Cilt 4 Bölüm 127B [ Pes Etmek Yok ] (4/4)

avatar
2578 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 Bölüm 127B [ Pes Etmek Yok ] (4/4)


Çevirmen : Clumsy 

 

Emilia karı aşıyor, beyaz dumanlar soluyarak ilerliyordu.

 

Emilia: “Huma! Tekrar, Huma!”

 

Bağırıyor, art arda buz büyüleri salıyordu.

 

Bunu yapma sebebi ayaklarının kara batışından kaynaklanan zaman kaybının önüne geçmekti. Büyüsüyle karı sertleştiriyor, kendine kayarak ilerleyecek bir yol oluşturuyordu.

 

Kimileri buzda düşebilir ve bu yöntemle büyük bir tehlikeye girebilirdi ama-

 

Emilia: “Tamamdır! Hallettim!”

 

Emilia bir buz büyüsü kullanıcısıydı ve Elior ormanında büyümüştü. Buzlu zeminlere alışkındı. Sığınağın donmuş karında mekân sahibi gibi geziyor, ardından da ufak bir takipçisi koşturuyordu.

 

Emilia: “Bu gerçekten sana uyuyor mu?”

 

Nefesi kesilen Emilia rehberine bu soruyu yöneltmişti. Kız ise Emilia’ya bakarak bir baş sallayışıyla karşılık verdi.

 

İletişim kurabilirlerdi ama Emilia’yla konuşamazdı. Lewes—yani Lewes kişiliğinin temsilcisi—ona ne beklemesi gerektiğini söylemişti.

 

Lewes mezarın dışındayken bir anda Emilia’ya özel bir saygı göstermeye başlamıştı.

 

Emilia’ya Lewes Meyer isimli bir kızın ruhundan doğan bir varlık olduğu ve aynı şartlarda birkaç taklitçisi bulunduğu bilgisini vermişti. Bu Lewesler Sığınağın gözleri görevini görüyordu ve birlikte Roswaal ile Ram’ı aramış, sonra da Emilia’ya rehberlik etmişlerdi.

 

 Bu dünyada ‘Taklit büyüsü’ denilen son derece sıra dışı bir büyü mevcuttu.

 

Emilia daha önce bunun canlı yaratıklar üzerinde uygulanabildiğini işitmemişti ama yasaklı bir büyü olarak yapılması mümkün olabilirdi. Aklındaki soruları sormaktan kendini alıkoyarak Lewes’in yardımıyla Roswaal ve Ram’ı arıyordu.

 

Emilia: “Acele etmezsem... Büyük Tavşan ortaya çıkacak!”

Cadı yaratığı Büyük Tavşan.

 

Dünya hakkında bilgisiz olan Emilia bile bu yaratığın adını duymuştu.

 

Beyaz Balina ve Siyah Yılanın da dahil olduğu üç cadı yaratığından biriydi ve aynı diğerleri gibi bir felaket olarak görülürdü.

 

Güçsüz, kırılgan, minicik tavşanlardan oluşan bir cadı yaratığıydı. Ama yaratığın kendisi o bireylerden oluşan bir gruptu. Yani tek tek tavşanlar değil de grubun bütünü olan o felakete Büyük Tavşan deniyordu.

 

Sonu gelmeyen açlığı ve bunaltıcı çokluğuyla yoluna çıkan her şeyi tüketiyordu. Ama bu da onu tatmin etmeye yetmiyor, kendi kendini tüketerek dünyayı dolaşmaya devam ediyordu. Sahiden tam bir felaketti.

 

En korkuncuysa kendisini sonsuz sayıda yenileyebilir oluşuydu. Büyük Tavşan genelde az sayıda başlar, yiyecek bir şey olmadığında açlığını yatıştırmak için kendi kendini yerdi—ama gözlerini iştahını kabartan bir ava diktiğinde durdurulamazdı. Sonsuz bir sayıya ulaşır, avını yok olana dek çiğner, sonra da sayısını tekrar azaltıp ardında yaban bir arazi bırakarak ayrılırdı. İşte böyle bir şeydi.

 

Emilia bu inanılmaz yaratıkla yüzleşmesi gerektiğinde karar kılmıştı.

 

Tavşanın saldırısından kaçmaları için gerekli zamanları kalmamıştı. Biriken kar kaçışlarını engellemiş, Emilia ve diğerlerine seçim şansı bırakmamıştı.

 

Savaşamayanlar mezarda saklanacak, girişte bir ön saf oluşturulacaktı.

 

Cadı yaratığına karşı oluşturabildikleri tek strateji buydu. O hat Emilia ve Roswaal’dan oluşacaktı. Eğer Ram’ı da dahil etmeleri mümkün olursa Sığınaktaki erişilebilir tüm savaş gücü toplanmış olacaktı.

 

Ve bu yüzden—

 

Emilia: “—”

 

Mücadeleden kalma darmadağın ağaç gövdeleri ve binalar. Toprakta delikler, doğal olmayan kar birikimleri. —Bir ağaç gölgesinde birbirine yakın halde bir adamla bir kadın.

 

Kaskatı halde uyuyan Ram’ı ve sersemlemiş haldeki Roswaal’ı bulan Emilia bağırmaya başladı.

 

Emilia: “—Roswaal! Ram!!”

 

Sessiz Lewes’i ardında bırakarak donuk karda kaydı. Zemini gönlünce yönlendiriyor, dağınık kar tanelerinin üzerinde bir peri gibi ilerliyordu. İlerleyişini tamamladığında hareketsiz ve yarı yarıya kara gömülü şekilde yatmakta olan Roswaal’ı omuzlarından yakaladı.

 

Emilia: “Beni dinliyor musun!? Roswaal, hadi ama, Roswaal! Başımız belada! Herkesi kurtarmamız lazım! Donakalma zamanı değil!”

 

Roswaal: “—”

 

Onu sarsışıyla kafasındaki karlar döküldü ve açığa çıkan ifadesi Emilia’nın boğazını tıkadı.

 

Roswaal'ın solgun, güçsüz gözleri Ram’a dönüktü.

 

Emilia: “Roswaal...?”

 

Roswaal hiçbir şey söylemedi. Emilia’yı fark etmemişti bile.

 

Tepkisizliğinden korkan Emilia, bakışlarını Roswaal’ın kollarındaki şeye çevirdi. Orada pembe saçlı bir kız yatıyor,

 

—Yanaklarındaki karlar hiçbir erime belirtisi göstermiyordu.

 

Emilia: “—! Ram? Ram!”

 

Emilia Roswaal’ın kollarındaki Ram’a seslenmişti, onu uyandırmaya çalışıyordu.

 

Fakat Ram’dan hiçbir tepki gelmiyordu. Tabii ki yanıt veremezdi fakat gözlerini de açmıyordu—hatta gözkapakları bile seğirmiyordu. Yanaklarına ve dudaklarına dokunan Emilia, anormal bir soğuklukta olduklarını fark etmişti. Adeta—

 

Emilia: “Hayır, böyle bir şey olmayacak!”

 

Emilia faydasız düşüncelerini bir kenara bırakıp dişlerini sıkarak Ram’ın kıyafetlerine uzandı. Elini göğsüne götürdüğündeyse silik bir kalp atışıyla karşılaştı.

 

Her an yok olabilecek kırılgan ve güçsüz bir atıştı.

 

Emilia: “—Yaşıyor! İyiyiz! Hala vaktimiz var, Roswaal!”

 

Diye umutla bağıran Emilia Roswaal’a baktı. Fakat Roswaal elini Ram’ın alnından ayırmadan, tamamıyla sersemlemiş bir halde duruyordu.

 

Ve Emilia durumu fark etti.

 

Roswaal’ın elinden Ram’a devasa miktarda mana akıyordu. Ve bu akış, Ram’ı hayata bağlıyordu.

 

Emilia: “Demek Ram’ın hayatını kurtarıyorsun...”

 

Roswaal: “—”

 

Emilia: “—!”

 

Bu gerçeği anladığı anda acı gerçeğin de farkına varmıştı.

 

Ram bilinçsizdi ve durum acildi. Roswaal da onu iyileştirmek için dikkatli bir tedavi uygulamak zorundaydı. Yani o da savaşamazdı.

 

Bu da demek oluyordu ki Emilia Büyük Tavşanla tek başına yüzleşmek zorunda kalacaktı.

 

—Bunu yapabilir miydi ki?

 

O yaratık Kıskançlık Cadısının var olduğu çağdan bu yana, tam dört yüz yıldır hayatta kalan üçlüden biriydi.

 

Kim bilir kaç kişi aynı Emilia gibi o şeyin karşısına çıkma cesareti toplamıştı… Fakat hiçbiri o yaratığı yok etmeyi başaramamıştı. Emilia nasıl bir başına savaşacaktı ki?

 

Puck olmadan. Yalnızca Emilia olarak.

 

Emilia: “Eğer şimdi gidersek...”

 

Belki de hala kaçabilirlerdi? Ama yaratık peşlerine düşerse ne yapacaklardı?

 

Sığınacak veya saklanacak bir yer bulamazlarsa sivilleri yaratıktan koruyamazdı. Mezar gibi bir yeri korumak daha uygundu.

 

Roswaal ve Ram’ın yardım edemeyecek olması can acıtıcıydı ama Emilia savaşmaktan kaçmamalıydı.

 

Emilia: “Roswaal. Ram’ı al ve peşime takıl. Tüm sığınak halkı… mm, herkes mezarda saklanıyor. Ve ben de onları koruyacağım. Ram’ı iyileştirmeyi kesme ve—”

 

Roswaal: “Faydası yok.”

 

Roswaal’ın göz seviyesine inen ve ona kararlılığını anlatmaya başlayan Emilia bir fısıltıyla susturulmuştu.

 

Roswaal’ın boşluğunu koruyan gözleri Ram’ın suratındaydı.

 

Roswaal: “Faydası yok. Hiçbir şeyin faydası yok... Geleceği bilmiyorum. Kendi başıma anlayamıyorum… Bu dünyanın işi bitti.”

 

Emilia: “Demek yine aynı konu ha! Kim takar o kitabı! Belki önemli biri yazmıştır ama ne hakla bizim ne yapmamız gerektiğini söyleyebilir ki!”

 

Bu teslimiyete katlanamayan Emilia Roswaal’ın karşısında sesini yükseltmişti.

 

Bu neden gerçekleşiyordu? Emilia’nın tanıdığı Roswaal bu değildi.

 

Daima soğukkanlı olur, kolayca cesur kararlar alır, bilinmesi gereken her şeyi bilirmiş gibi davranır ve sırıtırdı. Roswaal böyle biri değil miydi?

 

Her şeyden vazgeçen, köşeye sıkıştırılmış, kaybolmuş bir çocuk gibi davranan bu güçsüz adam da kimin nesiydi?

 

Emilia: “Roswaal. Şu anda ne hissettiğini ya da canının ne kadar yandığını anlayamam. Anlamak istiyorum ama buna vakit yok… Fakat o vakti yaratmak isterim. Bu yüzden benimle birlikte hareket etmene ihtiyacım var.”

 

Roswaal: “—”

 

Emilia Roswaal’ı anlamıyordu. O böyle olmaya, Emilia da onu anlayamamaya devam edebilirdi.

 

Ama konuşur ve hislerini paylaşırlarsa anlayacağı şeyler olabilirdi. Bunu yapmazsa anlayamadığı şeyleri anlayamamaya devam ederdi. Ve gerekli vakitleri olmazsa asla iletişim kuramazlardı.

 

Emilia’nın birbirlerine yaklaşmaları için vakit yaratması gerekiyordu.

 

Emilia: “Lütfen ayağa kalk, Roswaal. İkimizin ömrü de burada sonlanmayacak. Ram’ınkinin sonlanmasına da izin vermeyeceğiz. Birlikte diğerlerinin yanına döneceğiz ve—”

 

Roswaal: “Ben...”

 

Emilia ısrarcıydı. Fakat Roswaal onun bakışlarına karşılık vermiyordu.

 

Ram’a bakmaya devam ediyorken kırmızı dudakları şu sözler için kımıldadı:

 

Roswaal: “Ben, pes ediyorum...”

 

Öyle sessiz söylemişti ki hiç söylenmemiş gibiydi.

 

Islıklar çalan dondurucu rüzgâr yüzünden zar zor duyulabilmişti.

 

Dudaklarından zar zor çıkan bir fısıltıydı. Roswaal’ın kendisinin bile duyup duymadığı şüpheliydi. Fakat Emilia o sessiz teslim oluşu kesinlikle işitmişti.

 

Ve bu yüzden—

 

Emilia: “—Sakın öyle bir şey söyleyeyim deme!!”

 

—Roswaal’ı yakasından yakalamış ve öfkeyle bağırmıştı.

 

Bu hareket Roswaal’ın kafasını sarstı ve acı dolu bir ses çıkarmasına yol açtı. Bu sırada Emilia ona sözleriyle saldırmaya devam etmekteydi.

 

Emilia: “Pes mi ediyorsun!? Ne demek ‘pes ediyorum’!? Pes edilecek hiçbir şey yok! Senin pes edeceğin hiçbir şey yok! Sakın pes edeyim deme! Sakın teslim olayım deme! Ben de Ram da sen de hiçbir şeyin sonuna gelmedik!”

 

Roswaal: “—”

 

Emilia: “Ben Yargılamayı tamamladım! Ödümün koptuğu geçmişi! Gerçekleşebilecek mutlu bir zamanı! Karşıma çıkabilecek mutsuz gelecekleri! Hepsini gördüm! Ve hala bu yolda yürümekte kararlıyım… ve bu kararlılıkla en sonunda yürüyebiliyorum!”

 

Bağırıyordu.

 

Daha önce içinde biriktiğini hiç anımsayamadığı bir öfke taşıyordu.

 

Evet. İşte böyle. O ağlamaklı sesi dinlemiş, o acınası fikirleri işitmiş, o korkak ruhu görmüştü. Sonunun geldiğini kabullenip teslim olunca işte böyle olurdu.

 

Emilia'nın kükreyişiyle yanakları katılaşan Roswaal bakışlarını kaçırdı. Ram için endişelendiğinden değildi, dikkatini dağıtıyor, görmek istemediği şeylerden kaçıyordu.

 

Fakat Emilia onu çenesinden yakaladı ve kendisine bakmaya zorladı.

 

Emilia: “Biri seninle konuşurken suratına bakılır!”

 

Roswaal: “—hk”

 

Emilia: “İnsanların gözünün içine bakmadan ne düşündüklerini anlayamazsın. Onların gözünün içine bakmadan bir şeyi neden yaptıklarını anlayamazsın. Gözlerini gözlerime dik, sesimi duy, ayağa kalk ve beni takip et.”

 

Roswaal'ın tuhaf renkli gözleri bir şeyi fark etmişçesine kırpılmıştı.

 

Ardından dudakları seğirdi. Fakat hiçbir söz söyleyemedi.

 

Roswaal: “—auh,”

 

Emilia: “Hiç kimsenin pes ettim demesine izin vermeyeceğim. Hayatta olduğun sürece pes edecek bir şey yok demektir. Ve—Hiç kimsenin burada ölmesine müsaade etmeyeceğim!”

 

Emilia ayağa kalktı. Etrafında döndü.

 

Etrafında onu aşkın Lewes taklidi toplanmıştı. Hepsi de itaatkâr şekilde diz çökmüştü ve emirlerini beklemekteydi.

 

Bir nefes aldı ve emrini verdi.

 

Emilia: “Roswaal ve Ram’ı alıp mezara götürün. Ne olursa olsun herkesi koruyacağım.”

 

Kudretli bir şekilde konuşuyordu ve bu hakkı tesadüfen elde ettiğinin farkındaydı. İtaatkâr Lewesleri peşine takarak Sığınağın karları arasında koşmaya başlamıştı.

 

Lewes grubu da Roswaal ile Ram’ı destekleyerek onun ardından ilerliyordu.

 

—Emilia’nın izleyeceği yola dair en ufak bir tereddüdü kalmamıştı.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Ve bu şekilde devam eden olayların sonunda—

 

“Kendini bu kadar zorlamana gerek yok, Emilia-tan.”

 

Her şeyi korumaya karar veren kızın üzerine titreyen oğlan, yeniden kızın yanına dönmüştü.

 

“Uzak durabilir, geri çekilebilirsin. —Kurtuluş savaşı başlıyor.”

 

“Üzgünüm. Bu benim boyumu biraz aşıyor.”

 

Her zamanki laklakları karşısında gülümseyerek düşmekte olan bedenini desteklemiş, gözleri ilerlemekte olan beyaz siluetlere takılmıştı.

 

İki siluet el ele yürüyordu.

 

Ayrıca iki ses işitmişti.

 

Sesleri canlıydı ve bunu duymayı beklediğini fark eden kızın kalp atışları hızlanmıştı.

 

“Bundan sonra olacaklar tam bir muamma, doğrusu.”

 

“Evet, bu konuda bir şeyler yapacağız. —Birlikte, sen ve ben!!”

 

Ve hikayeler bu şekilde birleşmiş, sona girerken arzuları birbirinin mükemmel birer yansıması olmuştu.

 

Şövalye ve Prenses, kar fırtınasının teslim aldığı Sığınakta yaratıkla yüzleşiyordu.

 

Tek başına idare edemeyip yanına bir büyücü alan, galibiyet uğruna her şeyi adayan bir Şövalye…

 

—İşte Sığınağın son savaşı başlıyordu.

 

#Hikayelerin bu şekilde ayrı ayrı anlatılıp bağlanışını çok sevdim. Ve yeni Emilia’yı da çok sevdim. Roswaal’ı sarsıp kafasından tutup ona emirler yağdıran, bağırıp çağıran güçlü, kararlı bir Emilia görmek çok güzel. Sonunda akıl yaşı da esas yaşına ayak uydurmaya başlıyor. Yeni olgunlaşan Prenses ve olgun ama güçsüz Şövalye… Maceralarının, savaşlarının nasıl olacağını 130. bölümde göreceğiz. Önümüzdeki üç gün için söz veremiyorum, çok yoğun olacağım. Ama ya ara ara bölüm atarım ya da pazartesi veya sonrasında toplu bölüm atarım diye düşünüyorum. Tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21951 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40707 Bölüm Sayısı


creator
manga tr