse fazlasıyla karmaşıktı. Her halükârda,

 

Subaru: “Görünen o ki birileri kötü adamların kim olduğunu çözmüş.”

 

Garfiel: “Lanet olasıca tuzağınıza düştüümü söyleyemicem, çok ezikçeydi.”

 

Emilia: “Nasıl gitti, nasıl gitti? Konuştunuz mu?”

 

Garfiel dişlerini birbirine sürterek ilerlerken Emilia heyecanlı bir şekilde yaklaşarak konuşmaya başlamış, Lewes ise kafasını tuhaf bir şekilde uzatarak Garfiel’in sıradaki kelimelerini merakla dinlemeye koyulmuştu.

 

Garfiel iki kadına bakarak iç çekti.

 

Garfiel: “Abartılı ve gereksiz burun sokuşunuz için teşekkürler. Ablamla ben… konuştuk tabii. Artık endişelenceeniz bi şey yok.”

 

Emilia: “Gerçekten mi? Öyleyse neden buraya el ele tutuşarak gelmediniz?”

 

Garfiel: “Bizim öyle utanç verici şeyler yapabilceemizi mi sanıyosun? Barışmış olabiliriz ama bu bi erkek kardeşle ablanın öyle rahatlıkla el ele tutuşcaanı göstermez. Şakasını bile yapma.”

 

Emilia: “Ama bence bu utanç verici değil, harika.”

 

Emilia ne yazık ki son derece ciddi ve içtendi, dalga geçmiyordu. Ona söyleyecek başka bir şeyi olmayan Garfiel kafasını tereddütlü Lewes’e çevirdi.

 

Garfiel: “Nine.”

 

Lewes: “...Ne oldu Gar-bo?”

 

Garfiel: “Seni endişelendirdiimiz için üzgünüm. Ben artık iyiyim, ablam da öyle. Endişelenmene gerek yok.”

 

Garfiel konuşurken burnunu ovuşturmuş, Lewes ise sessizleşmişti. Ardından dudakları rahatladı ve suratı, genç görünümüne uymayan, olgun bir gülümsemeye büründü.

 

Lewes: “Anlıyorum. Bu rahatlatıcı oldu. Yaşlılara bu kadar stres yükleyemezsin. Sonlarına daha çabuk kavuşurlar.”

 

Garfiel: “Senin ağzından çıkınca lanet olasıca bi şaka olmuyo, nine, dikkat etsen iyi olur.”

 

Lewes olağan tavrına geri kavuşurken Garfiel homurdandı.

 

Garfiel: “Her neyse, Kaptan. Ve bi de Emilia-sama, size bunu yaptırdıım için özür dilerim.”

 

Subaru: “Endişelenme. Ben ve Emilia-tan sadece köşkteki kişilerin ilişkilerini geliştirerek zaman öldürüyorduk. Özür dilemeni gerektiren bir şey yok. Haksız mıyım?”

 

Emilia: “Subaru, sen sadece zaman mı öldürüyordun? Bu onlar için ciddi bir mesele, sen de daha ciddiye almalıydın. Hpmf!”

 

Subaru: “Haa!? Durumu kurtaran dürüstlüğüm geri mi tepti!?”

 

Emilia Subaru’nun Garfiel’i rahatlatmaya çalıştığını fark etmemişti. Ya da hiç değilse Subaru öyle düşünüyordu, çünkü o esnada Emilia’nın suratında bir gülümseme belirdi ve-

 

Emilia: “Heehee, sadece şaka yapıyordum. Ne yaptığının farkındayım. Hiç de dürüst değilsin, Subaru.”

 

Subaru: “Tanrım... EMK (Emilia-tan Maji Koakuma) vurdu ve gizemli hünerlerini sergiledi… beni öldürmeye çalışıyor olmalı…”

 

Garfiel: “Özrümü nerelere getirdiniz, oy!”

 

Diyen Garfiel sersemlemişti. Subaru ve Emilia ikilisi ise birbirlerine attıkları bakışın ardından yeniden Garfiel’e dönerek,

 

Birlikte: “—Yardım etmek bir zevkti.”

 

Özrünü bu şekilde yanıtladılar.

 

Garfiel tatminsiz bir şekilde kaşlarını çatarken Lewes öfkeyle omuz silkti. Aynı anda Subaru da ikiliyi mutlu mesut bir şekilde izlemekte olan Emilia’ya başparmağını kaldırdı.

 

Subaru: “Ayrıca, Garfiel. Öncelik uzlaşmanızdı ama tüm bunları tetikleyen bir şey de söz konusu, yani etli turta. Dürüst olmak gerekirse onu yemeyi iple çekiyorum.”

 

Garfiel: “Öyle sıçtıımın rahatlığıyla turta yapılmaz. İşin inceliği o görkemli tada ulaşmak için fırında yavaşça pişirmekte. BİR BAUMBEM’İ UYUTMAYA YETECEK DERECEDE GÖRKEM derler.”

 

Subaru: “Baumbem de neyin nesi? Baumkuchen(bir tatlı) gibi bir şey mi? Ama baumkuchen ile uzun süre ilgilenmezsen o görkeme kavuşmadan bozulacağına eminim.”

 

Garfiel’in söylediğine göre turtanın hazır olmasına iki saat vardı.

 

Yani normal akşam yemeği vaktine yetişecek ve muhtemelen orada sunulacaktı.

 

???: “—Söylemeliyim ki kuuuuuulağa son derece uygun geliyor.”

 

Aklını açlığından uzaklaştırmaya çalışmak için bir yol bulamayan Subaru, ilgisini iki saati nasıl harcayacağına kaydırmışken—tanıdık bir ses işitildi.

 

Konuşmacıya çevrilen dört surat da asıktı.

 

???: “Aaaaaman Tanrım. İşlerimi halletmek için köşkten ayrılıyorum ama beni beeeeeeekleyen şuuuuuuu nahoş karşılamaya bakın.”

 

Subaru: “İşlerini takdir etmiyor değilim ama ifadelerimizin sen ektiğini biçtiğin için böyle olduğunu netleştirebilir miyiz lütfen? Ayrıca ben de diğerleri de hala nazik davranıyoruz. Garfiel’e baksana, neredeyse damarı çatlayacak.”

 

Sahiden de Garfiel’in alnında bir damar kabarmış, gözleri kanlanmıştı.

 

Garfiel’in bakışından önce bile rahatlamış bir ifade taşıyan bu adam— karakteristik konuşma tarzından da rahatlıkla anlaşılacağı üzere Roswaal L. Mathers idi.

 

Roswaal Sığınaktaki olayların arkasındaki kişiydi ve bunu itiraf ederek hemen hemen herkesin dostluğunu yitirmişti.  Bilhassa Garfiel’in öfkesi alev alevdi ve ne zaman patlayacağını tespit etmek imkansızdı.

 

Subaru da Roswaal’a karşı karmaşık hisler besliyordu. Ve Roswaal’ın sonrasında ettiği itiraf da bu hislerin belirsizliğini arttırmaktan başka bir işe yaramamıştı.

 

Subaru Sığınak ve köşkte yaşanan her şeyin arkasında Roswaal’ın olmadığını biliyordu.

 

Roswaal her nedense bu bilgiyi yalnızca Subaru’ya aktarmıştı. Subaru sebebini bilemese de gerçeği diğerlerine kasten aktarma niyeti taşımıyordu.

 

Sorumluluk tamamen Roswaal’ındı—ya da hiç değilse %90ı. Kalan %10 ise başka birinindi.

 

Subaru da şu anda gereksiz bir stres yaratmamayı tercih ederdi.

 

Emilia: “Subaru, iyi misin? Surat ifaden çook tuhaf.”

 

Subaru: “Cidden mi? Nasıl görünüyor?”

 

Emilia: “Umm şey, gözlerin aynı böyle, daha da nahoş olmuş gibi.”

 

Subaru: “Gerçekten mi? Suratım o kadar tatlı mı?”

 

Emilia: “Ama tatlı değil ki!”

 

Emilia parmaklarını kenarlarına koyarak gözlerini yukarı doğru çekmiş ve Subaru’nun ifadesini taklit etmişti. Korkunç bir şeyi taklit etmeye çalışırken bile sevimliliği öne çıkmıştı. İşte bu da onun cazibesiydi.

 

Emilia suratını asarken Garfiel öfkeli bir şekilde oturdu. Subaru da Garfiel’e çay koyan Lewes’i izleyerek ayakta kalan tek kişi olan Roswaal’la konuşmaya başladı.

 

Subaru: “Her neyse, hoş geldin. Hedeflediğin işi bitirebildin mi?”

 

Roswaal: “Ahhaaaaaa, Subaru-kun’un nezaketini nasıl da derinden hiiiiiiiissediyorum. Ve evet, sorun çıkmadı. Topraklarımdaki birkaç köyü ve yeni mülkümüzü ziyaret ettim.”

 

Subaru: “Mülkü boş ver de topraklarına da mı gittin? Neden?”

 

Roswaal: “Lord’un köşkünün yaaaaaaaaandığı kargaşası yüzünden. Sıhhatimin yerinde olduğunu göstermeseydim bazı serseriler kooooooooooomplolara başlayabilirdi. Arazilerimdeki barış veeeeeeeeee güvenliği sürdürmeyi kural edinmişimdir.”

 

Subaru: “Ama en kötü komploların başı olan serseri, o arazilerin Lordu değil mi?”

 

Roswaal: “Çooooook sertti. Vatandaşlarım zarar görmedi, Arlam köylüleriyse gerçeği bilmiyor. Bu inatla sürdürdüğün sert tavır iiiiiiiiileride bize sorun yaratmaz mı sence?”

 

Subaru: “Ghnngh.”

 

Hiçbir fırsatı kaçırmazdı.

 

Roswaal keskin bir eleştiriyle önceki duruşuna yeniden kavuşmuştu. Eğer Subaru tüm bu olayların ardındaki kişinin Roswaal olduğunu ifşa ederse bu hem Kraliyet Seçimi hem de toprak yönetimi konusunda onlara yalnızca dezavantaj olarak dönerdi. Ve şu anda Arlam Köyü halkı bile Roswaal’ın iyi bir Lord olduğuna inanıyordu.

 

Yalnızca gerçeği bilen Petra farklı bir fikirdeydi. Ama o da mevcut şartları anlamıştı ve gerçeği açıklamanın sadece kendisini tatmin etmeye yarayacağını biliyordu. Bu yüzden ekstrem bir şey yapma ihtimali düşüktü. Zekâ, insanları sık sık zorlu kararlar almaya zorlardı.

 

Subaru: “Ama bu, bu durumdan faydalanmanı haklı çıkarmaz. Bunu unutursan Emilia-tan tahta çıkar çıkmaz sen de giyotine gidersin.”

 

Roswaal: “Korkunç. Aaaaaaaaaaama o zaman bile amacıma uuuuuuulaşma şansım ooooooolabilir.”

 

Garfiel: “Biz senin lanet olasıca amaçlarına ulaşmandan falan bahsetmiyoruz. Yeni boktan fikirler bulup da Ram’ı ağlatma, bok parçası.”

 

Şaşırtıcı bir şekilde Garfiel Roswaal’ın tahriklerini yarıda kesmişti. Kaşları şaşkınlıkla çatılan Roswaal rahat bir tavırla ellerini kaldırdı.

 

Roswaal: “Tanrım, peeeeeeeeki. Ben de özeeeeeeellikle hepinizle mücadele etmeyi istemiyordum zaaaaaaten. Neden saaaaadece döndüğümü göstermeye gelmişken bu bir tartışmaya dönmek zorundaydı ki? Bunu oooooooldukça verimsiz bulduğumu söylemeliyim.”

 

Emilia: “Çünkü Subaru ve Garfiel’i öfkelendirecek şeyler söylüyorsun. Ve bunu kasten yaptığının farkındayım. Yeter artık, insanları kışkırtmayı bırak. Sen bir çocuk değilsin.”

 

Roswaal: “—”

 

Roswaal meseleyi sonuçlandırma lütfunda bulunurken Emilia elini kalçasına yerleştirerek onu ezmeye başlamıştı. Roswaal’ın gözleri şaşkınlıktan kocaman olurken de bu azara devam etti.

 

Emilia: “Bu kadar gerilmene gerek yok, hepimiz yaptığın şeyi de verdiğin sözü de hatırlıyoruz. Bilerek kötü davranıp herkesi endişelendirmenin anlamı yok. Çok umutsuzsun.”

 

Emilia yaramaz bir çocuğu azarlar gibiydi.

 

Ama ifadelerine yanlış veya yersiz demek imkansızdı ve Roswaal da itiraz etmeden sessizce dinlemeyi sürdürmekteydi. Hatta gözlerini kısışı ve tuhaf bir şekilde suratını ekşitişi Emilia’nın nokta atışı yaptığının göstergesiydi.

 

Gerçi Subaru Roswaal’ın böyle çocuksu laflarla yola geleceğine pek de inanmıyordu.

 

Subaru: “Bu sözler havayı bayağı temizledi. Tam da Emilia-tan’dan beklendiği gibi.”

 

Emilia: “....? Mm, teşekkürler. Ayrıca topraklarını gezmen için bundan daha fazla sebebin olmalı. Diğer sebebin neydi, Roswaal?”

 

Roswaal: “Ahahaaaaaaa, algıların kuvvetlenmiş. Topraklarımı gezme sebebim hem bahsettiğim üzere sıhhatimi sergilemekti hem de… Sığınak sakinlerini göçe hazırlamaktı.”

 

Garfiel: “Göç hazırlıkları!”

 

Bu sözler Garfiel’in sessizliğinden sıyrılmasına yol açmıştı. Lewes aceleyle onun yanına gelirken Garfiel avuçlarını masaya geçirdi.

 

Garfiel: “Yani oradan ayrılmaya hazırlanıyolar, ha?”

 

Roswaal: “Evet. Sığınmacı olarak geçirdikleri süre Arlam Köyünün onları kaaaaaaabul etmek için en uygun yer olduğunu gösterdi. Ama köyün barındırabileceği topluluğun bir limiti var. Popülasyonları orijinal sayılarının iki katına ulaşırsa artık kendilerini idame ettiremezler. Tabii ki köyü genişletebilirler ama bu da bariyer problemi doğurur.”

 

Garfiel: “Bariyer mi? Seni or*spu çocuu, o sçtıımın şeylerinden her sıçtıımın yerine yapıp duruyo—”

 

Subaru: “Yo, sakin ol, Garfiel. Sığınaktaki gibi bir bariyerden bahsetmiyoruz. Etraftaki dağlarda pusuda yatan bir sürü cadı yaratığı var. O yüzden onları köyden uzak tutan bir bariyer bulunuyor. Roswaal ondan bahsediyordu.”

 

Tüm o cadı yaratığı olayını teşvik eden bariyer.

 

Cadı yaratıklarıyla birlikte var olmak tamamen imkansızdı ve köyün bu ayrıma olan ihtiyacı gereği Arlam Köyünü genişletmek zordu.

 

Roswaal: “Subaru-kun mükemmel bir şekilde açıkladı, meeeeeeesele bu. Yaaaaaani Sığınak insanlarının bir kısmı Arlam Köyünden ayrılıp biiiiiiiiireysel olarak başkalarına sığınmalıydı. Nereye giderlerse gitsinler Sığınak halkı olarak ebediyen hep birlikte kalmaları mümkün olmayacaktı. Onların yuvadan aaaaaaaaaaayrılmalarını izlemek de kalbime bir keder verecekti.”

 

Lewes: “Saygısızlık ve boş konuşmalar...”

 

Roswaal ağlama numarası yaparken Lewes hakaretlerini tutamamıştı.

 

Roswaal bir gülümseme eşliğinde devam etti.

 

Roswaal: “Veeeeeee bu yüzden topraklarımda hııııııııızlı bir tur attım. Mesafe ve zaman gereği saaaaaaaaaaadece yaaaaaaakınlardaki noktaları ziyaret etmekle yetindim. Diğer şehirlere ulaklar gönderdim, çüüüüüüünkü çözüme kavuşturulması gereken bir sürü meselemiz var.”

 

Subaru: “Evet, gerçekten öyle. Bir an önce ofise dönmezsen Otto fazla çalışmaktan ölecek. Sorumluluğun ağırlığı ve iş arasında ezilip kalırsan öyle olur.”

 

Roswaal: “Ölmek için ne acayip bir yol. Çooooooook şaşırtıcı.”

 

Subaru ona katılsa da konunun devamını getirmedi.

 

Roswaal dönmüştü, yani Ram artık daha canlı olmalıydı… Subaru’nun kafasını eğmeden önce düşündüğü şey buydu ve o anda bir terslik hissetti.

 

Emilia: “Anne seni karşılamaya gittiğini söylemişti ama… seninle değil?”

 

Emilia’nın aklına da aynı soru gelmiş gibi görünüyordu. Roswaal parmağını kaldırdı.

 

Roswaal: “Çünkü ondan bir taaaaaalebim oldu. Çözüme kavuşması gereken meselelerden birini ele almayı düşünüyordum.”

 

Emilia: “Çözüme kavuşması gereken mi?”

 

Roswaal: “Ziyafet salonunda. Buna kendini çoktan hazırlamış olduğuna inanıyorum, Emilia-sama.”

 

Emilia: “—!”

 

Emilia'nın omuzları şaşkınlıkla kalkmıştı. Fakat bu şok kısacık bir an sürdü. İfadesi anında ciddileşti ve ametist gözlerinde güçlü bir iradeyle Subaru’ya baktı.

 

Kafasını eğen Subaru’nun omurgasında bir karıncalanma olmuş, ne olduğunu merak etmişti. Fakat hiç kimseden net bir yanıt alamadı.

 

Emilia: “Tamam. Hemen şimdi mi başlıyor?”

 

Roswaal: “Sen hazır olur olmaz başlayabiliriz. Ve turta pişmeden önce yeterli vaktimiz var. Mükemmel bir zamanlama olduğunu söyleyebilirim.”

 

Emilia: “Bu çok önemli bir mesele ama çoook özensiz halledilmiyor mu?”

 

Roswaal: “Şu anda ilerisi için bir tarih belirlememiz zor. Yarından itibaren meşgul olacağını düşününce bu fırsatı değerlendirmemiz daha iyi olmaz mı?”

 

Emilia: “Evet... tamam. Yapacağım.”

 

Roswaal tamamen tatminkâr bir şekilde başını sallayarak onay verdi.

 

İkisi bir karar varmış gibi görünse de Subaru’nun ne tartıştıkları hakkında hiçbir fikri yoktu. Garfiel ve Lewes de habersiz olmalıydı.

 

Subaru: “Hey, kendi kendinize bir şeylere karar vermeyi bırakın. Emilia-tan’a yine saçma sapan bir şeyler yaptırmaya çalışmasan iyi edersin.”

 

Roswaal: “Bu kooooooorkunç bir yanlış anlaşılma olurdu, Subaru-kun. Ve rahat ol. Bu mesele sadece Emilia-sama’yı ilgilendirmiyor, seeeeeeeeeni de oldukça ilgilendiriyor.”

 

Subaru: “Ne demek beni de—”

 

‘İlgilendiriyor?’ diyecekti fakat cümlesini bitiremeden önce Roswaal’ın suratı kendisine yaklaştı. Subaru istemsizce gerileyip sırtını duvara vurduğundaysa Roswaal’ın parmağı burnuna indi.

 

Roswaal: “—Senin şövalyelik seremoninden bahsediyorduk.”

 

※ ※   ※   ※   ※   ※   ※   ※   ※   ※   ※   ※   ※

 

Subaru: “Bilirsin ya! Genelde insanların dahil olacağı önemli etkinliklerin detaylarını gizli tutmazsın! İnsanlar gelinle damada sürpriz düğün yapıyor mu? Veya sürpriz cenaze diye bir şey var mı? Hayır yok!”

 

Üzerini değişmesi için bir odaya sürüklenen Subaru eşofmanını çıkartırken şikâyet ediyordu. Roswaal’ın yemek odasında verdiği haber onun için tam bir şok olmuştu.

 

—Şövalyelik.

 

Efendinin astını Şövalyesi olarak tanıdığı ve bu statü değişimine başkalarının da tanık olduğu seremoni.

 

Formaliteler ve görgü kuralları bağlamında ülkeden ülkeye, dünya çapında farklılıklar gösteren bir etkinlikti. Subaru manga ve animelerde bu tarz pek çok seremoniye tanık olmuş olsa da ortak veya farklı noktalarını anımsaması pek gerçekçi olmazdı.

 

Ve tabii ki Lugnican tarzında adetlere nasıl uyulacağını da bilemezdi.  

 

Subaru: “Hepsi gidip yapılması gereken şey apaçık oymuş gibi hazırlıklara başladı. Belki de o lanet olasıca Anne-Rose, Emilia-tan’ın üzerine titrememi kıskanmış ve beni aşağılamak istemiştir!”

 

Otto: “Öyle düşünmediğinden emin gibiyim? Doğal olarak bu törenin yıldızı onurlandırılan şövalyedir ve onları bilgilendirme yükümlülüğü de efendisindedir. Anne-Rose-sama böyle anlamsız bir inatçılık ederek kendisini küçük düşürmekle kalmaz, Emilia-sama’yı da etkiler. Sence onun kadar zeki biri böyle bir şey yapar mı?”

 

Subaru kıyafet değişimine yardımcı olan Otto’ya döndü. Bir insana kıyafet değişirken nasıl bir yardım edilebileceğini sorgulayabilirdiniz ama bu seremoni kıyafetlerinin bir sürü giyim şekli vardı.

 

Ve Subaru bu şekillerden haberdar değildi.

 

Clind: “Natsuki-sama. Bunları giyinmenin doğru şekli önce bu içliği giymek, sonra da aşağıdakilerle devam etmektir. Tavsiye.”

 

Subaru: “Ah, teşekkürler. Doğrusu bu kıyafetlerin bana tam oturuyor oluşu biraz korkunç, bu seremoni tam olarak ne zamandır planlanıyor?”

 

Clind: “Siz hanemize varır varmaz planlanmaya başlandı. Ve Roswaal-sama’nın dönüşünden sonra seremoninin yapılması kararı alındı… Emilia-sama’nın seremoniye çalışıp prova yaptığı konusunda sizi temin edebilirim. Rapor.”

 

Subaru: “O rapor gecikti ama! Ve Emilia-tan neden bunu benden gizledi ki!?”

 

Otto: “Belki tuhaf olacağı içindir? Her neyse, süreçle ilgili tek bir şey bile bilmiyor musun cidden? Bu biraz sorun doğurabilir...”

 

Subaru kollarını Clind’in uzattığı kıyafete sokmuştu, ne yapacağıyla ilgili hiçbir fikri yoktu.

 

Subaru’nun içten rahatsızlığını fark eden Otto ise seremoniyle ilgili engelleri görmeye başlamıştı.

 

Subaru: “Değil mi? Mahvolduk. Emilia-tan böyle hissettiği için minnettarım ve şövalyelik konusunda delicesine onurluyum ama bu seremoni suya düşerse işimiz biter, değil mi? Evet, tamam, en iyisi dizlerimin üzerine çöküp ertelenmesi için yalvarmaya baş—”

 

???: “Çağrıldıında öne çıkıp Emila-sama’nın önünde diz çökceksin. Sonra da kılıcını kınından çekip ona uzatcaksın. Emilia-sama kılıcı alıp boynuna koycak, yeminini edicek… sonra sen de o yemini kabul ediceksin. Hepsi bu.”

 

Subaru: “...Ne, cidden mi?”

 

Diye mırıldandı Subaru şaşkınlık içerisinde.

 

Ve odadaki herkesin bakışları kollarını önünde bağlamış olan Garfiel’e çevrildi.

 

Garfiel: “Ne? Bana inanmıyo musun?”

 

Subaru: “Ondan değil de bunu biliyor olmana şaşırdım. Senin böyle resmi etkinliklerle ilgili bilgin olması ne kadar da karakter dışı...?”

 

Garfiel: “Yo, Kaptan. Resmi etkinliklerle ilgili bilgim olduundan diil.”

 

Garfiel şaşkın bir şekilde elini sallamış ama bu, törenin resmi sürecini anlattığı gerçeğini değiştirmemişti. Subaru kaşlarını sorgularcasına kaldırırken,

 

Garfiel: “Sadece şövalyeler çok harika olduu için aklımda kaldı.”

 

Subaru: “Oh, tamam. Anladım.”

 

Mantığı öyle ikna ediciydi ki Subaru anında kabullenmişti.

 

Görkemli chuuni zihni anında yardıma koşmuştu. Tabii ki Garfiel şövalyelik törenini bilecekti!

 

Otto: “Bu anlatım senin bilgilerinle uyuşuyor mu, Clind-san?”

 

Clind: “Konuya dair çok hafif bir bilgim var ama benim bilgilerim de duyduklarımla uyuşuyor. Garfiel-sama’nın uzmanlığı karşısında başımı eğerim. Kısa ve öz.”

 

Otto: “Ama kulağa sen de prosedürü biliyormuşsun gibi geldi… yo, boş ver. Bu yorumu duymazdan gel.”

 

Otto'nun hayatı içindeki şeytanları bulmak için solucan kutularını açmak gibiydi. Otto’nun geri çekilişini eleştiren Clind’in tek çerçeveli gözlüğündeki gizemli ışıltıyaysa hiç kimse tanık olmamıştı.

 

Her halükârda Subaru kıyafetindeki kırışıklıkları düzeltmiş, ceketini giymiş ve gerekli süslemeleri kuşanmaya başlamıştı.

 

Subaru: “Çılgınca bir kıyafet. Hizmetli üniformasına alışmam yıllar sürmüştü ama bu görünüme alışabileceğimi hiç sanmıyorum.”

 

Otto: “Sana buna ‘alışacak’ kadar çok giyme fırsatı bahşedileceğini sanmıyorum. Asillerin arasına girseydin başka bir mevzu olurdu… gerçi geleceğin ne getireceği belirsiz sanırım.”

 

Subaru: “Ne demek istiyorsun?”

 

Otto: “Emilia-sama bir sosyal merdivende. Onu takip edersen bu tarz pek çok etkinliğe katılabilirsin diye düşünüyorum. Bu kıyafet de özel dikim sonuçta.”

 

Otto’nun sözlerini beğense de geleceği düşünmek Subaru’nun canını sıkıyordu.

 

Bu resmi etkinlikleri düşündükçe içi ürperiyordu, duygularını yansıtmadan durma konusunda beceriksizdi. Gerçi o endişelere kapılmak için önce kendisini bekleyen seremoniyi başarıyla atlatması gerekliydi.

 

Subaru: “Lanet olasıca Roswaal, eminim benimle dalga geçmek için bilerek saklamıştır...”

 

Garfiel: “Sızlanıp durmanın yardımı dokunmiycak, Kaptan. Şimdi benim harika benliğimin söyledii şeyleri tekrar et de unutmiycağından emin ol.”

 

Subaru: “Diz çöküyorum, kılıcı kınından çıkartıp ona veriyorum ve yemin ediyorum. Yani iki mezuniyet seremonisine katıldım, hiç değilse bu kadarını aklımda tutabilirim.”

 

Tabii o seremonilere doğru düzgün pratiğini yaptıktan sonra katılmıştı.

 

Subaru: “Bunu söylemek için geç kaldığımı biliyorum ama bu bir şövalyelik töreniyse tüm imparatorluk şövalyeleri bunu yapmış olmalı.”

 

Otto: “Sadece imparatorluk şövalyeleri değil, Şövalyelik unvanı taşıyan herkes yapar. Gerçi tüm bu gereklilikleri hiçe sayıp doğruca bir efendiye yemin etmenin nadir olduğunu düşünüyorum. Genelde efendini seçmeden önce bir ülkeye sadakat yemini edersin.”

 

Subaru: “Yani bir ülkeye hizmet etmekle bir bireye hizmet etmenin farkı bu. Sanırım ben bir bireye hizmet edeceğim.”

 

Her halükârda artık ‘Bir Şövalyeyim’ diyebilecek olsa da hiç gerçekçi gelmiyordu.

 

Kendisini defalarca Emilia’nın şövalyesi olarak tanıtmıştı. Bu konuda ısrarcı olmuştu.

 

Sahte unvanının resmiyet kazanacağını bilse de bunu tam olarak kabullenebilmiş değildi. Ayrıca bir Şövalye olarak tanınmanın onu ne kadar değiştireceğiyle ilgili soruları da vardı.

 

Subaru: “En sonunda bana bu kıyafetleri giydirdiniz. Cidden tam uydu, ölçülerimi ne ara aldın ki?”

 

Clind: “Her gün siz farkında olmadan bir miktar ölçü aldım. Uyduğunu çoktan teyit etmiştim ama üzerinizde görmek keyif verdi. Göz alıcı.”

 

Subaru: “Ölçü alma meselesine şaşırmadım ama uyduğunu ne zaman teyit ettin ki? Bu elbiseyi daha önce bir şekilde giydim mi?”

 

Clind hiç yanıt vermeden gülümserken giyinmeyi tamamlamış olan Subaru aynaya dönmüştü.

 

Ve boy aynasında gördüğü yansıma nefesini kesti.

 

Onu fazlasıyla aşan, bol ama abartısız şekilde süslenmiş siyah bir seremoni kıyafeti içerisindeydi. Nasıl bir poz verirse versin kıyafet sayesinde iyi görünüyordu. Ve aklı başında bir duruş kazandığında gerçekten de resmi seremoniler için bir kıyafet olduğu anlaşılıyordu.  

 

Ama evet, bu kıyafet kesinlikle Subaru’nun ederinin üstünde hissettiriyordu.

 

Bir tuhaflık vardı, Shichi-Go-San’a falan gidermiş gibi geliyordu.

 

Buna rağmen—

 

Otto: “Mm. Beklediğimden daha iyi görünüyor.”

 

Garfiel: “Kıyafetler seni giymiş ama tamamen yenememiş gibi görünüyo. Rahat olabilirsin, Kaptan.”

 

Clind: “Aynen öyle, çok yakıştı. Emilia-sama'daki izleniminin daha da yükseleceği kesin. Dostane yükseliş.”

 

Subaru: “Cidden böyle mi düşünüyorsunuz? Hepiniz tüm samimiyetinizle böyle mi düşünüyorsunuz?”

 

Subaru yakasını defalarca düzelterek şüpheli bir şekilde Otto’ya bakmış, Otto ise tüm açık sözlülüğüne rağmen Subaru’nun görünümünde dalga geçecek bir şey bulamamıştı.

 

Ona mükemmel bir kararlılıkla, gururla bakmaktaydı. Subaru’nun bile buna verecek yanıtı yoktu.

 

Garfiel: “Buyur, al bakalım Kaptan.”

 

Hiçbir şey daha dramatik bir değişim yaratamazdı.

 

Subaru iç çekerek arkasını dönerken Garfiel ona destekleyici bir şekilde kılıcını uzattı. Onu refleks olarak kabul eden Subaru’nun nefesi o ince şey karşısında kesilmişti.

 

Clind: “Favori kılıcınızı kullanmanız daha iyi olurdu ama sizin kılıcınız olmadığı için ev sahibemiz bunu temin etti. Çok havalı olduğu için sizde kalabilir. Hediye.”

 

Subaru: “Bir şövalye kılıcı... ha. Ve gerçektir, doğal olarak?”

 

Otto: “Bu kadar ustaca şekillendirilmiş bir ahşap kılıç bulabileceğinden şüpheliyim. Yalnızca bir çocuk böyle bir şey karşısında keyifle—hm? Yeni bir iş fırsatı mı seziyorum acaba...?”

 

Ahşap kılıçların bu paralel dünyanın hediyelik eşya dükkanlarındaki potansiyel doğumuna tanık olan Subaru, ellerindeki kılıcın ağırlığını hissetti.

 

Bu ilk kılıç tutuşu değildi.

 

Ram ile birlikte Rem’i aramak için dağlara gittiğinde, Arlam Köyünün cadı yaratığı olayında da kılıç kullanmıştı. Arlam erkeklerinden bir kılıç almış ve doğru düzgün düşünmeden kuşanmıştı.

 

Kılıç daha cadı yaratıklarıyla dövüşemeden kırılmıştı, yani pek belirleyici bir tecrübe kazandıramamıştı, yine de Subaru’nun daha önce hiç yapmadığı bir şekilde canlı bir yaratığa kılıç saplama tecrübesi olmuştu.

 

Bu şövalye kılıcıysa önceki kılıçtan daha ince ve hafifti.

 

Ama avcunda hissettiği ağırlık onunla hiçbir şekilde kıyaslanamazdı.

 

Subaru: “—”

 

Bilinçsizce bir ses çıkarmış, göğsü daralmıştı.

 

O kılıcın ve bu kılıcın ağırlığı tamamen farklıydı.

 

Ve Subaru, bu seremoninin tüm amacının bu gerçeğin farkına varması olduğunu biliyordu.

 

Otto: “—Natsuki-san. Seremoni başlamadan önce gelip seni çağıracağım. O zaman kıyafetine de son bir kez bakarım, bozulmamasına dikkat et lütfen.”

 

Subaru: “...Anlaşıldı.”

 

Otto Subaru’nun ifadesindeki değişimi görmüş ve seremoniyle yüzleşmeye hazır hale geldiğini anlamış olmalıydı.

 

Bu sözlerle birlikte o ve diğerleri odayı terk etti.

 

Subaru: “—”

 

Bir başına kalan Subaru yakınlardaki bir sandalyeyi çekerek aynanın önüne oturdu.

 

Elinde kılıcı ve aynada yansımasıyla düşüncelere daldı.

 

Şövalye. Bu unvanın ağırlığı Subaru’nun omuzlarına çökmekteydi.

 

Subaru önemsiz bir şekilde dile getirdiği bu kelimenin ağırlığını daha önce cidden değerlendirmiş miydi?

 

Doğal olarak o zamanlar tamamen ciddiydi. Bunu kendisini Emilia’nın şövalyesi olarak ilan ederkenki ciddiyetsizliğini gizlemek için bir zırh niyetine kullanmayacaktı.

 

Fakat-

 

Subaru: “Julius, Reinhardt.”

 

Subaru, bu ülkenin üst kesim şövalyelerini düşünüyordu.

 

Biri Şövalyelerin Şövalyesiydi. Biri de Kusursuz Şövalye.

 

Onlar şövalyeliğin gururu, şövalyece her şeyin sembolüydü.

 

Subaru bu gerçeklerden habersiz şekilde kendisine bir şövalye dediğinde Julius onu ciddi bir şekilde gerçeklerle hırpalamıştı.

 

Subaru: “Şövalyelik güç ve sadakat yemini gerektirir… Sanırım böyle bir şeydi.”

 

Eğer gereklilikler buysa, Subaru bir şövalye olmaya uygun değildi.

 

Emilia’ya yönelik hisleri sadakat yemini gibi bir görkem taşımıyordu.

 

Subaru tek başına bir işe yaramıyordu, hatta Beatrice’in yardımıyla bile ortalama kapasiteye erişmeyi başaramıyordu.

 

Gücü de sadakat yemini de hala aynı yetersizlikteydi.

 

Ama artık, öncesinde eksikliğini çektiği iradeye sahipti.

 

Sadakat yemini değildi fakat benzer kuvvetteydi.

 

Güç eksikliği çekiyor olabilirdi fakat eksikliğini telafi edecek ruha ve kararlılığa sahipti.

 

Bir şövalye denmenin tuhaf kaçacağı görünümde olduğu gerçeğini değiştiremezdi fakat onu Subaru yapan da buydu.

 

Sanki Natsuki Subaru şövalyelik gibi görkemli bir şeye uygun olabilirmiş gibi!

 

???: “Ne? Seni ziyaret etmeme gerek yokmuş, doğrusu.”

 

Subaru aynada kendine bakıp kararlılığa erişirken arkasında duran ufak bir silueti fark etmişti. Yanında aynaya yansıyan kız, uzun, abartılı at kuyruklu saçlarıyla Beatrice’ti.

 

Subaru: “Şurada giyiniyoruz seni edepsiz loli.”

 

Beatrice: “Çoktan giyinmişsin, sanırım. Ve sen inatla kararsız göründüğün için buraya gelip bir şeyler yapmam istendi, doğrusu. Ben de gelip sırtına bir tokat atmaya geldim, sanırım. —Ama görünen o ki gerek kalmamış, doğrusu.”

 

Subaru: “Ah o herifler...”

 

Burnunu sokan kişi kimdi? Otto? Garfiel? Hatta belki Clind? Belki de hepsi birdendi ve Subaru bu olasılığın yüksekliği karşısında acı bir şekilde gülümsemişti.

 

Aynen öyle. Şu anda Subaru’yu cesaretlendirmeye Beatrice’ten daha uygun biri olamazdı. En iyi seçenek oydu. Bu yüzden onun ilgi göstermesine olanak tanıyacaktı.

 

Ve böylece, burada varlığına ihtiyaç duyulmamasının pişmanlığını taşıyan Beatrice’in ifadesini düzeltmek istedi.

 

Subaru: “Sırtım.”

 

Beatrice: “...?”

 

Subaru: “Beni tokatlayacaksan yap lütfen. Bir şeyleri yoluna koyduğumu hissediyorum… ama hala son bir itişe ihtiyacım var.”

 

Beatrice'in gözleri şaşkınlıkla irileşti.

 

İfadesi öylesine tatlıydı ki Subaru kendisini kıs kıs gülmemek için zorlamak zorunda kalmıştı.

 

Subaru: “Hadi ama, lütfen.”

 

Beatrice: “Endişelenmene gerek yok... Ben kendimin endişeli olmadığını biliyorum, sanırım.”

 

Subaru: “Bunları endişelendiğim için söylemiyorum. Sadece düşünüyorum ki sırtına yediğin o son tokat kimden gelirse gelsin son itici güç olarak kalır. Ben de o insan sen ol istiyorum.”

 

Beatrice: “—”

 

Subaru: “Beni sırtımdan tokatlamanı ve Emilia’nın şövalyesi olmam için gereken son gücü vermeni istiyorum. Böyle hissediyorum.”

 

Bunu gönlünü rahatlatmak için söylüyor olabilirdi ama bu da harikaydı, gönül rahatlığının nesi kötü olabilirdi ki?

 

Belki bu sadece nasıl hissettiğiyle ilgili bir meseleydi. Ama bu her şeyi daha da adil kılıyordu; tabii ki kendisini daha iyi hissettiren kişi o olacaktı.

 

Çünkü kalp daima kendini en basit dille ifade ederdi.

 

Beatrice: “Se-seni umutsuz ahmak, doğrusu. Betty olmasa hiçbir şey yapamazdın, sanırım.”

 

Subaru: “Evet, aynen öyle. Sen olmadan hiçbir işe yaramam. Ve genellikle sen varken de bir işe yaramıyorum.”

 

Beatrice: “Demek ki hala işe yaramazsın, doğrusu! Tam bir kabalık, sanırım!”

 

Subaru: “Ve şimdi bu işe yaramaz, umutsuz ahmak Emilia’nın şövalyesi olacak ve işe yaramazlığı yavaş yavaş bırakacak. Yani bundan böyle işe yaramazlığın sınırına geldikçe umutlarımı sana yükleyeceğim.”

 

Subaru sandalyesinden kalkarak Beatrice’in kafasına vurdu.

 

Beatrice ise bu enerjik kaba kuvvetten rahatsız olsa da onu durdurmak adına bir şey yapmadı, en ufak bir şikâyet dahi etmedi.

 

Subaru: “—”

 

Beatrice’in kafasına vurarak tatmin olan Subaru, sırtını yavaşça ona döndü.

 

Beatrice’in bu hareketteki anlamı çözdüğü kesindi.

 

Belli belirsiz bir nefes alarak kendisini hazırladı.

 

Beatrice: “—Hiyaaaah, doğrusu!”

 

Subaru: “—!”

 

Ve çok tatlı bir bağırış eşliğinde odada avcunun sesi yankılandı.

 

Minicik ellerinin doğurduğu acı Subaru’nun beklediğinden çok daha fazlaydı. Ve sırtından tüm bedenine daha da büyük bir şok yayıldı.

 

Subaru: “Dostum, şaşırtıcı derecede güçlüsün.”

 

Beatrice: “Her gün o ağır kitapları taşıyarak boşuna yürümedim, sanırım.”

 

Beatrice'in böbürlenişi Subaru’nun aklına kızın Kütüphanede geçirdiği zamanı getirmişti.

 

Eh evet, Beatrice daima küçük bedenini gizlemeye yetecek kadar iri kitaplar okurdu. Bugün de taşıdığı onca ağırlığın meyvesini sergilemişti.

 

Gerçi Subaru kas çalışmalarının ruhların bir işine yarayıp yaramadığını bilemiyordu.

 

Subaru: “Ve beklenmedik bir şekilde bir kas büyücüsü keşfettik. Heybetli Beako.”

 

Beatrice: “Az önce benim hakkımda inanılmaz korkunçlukta bir lakap kullandığını düşünüyorum, doğrusu.”

 

Subaru: “Sana öyle gelmiş. Ve dostum, beni cidden gaza getirdi. Teşekkürler.”

 

Beatrice: “... Sen benim kontrat sahibimsin, tabii ki bunu yapacaktım, sanırım.”

 

Derken hafiften kızaran Beatrice bakışlarını Subaru’dan kaçırdı.

 

Bu Subaru’da kafasına tekrar vurma isteği doğurmuştu. Fakat daha uzanamamışken—

 

Clind: “—Natsuki-sama, vakit yaklaştı. Hazırlıklar.”

 

—Clind kapıyı çalarak içeri bakmış, Subaru’yu çağırmıştı.

 

Vakit yaklaştıkça gergince yutkunuyordu.

 

Ama uzuvları ve suratı beklediğinden daha az katıydı. Bastırılmış gerginliğinin üstesinden iyi bir şekilde gelmiş, Beatrice’in beklenmedik şekilde etkili tokadına sessizce övgüler sıralamıştı.

 

Clind: “Sizin için de bir yer ayarlandı, Beatrice-sama. Ben de mütevazı bir şekilde katılım göstereceğim, varlığımı kabul edeceğinizi varsayarak en derin şükranlarımı sunarım. Anlayış.”

 

Subaru: “Tamamdır, anlaşıldı. İşleri batırırsam lütfen gülme.”

 

Clind: “Nasıl emrederseniz. Ciddiyet.”

 

Clind, iç çekerek boynunu kütürdeten Subaru’ya eşlik etmek için kapının dışında beklemekteydi.

 

Subaru göz ucuyla Beatrice’e döndü, ne söyleyeceğini bilemeyerek,

 

Subaru: “Şey, ben gidiyorum.”

 

Beatrice: “Öyle yapmalısın, doğrusu.”

 

Basit bir etkileşim olsa da yeterliydi.

 

Beatrice’in sözleri de eylemleri de ona ihtiyacı olanı fazlasıyla vermişti.

 

Beatrice: “—Subaru.”

 

Fakat Beatrice, son anda Subaru’yu son bir defa duraksattı.

 

Subaru tam odadan ayrılmak üzereyken suratı kıpkırmızı kesilen Beatrice,

 

Beatrice: “O kıyafet üzerinde harika durmuş, sanırım.”

 

Ve böylece ona ihtiyacı olan son özgüveni de sağlamıştı.

 

#Bu upuzun bölüm şu ana kadarki ara bölümlerin en güzeli ve anlamlısı oldu sanırım. Sonunda beklenen şövalyelik seremonisi başlıyor. Subaru-Beatrice sahnesi birazcık gözlerimi doldurdu, Subaru'nun ayna karşısındaki sahneleri de iyiydi. Artık bölüm isminin de söylediği gibi son ara bölümümüze gitme ve umutsuz Subarumuzu şövalye yapma zamanı, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22005 Üye Sayısı
  • 822 Seri Sayısı
  • 40688 Bölüm Sayısı


creator
manga tr