Cilt 4 - Cilt 5 Ara Bölüm 3 [ Güzel Kız, Güzel Kadın, Güzel Nine ]

avatar
2980 0

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 - Cilt 5 Ara Bölüm 3 [ Güzel Kız, Güzel Kadın, Güzel Nine ]


Çevirmen : Clumsy 

 

Subaru: “Ve bu yüzden çabucak onları en iyi tanıyan kişi olan Lewes-san’a geldik.”

 

Lewes: “Genel olarak vicdanlı bir yaklaşımınız olduğunu söyleyebilirim. Bana güvenmenizle ilgili bir sorunum da yok… ama bu konuda söyleyecek pek bir şeyim olmayacak.”

 

Subaru: “Yani?”

 

Lewes: “Yani Ram ve Clind-bo’ya katılıyorum. Onların problemleri onlarındır. Bu başkalarının dahil olması gereken bir şey değil.”

 

Çayını yudumlamakta olan Lewes de Subaru’nun teklifiyle pek ilgilenmiş gibi görünmüyordu. Ama tüm bu olayın kilit insanı olduğu reddedilemez bir gerçekti. Subaru ise bu işe rahatlıkla geri çekilemeyecek kadar burnunu sokmuş durumdaydı.

 

Subaru: “Rahatsız edici bir karmaşa içerisinde olduklarını biliyorum. Ben yalnızca ucundan kenarından dahil oldum.”

 

Lewes hiçbir şey söylemedi.

 

Subaru: “Yine de bunun kendi haline bırakılacak bir durum olduğunu düşünmüyorum. Yani belki zamanla kendi kendine çözülebilir… ama hem kendileri hem de gözlemcilerin gözünde işleri yoluna koyma çabaları fazla abartılı ve işe yaramıyor. Üçüncü birinin yardımı dokunabilecekse dokunmalı.”

 

Lewes: “Kulağa burnunu bayağı bir sokmuşsun gibi geliyor.”

 

Subaru: “Ehh, utanmaz ve ahmak olma konusunda bir ünüm olduğu doğru.”

 

Subaru pek de iltifat olmayan bu cümle karşısında göğsünü kabartmıştı. Lewes ise ona buruk bir gülümsemeyle karşılık verdi.

 

İkisi Lewes’e tahsis edilen büyük bir odanın köşesinde, bir masanın iki ucunda çaylarını yudumlamakta, sessizce boğazlarını ıslatmaktaydı. O esnada,

 

???: “Pardon?”

 

Kısa bir mesafeden bir ses işitildi.

 

Sesin sahibi ametist gözlerini Subaru’yu delip geçercesine kısmıştı.

 

Sesindeki memnuniyetsizliği yansıtan ve konuşmaya dahil edilmeyen o kişi Emilia’ydı.

 

Subaru: “Ne oldu, Emilia-tan? Yani öfkelenince tatlı oluyorsun ama alnın kırış kırış oldu.”

 

Emilia: “Öyle düşünüyorsan gel de yardım et! Çok kabasın, Subaru! Seni hırt!”

 

Subaru: “Artık kim hırt diyor ki?”

 

Subaru Emilia’nın tarihi geçmiş ve sevimli kelime kullanımı karşısında gülerek çay bardağını indirdi. Ardından tekrar Emilia’ya döndü ve içerisinde bulunduğu durum karşısında kafasını eğdi.

 

Subaru: “Gerçekten gösteri denilecek bir durum. Güzel bir kadın ve birkaç güzel kız arasında yaşanan fantastik bir drama.”

 

Lewes: “Böyle söyleyerek beni utandırıyorsun.”

 

Subaru: “İşin içine sen de girince güzel kızlar, güzel kadın ve güzel nine oluyor.”

 

Lewes: “Böyle söyleyerek beni utandırıyorsun.”

 

Subaru: “Cidden mi!?”

 

Homurdanmasını beklediği Lewes’in bunu bir iltifat olarak kabullenişi Subaru’yu şok etmiş, Subaru’yu izleyen Lewes’in yanaklarıysa hafiften kızarmıştı.

 

Ardından ikilinin bakışları kızarık yanaklı Lewes’le tıpatıp aynı görünümde ve Emilia’yı çevrelemiş olan Leweslere kaydı.

 

—Sığınaktan tam 26 Lewes getirilmişti.

 

Bunlar duyguları olmayan, sığınağı temsil etmeyen, itaatkâr Leweslerdi. Grubun onlara verecek bir görevi yoktu ama onları orada bir başlarına bırakamadıkları için başlarına bir iş daha açmışlardı.

 

Ve en büyük problemse,

 

Emilia: “Öylece bakma Subaru, gel de bana yardım et.”

 

Subaru: “İsterdim ama beni dinlemezler. Onlara komuta edebilecek kişiler sen ve Garfiel’den ibaret. Onlarla zekice ve tatlı dilli bir şekilde iletişim kurman yeterli.”

 

Emilia: “Biliyorum ama... az önce onlara GERİ ÇEKİLİN dedim diye korkunç bir fiyasko yaşadık. Unuttun mu, Subaru?”

 

Subaru: “Üç gün önce dağlara kadar uzanan o çabamızı kimse unutamaz.”

 

Subaru’nun aklına üç gün önceki bozgun gelmişti.

 

Sığınaktaki kristaller kişiye taklitlerin komuta yetkisini veriyordu. Kristallerin biri mezarda, biri de laboratuvardaydı ve ikisi de yetki sahibi olarak Emilia ve Garfiel’i benimsemiş, bu durum değişmemişti.

 

Yani taklitler oyuncak bebek gibi bir vaziyetteydi, Emilia veya Garfiel’in emri olmadan hareket etmeleri mümkün değildi. Garfiel onlara herhangi bir görev verilmediği takdirde ölene dek öylece, hiçbir şey yapmadan bekleyeceklerini söylemişti.

 

Üç gün önceki vukuat da komuta yetkisinin limitlerinden habersiz haldeki Emilia’nın taklitlere kendisinden birazcık uzaklaşmaları için ‘geri çekilin’ demesinin sonucuydu.

 

Can sıkıcı olansa taklitlerin kendi kişisel farklılıkları oluşu ve emirleri hafif farklılıklarla algılamalarıydı. Bir kısmı Emilia’nın kastettiği şeyi mükemmel bir şekilde yerine getirmiş, bir kısmı köşkten çıkmış, hatta bir kısmı köşkten bir hayli uzaklaşmıştı.

 

Garfiel’in keskin burnu ve hızlı bacakları olmasaydı hepsini toplamaları mümkün olmayacaktı. O sevimli, oyuncak bebekvari kızları savunmasız bir şekilde ortalıkta bırakamazlardı. Ve insanların onları sorgulaması da sorun yaratırdı.  

 

Subaru: “İkiz veya üçüz neyse ama hiç kimse yirmize inanmaz…”

 

Subaru Guinness Rekorlar Kitabındaki rekoru anımsayamıyordu ama muhtemelen ondan azdı.

 

Düşünmeye gerek dahi yoktu; hepsinin kardeş olduğu bahanesini kullanamazlardı.

 

Ve en başta bir bahane bulmaları gerekliliğini doğuran şeyse,

 

Lewes: “Yasaklı teknikleri kullanarak yaratıldılar. Yani insanlar bizim ne olduğumuzu çözerse büyük bir hengâme doğar.”

 

Subaru: “Diiiye düşünüyoruz.”

 

Lewes: “Birini temel alarak benzer doğada sahte bir odla birlikte çoğaltıyorsun—özünde sonsuz asker doğurmuş oluyorsun. Bunu isteyecek bir sürü kişi var.”

 

Uygulanabilirliği bir yana bırakılırsa araştırma için faydalı olacakları kesindi. Sonu gelmeyen bir şeye konuydular. Komuta yetkisiyle isyan etmelerini engelleyebilirdiniz ve öldüklerinde de mana şeklinde dağılacakları için temizleyecek bir şeyiniz olmazdı.

 

Subaru: “Tamamıyla boktan bir şey.”

 

Lewes: “Böyle düşünmen bizi rahatlatıyor, Su-bo.”

 

Subaru hafiften gülümseyen Lewes’e bakarken tarifsiz bir hisse kapılmıştı.

 

Tanıdığı birilerinin kötüye kullanılabilecek olmasının doğurduğu antipati ve etik açıdan gelen tiksinme. Bu sebeplerden ötürü bu konsepte karşıydı.

 

Ama bu hisleri bir kenara bırakır ve tarafsız bakarsa bu konseptin işe yarar olduğuna ne kadar karşı çıkabilirdi?

 

O da dahil olmak üzere herkes daha kolay bir işleyiş arayışındaydı. Güçsüz olmaktan nefret ediyorum, diye düşünüyordu.

 

Emilia: “Peki! O zaman ne yapmam gerekiyor?”

 

Diye bağıran Emilia bir şekilde yine konu dışında bırakıldığı için sınırına ulaşmıştı.

 

Lewes sürüsü hiçbir şey yapmıyor olsa da üzerine bindirdikleri sessiz baskı Emilia’nın akıl sağlığına pek iyi gelmiyordu.

 

Subaru kollarını önünde bağlayarak ne yapabileceklerini düşünmekteydi.

 

Subaru: “Belki onlara yanlış yorumlayamayacakları bir görev vermeyi deneyebilirsin?”

 

Emilia: “Mesela? Sırf geri çekilin dedim diye ta nerelere gittiler, o yüzden ne yapacağımı bilmiyorum...”

 

Subaru: “Sanırım ‘oturun’ demek işe yarayabilir?”

 

Emilia: “...Subaru, sen bir dahisin.”

 

Subaru, pek de zekice bir şey değildi diye düşünürken Emilia Leweslerden oturmalarını istemiş ve her biri öylece yere çöküvermişti.

 

Emilia etrafında bağdaş kuran bir sürü kızla ana okulu öğretmenini andırsa da durum bundan çok daha çaresizdi.

 

Bu işle baş etmek için akıllıca bir yol bulmaları lazımdı. Subaru’nun döndüğü vakit Roswaal’a bu konuyla alakalı teklifleri olacaktı, o yüzden onu beklemeleri gerekiyordu.

 

Subaru: “26 tane oldukları için onları alfabedeki harflere göre isimlendirip tek tek anımsamak iş görebilir.”

 

Lewes: “Yine hain bir kumpas peşindeymiş gibisin, Su-bo.”

 

Subaru: “Hain kumpas kulağa kötü geliyor. Tek yaptığım herkes mutlu sona ulaşsın diye beynimi zorlamak.”

 

Diyen Subaru kocaman sırıtırken Lewes iç çekti, şaşkın görünüyordu.

 

Bu çabayı beğenmiş miydi, yoksa beğenmemiş miydi? Subaru az önceki gülümsemesinin güvenilir gelmediğine karar verdi. Bu sırada taklit sürüsünden kurtulmuş olan Emilia, Subaru ve Lewes’e yaklaştı. Subaru da ona bir fincan çay uzattı.

 

Subaru: “İyi iş çıkardın, Emilia-tan. Her zamanki gibi çok çabalıyorsun.”

 

Emilia: “Teşekkür ederim. Ama Garfiel’e kıyasla hiçbir şey yapmıyor sayılırım. Garfiel çok iyi iş çıkarıyor, onlara öğle yemeği vaktini bile söylüyor...”

 

Emilia çayından bir yudum aldıktan sonra taklitlere bakarak iç çekti.

 

Bu kızlara bakan kişiler genellikle Lewes, Garfiel ve komuta yetkili diğer kişi olurdu.

 

Bilhassa Garfiel, kızlarla özenli bir şekilde ilgileniyor, hiçbirinin açlıktan ölmemesi veya ortalıkta kalmaması için dırdır ede ede uğraşıyordu.

 

Sığınakta onlarla bolca vakit geçirdiği için bu konuda çok daha tecrübeliydi.

 

Ama bu Emilia’yı pek de teselli etmiyordu.

 

Subaru: “Ehh, buna çok takılma. Garfiel harika iş çıkartıyor olsa da daha gelişmiş bir çözüm bulmak lazım.”

 

Emilia: “Gelişmiş çözüm mü?”

 

Subaru: “Roswaal dönünce söyleyeceğim. O zamana kadar küçük kız sürüsü karşısında çılgına dönerek zihnimi biraz daha yatıştır, tamam mı?”

 

Emilia: “Çok kötüsün!”

 

Diyen Emilia sinirli bir şekilde yanaklarını şişirmişti ki bu çok tatlı bir manzaraydı.

 

Her halükârda Subaru’nun planları taslak aşamasındaydı ve halka sunulmaya hazır değildi. İnsanlara anlatıp övgülere boğulmadan önce detaylar üzerine biraz daha çalışmalıydı.

 

Subaru: “Neyse, Lewes taklitleri konusunu bir an için bir kenara atıp konumuza dönmeye ne dersiniz?”

 

Lewes: “Yanıtım değişmedi. Bir şey yapmayı düşünmüyorum… onları harekete geçirmem. Bence beni endişelendirmemeye çalışıyorlar. Ben etraftayken gayet düzgün davranıyorlar.”

 

Emilia: “Ne laubalilik ama...”

 

Subaru: “Artık kim laubali diyor ki?”

 

Subaru Emilia’nın pis bakışlarından kaçmak için kafasını çevirmiş ve kurnaz kardeşleri düşünmeye başlamıştı.

 

İkisi de Lewes’i endişelendirmekten kaçınıyordu. Ve birbirleriyle konuşmamalarına rağmen nasıl denge sağlayacaklarını öğrenmişlerdi.

 

Birbirlerini çok iyi tanıyor ama o son adımı atamıyorlardı. Bunun ana sebebiyse muhtemelen—

 

Subaru: “Evet, anneleri yüzünden olmalı.”

 

Lewes hiçbir şey söylemedi.

 

Emilia: “Anneleri... yani onları daha ufacıkken Sığınakta bırakıp giden kadını mı diyorsun?”

 

Subaru: “Hikâyeyi sadece ikinci ağızdan dinledim ve nasıl biri olduğunu sormadım. Aslında yo, Frederica bana onun fazlasıyla şanssız olduğunu söylemişti ama hepsi bu. Yani cevap ortada ama onu tanıyordun, değil mi Lewes-san?”

 

Lewes çay bardağını dudaklarına götürüp bir müddet oyalandı. Ama bu, Emilia ve Subaru’nun odaklanmış bakışlarından kaçması için yeterli değildi.

 

Uzunca bir iç çektikten sonra ikiliye bakmayarak,

 

Lewes: “Anneleri, Leashia Tinzel, pek konuşmak istediğim bir konu değil.”

 

Subaru: “Yani hatırlamamayı tercih edeceğin biri, öyle mi?”

 

Lewes: “Ondan hoşlanmıyor değildim, aksine çok hoşlanırdım. Dostça bir karizması vardı ve… çok bahtsızlık yaşadı, o bahtsızlıklar onu öldürmedi. Evi talan edildi, köle olarak satıldı, haydutlar saldırarak tüccarları öldürdü. Sonra onu zayiat olarak evlerine götürüp hamile bıraktılar… Tam bir bahtsızlık resmi.”

 

Subaru: “—”

 

Frederica daha önce tüm bunları anlatmış olsa da hala korkunç bir hikayeydi. Emilia’nın bu hikâyenin üzücülüğü karşısında söyleyebileceği hiçbir şey yoktu. Gerçi son kısım onun anlayabileceğinin ötesinde olabilirdi.

 

Lewes: “Ama Leashia’nın bahtsızlığı burada da sonlanmamıştı. Haydutlar ondan hoşlandığı için onlarla birlikte yaşadı ve çocuğunu büyüttü. Ta ki yeni bir haydut sürüsü gelip ilkini yok edip onunla aynı şekilde eğlenene dek.”

 

Subaru: “Pek çok kişi tüm bunlardan sonra toparlanamazdı.”

 

Lewes: “Ama o toparlandı. Haydut grubu dağıldıktan sonra seyahatleri sırasında Roz-bo’yla tanışıp onun emrine girdi, Frederica ve Gar-bo konusunda da ona güvenip Gar-bo’nun babasını aramak için Sığınağı terk etti.”

 

Subaru: “—Öyle mi? Garfiel annesinin kendisini terk ettiğini düşündüğünü söylemişti.”

 

Lewes: “...Muhtemelen bu, güçsüzlüğünün konuşmasıdır. Çünkü terk edilişte bir umut vardır.”

 

Bu uygunsuz kelime karşısında Subaru'nun nefesi kesilmişti: umut.

 

Umut bu hikâyenin neresindeydi ki? Henüz Subaru bunu çözemeden Emilia bakışlarını eğdi.

 

Emilia: “Geri dönmüyor çünkü bizi terk etti… bu anneleri hala hayatta olabilir demek oluyor, umudu bu muydu?”

 

Lewes hiçbir şey söylemedi.

 

Emilia: “Eğer bir amaç için gitmiş ve geri döneceğine söz vermişse… düşünmesi bile çok ürpertici.”

 

Lewes acınası bir görünümle başını salladı.

 

Lewes, onlara annelerinin Sığınaktan ayrılmasının gerçek sebebini söylemişti. Peki Leashia’nın sözü neden yerine getirilmemişti? —Bu soru korkunç bir yanıt barındırıyordu.

 

Garfiel annesinin ölümünü izlemişti.

 

Ve bu da her şeyi mükemmel bir şekilde açıklıyordu.

 

Emilia: “Acaba hatırlıyorlar mı?”

 

Lewes: “Leashia Frederica’nın farkındalık kazanacak kadar büyüdüğü bir zamanda ayrıldı. Onun unuttuğunu sanmıyorum. Ve Gar-bo… ehh, kim bilir…”

 

Emilia: “Bence Garfiel hatırlıyor... yo, o zaman da hatırlıyordu. Aksi takdirde artık Subaru’ya bakarken bu kadar keyifli olmazdı.”

 

Emilia’nın Subaru’dan farklı bir düşünce tarzı benimsemesi mümkündü ama Subaru da Garfiel’in geçmişinde olan şeyin—annesiyle vedasının—çözüme kavuştuğunu anlamıştı.

 

Asıl problem Frederica ve Garfiel’in eşit oranda bir kapanışa erişememiş olmasıydı. Frederica hala bu konuda son derece köklü hisler taşıyor olabilirdi.

 

Frederica Garfiel’den kaçınıyormuş gibi görünüyordu. Subaru etkileşimlerinden bu izlenimi edinmişti.

 

Subaru: “Bu arada, sonrasında Leashia-san’a ne olduğunu biliyor musun, Lewes-san?”

 

Lewes: “...Bu konuyu hiç sorgulamadım. Ve bu bir yalan değil. Bazen gerçeği bilmek istemezsin, bu durumda da aynısı geçerli.”

 

Lewes muhtemelen kavramış olduğu gerçeği bilmezden gelerek bakışlarını kaçırdı. Subaru buna zayıflık diyecek kadar kalpsiz biri değildi.

 

Masadaki çay bardağında bir dalgalanma yayıldı.

 

Ve Subaru o dalganın ortadan kayboluşunu izlerken odaya kederli bir sessizlik çöktü.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Subaru: “Böyle devam ederse her şey bizim bir çift burun sokucu olarak onlar yüzünden dua edip durmamızla sonuçlanacak. Peki sen bu konuda ne hissediyorsun Emilia-tan?”

 

Emilia: “Umm... Be-ben de bunu yapmaktan kaçınmak isterim.”

 

Subaru ve Emilia Lewes’in odasından ayrılmış, şu ana dek başardıklarını düşünüp hiçbir sonuç alamamaları karşısında dehşete düşmüşlerdi.

 

Bu işi dedikoduları açığa çıkartıp söylentiler yaratmadan sonlandırmayı tercih ederlerdi. Doğal olarak öncelikleri Frederica ve Garfiel’in ilişkisini geliştirmekti ama hayat bir problemle baş ederken yeni problemler doğurmayı severdi.

 

Emilia: “Ama Ram’la ve Lewes-san’la konuşmak işe yaramadı… belki de seçeneklerimiz tükenmiştir? Hem Roswaal da hala dönmedi.”

 

Subaru: “Zamanla düzelir şeklinde pasif bir yaklaşıma bel bağlayamayacağımızı varsayarsak evet, bu bir aile problemi diyebiliriz. Ama mevzu anneleri… daha doğrusu onun vedasından sonra olanlar değil. O zamankiyle şimdiki zihinsel duruşları ve yollarını ayırdıktan sonra takındıkları tavırlar.”

 

Emilia: “Onları bir odaya kilitlemek daha kolay olmaz mıydı?”

 

Subaru: “Emilia-tan’ın beklenmedik barbarca planları karşısında şok olmak da varmış.”

 

Subaru afallamış görünse de Emilia ciddi bir görünümle parmağını dudağına götürmüştü.

 

Emilia: “Değil mi ama?”

 

Emilia: “Bence ihtiyaçları olan şey zaman değil, konuşmak için bir sebep. Geçen on yılda çok fazla şey düşündüler… eğer bunu konuşacak vakitleri olursa eminim işleri yoluna koyabilirler.”

 

Subaru: “Hrnhmhm, ama bu da pasif geliyor. ‘Zamanla çözülür’ fikrinden pek de farklı değil. İnsanlar ‘zamanla çözülür’ derken senin söylediğin şeyin kendi kendine gerçekleşmesinden bahsediyorlar.”

 

Emilia: “Öyleyse neden bu konuşmanın doğal olmayan bir şekilde başlarına gelmesini sağlamıyoruz ki? Fikrimin birazcık ekstrem olduğunu biliyorum… ama bence özünde Ram ve Lewes-san’ın söylediği şey de buydu. Onları baş başayken kendi hallerine bırakmamız lazım.”

 

Emilia parmağını dudağından çekerek salladı. Subaru onu kollarını önünde bağlamış, kaşları düşünceli bir şekilde kalkmış halde dinlemişti.

 

Gerçekten tek yapmaları gereken bu muydu?

 

Subaru, Emilia’nın söylediği şeyi anlamıştı. Aslında son derece mantıklıydı. Basit bir problem üzerine kendi kendine iş çıkarıyordu.

 

Ama buluşmalarının bu kadar sığ şekilde gerçekleşmesi güvenli miydi sahiden? Bunun işe yaraması için öncesinde daha detaylı bir hazırlık yapılması gerekmez miydi? Hiçbir sorun çıkmayacaktı da onlar işleri boşuna mı karmaşıklaştırıyordu?

 

Emilia: “Subaru.”

 

Subaru: “Ah.”

 

Emilia Subaru’yu alnından dürtmüş ve onu gerçekliğe geri döndürmüştü.

 

Emilia: “Endişelenmeye alışkın olduğunu ve herkes için çok çalıştığını biliyorum ama...”

 

Subaru: “Böyle söyleyerek beni utandırıyorsun...”

 

Emilia: “Ama ben de senin için, senin bizim için endişelendiğin kadar endişeleniyorum. Her şeyi böyle kendi derdin haline getirmemen gerektiğini bilmelisin. Onlar iyi olacaktır.”

 

Subaru: “...Sanırım.”

 

‘Endişelenmeye alışkın’ lafı her şeyi dağıtmış, Subaru göğsünden bir ağırlık kalktığını hissetmişti. Kalbindeki yük soyut bir kaya gibiydi—ve onu kendi kendine yüklenmişti.

 

Emilia: “Bana güvenir ve ara sıra benim fikirlerime uyarsan beni mutlu edersin.”

 

Subaru omuzları rahatlayarak iç çekti.

 

Belki peşinde olduğu sonuç bu değildi ama olaylar herkesin genel kanısına uygun şekilde ilerliyor gibiydi.

 

Subaru: “Peki. O zaman bir şeyler bulacak ve—”

 

???: “—Tanrım, Natsuki-san ve Emilia-sama da buradaymış. Ne yapıyorsunuz?”

 

Tam Emilia’nın planına uymak üzereyken biri araya girmişti.

 

Aralarında beliren kişi kocaman bir kâğıt yığını taşıyan gri saçlı genç bir adamdı. Onu tanıyor olan Subaru, elini düşünceli bir şekilde çenesine yerleştirdi.

 

Doğrusu köşkteki onca insan arasında bu meseleyi yokluğu dışında bir sebepten ötürü konuşmadıkları tek bir kişi kalmıştı.

 

Subaru bu düşünceyle, bu adamın problem konusunda ne kadar faydalı olacağını düşünerek başıyla onay verdi.

 

Subaru: “Peki. O zaman bir şeyler bulacak ve gerçekleştireceğiz.”

 

Genç adam: “Acaba neden bu konuşmanın parçası değilmişim gibi hissettiğimi sorabilir miyim!?”

 

Milord Köşkünde tanıdık bir sesin bağırışı kuvvetle yankılanmaktaydı.

 

#Ben Lewes karakterini çok seviyorum ya, güzel nine dendi diye sevinip kızarışı falan çok sevimli 
Ve en sonunda da yine favori karakterlerimden olan Otto geldi. Bu bölümler gerçekten inanılmaz olaysız ama iç açıcı. Şu sonu gelmeyen Sığınak defterini kapattıktan sonra biraz rahatlamak bana iyi geldi şahsen.
Öyleyse bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22005 Üye Sayısı
  • 822 Seri Sayısı
  • 40688 Bölüm Sayısı


creator
manga tr