Cilt 4 Bölüm 122 [ Gürültülü Buluşma ] (3/3)

avatar
2578 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 Bölüm 122 [ Gürültülü Buluşma ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy 

 

Frederica şu gerçeği kabullenmek üzereydi: karnımdan ikiye ayrılacağım.

 

???: “Bunun için üzgünüm... ama seni davet eden olmadı.”

 

Metalin metale çarpışına kulağa hoş şekilde hoşnutsuz gelen bir ses eşlik etti.

 

Bir çelişkiydi fakat doğruydu.

 

Heyecanlı ama aynı zamanda rakibinden de rahatsız bir sesti.

 

Gerçekten beklenen de buydu.

 

Kadın: “Sen...”

 

???: “Sıçtıımın sonsuzluğuna dek orda baş aşağı mı oturcaksın, eh!? —Cehennem olup git!”

 

Bıçaklarının önü kesilen ve saldırısı etkisiz hale getirilen kadın gaddar bir tekme yedi. Bedeni bir C şeklinde kıvrılırken karşısındaki adam kalkık bacağını indirerek kollarını birbirine vurdurdu.

 

İki koluna da gümüş, parlak kalkanlar kuşanmıştı.

 

Kollarındaki tek ele uyumlu kalkanlar yumruklarını örtüyordu.

 

Adam: “Kaptanın dediğine göre EN İYİ DEFANS İYİ BİR SALDIRIDIR derlermiş.”

 

Bu sözlerle keskin dişlerini gösteren adam konuşurken dişlerini takırdatmıştı.

 

Adam: “İşte böylece defansif kalkanları alıp saldırıda kullandım… En iyi saldırıyla en iyi defansı aynı anda kullanınca iki en iyi birleşip en güçlü haline gelmez mi?”

 

Aptalca, çocuksu bir mantıktı.

 

Ama bu adam çocuksu mantığını uygulayıp iki kalkanı silaha çevirmişti.

 

Sarışın adam ayaklarını birbirinden uzaklaştırarak pozisyonunu almış, rakibine dikkatlice bir bakış attıktan sonra kafasını arkasındaki Frederica’ya çevirmişti.

 

Adam: “Haklı diil miyim abla—haysıçtığımın, bu ne irilik lan!?”

 

Savaşçının havası ansızın dağılmıştı.

 

Bu adamın—yo—oğlanın gözleri Frederica’yı baştan aşağı süzerken olabildiğince irileşmişti.

 

Oğlan: “Ne—ciddi misin sen!? Bu benim ablam mı!? Benim ablamın daha ufak, daha zayıf, daha hoş suratlı olması gerekmiyo muydu!? Bu benim ablam diil, daha ziyade abim gibi... agahh!?”

 

Frederica: “Kabalaşma.”

 

Frederica dizini kendisine bakakalan kaba oğlanın beline geçirmişti.

 

Oğlan sendeleyerek yere yığıldıktan sonra tembelce ayaklandı. Ve onun sersemlemiş suratına bakan Frederica onu fark etti. Alnındaki yarayı.

 

Frederica: “Bu sen misin, Garf?”

 

Garfiel: “Onu boş ver de cidden sana Frederica demem doğru mu… buna inanmam mümkün diil... gahk!”

 

Frederica: “Bana uygun olduğu üzere abla demeyi ihmal etme.”

 

Garfiel tam yeniden ayaklanmak üzereyken bir dirsek daha yiyerek ıstırabına geri döndü.

 

Onun bu acılı haline bakmak Frederica’ya çocukluklarını hatırlatmıştı: Sığınakta hiçbir oyuncakları olmadığı için sıkıntılarını gidermek için bedenlerini kullanırlardı.

 

Frederica az önce aradaki dokuz yaş farkını tamamen hiçe sayarak Garfiel’i savurmuştu. Aynı eski günlerdeki gibi.

 

Frederica: “Yo. Garf... cidden büyümüşsün.”

 

Garfiel: “'Sen böyle diyince dalga geçiyomuşsun gibi geliyo, oy! Bilesin diye söylüyorum benim harika benliğim hala büyüyo! Sonsuza dek kafamın tepesine bakacağını sanma!”

 

Frederica: “Huhuhu, müsaade et de lafımı değiştireyim. Bedenin büyümüş olabilir ama sen her zamanki küçüklüğündesin.”

 

Garfiel: “O da ne cehennem oluyo!?”

 

Garfiel Frederica’nın ifadesine itiraz ederek dişlerini sıkmış, kardeşiyle on yıl üzerine gerçekleştirdiği ilk etkileşimse Frederica’yı inanılmaz bir mutlulukla doldurmuştu.

 

Kim Garfiel’le Sığınak dışında görüşeceği o günün geleceğini düşünebilirdi ki?

 

—Bunu Sığınağa giren birinin sağladığı kesindi.

 

Ram mı Emilia mı Subaru mu? Hangisiydi?

 

Frederica: “Ah, Otto-sama da sizinleydi.”

 

Garfiel: “Ha, o tip bi türlü ödemesini alamıyo. MIGURD YAPIMI KÖPRÜ NORMAL ŞARTLARDA YIKILIR lafını düşün, eh sanırım o da öyle bi tip.”

 

Kafasında neşesiz görünümlü gri saçlı bir adam belirmişti.  

 

Kardeşlerin ikisi de bu sonuca ulaşırken karanlık koridorun derinliklerinden bir ses yükseldi.

 

???: “Artık harekete geçmemde bir sakınca var mı?”

 

Garfiel: “Bizi beklemeye zahmet etmen çok düşünceliydi. Madem bu kadar iyi olcaksın işini bi kenara atıp lanet olasıca evine dönmeye ne dersin? Harika benliğim bi kadını yumruklamak istemiyo.”

 

Kadın: “Tanrım, ne kibarsın.”

 

Garfiel bir böceği kovarmış gibi bir harekette bulundu. Kadın gülümsedi.

 

Frederica ise bunaltıcı derecede ihmalkarlaşan Garfiel'in sırtını dürttü.

 

Frederica: “Garf. Onu kadınsı görünümüyle yargılarsan acı dolu bir deneyim yaşayacaksın.”

 

Garfiel: “Evet farkındayım, hiç normal diil. Hem şunu bilsen iyi olur, bu dünyada benden gerçek bi leydi muamelesi görecek tek kadın Ram.”

 

Frederica: “Bunun kulağa havalı geldiğine inanıyorsan azıcık bile havalı olmadığını belirtmem gerekecek. Ram sana homurdanarak karşılık verirdi.”

 

Garfiel: “Lan!?”

 

Frederica hayretler içerisindeydi. Garfiel ise içerlemiş bir şekilde ona bakmıştı.

 

—O esnada kadının elinden gümüş bir disk havalandı.

 

Bir disk. Yo, aslında bir disk değil, çılgın bir hızla dairesel halde ilerleyen bir bıçaktı. O şey havada görülemeyecek derecede hızlı ilerliyordu ve Garfiel’e ulaştığı takdirde kafasını yarıp taze kanını koridora sıçratmaya hazırdı.

 

Garfiel: “Biliyosun,”

 

Kadın: “—”

 

Metallerin çarpışma sesi bir kıvılcım yağmuru doğurdu.

 

Fırlatılan bıçak kaldırılan sağ kalkanın yüzünü kesti ve o şeyin açısındaki marifetli bir kayışla uçarak tavana yöneltildi. Garfiel ise bunu izlemeden aceleyle öne atıldı, zeminde kaydı ve diğer kalkanını kaldırarak kadına yaklaştı.

 

Garfiel: “Sana burdan cehennem olup gitmeni söylemiştim, di mi?”

 

Kadın: “Duydum ve bu da benim yanıtım.”

 

Yumruğu inmeden hemen önce kadın kendisini geriye doğru sıçratarak kolunu hızla çekti.

 

Ve Garfiel’in ardındaki bıçak ansızın tavandan çıkarak kazandığı ivmeyle ona arkasından saldırmak adına tekrar harekete geçti.

 

Bıçağın tutacağına bağlı ipin diğer ucu kadının diğer bıçağıyla bağlantılıydı.

 

Frederica: “Garf!”

 

Onu uyarmak için fazla yavaş kalmıştı.

 

Bıçak dönerek yukarı kalkmakta olan ve kadına vurmasına saniyeler kalan Garfiel’i ikiye ayırma niyetiyle koluna yaklaşıyordu. Ama-

 

Garfiel: “—Lanet olasıca yüzsüz!!”

 

Frederica: “—!?”

 

Frederica ona ulaşmış, belki de ulaşamamışken, Garfiel’in bağırışı işitildi.

 

Kolu genişledi ve altın tüylerle örtüldü. Kalınlığı kütük kadar olan o şeyin bir insandan ziyade bir hayvan uzvu olduğu aşikardı.

 

Kadın bile şaşırmış görünmenin önüne geçememişti.

 

Garfiel bir kükreme eşliğinde yumruğunu ve kalkanını kadının midesine geçirdi.

 

Tabii ki kaçınmaya zerre kadar çaba harcamadığı için bıçak da Garfiel’in koluna saplandı. Fakat o kalın uzvu ve dayanıklı kürkü tamamen aşmayı başaramadı.

 

Kadın: “—Gauh!?”

 

Garfiel: “Defol burdan kadın!!”

 

Acıdan tamamıyla rahatsız haldeki Garfiel’in yumruğu kadını uçurdu ve ivmeyi öldürmeyi başaramayan kadın yere çarpıp sekerek zemin boyunca yuvarlandı.  

 

Garfiel kadının yuvarlanışını izlerken bıçağı omzundan hızlıca çekti. Dişleriyle de bağlantı ipini kopartarak bıçağı yakındaki bir pencereden aşağı fırlattı.

 

Garfiel: “Ha! KRUGAN DÜŞMANI KOLLARI OLMADAN DA KATLEDER! Azıcık acı yüzünden delirip sinceğimi sanıyosan ölümüne hatalısın, geri zekalı!”

 

Frederica: “Asıl geri zekalı sensin!”

 

Garfiel: “Dgha!?”

 

Garfiel böbürlenirken ablasının yumruğu kafasının arkasına ulaştı.

 

Garfiel ise yere çökerek bu beklenmedik dayağa protesto şeklinde arkasına baktı.

 

Frederica: “Kendini yaralayacak şekilde dövüşmek… Büyükanne bunu görse ağlardı.”

 

Garfiel: “Aeuh, guh... b-ben ninenin ne düşünceğini bilmiyo diilim...”

 

Frederica: “Büyükanneye böyle mi sesleniyorsun!? Seni böyle yetiştirdiğimi anımsamıyorum!”

 

Garfiel: “Birbirimizi dört yaşımdan beri görmedik ve en sonunda buluştuğumuzda bunu yapıyosun, gerçekten inanılmazsın!”

 

Garfiel nefes nefeseydi. Bu sırada önüne bakmakta olan Frederica siyah bir siluetin aygın baygın bir şekilde ayaklanmakta olduğunu fark etti.

 

Kadın kendisini yavaşça doğrultu, bıçağını elinde çevirip ağzındaki kanı parmağıyla sildi ve yaladı. Suratında sevimli bir gülümseme beliriyordu.

 

Kadın: “—Harikasın. Çok harika. Ne canlı bir oğlan.”

 

Garfiel: “Dürüst olmak gerekirse harika benliğim senin az önceki darbeden sonra kalkabilceğini düşünmüyodu. Benim hatam, seni azcık hafife almışım.”

 

Garfiel ellerini birbirine bastırarak özrünü dilemişti.

 

Kulağa tam olarak birbirini öldürmeye çalışan iki canavar gibi gelmeyen bu etkileşim Frederica’nın bir an için zamanın akışını unutmasına yol açmıştı.

 

Hemen başını sallayarak kendisini toparladı.

 

Frederica: “Garf! Bu kadın bir muamma. Gardını indirmemeye dikkat et...”

 

Garfiel: “Sana anladım diyorum. Ama her neyse. Abla… Rem denen kızı tanıyo musun?”

 

Frederica: “...? Evet, bu köşkte. Ben, emm, onun Ram’ın kız kardeşi olduğunu duydum.”

 

Frederica da bu konuda pek emin değildi.

 

Ram’ı çocukluğundan beri tanıyor ve bu anıların içerisinde Ram’a ait bir kız kardeş yer almıyordu.

 

Ama Subaru Rem’in Ram’ın kardeşi olduğunu açıklamıştı ve aralarında şok edici bir benzerlik söz konusuydu. Söylenenlere göre kız kendisini herkesin anılarından sildirecek bir Cadı Tarikatı belasından mustaripti.

 

Garfiel: “Ram’a mı benziyo?”

 

Frederica: “Tıpatıp Ram gibi. Ama bu onun yedeği olarak onu kullanmanı haklı çıkarmaz.”

 

Garfiel: “Öyle iğrenç bi şey yapacak değildim. Sadece kontrol edicektim. —Gerçekten.”

 

Kadın bu konuşma esnasında omuzlarını döndürüp bacaklarını hareketlendirmiş ve fiziksel durumunu kontrol etmişti.

 

Belki de onlara konuşmak için bir fırsat tanımıştı. Düşünceleri tam anlamıyla net sayılmazdı.

 

Her halükârda,

 

Garfiel: “Abla, eğer o kız bu kattaysa bi fırsat bulup onu dışarı çıkar. Benim harika ellerim tamamen bu kadınla meşgul olcak.”

 

Frederica: “N-ne diyorsun? Ben de dövüşeceğim. Birlikte olursak şansımız...”

 

Kadın: “Bunu sahiden merak ediyorum.”

 

Frederica keskin bakışlarını kadına çevirmiş, kadınsa gülümsemesini bıçağının ardında gizlemişti.

 

Kadın: “Lütfen bu kadar korkunç ifadelere bürünme. Hem minik kardeşinin de ifadelerimde yanılmadığımı kanıtlayacağına inanıyorum.”

 

Frederica: “...Garf?”

 

Frederica'nın kaşları kafası karışık bir şekilde kalkmıştı.

 

Garfiel kalkanlarının açısını ayarlayarak karşılık verdi.

 

Garfiel: “Üzgünüm abla. Bu ‘arkamda neler olduğu’ konusunda endişelenirken dövüşebileceğim kadar kolay biri diil.”

 

Frederica: “Ne!”

 

‘Beni engellersin’ cümlesi nutku tutulan Frederica’nın vardığı hükümdü.

 

Kendi kabiliyetlerinin kadının kılına dokunmaya bile yetmediğini bilse de bir yük olacak derecede işe yaramaz olduğunu işitmek hakarete uğramış hissettirmişti.

 

Garfiel: “Beni yanlış anlama abla. Yük olduğunu söylemiyorum.”

 

Frederica: “...O zaman ne söylüyorsun?”

 

Garfiel: “Ben ve bu hatun ciddileşirsek buranın bi savaş alanına döneceğini söylüyorum.”

 

Garfiel önce kendisini, sonra da kadını işaret etmişti. Kadın da bu sözleri onaylarcasına mutlu mesut gülümsedi. Ve örgüsüyle oynayarak hafifçe öne eğildi.

 

Kadın: “Aynen öyle... Ve senin için en iyisi geride durman olur.”

 

Savaş—sadece gerçekten güçlü olanın kavrayabileceği bir histi.

 

Kendisine fazlasıyla üstün gelindiğini anlayan Frederica’nın içerisinde bir hayal kırıklığı belirdi.

 

On yıl sonra kardeşiyle bir araya gelmişti ama ona yardım bile edemiyordu.

 

Garfiel: “Anlamsız saçmalıkları düşünmeyi bırak abla.”

 

Frederica: “Garf...”

 

Garfiel: “Kollarıma bak. Bu kalkanlar küçükken oynadığımız kalkanlar. Şu anki kuvvetime senin sayende kavuştum.”

 

Frederica'nın gözleri irileşmişti.

 

Garfiel’in sesinde endişe, ilgi ve bu duygular dışında bir şey daha mevcuttu. Frederica küçük kardeşinin olgunlaştığını hissetmiş ve bu da içini ısıtmıştı.

 

Garfiel: “Kaptan sayıların gücünü kullanarak g*tümü devirdi. Ama formumun zirvesine o hikâyeyi de değiştirerek çıkıcam.”

 

Bir adım öne çıkan Garfiel dişlerini takırdattı ve kalkanlarını birbirine vurdurdu.

 

Garfiel: “Gel bakalım kadın. Bu benim Sığınaktan ayrılışımın kutlaması. Ve bu kutlamaya önüme çıkan ilk engeli temizleyerek başliycam!!”

 

#Bu bölüm çok iyi değil miydi? Ben Garfiel-Frederica etkileşimine bayıldım. Abla değil abi muhabbeti ve kadını döverken bir yandan da edepsizliği yüzünden sürekli ablasından dayak yemesi bir harikaydı 
Bu arada bağırsak avcımız dişine göre bir rakip bulmuş gibi görünüyor. O zaman 'bağırsak avcısı sığınağın kalkanına karşı'bölümünde görüşmek üzere arkadaşlar!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22140 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 41016 Bölüm Sayısı


creator
manga tr